Gece düşündüğünden daha hızlı geldi.
Alev, eski spor salonunun arkasına doğru yürürken kalbinin ritmi adımlarına uymuyordu. Elindeki küçük siyah anahtar avucunu ısıtmıştı sanki. Buraya gelmemesi gerektiğini biliyordu… ama gelmişti.
Ve o da oradaydı.
Ateş, duvara yaslanmış, karanlığın içinde neredeyse kaybolmuş gibiydi. Ama gözleri… Alev onu hemen fark etti.
“Geleceğini biliyordum,” dedi Ateş, sesi geceye karışacak kadar sakindi.
Alev durdu.
“Emin konuşuyorsun.”
Ateş hafifçe doğruldu.
“Sen merakına yenilen birisin.”
Alev birkaç adım daha yaklaştı.
“Belki de seni merak ediyorumdur.”
Bu cümle, aralarındaki havayı anında değiştirdi.
Ateş bir an sessiz kaldı. Bu sefer gülümsemedi. Daha ciddi… daha gerçekti.
“Bu iyi bir fikir değil.”
Alev başını kaldırdı.
“Buna sen karar veremezsin.”
Aralarındaki mesafe artık neredeyse yoktu. Alev, Ateş’in nefesini hissedebiliyordu. Kalbi hızlandı ama geri çekilmedi.
Ateş elini yavaşça kaldırdı, Alev’in elindeki anahtara dokundu. Parmakları bir anlığına değdi.
O an… ikisi de sustu.
Alev’in nefesi hafifçe kesildi. Bu sadece bir dokunuştu ama etkisi beklediğinden çok daha büyüktü.
Ateş fısıldadı:
“Görüyor musun? Bu yüzden uzak durman gerekiyordu.”
Alev gözlerini kaçırmadı.
“Sen de uzak durmuyorsun.”
Ateş’in çenesi hafifçe gerildi. Sanki kendisiyle savaşıyordu.
“Çünkü…” dedi ama cümlesini tamamlamadı.
Alev bir adım daha yaklaştı.
“Çünkü ne?”
Bu sefer Ateş geri çekilmedi.
Gözleri Alev’in gözlerinden dudaklarına, sonra tekrar gözlerine kaydı.
“Çünkü seni bırakmak düşündüğüm kadar kolay değil.”
Alev’in kalbi o an daha da hızlandı.
“Ben de gitmek istemiyorum zaten.”
Bu itiraf aralarındaki son mesafeyi de yok etti.
Ateş yavaşça elini Alev’in bileğine koydu. Nazik ama kararlı bir dokunuştu. Sanki onu çekmiyor, sadece orada kalmasını sağlıyordu.
“Bu yanlış,” dedi Ateş, ama sesi eskisi kadar ikna edici değildi.
Alev hafifçe gülümsedi.
“Belki de doğru şeyler hep biraz yanlıştır.”
Kısa bir sessizlik…
Sonra Ateş, ilk kez tamamen savunmasız bir şekilde baktı ona.
“Yanarsan… beni suçlama.”
Alev hiç düşünmeden cevap verdi:
“Yanacaksam… seninle yanarım.”
Bu cümleyle birlikte aralarındaki duvar tamamen yıkıldı.
Ateş, Alev’i kendine biraz daha yaklaştırdı. Aralarındaki mesafe artık yoktu. İkisi de birbirlerinin kalp atışlarını hissedebiliyordu.
Ve o an… artık oyun değildi.
Gerçekti.