Astra Şehri'nin neon ışıkları, yağmurun ıslattığı gri asfaltın üzerinde titrerken, yüksek binaların gölgesinde başka bir dünya dönüyordu. Bu dünya, genetik mutasyonların ve süper güçlerin sadece birer "araç" olduğu, adaletin ise en yüksek teklifi verene satıldığı bir yerdi.
Astra'nın en köhne ara sokaklarından birinde, üzerinde "William & Ortakları: Özel Hukuk Çözümleri" yazan, boyası dökülmüş bir tabela asılıydı. İçeride, loş ışığın altında devasa bir gölge masanın başında oturuyordu.
William, 192 santimetrelik yapılı gövdesiyle koltuğuna sığmakta zorlanıyordu. 21 yaşında olmasına rağmen, gözlerindeki bakış elli yıllık bir yorgunluğu taşıyordu. Önündeki dosyaları incelerken, kapı aniden hızla açıldı.
İçeri giren kadın, perişan haldeki kıyafetleri ve yüzündeki morluklarla odaya adeta bir fırtına gibi daldı. Adı Selin'di. Şehrin "Atık Bölgesi" denilen yoksul mahallelerinden geliyordu.
"Lütfen..." diye fısıldadı Selin, sesi titreyerek. "Kimse dosyamı kabul etmiyor. Onu... Sterling'i kimse dava edemez diyorlar."
William, bakışlarını elindeki kalemden çekip kadına çevirdi. Alaric Sterling. Şehrin enerji kaynaklarını elinde tutan, "Güneşin Oğlu" lakaplı milyarder. Söylentilere göre Sterling, yeni bir füzyon deneyi sırasında Selin'in yaşadığı bloğu "yanlışlıkla" havaya uçurmuş ve yüzlerce insanın ölümüne neden olmuştu. Ama resmi kayıtlarda bu sadece bir 'gaz sızıntısı' olarak geçmişti.
"Aileni o mu öldürdü?" diye sordu William. Sesi derin ve sakindi.
"Gözlerimin önünde..." Selin hıçkırarak devam etti. "Evi yakan o patlama değildi William Bey. Sterling bizzat oradaydı. Güçlerini kullandı. Her şeyi altına çevirdi ve sonra parçaladı. Sadece zevk için..."
William yavaşça ayağa kalktı. O ayağa kalktığında odadaki hava basıncı değişmiş gibiydi. Tam o sırada, William'ın sağ elinde altın ve gümüş işlemeli, ağır bir Yargı Çekici belirdi. Pure Justice Judgment. Çekiç, William'ın iradesiyle hafifçe parladı.
Selin tam hikayesini bitirecekken, ofisin dışındaki koridorda topuk sesleri yankılandı. Kapı yavaşça açıldı ve içeriye 40'lı yaşlarının başında, zarafetiyle odayı bir anda başka bir boyuta taşıyan bir kadın girdi. Isabella Voss. Sterling'in baş danışmanı ve "temizlikçisi".
William, kadını gördüğünde gözlerini hafifçe kıstı. Isabella, klasik bir güzelliğe ve soğuk bir karizmaya sahipti. Siyah dar bir takım elbise giymişti ve etrafına yaydığı otorite, William'ın dikkatinden kaçmamıştı.
"William..." dedi Isabella, ismi bir şarkı gibi telaffuz ederek. "Henüz çok gençsin. Bu devasa vücudun ve yeteneklerinle çok daha iyi yerlerde olabilirsin. Bu zavallı kadın için hayatını Sterling gibi bir devin karşısında harcamak... Akıllıca değil."
William, çekicini masaya hafifçe vurdu. "Akıllıca olanı değil, adil olanı yapıyorum Isabella. Müvekkilim seni değil, beni seçti."
Isabella hafifçe gülümsedi. "Sterling'in selamı var. Eğer bu dosyayı şimdi yakarsan, sana Astra City'nin en lüks bölgesinde bir ofis ve... daha fazlasını teklif ediyor. Ama devam edersen, bir sonraki mahkeme salonun senin mezarın olur."
Isabella çıktıktan saniyeler sonra, ofisin camları büyük bir gürültüyle aşağı indi. Dışarıda, Sterling'in özel güvenlik timi olan "The Sentinels" belirdi. Hepsi düşük seviyeli süper güçlere sahip paralı askerlerdi.
William paniklemedi. Selin'i masasının arkasına çekti.
"Sakin ol," dedi William. "Daha mahkeme başlamadı, ama ön duruşma için vaktimiz var.
Elindeki çekiç aniden bir mızrak gibi uzadı ve binanın dışındaki ilk askerin göğsüne çarptı. Çekiç, çarpma anında adamı bayıltacak bir şok dalgası yaydı ve saniyeler içinde William'ın eline geri ışınlandı.
William, stratejik bir zekayla rakiplerini analiz ediyordu. Beş kişiydiler. İkisi kinetik enerji kullanıyor, üçü ise fiziksel güç takviyeliydi. William için bu bir kavga değil, bir kanıt toplama süreciydi.
"Selin, telefonunu çıkar ve kaydet," dedi William. "Bu geceyi Sterling'in emriyle yapılmış bir suikast girişimi olarak kayda geçeceğiz."
William, çekicini yere vurduğunda odanın etrafında ince bir ışık hüzmesi oluşmaya başladı. Henüz Yüksek Yargı Konseyi'ni açmamıştı; o gücü en sona, asıl suçluya saklıyordu. Ama rakipleri yaklaştıkça, devasa cüssesiyle bir kaplan gibi öne atıldı.
Astra City'nin karanlık sokaklarında, bir milyarder ve bir avukat arasındaki bu savaş tek bir gerçek üzerine kuruluydu: Kim daha önce hamle yaparsa değil, kim daha iyi plan yaparsa o kazanacaktı.