İçeriğe geç

Ateş

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Ateş

Bölüm 1

Yaklaşma

Bölüm 1 — Kıvılcım

Gece, şehrin üstüne ağır ağır çökerken, sokak lambaları titrek birer gölge gibi yanıyordu. Hava soğuktu ama içimdeki huzursuzluk… aksine, yanıyordu.

Alev, kaldırım taşlarına bakarak yürüyordu. Adımlarını saymıyordu ama sanki her biri onu geri dönülmez bir yere götürüyordu. İçinde garip bir his vardı—adı konulamayan, ama görmezden gelinemeyen bir şey.

Sanki bir şey olacak.

Sanki biri…

Onu izliyordu.

Durdu.

Başını kaldırmadan önce derin bir nefes aldı. Kalbi hızlanmıştı. Mantığı bunun saçma olduğunu söylüyordu ama içgüdüleri… başka bir şey fısıldıyordu.

Ve sonra başını kaldırdı.

Sokağın karşısında biri vardı.

Gölgelerin arasında, neredeyse karanlığın bir parçası gibi. Yüzü tam seçilmiyordu ama duruşu… fazlasıyla netti. Kendinden emin. Sarsılmaz. Ve en garibi—gözlerini ondan ayırmıyordu.

Alev’in boğazı kurudu.

Kaçması gerektiğini düşündü.

Ama kıpırdayamadı.

Adam yavaşça bir adım attı.

Sonra bir adım daha.

Aralarındaki mesafe kapanıyordu ama Alev’in aklındaki mesafe… hızla büyüyordu. Çünkü bu bir yabancı değildi. Ya da en azından… öyle hissettirmiyordu.

Sanki onu tanıyordu.

Sanki hep tanıyordu.

Adam konuştuğunda sesi alçak ve sakindi.

“Geç kaldın.”

Alev’in kaşları çatıldı. “Ne?”

Bir adım daha yaklaştı. Artık yüzü seçiliyordu. Keskin hatlar, karanlık bakışlar… ve açıklanması zor bir çekim.

“Bu kadar bekletmen hoş değil,” dedi adam.

Alev bir adım geri çekildi. “Beni biriyle karıştırıyorsun.”

Adam hafifçe gülümsedi. Ama bu gülümseme sıcak değildi.

Tehlikeliydi.

“Hayır,” dedi. “Seni tam olarak buldum.”

O an, Alev’in içinde bir şey kırıldı.

Ya da… yandı.

Mantığı “git” diyordu.

Kalbi ise…

Yerinden bile kıpırdamıyordu.

Çünkü ilk defa korku ve merak aynı anda bu kadar güçlüydü.

Ve o adam—

Ateş gibiydi.

Yaklaşmak yanmaktı.

Ama uzak durmak…

İmkânsız.

Alev geri adım attığında sırtı soğuk duvara çarptı. Kaçacak yeri kalmamıştı.

Adam durdu.

Aralarındaki mesafe artık nefes kadar yakındı. Alev onun yüzünü daha net görüyordu şimdi—keskin çene hattı, hafif dağılmış saçları ve en önemlisi… gözleri.

O gözler.

Sanki içine bakmıyor, içini okuyordu.

“Ben seni tanımıyorum,” dedi Alev, sesi düşündüğünden daha zayıf çıkarak.

Adam başını hafifçe eğdi. Onu inceler gibi. Sabırla.

“Tanıyorsun,” dedi sakin bir şekilde. “Sadece henüz hatırlamıyorsun.”

Alev’in kalbi hızlandı. “Saçmalık.”

Bu sefer adam bir adım daha yaklaştı. Alev nefesini tuttu. Aralarındaki mesafe neredeyse yok olmuştu.

“Kaçabilirsin,” dedi adam alçak bir sesle. “Ama yine bulurum.”

Bu bir tehdit gibi değildi.

Daha çok… bir gerçek gibi.

Alev istemsizce yutkundu. “Beni neden takip ediyorsun?”

Adamın bakışları bir anlığına yumuşadı. Ama bu yumuşama bile huzur vermiyordu.

“Çünkü seninle işim bitmedi.”

Alev’in kaşları çatıldı. “Ne işi?”

Adam cevap vermedi.

Bunun yerine elini yavaşça kaldırdı. Alev’in saçlarının bir tutamına dokunacak gibi oldu… ama tam değmeden durdu.

Sanki sınırı test ediyordu.

Alev nefesini tuttu. Kaçması gerektiğini biliyordu. Bağırması, koşması, bir şey yapması gerekiyordu.

Ama yapmadı.

Çünkü içindeki o garip his… korkudan daha ağır basıyordu.

“Adın,” dedi adam aniden.

Alev birkaç saniye sustu. “Alev.”

Adamın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

“Uygun,” dedi. “Çok uygun.”

“Senin adın ne?” diye sordu Alev, istemeden.

Adam bir an düşündü. Sanki söyleyip söylememek arasında kalmış gibi.

Sonra gözlerini onunkilere kilitledi.

“Ateş.”

Alev’in içinden bir ürperti geçti.

Bu bir tesadüf olamazdı.

Olmamalıydı.

Ama o an anladı—bu karşılaşma sıradan değildi. Bu bir başlangıçtı.

Ve neyin başlangıcı olduğunu bilmiyordu.

Sadece şunu biliyordu:

Bu adam hayatına girmişti.

Ve kolay kolay çıkmayacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.