“Rojyar kalk kızım”
Rojyar dün gece yarısına kadar bulaşık yıkamış,sanki uyuyamayacığını anlamış gibi bir umutla battaniyesini kolunun aradığına sıkıştırdı ama nafile. Annesi yanındaki döşekten battaniyesini asıldı.
-kızım haydi ama!
Zorla da olsa doğruldu, gözlerini oluşturdu. Hemen ayağa kalktı ve üzerine örttüğü yün battaniyesini eline aldı ve katlamaya başladı. Annesi,
-Haydi ama sallanma az sonra baban gelir, dedi
Rojyarın canı zaten uyuyamadığı için sıkkındı
-Bn olmasam ne yapacaktın çok merak ediyorum anne!
-Ne mi yapacaktım? Bir tane daha kız doğuracaktım , diyip kıkırdadı annesi. Rojyar annesiyle konuşurken döşekleri toplamış yerleri süpürmüştü. Tam mutfağa gidecekken kapı yumruklandı. Bu ses Ertoşi ailesini korkutan bir olay değildi. Rojyar kapının arkasına geçti ve kapının kolunu asıldı. Az sonra Rojyarın iki ağabeyi babasının kollarından tutarak döşeklerin olduğu odaya götürdü. Babası yine sarhoştu ve Rojyara bağırıyordu.
- kız kurusu! Daha everemedik seni! Hangi adam bakar ki senin şu meymenetsiz yüzüne!!
Önceleri bu sözler rojyarın çok zoruna giderdi. Annesi onu teselli eder, babasının asla böyle biri olmadığını, onu için dağları delip geleceğini anlatırdı ama bunlar yalandı. Diyar Ertoşi asla böyle biri değildi. Annesi berdele kurban gitmiş, babasının şiddeti yüzünden ayakları tutmaz olmuştu. O günden sonra küçük yengesi Narin rojyar ev işini öğreniyesiye kadar temizliklerini yapmış, en büyük amcası da sadaka niyetine alışverişlerini görmüştü.
Ağabeyleri evden çıkarken rojyara acıyan gözlerle baktı. Hep böyle bakarlardı zaten rojyara. Rojyarla aralarında hep bir duvar olmuştu. Rojyarın sessiz çığlıklarını ve çabalarını duymamaları için bir duvar…