İçeriğe geç

ATEŞLE DANS

Bölüm 1 · 6 dk okuma

ATEŞLE DANS

Bölüm 1

1. BÖLÜM

Başım dönüyordu. Öyle ki, yerçekimi benimle alay ediyor, bedenimi sağa sola sallıyordu. Kahkahalarım, midemdeki o tatlı yanmayla birleşmiş, havada süzülüyordu. Bugün işte olan o küçük aksilik mi? Hah! Kimin umurundaydı ki artık? Burası benim kaçışimdi, müziğin beni alıp götürdüğü, kendimi tamamen serbest bıraktığım tek yer. Arkadaşlarım, etraftaki diğer insanlar... Hepsi bulanık bir leke gibiydi şimdi. Sadece müzik vardı, ritmiyle ruhuma işleyen ve beni delicesine dans etmeye zorlayan o büyüleyici melodi.Sanırım birkaç kadeh fazla kaçırmıştım. Yok, birkaç kadeh değil, sanırım barın tüm stoğunu içmiştim. Ama ne olmuştu yani? Hayatta bazen sadece akışına bırakmak, kendini kaybetmek gerekiyordu. Etrafımdaki herkes daha kontrollü, daha 'doğru' dans ediyordu. Ama ben... Ben sadece içimden geldiği gibi, hiçbir kural tanımadan hareket ediyordum. Müziğin her notası, doğrudan içime işliyor, beni daha da coşturuyordu. Bir an, kendimi öyle bir kaptırdım ki, masanın üzerine fırlayıverdim. İşte şimdi tamamdı! Ellerimi iki yana açtım, sanki tüm bar benim küçük krallığımdı ve ben de o krallığın pervasız kraliçesi. Şarkıya eşlik etmeye başladım, sesim muhtemelen berbat çıkıyordu ama olsun, duygu doluydu! Bu an, özgürlüğün ta kendisiydi.Müzik zirveye ulaşmışken, ayaklarım ansızın bir şeye takıldı. Belki de masanın kenarına... Düşeceğim sandım. Kalbim ağzıma geldi. Tam o sırada, birine çarptım. Bir garsondu sanırım. Elindeki tepsideki içkiler, üzerime ve etrafıma saçıldı. Buz gibi sıvı, elbisemi ıslatırken, barın gürültüsü arasında kısa bir sessizlik oluştu. Herkesin bakışları üzerimdeydi. Ama ben... Ben sadece kıkırdadım. O anki masumiyetim ve sarhoşluğum, utancımı bile bastırmıştı. "Ah, sanırım biraz fazla dans ettim!" diye mırıldandım, sesim peltek çıkmıştı ama neşemden hiçbir şey kaybetmemişti.Garson, mahcup bir şekilde özür dilemeye çalışırken ona gülümsedim. "Sorun değil! Temizlik parası benden!" dedim neşeyle, elimi çantama atmaya çalıştım. O sırada etrafımdaki kalabalığın içinden uzun, koyu renkli bir siluet bana doğru yaklaştı.Sonra, sanki barın tüm havası bir anda buz kesmiş gibi oldu. Karşımda bir adam duruyordu. Öyle bir duruşu vardı ki, sanki tüm o gürültü ve kalabalık onun etrafında buharlaşıyordu. Üzerinde kusursuz bir takım elbise vardı, saçları koyu ve keskin hatları vardı yüzünün. Ve gözleri... O gözler, beni delip geçiyordu. Buz gibi, keskin ve öylesine kararlı ki, tüm sarhoşluğuma rağmen anında ayılır gibi oldum. Yüzümdeki aptalca gülümseme yavaşça soldu. İçimde dans eden o pervasız ruh, aniden bir buz kütlesine çarpmıştı sanki. Gözlerim, onun yüzündeki o ifadesiz, ürkütücü bakışlara takılıp kalmıştı."İyisiniz sanırım?" dedi, sesi beklenenden daha pürüzsüz ve derindi. Boğuk ama tok sesi, sanki havada yankılanıyordu. Sadece bir soruydu, ama ses tonunda bir sorgulama, bir hüküm vardı. O anki masumiyetimle bile, onun yaydığı tehlikeyi hissettim."İyiyim... sanırım." diye mırıldandım, sesim beklediğimden daha kısık çıkmıştı. Gözlerimi kaçırmaya çalıştım ama yapamadım. Onun bakışları beni adeta hipnotize etmişti. "Ben... ben sadece biraz fazla eğlendim."Dudaklarının kenarı alaycı bir şekilde kıvrıldı. Bir gülümseme değildi bu, daha çok bir kedinin avıyla oynaması gibiydi. "Fazla eğlence, bazen beklenmedik sonuçlar doğurur," dedi, sesi fısıltı gibiydi ama kulaklarımda bir yankı gibi çınladı. "Örneğin, bir yabancının kucağında uyanmak gibi."Yanaklarıma anlık bir sıcaklık yayıldı. Utançla kızardım. "O kadar da değil! Ben... ben sadece biraz şanssızım.""Şanssızlık mı?" Gözleri, ıslak elbisemin üzerinden geçti. "Yoksa pervasızlık mı?"O an, bu adamın sesindeki tınıyı çözmeye çalıştım. Bir yargılama mıydı bu, yoksa sadece bir gözlem miydi? Ama alkolün verdiği cüretle kendimi savunma ihtiyacı hissettim. "Pervasızlık... belki biraz. Ama hayatı olduğu gibi kabul etmeyi severim." Sonra, bakışlarımı onun gözleriyle sabitledim. "Peki ya siz? Hayatı olduğu gibi kabul eder misiniz, yoksa onu değiştirmeye mi çalışırsınız?"Sözlerim havada asılı kaldı. Karan'ın gözlerinde, ilk kez, o soğuk ifadenin altında belirsiz bir parıltı oluştu. Sanki bir anlığına şaşırmış gibiydi. Bu anlık parıltı, beni daha da cesaretlendirdi. "Ben," dedi, sesi daha da derindi şimdi, "hayatı her zaman kendi kurallarıma göre değiştiririm."Bir ürperti hissettim. Bu sözlerdeki tehdidi tam olarak algılayamasam da, içimde bir yerlerde alarm zilleri çalmaya başlamıştı. Yine de kendimi tutamadım. "Hmm, öyle mi? Peki ya hayatın kendi kuralları varsa? Ya siz o kuralları değiştirmeye çalışırken, hayat sizi değiştirirse?"Cevap vermedi. Sadece bana baktı. O an, zaman durmuş gibiydi. Yalnızca biz vardık, bu kalabalık barın ortasında."Adınız?" diye sordu sonra, sesi bir emirdi.Şaşkınlıkla ona baktım. "Nefes... Nefes Boran."Gözlerinde soğuk bir zafer parıltısı belirdiğini hissettim. "Nefes," diye tekrarladı, ismimi tadar gibi. Tüylerim diken diken oldu. "Ben Karan Atabey."Karan Atabey... Bu isim, bir yerlerden tanıdık geliyordu. Sanki bir fısıltı gibi ruhuma değmişti ama alkolün bulanıklaştırdığı zihnim, onu nereye koyacağını bilemiyordu. "Memnun oldum, Karan Atabey," dedim, elimi uzatmaya çalıştım ama dengemi kaybettim. Karan, refleksle uzanıp kolumdan tuttu. Dokunuşu sertti, ama şaşırtıcı bir şekilde bana güven verdi. Soğuk parmakları kolumdaki ateşi hissettiriyordu."Sanırım biraz yardıma ihtiyacınız var, Nefes Hanım," dedi Karan, beni ayakta tutarken.Kıkırdadım. "Hanım mı? Bu kadar resmiyete ne gerek var? Nefes yeterli."Bana karşılık vermedi. Sadece gözleri, üzerimden etrafımızdaki kalabalığa kaydı. İnsanlar bizi izliyordu."Nefes," dedi, ses tonu şimdi daha yumuşak, ama yine de otoriterdi. "Sizi evinize bırakayım."Şaşkınlıkla ona baktım. "Evime mi? Hiç gerek yok, arkadaşım beni bırakır." Arkadaşlarıma doğru döndüm. Onlar da kendi aralarında dans etmekle meşguldü, benim içinde bulunduğum durumun pek farkında değillerdi."Arkadaşlarız mı?" Karan alayla gülümsedi. "Sizi pek umursuyor gibi durmuyorlar. Hem bu halde taksi bulmanız zor olur."Bir an tereddüt ettim. Mantığımın küçük bir kısmı, bu yabancının teklifini kabul etmenin ne kadar tehlikeli olabileceğini fısıldıyordu. Ama sarhoşluğumun büyük kısmı, sadece eve gitmek istiyordu. Ayrıca, bu adamın yaydığı tuhaf çekiciliğe karşı koymak da zordu. Gözlerinde okuduğum o soğuk kararlılık, bir şekilde bana güven veriyordu. Belki de bu sadece alkolün etkisiydi."Peki," diye kabul ettim, sesim şaşırtıcı derecede sakindi. "Ama sadece kapıya kadar."Karan, kolumdan tuttuğu elini, belime kaydırdı ve beni hafifçe kendine doğru çekti. Bu dokunuş, vücudumda sıcak bir şok etkisi yarattı. Karan'ın sert kaslarının ve vücut ısısının bana değdiğini hissettim. Bardan çıkarken, onun gücüyle dengemi hiç kaybetmedim. Adeta bir kraliyet ailesinin üyesi gibi, kalabalığı yararak ilerliyorduk. Karan'ın adamları, kapıda hazır bekleyen siyah bir arabaya yönelmişlerdi bile.Arabanın kapısı, Karan'ın adamlarından biri tarafından açıldı. Karan, beni nazikçe ama kararlı bir şekilde içeri itti. Kendimi lüks bir aracın derin, yumuşak koltuklarına bırakırken, alkolün etkisiyle başım dönmeye başladı. Karan da yanıma oturdu ve kapı sessizce kapandı. Aracın içerisi, dışarıdaki gürültüden tamamen izole olmuştu. Şimdi sadece ikimiz vardık, bu loş, pahalı arabanın içinde."Adresiniz?" diye sordu Karan, sesi şimdi daha sakin ve kontrolcüydü.Başımı yana eğdim. Gözlerimi zar zor açık tutuyordum. "Cevahir Sokak, Akasya Apartmanı... no 17."Karan, şoföre adresi fısıldadı. Araba sessizce hareket etmeye başladı. Ben, başımı cama yaslamış, dışarıdaki bulanıklaşan sokak lambalarını izliyordum. Karan ise yanımda, sessizce duruyordu. Ara sıra bana baktığını hissediyordum, ama o an ona bakmaya cesaret edemiyordum. Yolculuk boyunca ara sıra mırıldandım, aklıma gelen anlamsız şarkıları söyledim ve Karan'a garip sorular sordum. Neden bu kadar ciddiyse, hiç gülümsemiyor muydu, hayatı neden bu kadar kurallara bağlıydı? Karan, şaşırtıcı bir şekilde, benim bu saçmalamalarımı dinledi. Normalde katlanamayacağı bu durum, benden geldiğinde farklı bir hal alıyordu sanki.Sonunda araba durduğunda, başımı kaldırıp cama baktım. "Geldik mi?" diye sordum, sesim uykulu çıkmıştı."Evet, geldik," dedi Karan. Kapıyı açmak için uzandı. Arabadan inmeye çalışırken, Karan'ın uzattığı eli tuttum. Elimi sıkıca kavradı. Tenlerimiz birbirine değerken, küçük bir elektriklenme yaşandı aramızda. O anki şaşkınlığımla ayılır gibi oldum. Karan'ın gözlerine baktım. O buz gibi gözlerde, anlık bir an için, daha önce görmediğim bir duygu pırıltısı gördüm. Merak mı, ilgi mi, yoksa... daha fazlası mı?"Teşekkür ederim, Karan Atabey," dedim, sesim ciddileşmişti."Karan yeterli, Nefes," dedi Karan. Elimi bırakmadan, bana gözlerinin içine baktı. "Belki tekrar karşılaşırız."Kalbim hızla çarpmaya başladı. Bu sözlerde, bir veda değil, bir vaat vardı. Bir tehdit miydi, yoksa bir teklif mi olduğunu çözemedim. Karan'ın elini yavaşça bırakıp, binanın kapısına doğru yürüdüm. Kapının önünde durup arkama baktığımda, Karan'ın hala beni izlediğini gördüm. Arabanın önünde, gölgeler içinde, bir heykeltıraşın en kusursuz eseri gibi duruyordu. Göz göze geldik. Yorgunluğuma ve alkolün etkisine rağmen, o anın sıradan olmadığını hissettim. Bu adam, hayatıma bir fırtına gibi girmişti. Ve ben, o fırtınanın beni nereye sürükleyeceğini bilmiyordum.İçeri girip gözden kaybolduktan sonra, Karan'ın hala orada durduğunu biliyordum. Hayatımın en çılgın gecesiydi, ve bu gizemli adamla başlayan bu karşılaşma, gelecekte beni nelerin beklediğini bilmeden, sadece bir başlangıçtı.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Güzel başladı ama Nefes in aile problemi var gibi , o bu haldeyken Karan onu incitmesin