İçeriğe geç

Ateş

Bölüm 1 · 14 dk okuma

Ateş

Bölüm 1

1. Bölüm 'Sancılı Veda'

ATEŞ DE ÜŞÜR

1. BÖLÜM

Sancılı Veda

Beyda'nın Ağzından;

"Beyim... 9 yıl oldu sen benden, bizden gideli." Bir avuç toprak aldı eline, bastı göğsüne ve baktı gökyüzüne, "Seni bizden koparanın hayatını, ahımız çürütsün. Döktüğümüz gözyaşlarımız evladının cenazesini yıkasın."

Annemle birlikte bende baktım gökyüzüne, sahi babam bizi izliyor muydu? Çektiklerimizi biliyor muydu?

Başımı indirip baktım mezar taşına, babamın adı yazıyor El Fatiha yazısının altında... Annem toprak dolu elini alıp mezar taşına sürdü sonra üzerine su döküp çamur ile yıkadı.

Babamın katili sadece onu bizden koparmakla kalmamıştı. Benim çocukluğumu annemin ise namusunu beraberinde öldürmüştü.

Bundan 9 yıl önce o kış ayını asla unutamam. Babamın ölüm haberinden sonra dayılarım annemi öldürmek istemişti. Onlara göre namusuzluğun bedeli kuma gömülüp taşlanmaktı. Lakin bilirim annemin bir namusuzluğu, kabahati yoktu.

O gün annemi dayılarımın elinden zar zor amcam kurtarmıştı. O zamanlar iyi olduğunu düşünsem de şuan bize yaptıkları düşüncemi yerle bir ediyordu.

Kara kış bitmişti. Artık evimiz veya bir yuvamız yoktu. Tıpkı babamın olmayışı gibi.

Amcam laf, söz daha fazla çıkmasın diye almıştı bizi evine, ve 9 yıldır bilirim o eve adımımızı attığımız günden bugüne gün yüzü görmedi annem.

Bana en iyi anneliği yapmakla kalmayıp yetim bir çocuk olduğumu bile hissettirmemişti. Lakin onun yıllardır çektiklerini bir o, bir ben, bir Allah bilirdi.

Annem derin nefes alıp bidonun içinde kalmış suyu mezarın üzerindeki çiçeklere döktü. Daha sonra elindeki bidon ile ayaklanıp bana döndü. "Hadi kızım babana diyeceklerin varsa söyle de gidelim. Laf, söz ederler sonra." Dedi. Başımı olumluca sallayıp geçtim mezar taşının yanına ve diz çöktüm.

Bir elim mezar taşına gidince artık her ay rutin haline gelse de dolan gözümü diğer elim ile sildim. "Babam, birgün seninle yaşıt olacağımızı biliyorsun değil mi?" Dedim önündeki rengarenk mezera.

Sessizlik akan mezarlıkta bir benim sessiz hıçkırıklarım yankılanırken dönüp anneme baktıktan sonra tekrar mezara dönüp devam ettim. "Babam... 10 yılda olsa bana harika bir çocukluk yaşattığın için teşekkür ederim."

Bir süre mezara baktıktan sonra annemin yaptığı gibi kaldırdım bakışlarımı gökyüzüne, "Allah'ım sen babamı cennetine kabul et. Kız çocuğu olarak ben babamdan razıyım." Dedim ve başımı indirip kucağımdaki papatyaları mezarın üzerine koydum.

Yıllar sonra eskisi gibi babamın mezarına çok gelemesekte her ay gelmeye çalışıyorduk. Ve her gelişimizde babamın mezarını temizleyip, çicekler ile donatıyorduk.

Diz çöktüğüm yerden bir avuç toprak aralarak kalktım ayağa, annem yanıma gelip ıslak elleri ile boşta kalan elimi tutup dudaklarına götürerek öptüğün de tebessüm ederek ellerimi tutmuş ellerini tutarak aynısını yaparak dudaklarıma götürerek öptüm.

Bir süre sonra gözlerime bakıp arkasına dönerek mezardan uzaklaştı. Öylece baktım arkasından yorgun düşmüş, zayıflamış... Yaşadıkları ona ömrünün yarısında saçına aklar düşürmeyi başarmıştı. Oysa ki o en güzel hayatı hakediyordu.

•°•°•

Yarım saat sonra eve varmıştık. Annem yemek yapmak için mutfağa giderken, bende bahçede sepetin içinde bekleyen hafif ıslak çarşafları seriyordum. Bu evin işleri çoğunlukla ben ve anneme kalırdı. Ne yengem ne de kuzenlerim pek yapmazladı. Ev işleri için karşılık verdiğimizde yengemin gereksiz tehditleri bizi bulurdu. 'İki işi de yapıverin yoksa kapının önünde bulursunuz kendinizi' deyip dururdu. Lakin o bile o tehditlerinin arkasında durmayacağını iyi bilirdi. Çünkü o hep amcamın sözünü dinler, lafının üzerine söz etmezdi, gerçi etmeye kalkışsa sonu dayak ile bitiyordu.

Amcam yalnızca bize karşı kötü değildi, yengeme karşı da kötüydü. Sürekli ağır kilosu yüzünden tartışma çıkartıp, döverdi. O yüzden amcam yengemin korkulu rüyasıydı.

Elime aldığım son çarşafı da sereceğim gibi Ali abinin gözleri kızarık şekilde karşıda ki ahıra girdiğini gördüm. Onu ilk defa böyle perişan ve öfkeli görünce merak edip peşinden gittim.

Ahır kapısının önüne geldiğim gibi Ali abinin ağlama sesini daha da net duydum. Kapıyı yavaşça açıp içeri bakınca başına silah dayandığını gördüğumde gözlerimi fal taşı gibi açıp, "Ali abi dur!" Deyip içeri daldım ve silah tutan elini çekmeye başladım. "Bırak Beyda!" Deyip karşılık verince direnip çekmeye devam ettim ve bağırmaya başladım.

"Anne!, Yenge!" Bağrışlarım tüm köyü esir alacak kadar yüksek çıkınca tuttuğum silahı bırakmayıp çekmeye devam ettim. "Bırak!"

"Gözünü seveyim abi, yapma!"

"Bırak Beyda!"

Kısa bir süre sonra aramızda ki çekiştirme son bulunca silahın elimde olduğunu farkettim. Ali abi ise boş kalan elleri ile yere çöküp hiç görmediğim bir halde ağlıyordu.

Hep böyleydi Ali abi, mutlaka birşey yapardı. Ya kumar borcuna yatardı ya da karakolluk olurdu. Her şekilde başına bela almayı bilirdi. Fakat biliyordum bu sefer ki derdi başkaydı. Hepsinden büyük bir bela almıştı başına ya da hepimizin başına.

"Ali abi..."

"Niye izin vermedin Beyda?" Dedi. Ağlamaklı çıkan kısık sesiyle, "Çoktan hakketim."

Gözlerim dolunca elimdeki silahı yanımda duran samanların üzerine bıraktım ve eğilip diz çöktüm yanına, "Sen ne yapıyorsun abi?" Ve iyice baktım yüzüne, "Bizi hiç mi düşünmüyorsun?"

Ağlaması daha da şiddetlenirken konuşmaya çalıştı. "Beyda, ben." Deyip sertçe yutkundu. "Sen ne abi?" Dedim. Ama bir cevap alamadım.

Bükük boynunu yavaşça kaldırıp baktı gözlerimin içine, pişmanlık okunuyordu karşılık verip baktığım gözlerinde, bir süre öyle ağlayarak bakmaya devam etti. Sonra ise, "Ben..." Dediği gibi sesime koşan annem, yengem ve kızlar gelmişti.

Onlara dönen bakışlarım ile ayağa kalkıp yengemin, diz çökmüş ağlayan tek oğlunun yanına geçmesine müsade ettim. Annem hemen benim yanıma gelip Ali abinin haline bakınca yengem oğluna neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Kızlar Gülistan ile Şevval de kapıda durmuş merakla bakıyorlardı.

"Noldu Ali'm?" Diyen yengem yanındaki silahı görünce intihar etmeye çalıştığını anlamış ve ağlamaya başlamıştı. "Bu halin nedir oğlum?"

Ahırda ki tek ses yengem Hatice'ye aittken tüm gözler Ali abinin üzerindeydi. Tek laf etmiyordu, başını bir an olsun kaldırmıyordu. Herkes ne olduğunu merak ederken bu sefer amcam nefes nefese ahıra gelmişti. Kızlar babalarına kapıda yol verirken amcam içeri girip ortama göz gezdirdi.

Oğlunu ve karısını öyle görünce onlara yaklaşıp "Yine ne bok yedin Ali?" Dedi. Ali abi kafasını hafif kaldırıp babasına bakmadan annesinin gözlerine bakıp geri indirdi. Hatice yengemin ağlaması gitgide şiddetlenirken, Ali abi yavaşça ayaklanıp amcamın karşısına geçti.

"Büyük günah işledim. Hatam çok büyük." Gözyaşlarını tek eliyle silip, "Benden gebe bir kız var." Dediği an herkes şok ile elini ağzına götürdü.

Ali abi o an başını eğmese de gözleri hiçbirimize uğramıyordu. İşlediği günahın cezasını intihar ederek kurutmak istemişti fakat farketmem ile başaramamıştı.

Yengem başından kaynar sular dökülmüş misali bakıyordu oğlunun yüzüne, duyduklarından sonra ıslanmış yanaklarının üzerine tek bir yaş bile dökülmedi.

O an ahırda tek bir ses dahi çıkmadı. Koca bir sessizlik hakimdi ki önce derin bir nefes sonra da sert bir tokat sesi dahil oldu.

"Kim?" Dedi amcam ve yüksek çıkan sesi ile bağırarak hemen ekledi, "Kimin kızı?" Dedi daha da öfkeli hâle gelerek. Ali abinin kafası yana düşmüş gözleri dolunca kısık sesle, "Adar Hanedan'ın torunu Ceylan." Diyebildi.

Yengem ikinci şokun etkisiyle dengesini bozunca Şevval yanına koşup düşmesini engellemişti. Bakışlarım nedensizce Gülistan'a kayarken olaylardan soyut şekilde durmuş sırıtıyordu. Aklından ne geçirdiğini bilmiyordum fakat abisinin intihar edebilecek bir duruma kadar gelmesinin ardından, bu sırıtma hiçte hoşuma gitmemişti.

Onun da bakışları beni bulunca 'ne var?' dercesine bakış atmıştı

Ben ise hiç birşey olmamış gibi önüme dönüp amcamın tepkisine bakmaya devam etmiştim.

Başını ellerinin arasına almış, derin nefes alıp vererek etrafında bir sağa, bir sola dönüp duruyordu. Sonra açısını tekrar Ali abiye döndürdüğunde ise yüzüne eğildi. "Lan biz sana ne yaptıkta bizden böyle intikam alıyorsun?" Ali abi gözyaşlarını tutamayıp güçsüzlükle tekrar ağlamaya başlarken hıçkıra hıçkıra konuşmaya çalıştı. "Yemin billah bilmiyordum onun torunu olduğunu bilsem bakmazdım bile." Dedi.

Annem olduğu yerden iki adım öne çıkıp "Onlar biliyorlar mı?" Dedi. Herkesin gözü anneme dönünce annem benim ve kızların yüzüne bakıp amcama döndü. "Kız onlara da söylediyse çoktan taşlamışlardır." Deyip sustu. Devam edemedi çünkü suçsuz yere 9 yıl önce taşlanmaktan kurtulmuştu. Neden travmasını anlatabilsin ki.

Herkes bilirdi bu topraklarda namussuzluğun bedeli taşlanmaktı.

Ali abi duyduğu ile kaskatı kesilmişti. Resmen işlediği günahın içinde boğuluyordu. Bunu kıpkırmızı olan yüzünden ve öfkeli görünen gözlerinden anlayabiliyordum.

"O zaman seni de öldürmek için çoktan yola çıkmışlardır." Diyen amcam yengemin daha da kötü olmasını sağlarken, samanların üzerinde durmuş olan silahı eline alıp Ali abinin eline verdi. "Al bunu, kaç git burdan."

Ali abi şaşkınlıkla hem elindeki silaha hemde babasına bakıp dururken birden gözlerini silip, elindeki silah ile herkesi arkasında bırakarak, ahırdan çıkıp gitti.

Biz onun arkasından sadece bakmakla yetinirken Hatice yengem hızla ayağa kalkıp, "Oğlum!" Diyerek koşup Ali abinin peşinden gitti. Amcam bu yaptığına öfkelenip peşinden giderken, Şevval yere çöküp deli gibi ağlamaya başladı. "Herşey bitecek, koskaca aşiret bu olanlardan sonra bizi sağ bırakır mı?"

Dolan gözlerimi silip yavaş adımlarla Şevval'in yanına gidip sarıldım. "Deme öyle kimse o kadar cani değildir." Dedim ve ikna etmek için anneme bakıp, "demi anne?" Dedim. Benle birlikte o da annemin yüzüne bakarken annem yalnızca başını salladı. Ardından ikimizi ve Gülistan'ı ahırda bırakarak o da çıkıp gitti.

Şevval yüzüme tekrar bakıp "Beyda?" Dedi. Ellerimle yanaklarında ki yaşları silip yüzüne baktım. "Benim sevdiğim var, berdel falan istemezler demi?" Dedi. Sorduğu soru ile benimde aklım karışırken Gülistan karışmıza geçip, "Öyle olursa ikinize de birşey olmaz, büyük ben olduğum için beni alırlar." Dedi aşırı memnun haliyle.

Yazar Ağzından;

Ali annesinin ardından bağışlarını, ağlamasını umursamamış hemen ortadan koşarak kaybolmuştu. Rafet ise ağlayan karısının üzgün ve evlat acısının korkusunu takmayıp daha da üstüne gitmişti. Sürekli 'ağlama!', 'Sana çekmiş, ne beklenir ki!" Gibi hitaplarda bulunmuştu.

Kimse bilemez ki bir annenin evladına olan sevgisini, hasretini... Oysa ki Hatice oğlunu intihardan dönerken görmüştü. Onun acısı oğlunun acısından bile daha fazlaydı. Ali'nin ölümle burun buruna olması bile annesinin canını almakla birdi.

Hatice hıçkıra hıçkıra ağlarken eltisi Vahide gelip çökmüstü yanına, başını nazikçe eliyle yönlendirip koymuştu göğsüne, "Ağlama Hatice." Demişti. "Bunlar da geçer elbet."

Vahide kocasının ölümünü 9 yıldır aşamamış dul bir kadındı. Kocasının acısını unutamayan bu kadın bilirdi evlat acısının daha kötü olduğunu, bu yüzdendi eltisine olan merhameti.

Hatice ise biraz da olsa utanç duyuyordu. Yıllardır eltisine yapmadığı kalmamıştı. Ama görüyordu ki eltisi onun gibi merhametsiz değildi. Oğlunun canı söz konusuyken köşeye geçip umursamazlık etmiyordu. Aslında yanında olup onu tesseli etmeye çalışıyordu.

Kızı Beyda'nın da merhameti annesi gibiydi. Ona yapılan hiçbir kötülüğü unutmazdı lakin kin tutmakta ona göre değildi.

•°•°•

Çelen'lerin aslına bakılırsa Hanedan'ların da onlardan farklı bir yanı yoktu. Hata daha da kötü bir yanları vardı.

Ceylan yengesi Ruken'e olanları anlatmak isterken dedesine yakalanmıştı. Şimdi ise avlu da yere çökmüş ağlayarak dedesine yalvarıyordu. "Dede, yalvarırım." Deyip üst üste yalvarılarışlarını sıralıyordu. "Bize zarar verme, ikimizde senin kanını taşıyoruz."

Adar ağa ise ağlayan torununun yüzüne hiç bakmadan etrafında tur atıyordu. Elleri belinde bağlı yaşlı ağa göz nuru, oğlunun emaneti tarafından kaleşçe vurulmuştu. Şimdi nasıl affedebilsin ki.

"Hainsin sen!" Dedi heybetli ve sert sesi ile, "Bunca yıl yaşadım senin ettiğini kimse etmedi!" Dedi yaşlı ağa. "Sen oğlumun bana bıraktığı hazineydin Ceylan." Dedi.

Ölen oğlunun iki oğlu iki kızı vardı. Hepsinin yeri Adar ağa da başkaydı. Lakin kız çocuklarına ayrı bir zaafı vardı ki torunu Ceylan ve Dilan onun gözünde bir Hazineydi. Onlara hep hazinem, göz nurum derdi. Bir istediklerini iki etmezdi. En güzel çocukluğu yaşatırıp, el üstünde büyütüp, şımartırdı.

Ama torunu Ceylan'a verdiği tüm değerler boşunaymış meğer, en azından Adar ağa şuan düşüne düşüne sadece bunları düşünüyordu.

Yaşlı adamın aklından bir an dahi olsun torununu öldürmek geçmemişti. Tek düşündüğü bunca sevgiye, değere verdiği karşılığıydı.

"Dede... Ben güvendim dede, bizi böyle orta da bırakıp gideceğini düşünemedim dede." Demişti Ceylan. Lakin ne başını kaldırabilen vardı ne de tek bir söz eden. Koskoca konak bütün bir sessizliğe bürünmüştü sanki. İçinde tüm denklerin bulunduğu ve seslerin yok olduğu koskoca bir konak.

Öylece tiz bir sessizliğin içine gömülmüştü ki tek söz edenin tüm camları kırıp indireceği bir güçlükteydi.

Koskoca hanım ağa bile kızı için ağzını açıp tek laf edemiyordu. O bile köşede sessiz, sedasız ağlayıp kızının kaderine işlenecekleri izliyordu.

Bir süre sessizliğin hakimi oldu Hanedan konağı, sonra ise tüm camları yerle bir edecek bir gürültüye...

Konak kapısı şiddetle çarpmıştı. Adar ağa bakışlarını gürültüden tarafa çevirince büyük torunu Hozan'ı görmüştü.

Bir deprem yaratacak kadar öfkesi başına vurmuş torunu Hozan, iri heybetiyle ayaklarını sert bir o kadar da hızlı basa basa yaklaşıyordu avluya, "Ceylan!" Diye bağırıp gözleriyle etrafı aradı. Sonra kardeşini avlunun ortasında bulurken ona doğru ilerledi ki karışısında dedesini daha net buldu.

Ateş fışkıran bakışları dedesinin ardından kardeşini ararken, "Çekil dede, onun hesabını ben sorucam!" Diyordu. Lakin dedesi Adar ağa karşısına öyle bir geçmişti ki bir adım yana kayıp haraket edemeyecek kadar değeri vardı üzerinde.

"Elin tek bir saç teline değerse, seni kanımdan saymam." Demişti Adar ağa. Büyük torunu Hozan'ı böyle tehdit ederek uzak tutabilmişti hazinesinden. Ceylan ve Dilan onun en değerlisiydi. Elbette Ceylan'ın yaptığı affedilebilecek birşey değildi ama yinede torununu cezalandırılmak yerine onu bu hâle getireni cezalandırmak istiyordu.

Hozan başına kadar çıkan öfkesinin içinde boğularak sert bakışlarını kardeşine çevirdi. "Namussuz, beş paralık kadınsın sen Ceylan. Seni bu hâle getiren, işte böyle ortada bırakır!" Deyip dedesine rağmen devam etti. "İt oğlu it neden baksın nikahsız kadından olan çocuğuna, karnındakinin bile ondan olduğundan şüphe etmiştir lan!"

Adar ağa torunundan son duydukları ile "Hozan!" Deyip sesini yükseltmişti. Yıllardır erkek torunlarından kardeşlerine adaplı şekilde kızabilmeyi öğretmek istemişti ama Hozan'ın dedikleri ile istediklerini elde edememiş gözüküyordu.

Hozan dedesinin uyarısı ile öfkeyle elini ensesine götürmüş arkasına dönerek derin nefesler alıp vermeye başlamıştı.

Ceylan ise olacaklardan korkarak bakıyordu annesinin gözlerine, annesi de verdiği değerler, emekler ve sevgilerin bu denden karşılığını aldığı için pişman mıydı? Yoksa ne olursa olsun o benim kızım diyip sevmeye devam mı edecekti? Ceylan düşüne düşüne bakışlarını yere çekmesi ile dedesinin öfkeli sesini işitti.

"Seni bu hâle kim getirdi?"

Ali... Onu bu hâle getirip korkarak kaçan Aliydi. Bir an duraksadı başını kaldırıp abisinin korkunç bakışları ile karşılaşmamak için hemen dedesinin gözlerine baktı.

"Ali Çelen." Deyip sustu. Sadece Ali'yi o kadar sevmesine rağmen kaçıp gitmesini düşündü. Bir bebeklerinin olduğunu Ali'ye söylediğinden beri gözyaşlarının dinmemiş olmaması Ali yüzündendi.

Oysa ki alsaydı yanına öyle kaçıp gitseydi. Bu çaresiz kadının yanında olması bile onu tesseli edebilecek iken o hem bebeğini hem de bebeğinin annesini ortada bırakarak kaçıp gitmişti.

Ne aciz bir his ki Ceylan'ın yüreğinden kan misali dökülen, güvendim dediği dağlar üzerine yük basa basa yıkılmıştı. Dünya'nın en güzel haberi, kefeni olacak olan zavallı Ceylan.

Adar ağa, Hozan'ın üzeriden gözlerini çekerek torunu Ceylan'a döndü. "Köylü Çelenler demek." Deyip gelini Fatma'ya baktı. "Ceylan'ı odasına kilitleyin, ben diyene kadar yemek bile vermeyin!" Dedi. Sessizce ağlayan gelini için zor olsa da başını olumlu anlamda sallamayı başarmıştı.

Avlu da Fatma hanım, kızı Dilan ve gelini Ruken de ağlayan Ceylan'a eşlik ediyordu. Hepsini bir yandan aldıkları haberin şoku, bir yandan Adar Ağa'nın edeceklerini korkusu sarmıştı.

Ruken gelin öfkeli kocasına bile bakmadan, görümcesinin yanına gidip zar zor ayağa kaldırmıştı. Dilan da ona yardım edince güçlükte yorgun Ceylan'ı avludan kaldırarak odasına götürmüşlerdi.

•°•°•

Avluda etrafında bir sağa bir sola volta atan Hozan dedesinden artık bir cevap vermesini istiyordu. Kardeşini bu hâle getirip kaçan Ali Çelen'i hemen bulup boğazına ellerini geçirmeliydi.

"Dede ne düşünüyorsun iki saattir? Söyle de gidip alıp getireyim kalleşi!"

"Getirip canını alınca Ceylan ne olacak Hozan? Karnındakinin babasız olacağına mu yansın? Milletin karnındakinin ne olduğunu sorunca vereceği cevaba mı?"

Hozan deliricek radara gelmişti artık. Dedesine bile öfkeli bakışlarını yağdırıp konuşuyordu. "Bunuda hiç birşey düşünmeyen hazinen düşünsün Adar ağa!"

Adar ağa torunun gözündeki öfkeyi görebiliyordu. Kendisi de bizzat o kadar öfkeliydi. Ama düşünmesi lazımdı. Hazinesine zarar gelmeden halletmesi lazımdı. Ki aklına ilk gelen ile torununa döndü.

"Hozan, olanlardan hiç kimse Rojkan'a bahsetmeyecek tamam mı? Herkesi iyice tembihle."

"Adam birde kardeşi için mi yatsın, demeyiz elbet, herkesi de tembihlerim de elinde sonunda duyar!"

"Şu aklımdaki iş olana kadar duymasın yeter." Deyip ayaklanmıştı Adar ağa.

Yanına aldığı torunu Hozan ve peşine taktığı birkaç adamı ile köyden Ali'yi almaya gidiyordu. Alıp getirsin ki hazinesine zarar gelmesin.

Avluda kimse kalmayınca, Ruken hızla mutfağa inip bir bardak su ile geri merdivenlerden çıkmıştı. Kayınvalidesi Fatma hanım fenalaşmıştı kızını öyle perişan görünce, ona ilaç alabilmesi için suyu koşuşturarak götürüyordu ki yine hastanelik olmasın.

Ruken hızla getirdiği suyu Fatma hanıma içirirken, Dilan ağlayan ablasının ellerine kolonya sürüp duruyordu.

Bir süre sonra ilacını alan Fatma hanım kızına acıyla bakıp duruyordu. "Hadi bizi hiç düşünmedin, kendine de mi hiç acıman yok kızım?" Deyip nefes nefese kalmış hali ile devam ettiriyordu. "Sen koskoca Hanedan kızısın, kendine çulsuz köylüyü mü yakıştırdın?"

Ceylan yatağında oturmuş başını eğmişti. Annesinin dediklerinden sonra zor da olsa kısık çıkan sesine rağmen yutkunup, "Sevdim." Diyebilmişti.

"Halim olsa kalkıp seni bu haline rağmen döverim Ceylan!" Diyen Fatma hanım kızına acıdığı kadar da kızıyordu. Kızı Mezopotamya topraklarını bilmesine rağmen hâlâ 'sevdim' diyebiliyordu. Ve herşeyi göze almasına rağmen terkedilmesi de içler acısıydı.

"Ah Ceylan ah, o itin neyine güvendin sen, dede onlar bulduğu gibi cesedini çiğneyecek."

"Bence de."

Dilan'ın sesi ile Ceylan başını kaldırıp hem kardeşinin hemde yengesinin yüzüne bakmıştı. Sahi öldürecekler miydi? Ali'yi o kadar çok severken.

Ceylan için tüm duygular ordan oraya firar ediyordu adeta. Yanıp tutuştuğu sevdiğinin onu terk etmesine mi yansın? Yoksa karnında ki bebeğinin babasız büyüyeceğine mi? Ya da kini bir tarafa dursun kalbinin hâlâ attığı Ali'sinin öldürüleceğine mi?

Oysa ki şimdi bile geri dönüp kaçalım dese affedip giderdi onunla, ama yok. Ali de o cesaret yoktu. Ceylan'ın aşkından çıkan cesaretin zerresi yoktu.

"Ana, Rojkan abime söyleyecek miyiz?" Diyen Dilan annesinden cevap bekliyordu. "Bavo ne der bilmiyorum, şimdilik bişey demeyin sakın. Çocuğum yeni yeni düzene girdi zaten." Demişti ve Dilan cevabını almıştı.

Dilan ablasının eline son kez döktüğü kolonyayı da sürüp bırakmıştı. Ablasının 'seviyorum' demesini çok iyi anlıyordu. Çünkü Dilan'ın da bir sevdiği vardı. Hem ordulu hemde ondan yaşça biraz büyük birisiydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.