Pencerenin camına vuran yağmur damlaları, gecenin sessizliğini bozuyordu.
Defne ellerini dizlerine çekmiş, yatağının üzerinde oturuyordu. Küçücük odasının duvarları nemden sararmıştı. Tavanın bir köşesinde oluşan çatlak ise her geçen gün biraz daha büyüyordu.
Odanın içinde eski bir dolap, tek kişilik bir yatak ve küçük bir çalışma masasından başka eşya yoktu.
Yirmi yaşındaydı.
Ama bazen kendini çok daha yaşlı hissediyordu.
Koridordan gelen bağırış sesleri düşüncelerini böldü.
"Defne!"
Nevin'in sesi yine sertti.
Defne gözlerini kapattı.
Bir saniye...
Sadece bir saniye daha oturmak istedi.
Ama buna bile hakkı yoktu.
Hızla ayağa kalkıp odadan çıktı.
Mutfakta üvey annesi Nevin elindeki tabağı sertçe tezgâha bıraktı.
"Nerede kaldın sen?"
"Odadaydım."
"Odadaymış."
Nevin gözlerini devirdi.
"Sanki sarayda yaşıyor da dinleniyor hanımefendi."
Defne başını eğdi.
Bu tür konuşmalara alışmıştı.
Karşılık vermenin hiçbir faydası olmadığını yıllar önce öğrenmişti.
Masadaki kirli tabakları toplamaya başladı.
Üvey babası Cemal televizyonun karşısında oturuyordu.
Bir an olsun başını kaldırıp Defne'ye bakmadı.
Sanki evde görünmez biri vardı.
Sanki o sadece iş yapmak için yaratılmıştı.
Gece yarısına kadar temizlik yaptı.
Yerleri sildi.
Çamaşırları astı.
Mutfağı topladı.
Saat on ikiyi geçtiğinde nihayet odasına dönebildi.
Yatağa uzandığı anda boynundaki kolye yastığa takıldı.
Refleksle kolyeyi avucunun içine aldı.
Küçük bir gümüş kelebek...
Bu kolye çocukluğundan beri boynundaydı.
Nereden geldiğini bilmiyordu.
Nevin her sorduğunda aynı cevabı verirdi.
"Sen bebekken vardı."
Defne kolyeyi incelemeye başladı.
Kelebeğin kanatlarında küçük işlemeler vardı.
Daha önce yüzlerce kez bakmıştı.
Ama bu gece ilk kez fark ettiği bir şey oldu.
Kanadın iç kısmında minicik bir harf kazılıydı.
"D"
Kaşlarını çattı.
Daha önce bunu nasıl fark etmemişti?
Kolyeyi ışığa doğru kaldırdı.
Gerçekten de oradaydı.
Küçük bir D harfi.
Tam o sırada koridordan gelen sesler dikkatini çekti.
Nevin ile Cemal konuşuyordu.
Normalde duymazdan gelirdi.
Ama bu kez kendi adını duydu.
İstemsizce yerinden kalktı.
Kapıya yaklaştı.
Sesler netleşmeye başladı.
"Bu kadar para getiriyor."
Nevin'in sesiydi.
"Birkaç yıl daha idare eder."
Cemal iç çekti.
"Ya öğrenirse?"
Defne'nin kalbi duracak gibi oldu.
Bu cümleyi daha önce de duymuştu.
Yıllar önce...
Çocukken...
Tam olarak aynı cümle.
Ya öğrenirse?
Ne öğrenirse?
Nevin alçak sesle cevap verdi.
"Öğrenmeyecek."
"Ya biri çıkıp konuşursa?"
"Kim konuşacak? O kadın öldü."
Defne'nin nefesi kesildi.
O kadın mı?
Kimdi o kadın?
Koridorda bir sessizlik oldu.
Sonra Cemal konuştu.
"Kız büyüdü artık."
"Büyüdüyse büyüdü."
Nevin sertçe karşılık verdi.
"O bizim kızımız."
Bir an durdu.
Sonra ekledi.
"Öyle kalacak."
Defne korkuyla geri çekildi.
Kalbi deli gibi atıyordu.
Ne konuşuyorlardı?
Kimden bahsediyorlardı?
Neden gizli saklı konuşuyorlardı?
Ve en önemlisi...
Neden içi birdenbire kötü hislerle dolmuştu?
Ertesi sabah gün doğmadan uyandı.
Her zamanki gibi işe gitmesi gerekiyordu.
Kasabanın merkezindeki pazarda çalışıyordu.
Sabahları sebze tezgâhında yardımcı oluyor, akşamları da küçük bir kafede garsonluk yapıyordu.
Kazandığı tüm para Nevin'e gidiyordu.
Buna rağmen ses çıkarmıyordu.
Çünkü başka seçeneği yoktu.
En azından öyle sanıyordu.
Öğle saatlerinde yaşlı bir müşteri tezgâha yaklaştı.
Kadın bastonuna dayanıyordu.
Yüzündeki kırışıklıklar yılların izlerini taşıyordu.
Sebzeleri incelerken bir anda durdu.
Gözleri Defne'nin boynundaki kolyeye takılmıştı.
Kadının yüzündeki ifade değişti.
Şaşkınlık...
Korku...
İnanamama...
Hepsi aynı anda belirdi.
"Kızım..."
Defne başını kaldırdı.
"Efendim?"
Kadın titreyen eliyle kolyeyi işaret etti.
"Bu kolye..."
Defne istemsizce kolyesine dokundu.
"Ne olmuş?"
Yaşlı kadın birkaç saniye konuşamadı.
Sanki bir hayalet görmüştü.
"Bu kolyeyi nereden buldun?"
"Çocukluğumdan beri bende."
Kadının gözleri doldu.
"İmkânsız..."
"Ne imkânsız?"
Kadın cevap verecekken kalabalığın arasından biri geçti.
Kadının bakışları o noktaya kaydı.
Yüzü aniden bembeyaz kesildi.
Korkmuş gibiydi.
Gerçekten korkmuş.
Bir adım geri çekildi.
Sonra iki.
Ve hiçbir şey söylemeden hızla uzaklaştı.
"Hanımefendi!"
Defne seslendi.
Ama kadın dönüp bakmadı.
Kalabalığın içinde kayboldu.
Defne olduğu yerde kaldı.
Elini kolyesine götürdü.
İlk kez...
Hayatında ilk kez...
Bu küçük gümüş kelebeğin sıradan bir kolye olmadığını hissetti.
Ve bilmediği bir şey vardı.
Çok büyük bir şey.
Ama ne olduğunu henüz bilmiyordu.