İçeriğe geç

ATEŞİN ÇOCUKLARI

Bölüm 1 · 31 dk okuma

ATEŞİN ÇOCUKLARI

Bölüm 1

1. BÖLÜM ( GİZEM )

Gece saat üçü geçmişti, ve ben artık dördüncü kez okumayı bitirdiğim fantastik vampir konulu webtoonu tekrar bitirdiğim için göz yaşlarıma hakim olamadım.

Mutlu sondu, ancak bazı şeyler çok yarım hissettirmişti. Ve bu yüzden de kendime gelememiştim. 203 bölümden oluşuyordu ve her bölümü ayrı kaostu. En sonunda ağlamayı kesince yatağımın karşısındaki boş duvara takıldı gözlerim. Odamda bir eski yıkık gardrop, bir çift kişilik yatak ve bir tanede dordurucu vardı şu yatay genişliği büyük olanlardan.

O dondurucuya çok sinir oluyordum çünkü annem her yemeklik malzeme çıktığında odama gelip her seferinde bir yığın eşyamı dondurucunun üzerine koymaktan bıkmadığım için şikayet ediyor o eşyaları eline aldığı gibi yatağımın üzerine atıyor ve işini halledip kapımı açık bırakıp gidiyordu.

Ah kahretsin.. Aklıma geldikçe tekrar sinirlerim bozuluyor. Küçük odamda yatağımın hemen dibinde bir pencere vardı. Küçük bir odaydı. Yatağa yürüdükten sonra başka yürüyebileceğin boş alan yoktu anlayacağınız. Şimdi önümdeki boş duvara dalmış hayatı sorguluyorum. Gerçekten vampirler olsa hayat nasıl olurdu?

Bir çok vapmir - kurt adam konulu kitaplar, webtoonlar okumuştum ve bir çoğundan etkilenmiştim. Hatta öyleki artık geceleri kendimi o evrenlerde hayal eder uyuya kalırdım. Çok isterdim hem vampir hemde bana mühürlü bir kurtadam sevgilim olsun... Hahahaha biliyorum bu biraz kaçık düşünce tarzı. Biraz.. Sadece biraz...

Hayatımın her evresinde şanslıyım diyemezdim. Ama şanssızdım da diyemezdim. Kesinlikle bunu tek çırpıda söyleyebileceğimi sanmıyorum. Her neyse şimdi asıl konumuza geçelim. Ya gerçekten dünya bilinenin arkasında büyük bir gizemse. Ya gerçektende bizlerin bilmediği ama aslında var olan insanlardan başka canlılar varsa. Bu dediklerim sadece vampirlerden ibaret değildi.

Bu düşüncelerimi tetikleyecek bir sürü olay yaşanmıştı.

Ben Alev..

160 boyunda kızıl saçlı beyaz tenli ve yeşil gözlü çıtır bir kızdım. Bu gün 16.07.2026 Doğum günüme son 2 ay 11 gün kalmıştı, sonunda 24 yaşıma girecek ve ailemin bana vermiş olduğu söz dahilinde sonunda istediğim ülkelere arkadaşlarım ile birlikte gidebilecektim.

Ailem biraz baskıcı ve korumacı bir yapıya sahip bu yüzden 23 yaşıma kadar lise hariç diğer bütün okul hayatımı her dönem başka okulda geçirdim. Bunun sebebini hala anlayabilmiş değilim ancak, aileme sorduğumda onların tek kızları olduğum için güvenliğimi tehlikeye atacak her türlü olaydan beni koruyacaklarını söylemişti.

Şimdi diyeceksinizki o zaman tek çocuk olmasaydın iki üç tane daha yapsalardı. Ay kendi kendime gülmekten karnım ağrıdı vallahi. Kız onu bende düşündüm. Ama annem beni doğurduktan sonra bir kaç yıl içerisinde rahminde kist oluştu bu yüzden ameliyat olmuştu. Ameliyat ile ilgili bilgilerim çok kısıtlı. Hatırladığım şeylerinde bundan bir farkı yok elbette.

Ah size lise zamanımı anlatmadım. Dur bekle kaybolma bir yere hemen anlatıyorum. Şimdi soracaksınız hadi ilkokulu ve ortaokulu o şekilde sürekli değişimli okudun, e peki lise? Orada neden başka okullara gitmedin? Evet bu sorularınızı duyar gibiyim. Liseye ilk gittiğim gün açıkçası ortamı çok garip bulmuştum bunun sebebi tiplemeler yada klasik lise ergenliği değildi. Daha farklı bir şey vardı ve ben bunu hala daha bilmiyorum.

O değişik boğucu garip ortamda aslında çok fazla durmadım. Çünkü ne kadar şaşırsamda o zamanlar çokta bir bilgim olmadığı için sorgulayamamıştım. Ama benim lise hayatım 2 yıl sürdü. Yani normal bir lise 9. Sınıf 1. ve 2. döneme nasıl ayrılıyorsa biz birinci döneme 9. sınıf, 2. döneme ise 10. sınıf demiştik. Ve derslerin işleyişi bile bir garipti ancak öğrencilerden kimse bu durumu garipsememiş aksine çokta iyi anlıyorlarmış gibi öğretmene kilitlenmişlerdi.

O okulda bana normal gelen sadece 3 öğretmen vardı. Bizim dersimize giren matematik, edebiyat ve fizik öğretmeni. Ah aralarından fizik öğretmeni benim gizli crushlarımdan bir tanesiydi. Kesinlikle uzun boylu ve kaslı bir vücudu vardı. Boyu bence en az 185 vardı.

Derslerim çok ta iyi sayılmazdı ama bütün dersleri bir şekilde geçmiştim. Bunun sebebini derslerin işleyişine vuruyordum. Çünkü biraz hatta sadece biraz demek az kalır ki baya bir garip ders işleniyor hatta bazen öğretmenin bizim eyaletten olduğunu bilsemde sanki yabancı birisi ve buraya yeni geldi bu yüzden konuşurken kendi dili ingilizce ile karışıyor derdim. Dersi anlatırken bir anda farklı bir dilden bir kaç bir şey söylüyor bakışları bana dönüyor ve bakışlarımız kesişince kendini kasıldığını hissettiğim bir duruşla tekrar tahtaya odaklayıp gözlerini kaçırıyor..

Ah kesinlikle çok yorucu. Gelelim bu okulda 2 yılda olsa niye diğer okullarıma göre yer değiştirmeden neden sabit kaldım. Açıkçası bende ilk zamanlarda bilmiyordum. Birinici sınıf bitimi çıktığımız tatilde eşyalarımı topluyordum, odamdaydım ve her zamanki gibi bavuluma eşya ve okul malzemelerimi yerleştiriyordumki annem odama geldi ve bana " Bu eşyaları geri yerleştir tatlım. Çünkü okulun artık değişmiycek" dedi. İlk duyduğumda şok olmuş ilk iki üç saniye ağzım bir karış açık gözlerim yerinden pörtlemiş, yeşil gözlerimin üzerinde bulunan açık mavi ve kahve tonlarının arasında gizlenen siyah göz bebeklerimin büyüdüğüne emindim.

"Ama anne neden? Hep böyleydi bir düzen vardı ve ben sürekli her dönem bu eşyaları istemeye istemeye hazırladım. Şimdi ilk defa isteyerek ve hatta sevinerek hazırlıyordum bavulumu. Yıllardır benide sürüklediğiniz kararınızı değiştiren düşünce neydi?"

" Ah bebeğim, biliyorum oraya daha alışamadın ama emin ol orası burdan, eski okullarından hatta dünyada görebiliceğin sınırlı güvenli yerlerden birisi. Orada bir tehlike yok ve seninde orda yabancılık çekmeyeceğine eminim. Sadece şuan alışma sürecindesin. Kendine biraz zaman tanı canım"

Annem söyledikleri ile cevap vermemi beklemeden odadan çıkmıştı.

İşte böyle bir çıkmazdaydım. Sana taa en baştan benim inandığım ve en azından varlığını umut ettiğim varlıkların varlığına inanmayı beni iten sebeplerin olduğunu söylemiştim. Bu sebeplerden birisi işte bu okuldaki insanlar, diğeri hepsinin küme hali yani herkes bir grup şeklindeydi ama bu dediğim gruplaşma yine bilinen gibi değildi ve bunu göstermekten çekinmiyorlardı. Ayrıca okulun konumu, öğretmenleri, müdürü, çalışan her türlü memur ve temizlikçi ablalar...

Her biri bende merak uyandıracak kadar gizemli kişilerdi. Bir gün müdürün yanına gitmem gerekmişti çünkü diğer müdür yardımcıları okulda değildi. Gitmemin amacıda derslere yeterince odaklanamadığım için etüt gibi okulda bir kaç saat kalıp kalamayacağımı soracaktım. Müdürün odasına yanlışlıkla kapıyı tıklatmadan daldığımda müdürün elinde şarap bardağı ve içindede şaraptan daha kırmızı ve yoğun bir sıvı vardı. Ürpermiştim. O sıvı şarap dışında bir şeydi ve bunu anlayabilecek kadar çok şarap içmişliğim vardı. Müdürün bakışları hızla bana döndüğünde ağzının som kenarından akan sıvı beyaz gömleğine bulaştı. Ağzının içinden küçük bir küfür ettiğini duydum ve bakışlarını gömleğine çevirip iki saniye sonra tekrar bana odaklandı.

"Öğrenci Rogers? Seni buraya atan ne"

Bakışları.. Çok korkunçtu ancak belli etmemeye çalışarak konuşmaya başladım. " Müdürüm sizinle derslerim hakkında konuşmak için gelmiştim ancak bir anda yanlışıkla kapıyı tıklatmadan girdim. Lütfen özrümü kabul edin"

" Ah tabiki öğrenci Rogers, sorun yok. Lütfen geç otur" dedi ve bana masasının önünde bulunan iki siyah tekli koltuğa , düzeltiyorum kalitesi 2 km öteden belli olan iki siyah koltuğa doğru işaret etti.

Dediğini yapıp masanın sağında bulunan koltuğa oturduğumda müdür elindeki şarap bardağıyla beraber o garip sıvıyı çöpe attı ve eline ıslak mendil alarak bir yandan gömleğini temizlemeye çalıştı ancak leke dahada büyüdü. En sonunda vazgeçmiş olacaktı ki ıslak mendil çöpünüde çöpe attı ve kendi koltuğuna oturdu. Gözleri bana döndü ve konuşmamı ister gibi baktı.

Rahatsızca yerimde küçük hareketle çabaladım ve konuşmaya başladım. " Bu okul diğer liselere göre normalmi bilmiyorum ancak derslere yetişemiyorum. Ders işleyişi biraz garip. Bu yüzden dersi takip etmekte zorlanıyorum. Bu yüzden müdür yardımcılarını aradım ilk başta ancak bulamayınca size geldim. Benim küçük bir ricam olacaktı. Okul çıkışı etüt gibi bir iki saat okulda kalmama izin verirmisiniz?"

" İsteğin oldukça tatlı öğrenci Rogers. Ancak sormadan edemiycem okulda kaldığın o bir iki saatte tek başına ne yapacaksın? Derslerin işleyişi diğer okullara göre farklı çünkü bizim okulumuz farklı. Bu yüzden bu okulda derslere yetişememen normal. Sana bu izni versemde tek başına okulda kalman tek başına evde kalıp ders çalışmaktan farklı olmayacak "

Kahretsin bunu neden daha önce akıl edemedim. Doğru söylüyor tek başıma anlamadığım dersleri nasıl tekrar görebilirim ki?

Müdür tekrar konuşmaya başladığında ayaklarımdaki beyaz nike düz taban ayakkabılara çevrilen bakışlarım müdüre çevrildi.

" Ama eğer istersen bana özel ailen ile konuştuktan sonra okul çıkışı müsait olan hocaları günlere göre ayırıp okul çıkışı etütleri yani özel ders verebiliriz"

Tek kaşını kaldırıp tepkimi izledi. Bu dediğine sevinmiştim böylece bişi anlamadığım da özel olarak sorabilecektim.

" Çok teşekkür ederim hocam eğer böyle bir şey olursa çok mutlu olurum"

" O halde ailen ile iletişimde olacağım. Bu konuyu konuştuktan sonra seni çağırırım"

Başımı sallayarak onayladım ve odadan çıkıp okulun çıkışını yönelmiştim. O sırada kızlar tuvaletinin içerisinden sesler geliyordu. Meraklı birisi olduğum için kapıya yaklaştım ve şokla donakaldım. İçeriden inleme sesleri geliyordu ve içeri doğru biraz göz attığımda bir adam benimle aynı sınıfa giden kızın boynunu ısırmıştı. Oradan kanlar akarken her ikiside bu durumdan rahatsız gibi durmuyor aksine kucağındaki kız sanki bu ona zevk veriyormuş gibi seslen çıkarıyordu. Beni fark etmemeleri için o gün ortadan kayboldum ve şükür ki o gün cumaydı ve hafta sonu herşeyi düşünecek zamanım vardı.

Bu sadece gördüğüm olaylardan birisiydi. Artık sadece şüphelenmiyor aksine neredeyse emindim vampirler gibi bir çok fantastik canlının varlığından. Keşke bende bir vampir olsaydım. Araştırmalarıma göre antik çağda bu tar vampir vakaları efsanevi yaratıklar olarak geçiyordu. Hatta bazıları onlar hakkında bilgilendirme grupları kurmuşlardı. Vampir Evreni adındaki bir gruba girmiştim. Öğrendiklerime göre vampirler normal insanlara göre çok daha güçlüydü. Ancak her vampir değil. Köken vampirler vardı bunlar ilk vampirlerdi. Tanrıçaların lanetiyle dünyaya gelirlerdi. Ve sayıları çok azdı. Köken vampirler dünyanın en güçlüleriydi tanrıçalardan sonra.

Şehvet, savaş, su , şifa , toprak , hava , ışık, gölge olmak üzere sekiz tanrıça vardı. Ve bunlardan şehvet, gölge, savaş tanrıçası bir araya gelip bir cadılara karşı savaş açtılar. Bu cadılar bilinen masum büyücüler değildi. Kara büyü yaparak toprağın gücünü çeken, çektikleri güçlerle dünya üzerindeki dengeyi bozanlardı. Çıkan savaşta iki tarafta çok büyük zararlar görmüştü bu yüzden bu sekiz tanrıça bir konsey kurdu. Arvandis . Bu konseye her türden en az iki kişi katılım sağladı. Kurt adamların alfası ve betası, tanrıçaların hepsi, cadılardan kökenler ( kara büyü ile uğraşmayan ), şifacılardan şifa tanrıçasının birliğinden olan liderler ve yardımcıları , wheynler ve daha adı henüz bilinmeyen iki tür daha.

Bu konseyde diplomatik konuşmalar dönüyor evrenin iyiliği ve düzeni için kararlar alınıyordu. Çıkan ilk savaşta istenildiği gibi kara büyücüler yok edilemeyince bu konseyin üyeleri bir plan yaptı. Bu planda yardımcı olabilecek sadece üç tür vardı . Tanrıçalar, cadılar ve wheynler.

Wheyn de ne dediğinizi duyar gibiyim. Wheynler rüzgarlardan gelen gücü kullanır cadılar ile ilişki kurarlardı. Çünkü onların kara büyücülerden bir farkları vardı. Topraktaki gücü nadirende olsa wheynlerde kullanabilir kara büyü yapabilirlerdi ancak cadılar ile ilişkiye girerek bu arzu baskılanır ve kontrol altına alınırdı. Bu yüzden genellikle cadıların ciddi ilişkileri olmaz, eğer olursada o bir wheyn olurdu.

Gelelim bu konseyin yaptığı plana. Konseyde alınan karar ile birlikte dünyadan bir kaç kötü ruha sahip kurban seçildi. Bunlar ölü bedenlerdi. Bu ölü bedenlerde köken cadıların ölü doğan kara büyüye maruz kalmış bebekleriydi. Bu bedenler ile lanet geliştirdiler ve bu laneti köken cadıyı kilitleyerek başladılar. Köken cadının bedenini bir tabuta kilitlediler ve onuda kimsenin bulamayacağı bir yere sakladılar. Ruhu ise kendi hayal dünyasında kilitli kalmıştı. Ona ulaşmak isteyen kişiler sadece ölüm yıl dönümünde sahte mezarın başına gelip şifreli kelimeyi söylemesi gerekirdi. O kelime ise sadece konsey tarafından bilinirdi.

Tanrıçalar ise mutlak ölümsüzdü. Yani kalbini söksen o kalbi öylece atmaya devam eder ve onu geri takabilirdi. Veya bedenini paramparça etsen tekrardan reenkarne olabilirdi başka bir bedende. Ancak bu biraz uzun sürerdi. Tabiki bu sekiz tanrıçanın içerisinde mutlak ölümsüz olmayanlarda vardı. Bunlardan birisi şifa tanrıçasıydı. O şimdiki bedenine ölümünden 20 yıl sonra gelebilmişti.

Yapılan lanet ile cadı soyundan olan köken kara cadı bir erkek çocuk doğurdu. Normalde cadılar genellikle çocuk sahibi olmaktan kaçınırdı ancak bu çocuğun babası bir wheyndi. Ve wheynler kanla ölen bedenlerin kanlarıylada beslenebilir ancak tek besin kaynağı kan değildi. Bu doğan erkek çocuğu doğduğu gibi laneti kalbine yerleştirdiler. Böylece en kısa sürede yok olacaktı. Ancak beklenildiği gibi olmadı. Hatta bu vampirin ölümü ile ilgili bir bilgi bile yok. Ve bu meseleler en az 900 yıl önce gerçekleşmişti.

Kişiliğim gereği bu bilgilere inanıyor ve çekiliyordum. Daha fazlası için bir çok gruba daha girdim ve bazılarında sadece tuzak sohbetler vardı. Vampirlere inanan insanları gruba çekip onları zorbalıyorlardı. Haklılardı ancak bu haklılık sadece cahillikten geliyordu. Herşey gözlerinin önünde oluyordu ancak kimse inanmıyordu.

Örneğin yaklaşık 2 yıl önce bir cinayet işlendi. Ve bu benimde olduğum gece klübünün terasında meydana gelen bir olaydı. O gün çok içmiştim bu yüzden önümü bile göremiyordum ancak ailem ile oturduğum masadan kalkıp tuvalete gittiğimde terasa çıkan merdivende gördüğüm inanılmaz büyüklükteki kan birikintileri ile çığlık basmıştım. Benim çığlığım ile herkes bana dönmüş ve ailem yanıma gelmişti. O an o kadar yüksek müzik sesinden beni nasıl duydular sorgulayamamıştım olayın şokundan.

Yukarı çıktığımızda her tarafı diş iziyle dolu ve kalbinin sökülüp yanına atıldığı belli olan genç kızın bedeni vardı teras korkuluklarının dibinde. Daha sonra gelişen olayları hatırlamıyorum. Büyük ihtimalle bayılmışımdır. O gece ile ilgili ailem ile beraber konuşmak istediğimde sadece sessiz kalıp bundan diğer arkadaşlarıma bahsetmemem gerektiğini söylemişlerdi. Bahsettikleri kişiler en son orta okulda tanıştığım Gizem, Ela , Sude ve Minaydı. Beşimiz birlikte çok iyi zamanlar geçirmiştik o kısa sürede bu yüzden birbirimizi kaybetmemek için annelerimizin telefonu ile iletişim halindeydik. Hatta yakın zamanda Mina ve Gizem ile beraber gece klübüne gitmiştik.

Yılın belli günlerinde babam ve annem beni evde tek bırakıyor ve dışarı çıkmamam için tembihleyip bir haftalığına tatile çıkıyorlardı. Her yıl aynı gün benim için sabah bir not bekliyordu. O notta kendime iyi bakmamı bir hafta sonra geleceklerini ve dışarı çıkmamam gerektiği yazıyordu. Küçüklüğümden beri ğördüğüm muameleye alışmıştım ancak lise zamanımda yaşadığım bu gizemli olaylar beni dışarı çıkıp keşfetmeye itmişti.

Tabiki şuana kadar hiç o günlerde dışarı çıkmadım. Bunlar sadece düşüncelerim. Şimdi ise lise zamanım bitmiy ve evde öylece takılıyor arada arkadaşlarımla partiliyor ve öylesine konuşalık arkadaşlıklar yapıyordum ama hiçbiri uzun sürmüyordu. Çünkü nedenini bilmesemde bir şekilde beni tanıdıkça benden uzaklaşıyorlardı. Açıkçası bu çokta umrumda değildi. İsteyen istediğini yapabilirdi çünkü ben onlara sonsuz bağ sözünü vermemiştim yada onlardan almamıştım.

Mina ve Gizem benim yaşadığım yerin çok yakınlarına taşınmışlardı. İkiside aynı evde tek yaşıyordu. Arada onlara gidiyordum ve birlikte kızlar gecesi yapıyorduk. İkisinide seviyordum. En son konuşmamızda aramızda üniversite konusu açılmıştı. Okuduğum lisenin birde üniversite kısmı vardı. Ama bu üniversiteyi kazanmak çok zordu çünkü sınavda en fazla 4 yanlış yapmalıydın ve lise obp si de dahil yüksek olmalıydı puanın. Ben her türlü OBP kısmında yanardım zaten. Araya sokabileceğim bir tanıdığım yoktu ve zaten oraya gitmekte istemiyordum çünkü şuan bir kurt adam görmeye hazır değildim.

Ancak Gizem ve Mina benim aksimi buna hazırdı. Evet annemin beni tembihlemesine rağmen bu konuları ve düşüncelerimi sadece Gizem ve Minaya anlatmıştım. Çünkü şüphelendiğim bazı şeyler vardı. Bunlarda normalde herkes benden çekinirken Gizem ve Minanın bana ilk adımı atmaları ve ailemin sadece o ikisi ile düzenli görüşmeme ve hatta onlarda kalmama izin vermesi. Şuana kadar kanıtlayabileceğim yada suçlayabileceğim bir kanıt yoktu elimde. Belkide onlar benim gibi sıradan bir insandı ve tüm bunlar benim birer kuruntumdan ibaretti.

En son o üniversiteye gitmem demiştim dimi. Şuan sınavlara hazırlanıyorum... (QGQĞQİQDQDWTWTWOWÜQZXTLÜHOHHDQDWOQIQ Benim kararlılık seviyesi)

Çünkü o iki kaltak beni ikna etti ve kahrolası sınavı geçebileceğimi bana inandırdılar. Belkide hayatımın aşkını o okulda bulurdum. Canım biraz eğlence çekiyor. Bu yüzden kabul ettim. Benim kabul etmem ile ikiside sanki bunu bekliyor gibi bilgisayarı kaptıkları gibi yanıma gelmiş ve başvuru yapmışlardı sınav için. Sınava son 2 ay kalmıştı. Nasıl hazır olup o sınavdan başarılı olacağımı bilmiyordum ama..

Herneyse size ilk şu üniversitenin özelliklerinden bahsedelim. Öncelikle bu üniversite 2 yıllık yada 4 yıllık değil. Belli başlı sınavlar oluyor ve sen bunları o okuldan çıkana kadar geçmek zorundasın. Geçerlilik notuda sınavın ağırlığına göre değişiyor. Şimdi diyeceksinizki bu insanlar enayimi neden bu kadar zor bir üniversiteye amele gibi çalışıp giriyorlar. Haklısınız evet enayiler. Ama para enayileri. Oraya anladığıma göre ben dışında normal bir insan olarak giden kimse yok.

Yani beni neden aldılar bilmiyorum ama ailemin bu işte bir parmağının olduğu kesin. Bu yüzden orada olanlara duyduğuma göre türlerine göre gizli görevler veriliyor ve ayrı eğitimler alıyorlar. Bu yüzden olası herhangi bir savaş durumunda bu öğrenciler türleri için birer asker niteliği taşıyor. Tabi ben şuana kadar lisede çok normal dersler gördüm. Matematik, fransızca gibi.

Şimdi annemin yanında oturmuş öylesine etrafı izliyorum. Telefonuma gelen mesaj ile telefonum titreyince gözlerim telefonuma çevrildi. Gizem mesaj atmıştı

Gizosssuuumm : Askımm nasılsın iyimisin umarım sıkılıyorsundur bensiz. Yeni bir plan var sen ve ben için. Mesajı gördüğün gibi araa mmmmuuuah

Ben : Canım suan annemin yanındayım 5 dakikaya arıyorum bekle

Gizosssuuumm : Beklioruuum

Bu mesaja "💗" bıraktınız

Gözlerim anneme çevrilince konuşmaya başladım. " Anne ben odama geçiyorum gizemle konuşucam. Haberin olsun"

Annem umursamazca başıyla onaylayıp işine kaldığı yerden devam etti. İşi de şuanda ellerinde ipler var, o iplerle bişiler yapıyordu ama hiç anlamadım.

Odama geçince kapıyı kapattım ve kilitledim birisi bir anda dalmasın diye.

Gizosssuuumm adlı kişiyi arıyorsunuz...

Çalıyor...

"Alo, heh aradın sonunda kızım çatlıycam şimdi burda"

" Ne oldu çabuk anlat. Bende merak ettim valla"

" Bu üniversite ile ilgili. Şimdi sen demiştin ya sınavı kazansam ne olur benim OBP sıkıntılı diye. Onu halledebileceğimiz bir iki kişi buldum. Onlar şuanda o okulda hatta tam 4 yıldır!"

" Oha! Nereden buldun sen onları. Bana bak gizem sen bir şeyler mi karıştırıyorsun doğru söyle"

" Yaaa ne karıştırması ne zaman gördün benim bir şey karıştırdığımı"

" En son bunu dediğinde doğum günümde iki tane escort erkek yollamıştın partime!"

" He şey o şakaydı ama ya ahaha"

Klasik sahte gülüşünü atmasıyla şaka olmadığını anladım ve büyük bir kahkaha patlattım.

" Neyse hadi planından bahset kar tanesi"

" Sen şimdi annenin yanına gidiyorsun sonra ona bende bir hafta yatılı kalacağını söyleyip yanına bavul hazırlayıp bana geliyorsun. Bilet alıyorus ve tatile Manas adasına uçuyoruz!"

" Ya kızım malmısın sen üniversite ile Manas adasının ne alakası var! Ayrıca Manas adasımı! Manyak ordaki haberleri bizzat sana anlattım ben!!"

O size dediğim gruplardan bir tanesi Manas adasındaki efsanevi dedikodulardı.

Gizemin sesi kesilmişti iki üç saniye kadar. Daha sonra konuşmaya devam etti.

" Aşkım sakin ol. Sanırsın korkuyorsun he. Tatile gidicez. Biraz eğlenicez ve sana dediğim o kişiler ile tanışıcaksın. Laf arasında okuldan bahsederiz. Eğer kendini sevdirirsen kolaylıkla yardımcı olurlar sana. Biliyorsun o yerde 1 yıl bile kalmak zorken onlar 4 yıldır orda! Kızım bu fırsatı kaçıramayız. Çabuk buraya gelmen için 2 saatin var. Hazırla pılını pırtını ve gel!"

" Ya dur kafam karıştı benim. Dediklerini anladım ama annem müsaade edermi ki"

" Canım sen bu telefonu kapatmadan telefonu alinde saklayarak bir annenin yanına git. Ada mada demeden gizeme gidicem iki haftalığına de. Sonra eğer kabul etmezse telefonu annene ver ben ikna ederim"

" Üçkağıtçı hani bir haftaydı"

" Düşündüm de bir haftada bir insana kendini nasıl sevdireceksin mal. O yüzden iki hafta kalalım zaten boş boş duruyoruz evlerde"

" Mina filan gelmicekmi"

" Ay yok sordum ona dedi ki ben evde oturup ders çalışıcam. Ay haspam yani iki üç hafta eğlenicez alttarafı"

Sınava 2 aydan az kalmıştı tabi. Ama yinede ortamı bozmamak için sustum ve annemin yanına yürüdüm.

" Annecim?"

" Ne oldu kızım ne istiyorsun?"

" Ya illa bir şeymi istemem gerekiyor"

Annemin yanına yaklaşıp sol yanağına büyük bir sulu öpücük kondurdum. Annemin bakışları bana kayınca konuşmaya devam ettim.

" Gizemle konuşuyordum da. Lise bittiğinden beridir biz baya boş geçiriyoruz günlerimizi. O yüzden dediki şimdi bana gel bana birlikte ikimiz kız gecesi yapar birlikte evde takılırız üç hafta"

" Hayır"

" Ama anne-"

" Kızım hayır dedim"

" Anne ben çocuk değilim ya 23 yaşındayım sen neden bana sürekli çocukmuşum gibi davranıyorsun. Kaç yaşına geldim hala senden izin alıyorum ve sen izin vermiyorsun. Nedenini sorsam güvenliğin diyip duruyorsun. Sıkıldım artık bu durumdan ya!"

Ağlıycak gibi hissediyordum kendimi. Gözlerimi iki üç kara kırpıştırdım ki gözlerim sulanmasın.

Annem biraz beni izledi sonra oflayarak tekrar bakışları önüne çevrildi. Bu kabul ettiği anlamına geliyordu.

" Tamam nereye gidiyorsan git. Telefonun açık olsun her saat başı arıycam seni"

Genelde hiç bir zaman aramıyordu. Hevesle kafamı sallayınca koşarak odama gittim ve kapıyı kapatıp gizemle aynı anda çıklık attık. Çok sevinmiştim nedenini bilmediğim bir şekilde.

" Gizoşum ben şimdi kapatıyorum bavulumu hazırlayayım. Gelirim sonra sana direk. Yolda da ararım"

" Tamamdır tatlım. Görüşürüz "

Telefonu kapattıktan sonra biraz olduğum yerde zıplayıp sevinç çığlıkları attım. Elime geçirdiğim siyah orta boy bavulumu yatağımın üzerine açıp yatırdım. Dolabımın kapağınıda açtığım gibi elime gelen en sevdiğim kıyafetlerimi, bikinilerimi, iç çamaşırı ve extra şapka takı ayakkabı gibi eşyaları yerleştirdim bavuluma. Daha sonrasında tuvaleta koştum ve orada bulunan yüz bakım malzemelerim ile saç bakım malzemelerimi ve makyaj malzemelerimi makyaj çantama tıkıştırıp onları da bavuluma koydum. Sıra hazırlanmaktaydı.

Üzerime beyaz bikini giyindim. Üzerine toz pembe mini kot etek ve onunda üzerine toz pembe şeffaf pelerin giyindim. Kızıl saçlarımı elimle tarayıp düzelttikten sonra yukardan sıkı bir atkuyruğu yaptım ve en sevdiğim parfümümü sıktım. Bu parfümü yanıma koydum ve yedek diyede yeni aldığım kutu parfümüde bavula tıktım. Hazır olunca ayağıma yeni beyaz spor ayakkabımı geçirdim ve bavulumu kapatıp evin çıkışına doğru ilerledim.

" Annecim ben çıkıyorum. Öptüm seni. Babama söylersin sen. Görüşürüz!"

Annemden gelen "Görüşürüz" yanıtı ile kapıdan çıktım ve gizemlerin evine doğru yürümeye başladım. Telefonumu açıp gizemi aradım.

Gizosssuuumm kişisi aranıyor

Çalıyor

"Aşkım ben çıktım evden geliyorum sizin oraya doğru"

" Ay alev inanamıycaksın ama Marcel varya o da bu gün Manas adasına gidecekmiş. Olduğu uçağın bölümünde üç koltuk boşmuş. Dediki dolmadan alın bileti gelin. Uçağın kalkmasına daha 1.30 saat varmış. Hem bizim buraya da yakın"

" Olur valla. Çok güzel olur hatta. Tamam ben sizin oraya geleyim sende hazırsan direk çıkarız bir taksi çağırıp"

" Ben aradım bime taksiyi hazırım da bekliyorum kapının orda seni"

" Oha gizem. Neyse tamam kapat geliyorum ben hızlı hızlı"

5 dakikalık yolu hızlı hızlı yürüyerek bitirdiğimde karyımda taksi aracı ve onun önünde adamla konuşan gizemi gördüm. Yine işindeydi. Beni fark edince gözleri büyüdü ve koşarak boynuma sarıldı.

" Ay tatile çıkıyoruz Alev!!"

" Yavaş gizo boğulucam şimdi"

Kollarını boynumdan çekip benden uzaklaşınca taksiye doğru yürüdük. Taksici Gizemin bavulunu çoktan bagaja koymuştu. Bende elimdeki bavulu verdim ve ikimizde arka koltuğa Gizemle beraber oturduk. Taksicide araca bindiğinde sayacı başlattı ve havalimanına doğru gitmeye başladık. Bir yandan gizem telefonundan bilet almaya çalışıyordu.

" Canım bana bilgilerini verirmisin. Marcelin dediği o koltukları alıyorum. Üst sınıf birde!"

" Onun bu heyecanlı halleri kahkaha atmama sebep olmuştu"

Elim yanıma son dakika aldığım çantamın içine gitti ve ordan kimliğimi uzattım ona. Eline aldı ve beş dakikanın sonunda "Oh be! Bitti sonunda" diyerek kimliğimi bana uzattı"

1 saat sonra

Uçakta kendi koltuğumuza geçerken etrafa göz gezdirdim. Marcel'in yakınındaki koltuğa gizem geçmişti. Benim koltuğum o ikisininde iki koltuk arkasıydı. Üst sınıf bölümü olduğu için koltuklar tekliyde ve çok rahattı. Siyah kılıfla sarılmış milyonlarca paranın üzerine oturuyormuş gibi hissediyordum kendimi.

Kulaklığımı çıkarıp telefonuma bağladım ve kulaklarıma yerleştirdim. İçeri çalışan hostesler geldiğinde iki küçük bilgilerdirmeden sonra servisler başlamıştı. Ne isteyeceğimizi sormuşlardı. Gizem şimdiden o Marcel denen lavuğa uyup alkolü az içecek istemişti.

Yanıma gelen erkek bana ne istediğimi sorunca sadece su istediğimi söyledim. Alkollü içecekleri sadece partilerde yada özel günlerde içerdim. İstisnalar hariç. Bazen sinirlerim bozuk olduğunda, kafamı rahatlatmak istediğimde sarhoş olana kadar yani sabaha kadar içtiğim tabikide oluyordu. Ama nasılsa istisnalar kaideyi bozmaz.

Şarkımı açtığım sırada gelen suyumdan bir kaç yudum aldım ayaklarımı ön tarafımda her koltukta olduğu gibi ayaklarımı uzatabileceğim küçük ayaklığı uzattım ve koltuğumu biraz yatırarak yine her koltukta olan siyah göz bandanasını gözlerime geçirdim ve bütün uçuş boyunca uyukladım.

Uçuş sona erdiğinde hala uykulu halimden geçememiştim. Gizemin beni dürtmesiyle kapalı gözlerimi açtım ve bandanayı yerine koyarak koltuğu düzeltim ayaklığı geri yerine koydum.

Ayağa kalktığımda diğer herkesin yavaş yavaş dışarı çıkmasını bekledik ve sıra azalınca bizde uçaktan indik. Bavullarımızı alacağımız alana gelince orada biraz bekledikten sonra Marcel, Gizem ve ben yola koyulduk. Bakışlarım Gizeme kayınca onun Marcel ile hararetli bir şekilde konuştuğunu gördüm. İster istemez sırıttım. Marcelden bir süredir hoşlanır gibiydi. Ama bunu kabüllanmediği içim bir sürü ilişki denemişti.

Marcelin arabasına geldiğimizde bizi inmek istediğimiz otelin önünde indirdi ve bavullarımızı alarak oteldeki Suit odamıza geçtik. Eşyalarımızı her ikimiz içinde ayrılan iki odada yerleştirdik ve salona geçtik.

" Gizo açmısın"

" Yok değilim ya , sen açmısın?"

" Bende değilim. O zaman yüzmeye gidelimmi şu ortak alana"

Hınzırca baktığımda Gizemde güldü ve tekrar odasına geçti. Bunu yanına malzeme alacağını düşündüğüm için bende odama geçerek üzerimdeki kot eteği ve pelerini çıkarıp yerine pelerin elbisesini giyindim. Daha sonra hasır şapka, hasır çantanın içerisine bir adet saç tokası, güney kremi, güneş gözlüğü koydum ve odamdan çıkarak kapının orda eşyalarını yanına almış bikinisini giyinmiş ve üzerinde benim gibi pelerin yeşil renk elbise olan Gizeme baktım.

" Ay Alev sana kırmızı çok yakışıyor valla he"

Bakışlarım üzerimdeki kırmızı palerin elbiseye gitti ve sırıttım.

" Hadi yüzmeye! "

Heyecanlı bir şekilde odadan çıktık ve kartımızı yanımıza alarak asansörlere doğru yürüdük. Boş olan asansöre tıkladığımızda hemen geldi ve bindik. Katlara baktığımda şuan bizim dördüncü katta olduğumuzu fark etmiştim. Otel 9 katlıydı. Bizim şimdi inmemiz keren kat 0. Kattı.

Asansör ilk başta 7. Kata çıktı ve oradan asansöre 3 cüsseli ve en az 190 boy erkek bindi. Bakışlarım Gizeme kaydı ve hınzırca sırıtıp erkekleri izlediğini fark edince kolunu cimcikledim. Ama bunu beklemiyormuş gibi çok sesli bir şekilde inleyince herkesin bakışı bize çevrildi. Anksiyetem artık dayanamamış havaya kalkmış halay çekiyordu. Utançtan suratımız domatese dönünce Gizeme 'GERİZEKALI' diyen bakışlarımı atarak boğazımı temizledim.

Daha sonra bakışları tekrar önüne dönen erkekleri umursamayarak telefonuma uzandım ve bu zıkkım asansör yolculuğunun bitmesini bekledim. Gizem artık onlara bakmaya bile utanıcak hale geldiği için ayaklarının ucuna bakıyordu. Bu hali sırıtmama sebep oluyordu.

Sonunda asansör 0. Kata gelince hep birlikte indik. Havuz kenarlarında bulunan şezlonglardan ikisine eşyalarımızı koyduk ve soyunma odasına geçip üzerimizdeki fazlalıkları çıkarıp havuzun başına geçtik.

Gizem ve ben yarışçı bakışlarımız ile aynı andı balıklama havuza atlayınca önümüzdeki o asansördeki çocuklara ve havuzun dışına su sıçramıştı. Suyun üzerine çıkınca ikimizde kahkaha atarak birbirimize su fışkırttık. Bir anda yüzüme gelen su kütlesiyle nefesim kesildi. Boğuluyorum sandım. Gözlerim Gizeme çıktı ama o bana değil havuzun diğer yanında olan uzun boylu kaslı çocuğa bakıp kaşlarını çatıyordu. Benimde gözlerim o çocuğa çıkınca bana sırıtarak baktığını fark ettiğimde kaşlarımı çattım ve konuştum.

" Bu suyu bana senmi hayvan gibi attın?"

Havuzdaki gizem ve ben dışında herkes gülünce sinirlerim dahada bozulmuştu. Gözlerim etrafa çevrildi. Aynı şekilde ona karşılık verebileceğim bir şey aradım ve bulunca gözlerimle Gizeme işaret verdi. Gizem çocuğun yanına doğru yüzüp onunda konuşmaya başlayınca ben havuzdan çıktım ve iki dakika onlara görünmeden oyalanıp havuzun biraz ilerisindeki açık duş yerinin yanındaki büyük boy kovayı elime alıp duş yerinde ağzına kadar doldurdum. Daha sonra zorlansamda kucağıma alarak ses çıkarmadan o çocuğun arkasına doğru yürüdüm. Diğerleri beni fark etmişti ama sırıtmaktan başka bir şey yapmamışlardı. Yani benim planımı o çocuğa söylememişlerdi. Gizem çaktırmadan bana baktı ve çocuğa son kez bir şey söyleyip benim havuzdayken durduğum yere geçip sırıtarak bana baktı. Kovayı ters çevirdiğim gibi bütün suyu o çocuğun kafasından aşağı boca ettime ve kovayı yere fırlattım.

Çocuğun bakışları vücudu ile beraber yavaş yavaş bana doğru dönünce ister istemez irkildim. Bana bakmayı kesip merdivenlere doğru yüzdü ve çıktı. Direk buradan gidecek sanmıştım ama bana doğru hızla yürüdüğünü ve suratında hınzır sırıtışı olduğunu fark edince çığlık atıp havuzun köşelerinden koşmaya başladım. Tam gizemin yanına suya atlayacaktım ki belimden tutan el beni kucağına aldı ve yine korkudan çığlık attım.

" Manyakmısın sen! İndir beni hemen! Seni dava edicem pis sapık bırak hemen beni!"

Kalın sesiyle koca bir kahkaha atan çocuk eğlenen ifadesiyle kahverengi gözlerini bir bana bir havuza çevirince kucağından atlamaya çalıştım.

" Hayır hayır hayır bak tamam anlaşa-"

Daha lafımı bitirmeden beni havuza fırlatınca iki saniye yukarı çıkamadım. Daha sonra suyun yüzeyine çıkınca Gizem yanıma yüzdü ve çatık kaşlarını uzun çocuğa çevirdi.

"Sen kendini ne sanıyorsun ya!"

Gizemin kolundan tuttum ve boşver dercesine elimi salladım.

" Uğraşmaya deymez boşver Gizo"

" Ya ama Alev sana ne yaptığının farkında değilmisin. Bu yaptığı büyük saygısızlık!"

" Demek adın Alev.."

Uzun çocuktan gelen sesle yeşil yansımalı bakışlarımı tekrar ona çevirdim.

" Bende Matthew, memnun oldum kızıl tanrıça"

" Ben hiçte memnun olmadım dümbük"

Havuzda ben dışında herkes gülmüştü bu dediğime. Aslında rahatsız olduğumda söylenemezdi. Eğlenmiştim nasılsa. Adının Matthew olduğunu öğrendiğim uzun çocuk benimle daha fazla uğraşmamış arkadaşlarının yanına suya atlamıştı. Gizemin sarı uzun dalgalı saçları suda durdukça tamamen ıslanmış düz olmuştu. Eminim ki sudan çıktıktan sonra ikimizinde uzun dalgalı saçları kabarıcak ve bizi sinir edecekti.

Kırmızı tutamlarımı suyun içinden elimle taradım. Ve konuşmaya başladım. Biraz acıkmış gibi hissediyordum.

" Bir şeyler yiyelimmi ya acıktım gibi ben"

" Olur valla bende biraz acıktım"

Kafamı sallayıp onu onayladığımda merdivenlerin oraya yüzdük ve havuzdan çıktık.

Şezlongların üzerindeki eşyalarımızı alıp soyunma odasına geçtik ve gizemin benim içinde koyduğu lacivert şort ile sporcu südyenini giyindim. Şort dizlerimin iki- karış üzerinde bitiyordu. Islak eşyalarıda bir poşete koyup çantamıza tıkıştırıp asansörlere doğru gittik. Gelen asansörden 3 kişinin inmesini beklerken yanlışıkla kolum ruh gibi beyaz soluk tenli uzun ve kaslı olduğu belli olan adama çarptı. Bedenim ürpermişti. Teni buz gibiydi. Sanki bir dordurucu gibiydi.

Bakışlarımız kesişmesin diye ağzımın içinde pardon dile geveledim ve asansöre bindik. Gizeme doğru döndüm. " O.. o bir vampir olabilir mi?" Korkudan sesim titremişti. Eğer o vampirse... O zaman Matthew? Ah bunları düşünmek istemiyorum ama elimde değil. Burda normal insanların olacağını düşünmek benim hatamdı.

" Alevcim sakin ol ilk önce karnımızı doyuralım sonra eğlence için güzel bir klübe gidelim hazırlanıp. Bu gece sabahlara kadar içih içip eğlenme gecesi!"

Gizemin şen şakrak hali biraz daha saniklememe sebep olmuştu. Bu yüzden kafamı sallayarak onu onayladım ve yemek yiyeceğimiz alana doğru yürüdük.

1 saat sonra

" Gizo bu nasıl oldu peki?"

" Aşkım bu da çok güzel hazırlan artık bak 2 saat oldu ya!"

" Abartma yarım saat oldu odaya geleli gerizekalı!"

Üzerime giyindiğim siyah mini elbise askılı ve göğüs kısmında küpe gibi halkanın içerisinden kumaşın geçtiği detay vardı. Dekolte seven birisi değildim sırt hariç. Bu giyindiğim elbiseninde sırt dekoltesi ayırı olmayacak şekilde vardı. Dudaklarıma hafif bir kahve rengi çerçeve geçip üzerine tint ve gloss sürdüm. Sadece kapatıcı ile kapatmam gereken yerleri kapattıktan sonra pudraladım.

Kirpiklerimi kıvırdıktan sonra eyeliner sürüp maskara ile kirpiklerimi şaha kaldırdıktan sonra çok hafif pembe alt tonlu allık sürüp bronzer geçtim. Highlighterı da burun ucuma, şakaklarıma ve kaşlarımın altına sürdüm. Kaşlarım diyince lan ben kaşlarımı sabitlemedim diyip onuda yaptım. Son kez sabitleme spreyi ile yüzümdeki makyajı sabitledim. Daha sonra elime aldığım ısınmış maşa ile saçlarımdaki dalgaları daha belirgin yaptım. En sevdiğim parfümümü sıkıp sivri uçlu topuklu ayaklarıma geçirip gizemin odasına daldım.

O da soft bir makyaj yapmış mavi gözlerine extra kirpik takmıştı. Üzerinde gece mavisi mini boy askılı elbise ve siyah önü açık topuklu ayakkabı vardı. Sarı saçlarını benim gibi belirgin dalgalar ile taçlandırmıştı.

İkimizde göz göze gelince çapkın çapkın birbirimizi süzüp göz kırptık. Kendi kendimize güldük ve en sonunda çantalarımızı alıp çıktık...

Bulduğumuz gece klübü oldukça kaliteli mekana benziyordu. Gözlerim etrafı süzdü ve bir anda içime sarhoş olma isteği doğdu. Eğlenmek istiyordum. Özgür olmak ve bir anlığına da olsa dünyadan kopmak..

Gizem kolumdan tutup beni barın önüne çekti. Kendine bir içki ismi söyledi. İçkileri bu kadar iyi bilmiyordum. Tek bildiğim viski, şarap ve tekilaydı. Barmen bana dönünce tekila shot istedim ve beklemeye koyuldum. İçkim ile beraber tus ve limonda aldım ve favori kosbomu yapacaktım. Yanıma dondurucu soğuklukta birisi oturmuştu ama korktuğum için ona dönmedim ve önümdeki işe koyuldum. Tuzu elimin üzerine döktüm ve onu yaladığım gibi tekila shotu kafama diktim daha sonra limonu ağzımda emdim. Bakışlarım barmene gidince bana değişik bir arzuyla bakıyordu.

Bu sefer bakışlarım yanımdaki kişiye kayınca bu gün gördüğüm o vampir olduğuna emin olduğum uzun boylu çocuk vardı. Açık mavi gözleri ve siyaha yakın saçları muhteşem duruyordu ama bakışları... Kahretsin korkutucuydu.

" Bana neden bakıyorsun buz adam?"

Ona taktığım lakapla gülecek gibi olmuştu. Ancak bu hali çok sürmeden tekrar eski korkutucu duruşuna geçti.

" Ateşsin. Dokunduğun yeri yakarsın. Tanrıça gibisin tuttuğunu koparır şehvete boğarsın. Ama ölümlüsün, cahilsin bilgiden çok merakın arzusuna kapılırsın"

Dedikleri beynimin uyuşmasını sağlamıştı. Gözlerim gözlerine odaklandığında arka taraflardan bir çığlık sesi kopmuştu. Bakışlarım hızla arkama geçtiğinde cüsseli bir adam cılız bir kızın boynundan tutup havaya kaldırmıştı. Yanımda olan Gizeme çevirdim bakışlarımı korkaçka ama karşılaştığım şey sadece bir boşluktu. Etrafı kolaçan ettim ve onu Göremeyince korkuyla tuvaletlerin olduğu yere koştum. Tam tuvaletin olduğu koridora girdiğimde biri insan üstü hızla beni duvar ile arasına kıstırdı. Bu o vampir dediğim buz dolabı çocuktu.

" Hey sen , sen nasıl o kadar hızl-"

Konuşmamı engelleyen şey elleriydi. Bir eli ağzımın üzerinde diğeri ise dudaklarımın üzerindeydi.

" Buradan git. Arkadaşın çoktan kaçtı. Ve bir dahada bu adaya gelme insan. Eğer canını seviyorsan" dedi ve mavi rengindeki gözleri bir anda sarıya yakın bir renk oldu. Korkudan altıma işicektim neredeyse. Donmuş ve gözlerimi kocaman açmış bir şekilde ona bakarken tekrar insan üstü hızla bir anda kayboldu ortalıktan.

O gittikten sonra dizlerimin üzerine düşmüş korkudan konuşamıyordum. Koridorun girişinden bana doğru koşan topuklu ayakkabı sesini duyduğumda bile yerdeki bakışlarımı oraya çeviremedim.

"Alev! Canım iyimisin! Alev kendine gel burdayım! Alev bana bak!"

Yanağıma yediğim tokatla şoktan sıyrıldım. Bakışlarımı beni sarsan Gizeme çıkardım.

" O. O- O bir vampirdi! "

Gizem sanki bunları zaten biliyormuş gibi şaşırmadan bana bakıyordu.

" Sakin ol kuzum. Sana her şeyi anlatıcam merak etme. Gel otele geçelim. Kalk yerden gel"

Kollarımdan tutarak ayağa kalkmama yardımcı oldu.

Otele geçtiğimizde

Gizem beni odamdaki yatağa oturtturduktan sonra yanımdan ayrıldı ve bir süre sonra elinde bir bardak su ve kolonya ile geri geldi. Bardağı yatağımın yanındaki komodinin üzerine koyduktan sonra kolonyayı eline aldı ve bileğimi tutarak avucumun içine sürdü. Kolonyanın kokusu biraz daha kendime gelmemi sağlamıştı. Donuk bakışlarım Gizemin mavilerine kilitlendiğinde sonunda bulduğum sesimle konuştum.

" Kimsin sen?"

Buydu. Sadece buydu. Başka bir şey yoktu. Çünkü kafamda o kadar düşünce vardı ki hangi birine odaklanacağımı şaşırmıştım. Değişik hissediyordum. Alışık olmadığım bir hisse..

Gizemin bakışlarında kırılmalar olmuştu. Çok geçmeden o da konuşmaya başladı. " Canım benim biliyorum şu anda kötü hissediyorsun kendini, şoktasın, sorguluyorsun ve sonsuz merak içerisindesin. Çok haklısın bütün bunlarda. Ama şuanda önemli olan bunlar yada benim ne olduğum değil. Zaten bilmen gerekenleri biliyorsun. Ben daha fazlasını istesemde inanki yapamam. Yapmek, yardım etmek çok isterdim ama engeller var. Ve bunlar bildiğin küçük engellerde değil. Biliyorum kafan hala daha çok karışık bir sürü düşünce var kafanın içinde. Ama sabret daha yolun başında bile değiliz ve herşeyin bir zamanı var"

" Ben daha fazla dinlemek istemiyorum"

Konuşmam bittiği gibi ayaklandım ve odadan çıkıp banyoya girdim. Kapıyı kilitledikten sonra üzerimdeki kıyafetleri sökercesine çıkartıp kenara fırlattım. Ilık su hazır olduğunda kendimi ılık suya bıraktım ve gözlerim kapalı sanki dünyayı uzaktan izledim. Elime gelin şampuan ile saçlarımı çitiler gibi kazıya kazıya yıkadım.

Banyodan sonra

Banyom bittiğinde sulu kapattım ve suda fazla durduğumu belli eden buruşmuş parmaklarımla saçlarımdaki fazla suyu sıktım. Elime geçirdiğim ilk baş havlusu ile saçlarımı üstten nemini alıp başıma doladım. Dolapta birde siyah renk bornoz bulduğumda onuda hızlıca üzerime geçirdim ve banyodan çıktım.

Salon tarafına geçtiğimde Gizemi gördüm. Koltukta oturmuş bir bacağını tikretirken bir elinin tırnaklarını dişine sürterken gözleri yerdeki halıya odaklanmıştı. Geldiğimi hala anlayamamıştı. Onu böyle görmek kötü hissetmeme ve aslında tepkilerimin ayırı olduğunu anlamama neden olmuştu.

Yanına oturdum ve ona sarıldım. Ona sarılmam ile kasılmış bedeni gevşedi ve hızlıca kollarını belime sardı. Kafasını boyun girintime soktu ve bir süre böyle durduk.

" Alev ben çok özür dilerim. Senin böyle olacağını o gün orda böyle bir şey yaşanacağını bilmiyordum. Sana her şeyi anlatmayı çok istiyorum, hep istedim ama anlatamadım. Bu benim kararım değim inanki.. Ben senden hiç bir şey saklamadım bu güne kadar bu olaylar hariç. Sen biliyorsun seni ne kadar çok sevdiğimi. Belki şimdi sana bu dediklerim yapmacık geliyordur ama ben seni kardeşimin yerine koydum Alev. Senin kırılman, üzülmen, canının yanması benimde canımın yanmasına sebep oluyor. Ben çok çok özür dilerim"

Gözlerinin kızarmaya başladığını görünce paniğe kapıldım ve hemen konuşmaya başladım.

" Bende özür dilerim. Senin bu hale geleceğini tahmin edemedim. Ve biraz düşündüm açıkçası, sen dediklerinde haklısın. Ben sadece yıllardır yaşadığım bu dünyada sürekli bir bilinmezlikte olmaktan; sürekli gizemli, adını şanını bilmediğim tiplerle varlığından emin olduğum ama asla kanıtlayabileceğim bir türün bir anda karşıma çıkması bana ağır geldi. Ve bunlara sende, ailemde bu gün gördüğüm herkes de dahil"

O konuşmayınca tekrar konuşmaya devam ettim.

" Ve diğer dediklerindede haklısın. Ben sadece fazla meraklı olduğum için sizin ve onların ne olduğunu sorguladım ama çokta bir bilgi elde edemedim. Bu yüzdende sinirlerim bozuldu. Ah kahretsin gerçekten tam bir aptalım. Bak Gizem, biliyorum bana söylenecek gerçeklere daha var ve sende bunu maalesef ki var olan engellerden dolayı söyleyemiyorsun. Bu yüzden bende biraz düşünmek istiyorum. Bana tüm bu gerçekleri açıklayabilecek kişi şuan hangi cehennemde merak ediyorum"

Söylediklerimle gözleri büyüdü ve sonra normale döndü. Biraz daha konuştuktan sonra ben odama geçtim ve dolabımın önüne geçip içerisine bir göz attım. Bir sürü eşya getirmiştim ve bu çoğunlukta neredeyse bütün takım geceliklerimde yanımdaydı. Askılı siyah renk mini şortlu olan geceliğimi aldım ve yatağın üzerine bıraktım.

Daha sonra da iç çamaşırı seçmek için geri döndüğümde bir anda önümde gördüğüm sima ile az daha çığlık atıyordum ki bunun bir halüsinasyon olduğunu anlamam uzun sürmedi. Ellerim kalbimin üzerine gittiğinde çok hızlı attığını fark ettim. Haksız sayılmazdı. Kalbim neredeyse yerinden çıkacaktı. O buzdolabı bozuntusu yüzünden psikolojim bozulmuştu. Pislik vampirler artık sizi sevmiyorum ( yalan )

Bornozumu çıkardıktan sonra üzerime geçirecek bir lacivert tonda iç çamaşırı takımı buldum ve dantelli kısımlarında bir sorun olup olmadığını kontrol ettikten sonra üzerime geçirdim. Siyah takım geceliğimide giyindikten sonra başımdaki havluyuda çıkarıp iki üç kere bir başımı aşağı eğip aşağı sarkan seçlarımın uçlarından yukarı doğru sıkıp dalgalı şeklini korumasını sağladım. Daha sonra saçlarımı örüp komudinin üzerinde olan yedek siyah toka ile saçlarımın uçunu topladım. Uyumadan önce, Gizemin getirdiği ve hala aynı yerinde duran suyu elime aldım ve hepsini içip odadaki ışığı kapattıktan sonra yatağımın içine girdim. Uyku beni kendine çekerken bütün bedenimle karanlığa teslim oldum..

Selamlar bu yeni kurguma okuma şansı verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Umarım severek okursunuz çünkü ben yazarken biraz eğlendim. Daha da güzel bölümler bizi bekilyor olacak. Elbette ki daha yolun çoook başındayız. Bu uzuuun yolda bana destek çıkarsanız çok mutlu olurum. Şimdiden sizleri tanımak ve sizlerle bu yolu devam ettirmek dileğiyle

Kendinizi dikkat edin sizi seviyoruummm💗💗💗

Yazılan Kelime Sayısı : 6167

Bölüm sonu

5 yorum