İçeriğe geç

Ateş Böceği

Bölüm 1 · 7 dk okuma

Ateş Böceği

Bölüm 1

Yürek Buyruğu

Kapıyı çalıp yavaşca içeri girdim.Bana gülümseyen Akif

Bey ile selamlaştıktan sonra karşısında ki koltuğa

oturdum.

"Geçen haftadan bu yana nasılsın?"diye sordu

"İyiyim" diye yanıtladım,"Bu hafta size hayat hikayemi

olduğu kadar anlatacağım.Belki bu beni rahatlatır."

"Hazır hissettiğin her an anlatabilirsin fakat bana geçen

hafta kimseye güvenmediğini,söylemiştin. Şimdi fikrini

değiştiren şeyin ne olduğunu açıkcası merak ediyorum."

Haklıydı,geçen haftalardaki seansımızda öyle demiştim

ama geçen haftaları tekrar düşününce Akif Beye

anlatabileceğimi düşünmüştüm. Mesleğinin hakkını

kesinlikle en iyi şekide veriyordu.

"Sanırım size artık güveniyorum"dedim. Geçen

seanslarımızdan sonra beni anlayacağına da inanıyordum.

O sadece mesleğini yapıyordu ama çok kişinin hayatına

dokunuyordu. Kim bilir güler yüzü ile kaç insanı hayata

bağlamıştı.İnsanlar maskelerini bu odanın dışında

bırakıyordu. Belki de ne savunmasız anlarında giriyor ve en

güçlü halleri ise çıkıyorlardı. Ben de bu odaya en

savunmasız halimle girmiştim. Şuan tek dileğim karşımdaki

adamın diğerleri gibi tepki vermemesiydi. Beni

suçlamamasıydı.

Çünkü ben kendimi zaten yeterince suçlu buluyordum. İçimi

rahatlatmak için kime anlattıysam beni suçlu bulmuş ve

yargılamıştı.Ben zaten kendime göre yeterince suçluydum.

Kimseden beni haklı bulmasını veya savunmasını

beklemiyordum, zaten bunu beklemek benim için koca bir

saçmalık olurdu.

Suçluydum ve farkındaydım. En kötüsü de buydu zaten. Vicdan

azabı duyuyordum. İçten içe kendime hesap veriyordum ve bu

beni insanların düşüncelerinden daha çok yoruyordu. Bu yaşama

sevincimi öldürüyordu. Yaşama hevesim yok gibiydi,kendimi

boşlukta savruluyor gibi hissediyordum ve kimse bana el

uzatmıyordu. Çok dipte hissediyordum. Sanki yaşam hevesim

bir uçurumdan düşüyor ve her an sona ulaşamsına çok az kalmış

gibiydi. Aklımda hep şu söz dolanıyor,en kusursuz cinayet

birinin yaşam hevesini öldürmekdir.

Sanırım kendi katilim olmak üzereydim. Bir halata ihtiyacım

vardı. Ben yere düşmeden beni tutup çekecek bir halata

ihityacım vardı. Yavaşca Akif Beye döndüm, sanırım halatın

ucunu tutan oydu. Kendimi hazır hissediyordum. Sanırım artık

tutunacak bir halatım vardı ya da ben öyle umut ediyordum.

Yavaşca anlatmaya başladım.

"On yaşındayken kardeşiminin bale gösteresine gidiyorduk.

Yolda sürekli kardeşimi şikayet ettiğim için babam bana

kızmaya başlamıştı. Annem babamı uyarınca bu konu hakkında

tartışmaya başladılar. Her ne kadar bağırdıkları için korkup

dinlememeye çalışsam bile benim ve kız kardeşimin adının

sıklıkla geçtiğini duymuştum.

Otoyola girdiğimiz zaman babam kaşları çatık bir şekilde

anneme dönmüştü.

Döndüğü zaman kavşaktan gelen bir kamyon ile

çarpıştığımızı hayal meyal hatırlyorum. Arabanın önü

ezilmiş.Gözümü açtığım zaman bana ışık tutan bir kadını

hatırlıyorum.Sakin ol seni oradan çıkaracağız,dediğini

hatırlıyorum. Sonra her şey karanlıktı.Sonrasında kendimi

hastanede buldum.Yanımda kız kardeşim ve teyzem vardı.

Kız kardeşim korkmuş bir şekilde bakıyordu,teyzemse

ağlıyordu.Sonrasında teyzem bana açıklamıştı. Anne ve

babamın öldüğünü.O günden sonra teyzemlerde kalmaya

başladık. Teyzem bizi hiç bir zaman kuzenlerimizden

ayırmadı. Annem gibiydi ama hep bir boşluk vardı ve ben

kendimi suçluyordum. Bir yandan da kendimi rahatlatmak

istiyordum. Ilgaz,kız kardeşim, suçlayabileceğim tek

kişiydi. Ben de onu suçladım. Senden nefret ediyorum

derdim hep ama zamanla içimdeki suçluluk duygusu

büyüdü ve ona karşı olan baskımda büyüdü.

Sonra ikimizde büyüdük. Zamanla Ilgaz bana daha çok

bağlandı. O beni sevdikçe içimdeki suçluluk hissi arttı. Ona

olan baskım da. Mutlu olduğu zamanları hep mahvettim.

Beni hep dinlerdi.

Teyzem bu tavırlarımı fark ettiği zaman beni hep uyarırdı.

Bir gün aldı beni karşısına

Bak Berkay o kazada senin de suçun vardı. Senin

şikayetlerin ve yersiz kıskançlıkların yüzünden anne ve

baban sürekli tartışırdı ve ben o gün yine öyle olduğuna çok

eminim.Kardeşine suç atmayı bırak. Kaza olduğu zaman

Ilgaz orada değildi bile sence suçu olabilir mi? Ayrıca her ne

olursa olsun o senin kardeşin.İkinizde bir birinizin

ailesinden kalan tek kişilersiniz. Kardeşine karşı olan

tavırlarına artık bir son ver, dedi.

Haklıydı ama bu konuşma kendimi daha suçlu hissetmemi

sağlamıştı. O konuşmadan sonra Ilgaz ile tartıştık.

Sonrasında 'Keşke ölsen,en azından annem ve babam rahat

yatarlar' diye bağırdım.''

Derin bir nefes alıp Akif Beye baktım. Mimiksiz bir ifade ile

beni dinliyordu. Devam etmem için hafifçe tebessüm etti.O

gün sinirle evden çıktım. Keşke çıkmasaydım. Eve

geldiğimde ev çok kötü kokuyordu. Ilgaz'ın odasından

geliyormuş koku. Odasına gidip baktığımda. Yerde

bembeyaz olmuş bir şekilde yatıyordu. Bileklerinde

kesik,etrafında kanla yerde bembeyez olmuş bir şekilde

yatıyordu.Hastaneye nasıl götürdüğümü hatırlamıyorum.

Kan kaybından...''

Devamını hiçbir zaman getiremediğim cümle. Ölmüş

diyemiyordum. Benim yüzümden intihar etmiş

diyemiyordum. Devamı gelmiyordu. Sol gözümden gelen

bir damla yaşı sildim. Her bir kelimesini ezbere bildiğim

mektubu Akif Beye verdim.Sessizce ''Bana bir mektup

bırakmış diyebildim.'' İlk o mektubu başkasına

okutuyordum. Mektubu okuduktan sonra bana uzattı.

Bazı şeylerin değerini kaybettiğimiz zaman anlarız.Bazen

kaybettiğimiz şeyleri,insanları,değerleri geri kazanamayız

ama kaybettiğimiz şeylerden bir ders kazanırız.Telafisi

olmasa bile aldığımız ders her an yanımızda olur. Bazen bu

dersler birer mucize olur bazense birer kabus. Ama bildiğin

üzere her kabus bir gün biter.Üzerimize etkisi ne olursa

olsun biter. Mucizeleri ise asla unutamayız.Bazense aldığımız derslere olan bakış açımız onların kabus

mu yoksa mucize mi olduğunu belirler.'' dedi Akif Bey.

Ama ben mucizemi çoktan kaybettim'' diye acı bir

serzenişte bulundum.

Kendi hatam yüzünden mucizemi yok ettim. Şimdi ise bir

kabus yaşıyorum ve beni o kabustan uyandıracak mucize

yok. Ben o kabustan uyanamıyorum.'’

Kafamın içinde yine aynı ses yankılandı,hastayı kaybettik.

Kaybetmiştim işte. Onun kaybolduğu hastane koridorunda

ben de kaybolmuştum. Şimdi ise mucizem kayıptı. Bense

kendimi bulamayacak kadar korkak.

Ak if Be y t e k r a r d a n k o n u şma y a b a şl a d ı.Ba z ı

bitişler,başlangıçtır.Sadece biz bunları göremeyiz. Mesela

kardeşin öldükten sonra kaç kere mezarına gittin?''

Akif Bey'in sorusu ile durakladım. Üç gün sonra bu

dünyadan göçüşünün ikinci yılı olacaktı. Ben sadece 3 kere

gitmiştim.

Sadece üç kere'' diye utançla mırıldandım.

Peki seni oraya gitmekten alıkoyan şey neydi'' diye sordu.

Sahiden beni alıkoyan şey neydi? Hep vicdan azabı

çektiğimi öne sürmüştüm. Hâlâ da öyleydi. Bu sanırım artık

bir bahaneydi.

"Hep vicdan azabı duydum. İçimde bir yerde bir şeyler hep

engeldi" diye yanıtladım. "Peki neden vicdanını

rahatlatmak için ona gitmedin. Bu seni daha fazla suçlu mu

yapardı?"

Belki vicdanımı rahatlatabilirdi ama her şey daha da kötü

olabilirdi. Bunu hiç bir zaman göze alamadım.

"Vicdanıma su döker miydi' diye ürkerek sordum."Kendini suçladığın konular ile yüzleşmek senin için neyin

doğru olduğunu gösterirdi. O olay karşısında asıl tepkini de

kendi gözün ile görebilirdin. Hatasız olduğun kısımları da

fark edebilirsin böylece ""Hatasız olduğum bir yer yok. Ya

her şey daha kötü olursa?"

"Vicdanının bu kadar sızlaması normal bir şey. Bunu

anlıyorum. Fakat kendine hep toplumun gözü ile bakmanı

tam olarak anladığımı söyleyemem."

"Nasıl yani"

"Kenidine sürekli başkalarının gözü ile bakmışsın. Kendi

sesini dinlemeden. İçinde küçük bir çocuk var. Sen o çocuğu

sürekli susturmaya çabalamışsın. O çocuk sana sesini

duyurmaya çalıştıkça sen geri adım atmışsın. Yani hiç kendi

gözün ile bakmamışsın kendine. İçindeki çocuğu dinlediğin

zaman kendini dinlemiş olursun ama sen içindeki kalabalığa

yenik düşmüşsün. Bazen küçük bir fısıltı tüm bağırışlardan

daha iyidir. İçindeki fısıltıyı dinlemeye çalış. Emin ol

pişman olmazsın. İçindeki kalabalığa sus de. Onlar

susmazsa sen hiç konuşamazsın. İçindeki çocuk ile konuş.

O zaman kendi içindeki sesi bulacaksın."

"Onunla nasıl konuşurum? Yani kendimle."

Kendi içimdeki sesi duymak isterdim. En azından içimdeki

yangını azıcık da olsa söndürmek ya da sıçramasını

önlemek. Bu benim için çok önemliydi. "Eğer o çocukla

iletişime geçmek istemeseydin hiç yol aramazdın. Şuan

burada bir yol arıyorsun. Yani senin içindeki çocuk hâlâ var.

Hâlâ konuşmaya çalışıyor. Henüz yitirrmemiş sesini

Sen o sesi güçlendirebilirsin. Hatasız olduğun yerleri düşün.

Sessizce kendini dinle. Kalabalığa gösterinin bittiğini söyle.

Bu işe çevrenden başla. İlk önce onların sesini kıs. Sonra

içindeki çocuk haykıracak. Onu dinle. Ona inan.

Kalabalıktakiler gibi düşünme çünkü o zaman kaybolursun.

Kaybetme kendini. Fısıltılar güçlü bağırışlar olduğu zaman

kendini bulacaksın."dedi Akif Bey

Kendimi sorguladım. Aslında kimi dinlediğimi düşündüm.

Vicdanıma kim hükmetmişti bunca zamandır. İşte o an bazı

şeyleri fark etmeye başladım. Güçlü uğultular vardı. Sesi

kısık bir fısıltı da vardı arada ama çok güçsüzdü.

Gözüm saate kaydı. Bu haftaki seansımız bitmişti. Ben

ayağa kalkarken Akif bey benimle birlikte ayağa kalktı.

"Haftaya kendini daha farkında geleceğine eminim. Her ne

olursa olsun düşünmekten korkma. Düşündükçe kendini

bulacaksın. Buldukça güçlenecek vicdanın. Bu yüzden

düşün Berkay" diyip hafifçe tebessüm etti. Ben de ona aynı

içten tebessüm ile karşılık verdim.

Bazı şeyler güçlenmişti. Hayatın karşıma bu saatten sonra

ne çıkaracağını bilmiyorum fakat daha hazırlıklı ve dirençli

olduğumun farkındayım. Bu gücü kendi içimde olduğunu

bilmek de ayrı tabii. Odadan çıktığım zaman benim o

odadaki acım içeride kalmıştı. Kim bilir ne acılar vardı. Ne

korkular vardı söylenmeyen

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.