"Hepinize merhaba arkadaşlar, kanalıma hoş geldiniz. Ben Ahmet Can Dündar. Bugün sizinle çok tehlikeli bir video çekiyoruz.
Yeni bir seriye başlıyoruz ama önce yanımda kimler var bakalım; Sıla, Feride, Mert ve Enes Batur ve Mervan var.
Şimdi ne yapacağımızı anlatıyorum. Yıllar önce terk edilmiş bir akıl hastanesindeyiz. Ama cidden burada ve yakınında kimse yok. Prodüksiyonumuz buraya oyunumuzu kurmak için bile belli kimselerden yardım aldılar ve belli başlı yerlere belli başlı ipuçları koydu. Bu ipuçlarını toplayarak asıl hedefe ulaşacağız. Asıl hedefte ise büyük bir para ödülü var.
Şu an saat 12.00 ve bu oyunu herkes ikişerli gruplarla oynayacak. Herkese birer harita verilecek ve saat 03.00'da oyun bitmiş kabul edilecek. O esnada kaybolan, başına bir şey gelen dönebiliyorsa buraya dönebilir, dönemiyorsa arayarak prodüksiyondan birilerine ulaşıp yardım alabilir. O da olmuyorsa elinizde ses çıkarabileceğiniz eşyalarınız olacak.
"Onları kullanarak yardım isteyebilirsiniz."
Herkes birbirine çok tedirgin bakıyordu. Ama herkesin de isteği vardı bu video için.
"Şimdi ikişerli gruplar olacağız. Kim kiminle olacağına kartlar karar verecek. İskambil kartı çekeceğiz."
"Ya abi, ben senden başkasıyla oynamam bu oyunu." diye itiraz etti Sıla.
"Dur bakalım herkes bir seçsin." diyerek ilk kartı seçtim.
Sıralama; Sıla-ben, Enes-Feride, Mervan-Mert şeklindeydi. Kimse itiraz etmedi ve güvenlik için bir şeyler giyildi, ekipmanlar alındı.
Herkes elindeki haritaya bakarak plan yaptı ve tekrar çekime girdik. Sıla ve ben hastaneden içeri girdiğimizde içeride göz gözü görmüyordu. Her yer yıkık döküktü ve adım attığımız yere çok dikkat etmemiz lazımdı. Elimizdeki kameralarla temkinli adımlar atarak üst kata çıktık. Her adımımızda sağımızı solumuzu kontrol ediyorduk. Üç takım da üç ayrı kapıdan girmişti içeri, o yüzden kim nerede bilmiyorduk.
"Abi o ses neydi?!"
"Ne sesi ben bir şey duymadım?"
"Bir fısıltı geldi sanki!"
"Sana öyle gelmiştir. Gel şu ilerideki odayı gösteriyor harita."
"Abi orası çok karanlık."
"Her yer çok karanlık Sıla!"
Sıla söylene söylene peşimden geliyordu. Yavaş adımlarla odaya girdik. Söylenene göre bu hastanede akıl hastaları arasında ne olduğu belli olmayan bir hastalık yayılmış ve acilen boşaltılmış hastane. O yüzden arkalarında birçok şey bırakmışlardı. Ve biz de o hastalığın ne olduğunu bilmediğimizden maske, gözlük ve eldivenle geziyorduk. Odaya girdiğimizde odada bir dolap, bir masa ve bir sedye vardı. Sıla odayı turlarken ben içi dosya dolu dolabı açtım. En üstte bir dosya yataydı. Alıp açtığımda içinde ipucu çıkmıştı. Haritanın diğer kısmı.
Herkesin haritası birkaç parçaya ayrılmıştı ve saklanmıştı. Ayrıca bazı yerlere yanlış ipuçları da bırakılmıştı.
"Buldum Sıla."
"Heh, ne yapıyoruz?"
"Alt katı gösteriyor."
"Ne, ama aşağısı bodrum."
_____
Enes- Feride
"O ne Enes?"
"Haritanın diğer parçası ama uymuyor."
"Nasıl ya, emin misin?"
"Evet."
Elime haritayı alıp baktım. Evet yanlıştı bu. Alt katı gösteriyordu, ama biz zaten bodrum kattaydık. Daha bir alt kat yoktu.
"Demek ki bu yanlış, başka bir tane daha olması lazım."
"Evet ama nerede?"
"Onu nerede buldun?"
"Yastığın altında."
"Tamam sen yatağa bak ben de şu yan taraftaki masayı kurcalayayım."
"Tamam ama dikkatli ol."
"Tamam."
Bastığım yeri kontrol ederek büyük odada ayrılmış küçük kısma geçtim. Masanın ilk çekmecesi kilitli ve çevrede anahtara benzeyen hiçbir şey yoktu. Masadaki dağınık kağıtlara göz gezdirdim. Hepsi eski kayıt, işlem dosyasıydı.
"Mehmet Uzak, şizofreni ve bipolar. Adama koydukları teşhise bak, biz bir zamanlar bu adamın yaşadığı yerdeyiz."
Diğer dosyaları karıştırdım, tüm çekmeceleri karıştırdım ama bir şey yoktu.
"Bir şey bulabildin mi?"
"Hii! Ay aklım çıktı. Hayır bulamadım. Şu çekmece hariç her yere baktım, o da kilitli."
"İçeride bir anahtar buldum, bakayım uyacak mı?"
Cebinden çıkarttığı anahtarı denediğinde açıldı. Ve içinden bir dosya çıktı. Dosyanın içinde bir sürü kağıdın arasına saklanmış bir harita. Ama bir terslik vardı, bu da alt katı gösteriyordu. Elimizdeki kağıt parçasıyla birbirimize bakıp kaldık. O esnada bir ses geldi. Adım sesi. Buraya yaklaşıyordu.
_______
Mert-Mervan
İkinci kattaydık. Hastaların kaldığı bir koğuşta. Bir sürü yatak ve dolap vardı. Bu odada bir yerde bir kağıt parçası daha olmalıydı. Ama nerede?
"Sen yatakların altına falan bak ben de açılan dolaplara bakayım."
Tamam anlamında kafamı salladım ve sakince yataklara bakmaya başladım.
Hiçbir şey yoktu. Zaten fenerin aydınlattığı kadarlık kısım gözüküyordu.
Elimdeki kameraya konuşurken bir yandan da harita arıyordum. Ben yatakları bitirmiştim ama Mervan hala dolapları kurcalıyordu. Yataklardan bir şey çıkmamıştı.
Dolapları açmasında ve kurcalamasında yardım ettim. Son bir dolap kalmıştı. Ama o da boştu.
"Lan nereye koydunuz?!"
Mervan sinirle bağırıp başını tavana kaldırıp öyle kalmıştı.
Baktığı yere baktığımda haritayla göz göze geldik.
Nasıl alacağız lan onu?
Mervan yatağı çekti ve üstüne çıkıp tavana zıpladı. Üçüncü atlayışında haritayı çıkarttı ve aldı.
Baktığımızda bir üst katı gösteriyordu. Üst katta ise tedavi gördükleri yerler vardı.
_____
Ahmet-Sıla
Sessiz, sakin ve temkinli adımlarla abimin tişörtünü bırakmadan iniyordum merdivenleri.
"Sssss!"
Al işte yine aynı ses!
"Abi duydun mu?"
"Neyi?"
"Ssss diye bir ses geldi."
"Hayır."
Allah Allah! Ya ben kafayı yiyordum ya da abim sağırdı.
Elindeki haritayı kontrol etti ve koridorda sola döndü. O sırada tam çarprazımızdaki kapıdan biri çıktı.
"Aaaaaaa!!" Hepimiz bir anda çığlık attık. Enes ve Feride'ydi bunlar.
"Aklım alındı lan!"
"Sen bir de bana sor, sessiz sessiz bir de adım sesleri geliyor. Yüreğim hopladı!"
"Ben galiba dilimi yuttum."
"Salak dilini yutsan nasıl konuşacaksın?"
Feride Enes'in kafasına vurduğunda hepimiz anlık bir kıkırdadık.
"Siz nereye?"
"Aşağı gösteriyor. Bir tane daha harita bulduk, belki sizinkine uyar."
Enes elindekini gösterdiğinde abim haritayı yan yana getirdi ve uyumluydu.
"İyi de burası bodrum kat değil mi? Daha aşağısı mı var?" dedi Feride.
Abim başını salladı. "Bizim geldiğimiz merdiven değil, şu ileride başka bir merdivenle bir kat daha aşağı iniliyor." dedi. Sonra derin bir nefes alıp ekledi, "Ve okuduklarıma göre o katta tedavisi zor, hırçın ve yerinde durmayan, kendine ve çevresine zarar veren hastalar tutuluyormuş." dedi.
Feride ile anlık göz göze geldiğimizde korkudan bayılacaktık.
"Madem hepimiz aynı yere gidiyoruz ayrılmaya gerek yok beraber gidelim." dedi Enes. Bence çok haklıydı. Ben hızlı hızlı başımı sallarken abim ve Feride de ona katıldılar. Ben abimi sıkı sıkı tutarken Feride gözünü kısmış ileriye bakıyordu.
Elindeki feneri en ufak bir tık sesinde sağa sola çeviriyordu.
Benim de ondan bir farkım yoktu. Abim ve Enes defile arar gibi fısır fısır konuşuyorlardı. Sanki birileri vardı da onları rahatsız etmemeye çalışır gibi temkinli adımlarla yürüyorduk.
"Harita hepimizi aşağı götürdüğüne göre ödül aşağıda?" dedi Enes sorgulayan bir sesle.
Abim bilmediğini söyledikten sonra son basamaktan aşağı indik.
"Amma çok merdiven varmış." dedi Feride sitemle.
"Çok gizli bir yer sanki baksana her yer demir parmaklık."
Cidden öyleydi. Burada harita parçasını nasıl bulacaktık?
"Sakın birbirinizden ayrılmayın. Yerler de tavan da sağlam değil."
Hepimiz başımızla onayladık. Feride parmaklıkların arkasına bakıyordu. Bir anda çığlık attı. Hepimiz ona döndük.
Korku dolu bir ifadeyle sırtını duvara yaslamıştı. Karşısındaki koğuşu gösteriyordu.
Abim, "Feride!" diye bağırıp yanına koştu. Feride duvar dibine çökmüştü ve ağlıyordu.
"Ne oldu?!" koşarak yanına gittik.
"O-orada, ces-ceset var!" dedi fısıltılı ama baskılı bir sesle.
Ceset mi?
----
Ateş Hattı'yla böyle bir yerde tekrar karşılacağımızı hiç düşünmezdim.. Maalesef şartlar bize bunu zorunlu kıldı. Sırf okuyabilin diye uğraşacağım..




