Kapıyı çalıp yavaşca içeri girdim.Bana gülümseyen Akif
Bey ile selamlaştıktan sonra karşısında ki koltuğa
oturdum.
"Geçen haftadan bu yana nasılsın?"diye sordu
"İyiyim" diye yanıtladım,"Bu hafta size hayat hikayemi
olduğu kadar anlatacağım.Belki bu beni rahatlatır."
"Hazır hissettiğin her an anlatabilirsin fakat bana geçen
hafta kimseye güvenmediğini,söylemiştin. Şimdi fikrini
değiştiren şeyin ne olduğunu açıkcası merak ediyorum."
Haklıydı,geçen haftalardaki seansımızda öyle demiştim
ama geçen haftaları tekrar düşününce Akif Beye
anlatabileceğimi düşünmüştüm. Mesleğinin hakkını
kesinlikle en iyi şekide veriyordu.
"Sanırım size artık güveniyorum"dedim. Geçen
seanslarımızdan sonra beni anlayacağına da inanıyordum.
O sadece mesleğini yapıyordu ama çok kişinin hayatına
dokunuyordu. Kim bilir güler yüzü ile kaç insanı hayata
bağlamıştı.İnsanlar maskelerini bu odanın dışında
bırakıyordu. Belki de ne savunmasız anlarında giriyor ve en
güçlü halleri ise çıkıyorlardı. Ben de bu odaya en
savunmasız halimle girmiştim. Şuan tek dileğim karşımdaki
adamın diğerleri gibi tepki vermemesiydi. Beni
suçlamamasıydı.
Çünkü ben kendimi zaten yeterince suçlu buluyordum. İçimi
rahatlatmak için kime anlattıysam beni suçlu bulmuş ve
yargılamıştı.Ben zaten kendime göre yeterince suçluydum.
Kimseden beni haklı bulmasını veya savunmasını
beklemiyordum, zaten bunu beklemek benim için koca bir
saçmalık olurdu.
Suçluydum ve farkındaydım. En kötüsü de buydu zaten. Vicdan
azabı duyuyordum. İçten içe kendime hesap veriyordum ve bu
beni insanların düşüncelerinden daha çok yoruyordu. Bu yaşama
sevincimi öldürüyordu. Yaşama hevesim yok gibiydi,kendimi
boşlukta savruluyor gibi hissediyordum ve kimse bana el
uzatmıyordu. Çok dipte hissediyordum. Sanki yaşam hevesim
bir uçurumdan düşüyor ve her an sona ulaşamsına çok az kalmış
gibiydi. Aklımda hep şu söz dolanıyor,en kusursuz cinayet
birinin yaşam hevesini öldürmekdir.
Sanırım kendi katilim olmak üzereydim. Bir halata ihtiyacım
vardı. Ben yere düşmeden beni tutup çekecek bir halata
ihityacım vardı. Yavaşca Akif Beye döndüm, sanırım halatın
ucunu tutan oydu. Kendimi hazır hissediyordum. Sanırım artık
tutunacak bir halatım vardı ya da ben öyle umut ediyordum.
Yavaşca anlatmaya başladım.
"On yaşındayken kardeşiminin bale gösteresine gidiyorduk.
Yolda sürekli kardeşimi şikayet ettiğim için babam bana
kızmaya başlamıştı. Annem babamı uyarınca bu konu hakkında
tartışmaya başladılar. Her ne kadar bağırdıkları için korkup
dinlememeye çalışsam bile benim ve kız kardeşimin adının
sıklıkla geçtiğini duymuştum.
Otoyola girdiğimiz zaman babam kaşları çatık bir şekilde
anneme dönmüştü.
Döndüğü zaman kavşaktan gelen bir kamyon ile
çarpıştığımızı hayal meyal hatırlyorum. Arabanın önü
ezilmiş.Gözümü açtığım zaman bana ışık tutan bir kadını
hatırlıyorum.Sakin ol seni oradan çıkaracağız,dediğini
hatırlıyorum. Sonra her şey karanlıktı.Sonrasında kendimi
hastanede buldum.Yanımda kız kardeşim ve teyzem vardı.
Kız kardeşim korkmuş bir şekilde bakıyordu,teyzemse
ağlıyordu.Sonrasında teyzem bana açıklamıştı. Anne ve
babamın öldüğünü.O günden sonra teyzemlerde kalmaya
başladık. Teyzem bizi hiç bir zaman kuzenlerimizden
ayırmadı. Annem gibiydi ama hep bir boşluk vardı ve ben
kendimi suçluyordum. Bir yandan da kendimi rahatlatmak
istiyordum. Ilgaz,kız kardeşim, suçlayabileceğim tek
kişiydi. Ben de onu suçladım. Senden nefret ediyorum
derdim hep ama zamanla içimdeki suçluluk duygusu
büyüdü ve ona karşı olan baskımda büyüdü.
Sonra ikimizde büyüdük. Zamanla Ilgaz bana daha çok
bağlandı. O beni sevdikçe içimdeki suçluluk hissi arttı. Ona
olan baskım da. Mutlu olduğu zamanları hep mahvettim.
Beni hep dinlerdi.
Teyzem bu tavırlarımı fark ettiği zaman beni hep uyarırdı.
Bir gün aldı beni karşısına
Bak Berkay o kazada senin de suçun vardı. Senin
şikayetlerin ve yersiz kıskançlıkların yüzünden anne ve
baban sürekli tartışırdı ve ben o gün yine öyle olduğuna çok
eminim.Kardeşine suç atmayı bırak. Kaza olduğu zaman
Ilgaz orada değildi bile sence suçu olabilir mi? Ayrıca her ne
olursa olsun o senin kardeşin.İkinizde bir birinizin
ailesinden kalan tek kişilersiniz. Kardeşine karşı olan
tavırlarına artık bir son ver, dedi.
Haklıydı ama bu konuşma kendimi daha suçlu hissetmemi
sağlamıştı. O konuşmadan sonra Ilgaz ile tartıştık.
Sonrasında 'Keşke ölsen,en azından annem ve babam rahat
yatarlar' diye bağırdım.''
Derin bir nefes alıp Akif Beye baktım. Mimiksiz bir ifade ile
beni dinliyordu. Devam etmem için hafifçe tebessüm etti.O
gün sinirle evden çıktım. Keşke çıkmasaydım. Eve
geldiğimde ev çok kötü kokuyordu. Ilgaz'ın odasından
geliyormuş koku. Odasına gidip baktığımda. Yerde
bembeyaz olmuş bir şekilde yatıyordu. Bileklerinde
kesik,etrafında kanla yerde bembeyez olmuş bir şekilde
yatıyordu.Hastaneye nasıl götürdüğümü hatırlamıyorum.
Kan kaybından...''
Devamını hiçbir zaman getiremediğim cümle. Ölmüş
diyemiyordum. Benim yüzümden intihar etmiş
diyemiyordum. Devamı gelmiyordu. Sol gözümden gelen
bir damla yaşı sildim. Her bir kelimesini ezbere bildiğim
mektubu Akif Beye verdim.Sessizce ''Bana bir mektup
bırakmış diyebildim.'' İlk o mektubu başkasına
okutuyordum. Mektubu okuduktan sonra bana uzattı.
Bazı şeylerin değerini kaybettiğimiz zaman anlarız.Bazen
kaybettiğimiz şeyleri,insanları,değerleri geri kazanamayız
ama kaybettiğimiz şeylerden bir ders kazanırız.Telafisi
olmasa bile aldığımız ders her an yanımızda olur. Bazen bu
dersler birer mucize olur bazense birer kabus. Ama bildiğin
üzere her kabus bir gün biter.Üzerimize etkisi ne olursa
olsun biter. Mucizeleri ise asla unutamayız.Bazense aldığımız derslere olan bakış açımız onların kabus
mu yoksa mucize mi olduğunu belirler.'' dedi Akif Bey.
Ama ben mucizemi çoktan kaybettim'' diye acı bir
serzenişte bulundum.
Kendi hatam yüzünden mucizemi yok ettim. Şimdi ise bir
kabus yaşıyorum ve beni o kabustan uyandıracak mucize
yok. Ben o kabustan uyanamıyorum.'’
Kafamın içinde yine aynı ses yankılandı,hastayı kaybettik.
Kaybetmiştim işte. Onun kaybolduğu hastane koridorunda
ben de kaybolmuştum. Şimdi ise mucizem kayıptı. Bense
kendimi bulamayacak kadar korkak.
Ak if Be y t e k r a r d a n k o n u şma y a b a şl a d ı.Ba z ı
bitişler,başlangıçtır.Sadece biz bunları göremeyiz. Mesela
kardeşin öldükten sonra kaç kere mezarına gittin?''
Akif Bey'in sorusu ile durakladım. Üç gün sonra bu
dünyadan göçüşünün ikinci yılı olacaktı. Ben sadece 3 kere
gitmiştim.
Sadece üç kere'' diye utançla mırıldandım.
Peki seni oraya gitmekten alıkoyan şey neydi'' diye sordu.
Sahiden beni alıkoyan şey neydi? Hep vicdan azabı
çektiğimi öne sürmüştüm. Hâlâ da öyleydi. Bu sanırım artık
bir bahaneydi.
"Hep vicdan azabı duydum. İçimde bir yerde bir şeyler hep
engeldi" diye yanıtladım. "Peki neden vicdanını
rahatlatmak için ona gitmedin. Bu seni daha fazla suçlu mu
yapardı?"
Belki vicdanımı rahatlatabilirdi ama her şey daha da kötü
olabilirdi. Bunu hiç bir zaman göze alamadım.
"Vicdanıma su döker miydi' diye ürkerek sordum."Kendini suçladığın konular ile yüzleşmek senin için neyin
doğru olduğunu gösterirdi. O olay karşısında asıl tepkini de
kendi gözün ile görebilirdin. Hatasız olduğun kısımları da
fark edebilirsin böylece ""Hatasız olduğum bir yer yok. Ya
her şey daha kötü olursa?"
"Vicdanının bu kadar sızlaması normal bir şey. Bunu
anlıyorum. Fakat kendine hep toplumun gözü ile bakmanı
tam olarak anladığımı söyleyemem."
"Nasıl yani"
"Kenidine sürekli başkalarının gözü ile bakmışsın. Kendi
sesini dinlemeden. İçinde küçük bir çocuk var. Sen o çocuğu
sürekli susturmaya çabalamışsın. O çocuk sana sesini
duyurmaya çalıştıkça sen geri adım atmışsın. Yani hiç kendi
gözün ile bakmamışsın kendine. İçindeki çocuğu dinlediğin
zaman kendini dinlemiş olursun ama sen içindeki kalabalığa
yenik düşmüşsün. Bazen küçük bir fısıltı tüm bağırışlardan
daha iyidir. İçindeki fısıltıyı dinlemeye çalış. Emin ol
pişman olmazsın. İçindeki kalabalığa sus de. Onlar
susmazsa sen hiç konuşamazsın. İçindeki çocuk ile konuş.
O zaman kendi içindeki sesi bulacaksın."
"Onunla nasıl konuşurum? Yani kendimle."
Kendi içimdeki sesi duymak isterdim. En azından içimdeki
yangını azıcık da olsa söndürmek ya da sıçramasını
önlemek. Bu benim için çok önemliydi. "Eğer o çocukla
iletişime geçmek istemeseydin hiç yol aramazdın. Şuan
burada bir yol arıyorsun. Yani senin içindeki çocuk hâlâ var.
Hâlâ konuşmaya çalışıyor. Henüz yitirrmemiş sesini
Sen o sesi güçlendirebilirsin. Hatasız olduğun yerleri düşün.
Sessizce kendini dinle. Kalabalığa gösterinin bittiğini söyle.
Bu işe çevrenden başla. İlk önce onların sesini kıs. Sonra
içindeki çocuk haykıracak. Onu dinle. Ona inan.
Kalabalıktakiler gibi düşünme çünkü o zaman kaybolursun.
Kaybetme kendini. Fısıltılar güçlü bağırışlar olduğu zaman
kendini bulacaksın."dedi Akif Bey
Kendimi sorguladım. Aslında kimi dinlediğimi düşündüm.
Vicdanıma kim hükmetmişti bunca zamandır. İşte o an bazı
şeyleri fark etmeye başladım. Güçlü uğultular vardı. Sesi
kısık bir fısıltı da vardı arada ama çok güçsüzdü.
Gözüm saate kaydı. Bu haftaki seansımız bitmişti. Ben
ayağa kalkarken Akif bey benimle birlikte ayağa kalktı.
"Haftaya kendini daha farkında geleceğine eminim. Her ne
olursa olsun düşünmekten korkma. Düşündükçe kendini
bulacaksın. Buldukça güçlenecek vicdanın. Bu yüzden
düşün Berkay" diyip hafifçe tebessüm etti. Ben de ona aynı
içten tebessüm ile karşılık verdim.
Bazı şeyler güçlenmişti. Hayatın karşıma bu saatten sonra
ne çıkaracağını bilmiyorum fakat daha hazırlıklı ve dirençli
olduğumun farkındayım. Bu gücü kendi içimde olduğunu
bilmek de ayrı tabii. Odadan çıktığım zaman benim o
odadaki acım içeride kalmıştı. Kim bilir ne acılar vardı. Ne
korkular vardı söylenmeyen