İçeriğe geç

Ateş Oyunu

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Ateş Oyunu

Bölüm 1

1. Bölüm -Yeni Bir Başlangıç

Hayat bazen insana en güzel mutlulukları sunarken bazen de hiç beklemediği sınavlarla karşısına çıkar. Ne zaman güleceğimizi ya da ne zaman ağlayacağımızı önceden bilemeyiz. Ben de hayatımın en büyük dönüm noktasının o gün başlayacağından habersizdim.

Ben Ayça. Yirmi iki yaşındayım. Balıkesir'de doğdum, ancak üniversite eğitimim için Antalya'ya taşındım ve artık burada yaşıyorum. Çiftçi bir babanın ve ev hanımı bir annenin kızıyım. Benden iki yaş büyük bir ağabeyim var. Adı Doğukan. O da yazılımcı olabilmek için gece gündüz çalışan, hayallerinin peşinden koşan biri.

Ailem bugüne kadar benim için büyük fedakârlıklar yaptı. Babam sabahın ilk ışıklarıyla tarlaya gider, akşam yorgun argın eve dönerdi. Annem ise evimizin bütün yükünü tek başına omuzlardı. Onların bana verdiği emeği boşa çıkarmamak için hep çok çalıştım.

En büyük hayalim hukuk okuyup başarılı bir avukat olmak, ileride ise savcılık sınavını kazanıp babamın gurur duyacağı biri olmaktı.

Fakat hayat, her zaman planladığımız gibi ilerlemiyor.

Üniversite sınavına hazırlanırken elimden geleni yaptım. Ancak doğuştan gelen bir rahatsızlığım vardı. Kan şekerim çok çabuk düşüyordu. Uzun süre aç kaldığımda kendimi kötü hissediyor, bu yüzden yanımda sürekli küp şeker taşımak zorunda kalıyordum. Yine de bunu hiçbir zaman bir bahane olarak görmedim. Çalışmaya, hayal kurmaya ve mücadele etmeye devam ettim.

Sonuçlar açıklandığında ise bütün umutlarım bir anda yıkıldı.

İstediğim puanı alamamıştım.

Telefon ekranına uzun süre boş boş baktım. Gözlerim dolmuştu. Babamın bana duyduğu güven, annemin duaları ve yıllardır verdikleri emek gözümün önünden geçti. Kendimi başarısız hissediyordum.

O gün odamdan uzun süre çıkmadım.

Babamın yüzüne bakmaya utanıyordum. Çünkü onun en büyük hayali beni savcı cübbesiyle görmekti. Ben ise o hayali gerçekleştiremediğimi düşünüyordum.

Üstelik artık ondan para istemeye de çekiniyordum. Üniversite masrafları, kitaplar, kıyafetler, kira ve günlük ihtiyaçlar derken her geçen gün daha da zorlaşıyordu.

"Kendi ayaklarımın üzerinde durmalıyım." dedim kendi kendime.

Bilgisayarımı açıp saatlerce iş ilanlarına baktım. Bulduğum neredeyse her yeri aradım. Fakat aldığım cevaplar hep aynıydı.

"Maalesef personel alımımız sona erdi."

"Şu an uygun bir pozisyonumuz bulunmuyor."

Her telefon konuşmasından sonra içimdeki umut biraz daha azalıyordu.

Tam bilgisayarımı kapatacakken telefonum çaldı.

Ekranda en yakın arkadaşım Tuğçe'nin adı yazıyordu.

Derin bir nefes alıp telefonu açtım.

"Ne yapıyorsun Ayça?" diye sordu neşeli sesiyle.

"Mutsuz mutsuz oturuyorum."

"Neden?"

"Sınav istediğim gibi geçmedi. Kendimi çok kötü hissediyorum. Bir de iş bulamıyorum."

Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.

"Öncelikle sakin ol." dedi yumuşak bir sesle. "Her şeyin bir zamanı vardır."

"Keşke öyle olsa."

"Aslında sana bir teklifim var."

Merakla doğruldum.

"Nasıl bir teklif?"

"Benim çalıştığım otelde personel alımı var. Geceleri çalışıyoruz. Maaşı da oldukça iyi. Hem birlikte çalışırız hem de okuluna devam edersin."

Şaşkınlıkla gülümsedim.

"Gerçekten mi?"

"Evet. İstersen bugün birlikte başvuru yapabiliriz."

İçimde uzun zamandır hissetmediğim küçük de olsa bir umut yeşermeye başlamıştı.

"Çok teşekkür ederim Tuğçe."

"Teşekkür etmeyi bırak da hazırlan. Seni yarım saate almaya geliyorum."

Telefon kapandıktan sonra dolabımın kapağını açtım. Bugün ilk izlenim çok önemliydi. Şık ama sade görünmek istiyordum. Siyah bir tişört, açık mavi mini kot etek, ince bir ceket ve beyaz spor ayakkabılarımı giydim. Çantamı hazırlayıp telefonumu cebime koyduğum sırada annemden mesaj geldi.

"Kızım, nasılsın? Kendine dikkat ediyor musun?"

Gülümseyerek cevap yazdım.

"Merak etme anne, iyiyim. Seni çok seviyorum."

Telefonu çantama koyarken derin bir nefes aldım.

İçimde garip bir his vardı.

Sanki o gün başlayacağım iş, sadece hayatımı değil, kaderimi de değiştirecekti...Kapının zili çaldığında saate baktım. Tuğçe tam söylediği saatte gelmişti. Son kez aynaya baktım, derin bir nefes aldım ve evden çıktım.

"Vay, bugün bayağı şık olmuşsun." dedi beni görünce gülümseyerek.

Ben de hafifçe gülümsedim.

"İlk izlenim önemlidir."

"Kesinlikle. Hadi, geç kalmayalım."

Birlikte taksiye binip otele doğru yola çıktık. Yol boyunca camdan Antalya'nın ışıl ışıl caddelerini izliyordum. Şehir her zamanki gibi kalabalık ve hareketliydi. İnsanlar kafelerde oturuyor, sahil boyunca yürüyüş yapıyor, trafik ise hiç durmadan akıyordu.

Ben ise sadece önümde beni bekleyen işi düşünüyordum.

"Heyecanlı mısın?" diye sordu Tuğçe.

"Biraz değil... Fazlasıyla."

"Korkmana gerek yok. İlk gün herkes böyle hisseder."

"Ya beceremezsem?"

"Becerirsin. Ben sana güveniyorum."

Onun bu sözleri içime biraz su serpti.

Yaklaşık yirmi dakika sonra otelin önüne geldik.

Başımı kaldırıp binaya baktığım anda hayran kaldım.

Karşımda yükselen Lara Bulut Collection Oteli, gördüğüm en gösterişli yerlerden biriydi. Dev camları, altın renkli detayları ve ışıl ışıl girişiyle adeta bir sarayı andırıyordu.

"İnanamıyorum..." dedim fısıldayarak.

"Güzel, değil mi?" diye gülümsedi Tuğçe.

"Sadece güzel değil... Muhteşem."

Birlikte döner kapıdan içeri girdik.

Lobiye adımımı attığım anda etrafa hayranlıkla bakmaya başladım. Tavandan sarkan kristal avizeler, mermer zeminler ve her köşeye özenle yerleştirilmiş çiçekler otelin ne kadar lüks olduğunu gösteriyordu.

Takım elbiseli çalışanlar büyük bir disiplin içinde görevlerini yapıyor, misafirler ise rahat tavırlarla sohbet ediyordu.

Kendimi bambaşka bir dünyanın içine girmiş gibi hissediyordum.

Koridorda yürürken Tuğçe bana oteli tanıtmaya başladı.

"Burada disiplin her şeyden önemlidir. Misafir memnuniyeti bizim için ilk sırada gelir."

Başımı salladım.

"Anladım."

"İlk günün olduğu için seni servis bölümüne verecekler. Getir götür işleri yapacaksın. Kendini gösterirsen zamanla yükselebilirsin."

"Ben elimden gelenin en iyisini yapacağım."

"Bundan hiç şüphem yok."

Bir süre sonra müdür odasının önüne geldik.

Tuğçe kapıyı iki kez tıklattı.

"Buyurun."

İçeri girdiğimizde oldukça geniş ve şık döşenmiş bir ofisle karşılaştım.

Masanın arkasında oturan adam ciddi bakışlarla bizi süzüyordu.

"Buyurun."

Tuğçe öne çıktı.

"Alper Bey, size bahsettiğim arkadaşım Ayça. Maddi durumundan dolayı çalışmak istiyor. Aynı zamanda üniversite öğrencisi."

Alper Bey gözlerini bana çevirdi.

"Bu tempoya ayak uydurabileceğine inanıyor musun?"

Heyecanımı belli etmemeye çalışarak cevap verdim.

"Evet efendim. Öğrenmeye açığım ve verilen her görevi en iyi şekilde yaparım."

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra hafifçe başını salladı.

"Peki."

Kalbim hızlanmıştı.

"Bugünden itibaren işe başlayabilirsin."

Yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.

"Gerçekten mi?"

"Evet. İlk gününü başarılı tamamlarsan günlük ücretini de alırsın."

"Çok teşekkür ederim."

Önüme uzatılan sözleşmeyi dikkatlice okuyup imzaladım.

Artık resmen bu otelin çalışanlarından biriydim.

Odadan çıktıktan sonra Tuğçe beni personel odasına götürdü.

Dolabımı açıp üniformamı elime aldım.

Beyaz gömlek, siyah yelek, kısa siyah etek ve isim kartımı taktıktan sonra aynaya baktım.

Kendimi ilk kez böyle profesyonel hissediyordum.

"Çok yakıştı." dedi Tuğçe.

"Umarım işimi de iyi yaparım."

"Yapacaksın."

Akşam güneşi tamamen batmış, otel ışıkları yanmaya başlamıştı.

İlk görevim servis bölümünde çalışmaktı.

Başlarda birkaç kez heyecanlandım ama zaman geçtikçe ortama alışmaya başladım.

Misafir sayısı arttıkça işler de yoğunlaştı.

Garsonlar bir masadan diğerine koşuyor, mutfaktan sürekli yeni siparişler çıkıyordu.

Tam o sırada Tuğçe bana seslendi.

"Ayça! Sahnenin önündeki VIP masaya bir soda götürür müsün?"

"Tabii."

Tepsiyi dikkatlice elime aldım.

Kalabalığın arasından yavaşça ilerliyordum.

Tam sola döneceğim sırada biriyle sertçe çarpıştım.

Tepsi elimden kaydı.

Bardaktaki soda yere döküldü.

Şaşkınlıkla başımı kaldırdım.

Karşımda uzun boylu, geniş omuzlu, siyah gömlek giymiş, sarı saçlı ve etkileyici mavi gözlere sahip genç bir adam duruyordu.

Kalbim bir anlığına duracak gibi oldu.

O da gözlerini benden ayırmadan bana bakıyordu.

O an bunun sadece basit bir çarpışma olduğunu sanmıştım.

Ama bilmiyordum ki...

Bu karşılaşma, hayatımın tamamen değişeceği olayların ilk adımı olacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.