Bileklerine kadar uzanan elbisesine, topuklu ayakkabılarına rağmen hiç ses çıkarmadan yürüyordu kadın. Savaş tecrübesine sahip olan birinden başkasında görülemeyecek bir ateş yanıyordu gözlerinde. Yağan yağmur yosunları kalem gibi kullanarak taşlara imzasını atmıştı. Rüzgara dair hiçbir şey yoktu fakat şarap rengi saçları bir esintiyle dalgalanıyordu. Orman korkunç bir yerdi. Uçlarında yanaklarına uzanan kesikler olan dudaklarını aşağıya doğru kıvırdı. Ona göre Spiritus'un doğacağı yerdi burası. Sayamadığı kadar Kristal Muhafızı ya suikaste kurban gitmiş ya Ormanda ölmüş ya da bir savaşta ölmüştü. Çocuklarının ölümü her seferinde onu mahvetmişti. Bir daha yaşanmaması için Sinyora yerine görevi üstlenmişti.Ne kadar güçlü olursa olsun orman tehlikeliydi.
"Ne kadar güçlü olursan ol canım Orman'a giderken iki kere düşün. Eğer iradeni koruyamazsan aklını kaybeder ve asla yanıma gelemezsin. Beni yalnız bırakmanı istemiyorum.Yok ben gidersem ve yerimi alırsan zorunda olmadıkça oraya gitme. İraden yeterince kuvvetli ise -ki bunu adım gibi biliyorum-yine de orası Casuslarla doludur şimdi. Onlarla yüz göz olup sinirini oynatmana ne gerek var. Ama ne olursa olsun çocukları koru."
"Pekala anladım. Ama eğer gidersem de ne oluyor? Beni korkutuyorsun Asteria"
"İstersen al ayıda güneşide Elinde kalmaz birşey Lavinia geldiğinde"
"Yine aynı şarkı. Hem Lavinia gerçek bile değil."
"Hatırlayamıyorum.Sesini sadece o şarkıyla anımsıyorum.Ah o efsaneye nasıl da inanırdın. Yıldızların hapsettiği kadın Lavinia. Ölüm çiçeği. Keşke bir kez daha duysam seni"
Ormanda yürümeye devam etti. Eli hep kırbacındaydı. Gözlerini kapatıp ormanı dinlerken ikinci ayak seslerini duydu. Hızlı bir hareketle arkasına döndü:"Gel buraya Dios! Kaçmayı deneme bile!"diye bağırdı. Ardından kırbacını çekti.Dalların arasında zıplıyor ve Dios'u takip ediyordu. Silahı etrafında rüzgar gibi hareket etti:Kan Laneti! Dios'u yakalamış olmalıydı.Kırbacının ucuna birşey takıldı. Tüm gücüyle kendine çekti. Kırbacın ucuna Astra akseri üniformalı üzerine zambak çizili bir ceset geldi.Cesedi yumuşakça dala bıraktı ve yere indi. Asıl savaş şimdi başlıyordu.
Karşısındaki adam kısa açık sarı saçlı,buz mavisi gözlü kısa ama ince biriydi.Gri kürk,siyah bir takım giyiyordu. Elindeki bastonu yere vurduğunda ortaya çıkan deli dalgalar eşliğinde alaycı bir ses tonuyla konuştu:Vay vay vay Frejya! Görüşmeyeli hala hayattasın!
Frejya dalgaları kırbacıyla kesti:Ahmak!Kan Laneti:Engerek!
Kırbacını takip eden ince ve bitmez uzunlukta kırmızı izler Dios'a dayandı. Dalgalar kana kalkan oldu. El hareketli ile birlikte etrafa yayıldılar.Dios koşuyor,iki tarafta birbirlerine hızlı darbeler vuruyorlardı. Baston tekrar yere çarptı. Rakibini uzun bir mesafe boyunca uçurdu.
Kadın dalgaların etkisiyle kayalara çarptı. Gelen rüzgar yanaklarına çarptığında sıcak kan süzüldü. Yılların yarası açılmıştı. Kolları,bacakları yaralarla kaplandı. Yere elini vurdu ve ayağa kalktı. Sesi titriyordu.Kan Laneti:Bin Pençe! Silahının her yanından düşmanını sıkıştıracak lanet izleri çıkıyordu. Dios savuşturmak için dalgaları yönlendirse de nafile,bütün vücudunu izler sarmıştı sıkıyordu. Frejya elini her yumruk yapmaya çalıştığında izler daha çok sıkılaşıyordu. Terleri sel oldu toprağa aktı. Dios'un kalbinden dalgalar çıkıyordu. Lanet izlerini dolaştı, düğümleri açtı. Öldürmeyi arzuladığı kadının yanına geldi: Vatan haini seni. Hangi yüzle lanet kullanıyorsun? Öleceksin Frejya! Öldüreceğim seni! Frejya gülümsedi. Yanaklarında ki yara iyice açılmış,ağzı bir yılanınkine benzemişti:Ben miyim hain olan yoksa siz misiniz Muhafızları tarafına çeken?Sizin gibilere ölüm müstahak. Bugün değilse de yarın. Sonra inledi.Dalgalar bir darbe daha indirdi kadına. Hazırlıksızdı. Binlerce savaşın ardından güçsüzdü.Ama kafasını tekrar kaldırdı havaya.Dizleri üstüne çökmüş,elleri karnına sarılıydı. Fısıldamaya başladı:
-İchor,Haima,Cruor¹
Küpeleri çatladı kadının.Kırbacındaki taş kırıldı.Yedi kat derisi sol tarafından yarıldı. Kanı silah oldu düşmanına saldırdı. Bu bir Lanetlinin en acımasız teyakkuz haliydi. Ne kendisine ne de düşmana acırdı. Ok yaydan çıktığında,ecel kapıdan baktığında durdurulmazdı.Lanet bozulmuştu bile.
Dios onu boğan miasma²ya nasıl karşı gelebilirdi?Lanet onu öldürmeden Frejya'yı öldürerek elbette. Eğer kadının doğal ölümünü beklerse dayanamazdı. Nefesi düzensizleşti. Son umudu ile elini havaya kaldırdı ama herşey çoktan bitmişti. Frejya çoktan Atreus'a³ dönmüştü. Bütün üst vücudu yere yığılmış ama hala dizlerinin üstündeydi.
Çocuk! Gitme oraya! Altın kahverengi karışımı saçlı küçük kız ona döndü: "Hm? Neden ki?" . "Çıkamazsın bir daha oradan. Gel,evine götüreyim seni."Kız başını sağa eğdi:"Evim yok ki. Daha doğrusu almazlar beni. Oradakiler eğer ormana gidersem daha iyi bir hayatım olacağını söylediler."
Kadın iç geçirdi. Şimdi bu kızı yolundan çevirmesi gerekirdi.Yoksa ölebilirdi.Birde ailesi yoktu,yani onu kimseye bırakmazdı.Görünüşünden 10 yaşında olduğu belli oluyordu. Sadece çok zayıftı. "Yanıma gel evladım." Yanına gelen kızın önünde çöktü. Omzuna baktı. Aradığı işareti bulmuştu. Omzunda doğum lekesi gibi fakat sarı renkte bir iz vardı. "Orman'a gidemezsin. Eğer seni almıyorlarsa evin ben olurum.
Ölümsüzlük yalnız kalpsizler için bir lütufdur. Elinden kaçıp giden dostlarının arkasından ağlayacak zamanın bol olur. Atreus uzak bir hayale bürünür. Gücün bedeli budur. Kimileri bir biçere dönüşüverir,birisi asıl amacını,idealini unutur. Bu sefer aklını kaçıran biri vardı. Sarıldığı ölümlü çocuklarını korumak isteyen biri. Hayatını kuduzundan yemek yiyemeyecek sokak köpeklerine yem etmiş biri vardı. Kurtardıklarından biri usta biri hain derdi ona. O ise birine evladım der birine ahmak derdi. Ama herşey bitmişti. Ölmüştü.
-Bu kadar mı gücün? Aklını oynatmış olmalısın. Senin gibisi bu kadar kısa sürede gebermezdi. Dik başlı it. Dünya garip bir yer değil mi? Bir tarafta vahşet dönerken bir taraf öleni umutla bekler. Bir tarafta ise sevdiceğini bekleyen bir soytarı vardır. Ah Marie kar çiçeğim.
"Güneş Astra'da bütün ihtişamı ile parıldarken yapabileceğiniz en iyi şey güneşin ihtişamını örten sevgilinizi beklemektir. Bundan sonra ise bir hafta önce iyileştirdiğiniz çocuk hastanın size verdiği çiçeğe bakmak gelir."
Aren günlüğünün kapağını kapatıp yere koydu. Elini gözlerine siper ederek karşıdan gelen kadına baktı. Sarı saçları ve uzun haki eteği rüzgarla savruluyodu. Yanına yaklaşıp oturdu kadın.
-İşin erken bitti değil mi?
-Sandığımdan erken bitti. Sana söylemem gereken daha önemli birşey var. Savaşın biteceğine inanıyor musun Ayana?
-Elbette inanıyorum. Hatta ikimiz de hayatta olacağız canım. Başka bir şey ima eder gibi gülümsedi.
-O zaman savaştan sonra-
-Hmhm?
-Evlenelim Ayana!
-Evlenelim ha?Evet evet evlenelim!
Güneş umutsuzluğun olduğu yerde açmaz. Ormandan sis oynamaz.Bir yandan Vira görevine devam ediyordu. Ama her ne olursa olsun ormana giden muhafız üç günde bir rapor vermeliydi. Frejya ise beş gündür orada olmasına rağmen arkasından ses çıkmamıştı. İçi saran şüphe ruhunu yiyordu, dışı ise soğuk bir yönetici.
-Frejya neden raporu göndermedi? Birşey olmamıştır ona değil mi? Yok yok başının çaresine bakıyordur. Bir Casusla karşılaştıysa? Savaşır o. Savaş onun elinin kiri. Hem zaten asıl işi savaşmak değildi,araştırmaya gitti o. Meşguldür, unutmuştur. Hiç olmazsa kendim gidip kontrol ederim. Sadece zorunlu iki günü bekleyeceğim. Hayır,bu akşam son vakit.
Hızlıca saçlarını geriye attı.
-O güvenmen gereken tek kişi Vira,ustan o senin. Öleceği ihtimali nereden çıktı?
Güvenme. Refaha kapılma.