İçeriğe geç

Ateşten Kalp

Bölüm 2 · 7 dk okuma

Ateşten Kalp

Bölüm 2

Kafes

13 yıl önce.

Soğuk bir kış gecesi, küçük bir kız bağırışlarla uyanmıştı. Yatağından kalkıp odasının kapısına doğru yönelirken annesi onu hızla geri çekti. Anne, kızı güvenli bir yere götürmek için telaş içindeydi. Küçük kız, olanları anlamaya çalışırken korku dolu gözlerle annesine baktı.

Annesi, kızı bir dolabın içine sakladı ve sessiz kalmasını sıkı sıkı tembih etti. Kız, dolabın aralığından annesinin odadan çıkmaya çalıştığını gördü. O anda, birkaç muhafız içeri girdi. Küçük kız, dolabın içinden korkuyla izlerken annesi, muhafızlar tarafından gözlerinin önünde öldürüldü.

Günümüz:

Her zamanki gibi, gördüğüm kabustan sıçrayarak uyandım. Yatakta doğrulup terliklerimi giydim ve banyoya yöneldim. Elimi yüzümü yıkayıp aynada kendimi inceledim. Günlerdir uyuyamamış olmaktan gözlerimin altı morarmış, yüzüm solgundu. Düşüncelerim, arkadaşım Meyra'nın sesiyle dağıldı. "İlina, kahvaltı hazır!" diye seslendi. "Geliyorum," diye cevap verdim ve mutfağa doğru yürüdüm.

"Günaydın," dedim Meyra'ya. "Günaydın," diye karşılık verdi. Sandalyeyi çekip oturdum. "Yine aynı kabusu mu gördün?" diye sordu endişeyle. "Evet," dedim, "neredeyse bir haftadır aynı rüyayı görmeye başladım."

"Biraz dışarı çıkalım istersen, kafan dağılsın," dedi Meyra. "Olabilir," dedim. "Yemek yiyip çıkalım o zaman."

Meyra ve ailesi, savaşın ardından en büyük destekçilerim olmuştu. Ancak üç yıl önce bir hastalık yüzünden Meyra'nın ailesini kaybettik. Meyra, ailesinin tek çocuğuydu ve şimdi birlikte krallıklardan bağımsız bir köyde yaşıyorduk. Geçimimizi ormanda avladığımız hayvanları köylülere satarak sağlıyorduk. Bu basit ama zorlu yaşam, birbirimize olan bağlılığımızı güçlendirmişti.

Meyra ile sessizce kahvaltımızı yapıyorduk. Kahvaltı esnasında her zamanki gibi kendi düşüncelerime dalmıştım. Aklımda yapmam gerekenler vardı, ama Meyra’nın yanında olmak biraz olsun rahatlatıcıydı. "Doyduysan kalkalım mı?" diye sordu Meyra. Gözlerimdeki düşünceleri silkeleyip ona döndüm. "Olur," dedim ve masadaki bulaşıkları yıkayıp odama doğru yöneldim.

Dolabı açtım ve giyeceğim kıyafeti seçmeye başladım. Bugün kendimi pek iyi hissetmiyordum; enerjim düşüktü. Bu yüzden belden bağlamalı siyah elbiseyi giymeye karar verdim. Elbisenin ağırlığı ve koyu rengi, ruh halimle uyum içindeydi. Saçlarımı topuz yaptım, aynada kendime baktım. Dışarıya çıkacak halim yoktu, ama söz vermiştim. Meyra’nın odasına doğru yöneldim, derin bir nefes alarak kapısını çaldım.

"Hazır mısın?" diye sordum kapıyı aralarken. İçeriden "Az kaldı, bekle geliyorum," diye seslendi. Meyra hep böyleydi; kendine özen göstermeden dışarı çıkmazdı. Beklerken, onun neden bu kadar özenli olduğunu düşündüm. Belki de hayatındaki küçük detaylar, ona mutluluk getiriyordu. 10 dakika sonra odaya girdi. "Nasıl olmuşum?" diye sordu. Üzerinde mavi, belden korseli düz bir elbise vardı. Gözlerimle onu baştan aşağı süzdüm. "Çuval giysen bile yakışır sana," dedim. O, gülümseyerek teşekkür etti. Meyra’nın bu kadar kolay mutlu olabilmesi, onu diğerlerinden farklı kılıyordu.

Birlikte kapıya yöneldik, ayakkabılarımızı giydik ve dışarı çıktık. Hava bulutluydu, yağmur yağmak üzereydi. "Hava tam senin sevdiğin gibi," dedi Meyra, beni tanıyan bir tonda. Gerçekten de bulutlu ve yağmurlu havaları severdim; bana huzur verirdi. Yavaşça yürümeye başladık.

"Nereye gidiyoruz?" diye sordum merakla. İçimde hafif bir heyecan vardı. "Yakında festival var, onun için kıyafet almaya gidiyoruz," dedi. Dolabımda zaten yeterince kıyafet vardı, ama Meyra’nın heyecanını kırmak istemedim. "Dolabında o kadar kıyafet var, gerek var mı?" dedim, ama bunu söylerken Meyra’nın ne kadar hevesli olduğunu fark ettim. "Orada soylu insanlar olacak, belki kısmetimiz açılır," dedi gülerek. Onun bu iyimserliği ve hayalperestliği her zaman bana ilginç gelmişti. Hafif bir tebessümle yolumuza devam ettik.

Çarşıya vardığımızda Meyra, elimden tutup beni tezgahlara doğru sürükledi. İnsanlar festival için alışveriş yapıyorlardı; renkli kumaşlar, mücevherler, parfümler... Her şey çok canlıydı. Meyra, yeni bir elbise arayışında görünüyordu. Onun bu neşesi, benim de içimi biraz olsun ısıttı. Belki de bu sefer farklı bir şey olurdu, belki de gerçekten kısmetimiz açılırdı. İçimde bir umut kırıntısı belirdi, tıpkı o bulutlu havanın ardındaki güneş gibi.

Meyra tezgahlarda kıyafet ararken, onu izlerken hafif bir gülümsemeyle bakıyordum. Gözüne kestirdiği siyah, belden korseli ve önden düğmeli kısa bir elbiseyi bana doğru uzattı.

"Bu sana çok yakışır," dedi, gözleri parlayarak.

Elbiseye bakarken biraz tereddüt ettim. "Ben bunu giymem, çok kısa," dedim, içimde bir rahatsızlık hissiyle.

Meyra'nın yüzündeki ısrar dolu ifadeyi gördüğümde içten içe bir an için direncimi kırdığını hissettim. Onu hayal kırıklığına uğratmak istemiyordum. "Peki, denerim," dedim, elbiseyi yanıma alırken.

Meyra bir süre daha tezgahların arasında dolaştıktan sonra, kendisine beyaz çiçek desenli, bilekte biten ve dizine kadar yırtmaçlı bir elbise seçti. Her zaman zevkliydi; seçimi yine harikaydı. Onun enerjisi ve heyecanı bulaşıcıydı.

Alışverişi tamamladıktan sonra kombinlerimize uygun birkaç parça eşya daha alarak eve doğru yol aldık. İçimdeki tereddütle yüzleşmek zorunda kalacağımı bilerek, Meyra'nın ısrar ettiği elbiseyi denemeyi düşündüm. Belki de bu, kendimle ilgili yeni bir şeyler keşfetmemin yolu olabilirdi. Onun hevesini kırmak istemediğim kadar, kendi sınırlarımı da zorlamak istiyordum.

Eve vardığımızda, Meyra festivalden bahsetmeye başlamıştı bile. "Belki Kral Ryan da orada olur," dedi, gözlerinde umut ışığıyla. Onun bu iyimserliği karşısında içimden hafif bir gülümseme geçti, ama yine de ciddiyetimi koruyarak, "Olsa ne olur, olmasa ne olur," diye yanıtladım. Bu kadar önemsiz bir konuya bu kadar heyecanlanmasını anlayamıyordum. "Off, çok sıkıcısın," diye şikayet etti. Onun hayal kırıklığını fark etsem de, gerçekten yorgundum. "Neyse, sen hayal kurmaya devam et. Ben uyumaya gidiyorum, çok yorgunum," dedim.

"İyi uykular o zaman," diye yanıtladı Meyra, biraz kırgın bir tonla. Odamın yolunu tuttum, ama içimde bir huzursuzluk vardı. Yatağıma yatarken, yaşadıklarım gözümde canlanıyordu. Bir anda hem ailemi hem de benliğimi kaybetmiştim. Bu düşünceler zihnimi sarmalarken, uykuya dalmam kaçınılmazdı.

Rüyamda yine o karanlık ormandaydım. "Anne, neredesin?" diye bağırıyordum, sesim yankılanıyordu. Karşılık gelmiyordu, sadece sessizlik. Kalbim sıkışıyordu, adımlarım hızlanıyordu. Birden bir ses, "İlina, kendine gel!" diye yankılandı. Sesler ve rüyalarım birbirine girmişti, her şey karmakarışık olmuştu. Aniden uyanarak yatağımdan sıçradım, nefes nefeseydim.

Karşımda, endişeyle bana bakan Meyra'yı gördüm. Gözlerinde tedirgin bir ifade vardı. "İyi misin?" diye sordu, sesi hafif titriyordu. Gözlerim aniden doldu ve gözyaşlarımdan kaçamadım. Meyra, gözlerimdeki yaşları görür görmez yanıma geldi ve beni kucakladı. "Hepsinin üstesinden birlikte geleceğiz. Ben yanındayım," dedi, sesi güven vericiydi. İçimde bir sıcaklık hissettim, onun varlığı bana güç veriyordu.

Dolu gözlerle ona baktım ve hıçkırarak, "Yanımda olduğun için teşekkür ederim, kardeşim. Hayattaki tek şansımsın," dedim. Meyra'nın kollarında ağlarken, tüm acılarım bir nebze hafifliyordu.

Bir süre sonra, Meyra konuyu değiştirmek için, "Aç mısın?" diye sordu. "Pek aç değilim," diye yanıtladım. Onun bu sorusu bile, beni biraz daha rahatlatmıştı. "O zaman sen duşa gir, ben de bir şeyler hazırlarım," dedi ve odadan çıktı. Yalnız kaldığımda, hala içimdeki acıyı hissetsem de, Meyra'nın yanımda olduğunu bilmek biraz olsun içimi ferahlatıyordu. Yavaşça kalkıp duş almaya gittim, suyun altında düşüncelerimi toparlamaya çalışarak.

Soğuk suyun serinletici etkisiyle biraz olsun kendime geldikten sonra duştan çıktım. Saçlarımı hızlıca kurutup gardıroptan bir şeyler seçmeye başladım. Mutfaktan gelen güzel kokular, Meyra'nın yine harikalar yarattığının işaretiydi. Mutfak kapısından içeri adımımı atar atmaz, göz göze geldik. "Ellerine sağlık, yine döktürmüşsün," dedim, gülümseyerek. Meyra da tebessüm etti, "Hepsi senin için, güzelim."

Sandalye oturdum ve önüme konan soslu makarnadan bir çatal aldım. "Ellerine sağlık," dedim yeniden. "Afiyet olsun," diye karşılık verdi, gözleriyle beni takip ederken. "Bir şeyler yapmak istiyor musun kafanı dağıtmak için?" diye sordu.

Bir an duraksadım, düşüncelerim karışık ve yoğun. "Belki biraz dışarı çıkıp yalnız kalmak istiyorum," dedim. Meyra başıyla onayladı, "Tabii, dikkat et kendine."

Odamda gardıroba yöneldim. Siyah deri pantolonumu ve belden oturan, zarif bir gömlek seçtim. Cekmecemi açıp annemin hançerini çıkardım, cebime koydum. Bu hançer, annemden kalan son hatıra ve belki de en güçlü silahımdı. Botlarımı giyip evden çıktım, ormana doğru yürümeye başladım. Düşüncelerim bir türlü durulmuyordu; annemin ölümü, Meyra'nın sessiz desteği ve intikam arayışımın ağırlığı arasında gidip geliyordum.

Yarım saat sonra mekanın önüne vardım. İçeri girdiğimde Damon beni fark etti. "Oo, güzellik, sen buralara gelir miydin?" dedi, bana sarılırken. "Kafam çok dolu, dağıtmak istedim," dedim, zayıf bir gülümsemeyle. "İzleyici olarak mı, yoksa oynayacak mısın?" diye sordu. "Ben ne zaman izleyici olarak geldim ki?" dedim, bir yandan gülümserken. Damon da güldü, birlikte odalara doğru yürümeye başladık. Etrafta insanlar içiyor, sohbet ediyor ve dövüşleri izliyordu.

Dolabımdan maskemi çıkarıp taktım. Kimliğimi saklamak önemliydi; bu dünyada kim olduğumu bilmemeliydiler. Damon, sıramın geldiğini söyledi. Annemin hançerini sıkıca kavrayarak odadan çıktım. Kafese doğru ilerlerken Damon karşımdaki rakibi anlatıyordu. "Bu sefer rakibin çok dişli, dikkatli olman lazım," dedi. "Ben hallederim," dedim, yüzümde bir gülümseme.

Kafese girdiğimde kalabalık "Karina" diye bağırmaya başladı. Bu, kafes dövüşlerindeki takma adım. Rakibim Ares ise maskeli ve geniş yapılı biriydi; gerçekten zor bir rakip olduğu belliydi ama korkmuyordum. Sunucu, dövüşün heyecanını artırmaya çalışıyordu, "Kafeste bir ilk, en iyi iki dövüşçümüz bir arada! İnsanların kafası karıştı, kime bahis yapacaklarını bilemiyorlar!"

Düşüğün çalmasıyla harekete geçtik. Annemin hançerini sıkıca tutarak Ares'e hamle yaptım ama geri çekildi. O da göğüs kafesime doğru hamle yaptı ancak başarısız oldu. İlerleyen dakikalarda Ares'in gözleri ilk kez yüzüme kilitlendi. O anı fırsat bilerek hançeri sağ göğsüne sapladım. Gözlerimin içine bakarak yere yığıldı. Kalabalık adımı bağırmaya başlamıştı; Damon, "İşte benim kızım!" diye seslendi.

Ares'i kafesten çıkardılar. Damon'la birlikte odama geri döndük. Pelerimi alıp omuzuma atarken Damon'a döndüm. "Hadi yine iyisin, kapatın paraları," dedi. "Yine aynısını yapıp parayı yetimlere veriyorsun," diye ekledim. Arka kapıdan çıkarken onun gülümsemesini görmemek için arkamı dönmedim. Eve doğru yürümeye başladım.

Eve vardığımda anahtarla kapıyı açıp içeri girdim. Odaya sessizce geçtim. Üstümü değiştirirken kolumdaki kesiği fark ettim. Yarayı sargıyla sardım ve yeni kıyafetlerimi giyip yatağa uzandım. Kendime bir söz verdim: Annemin intikamını almak, bu dövüşlerden çok daha fazlasını gerektiriyordu. Karina sadece bir maske, ama benim gerçek kimliğim ve amacım çok daha derin. Içimden, "Bir gün her şey düzelecek," dedim ve gözlerimi kapattım.

Bölüm sonu

1 yorum