Güneşin son ışıkları, Asterlin Kıtası'nın batı ufkunda soluk bir parıltı bırakarak kayboluyordu. Kovan'ın yüksek çatısında, Savorya şehrinin üzerine karanlık bir örtü gibi yayılan gökyüzünü izleyen Ida, bu büyülü manzaraya hayranlıkla baktı. Ormanlar ve köyler, her geçen gün biraz daha çoğalan karanlık sisin içine yavaşça çekiliyordu. Bu sis, zamanın unutturmak istediği bir geçmişten doğmuş gibiydi. Kimi efsaneler onun lanetli olduğunu fısıldarken başkaları gerçek doğasını bilmenin mümkün olmadığını söylüyordu. Ne olduğu, nereden geldiği bir muamma olarak kalmaya devam ediyordu .
Her sabah, belirsiz korkularla dolu kabuslarla uyanan insanlar, hatırlayamadıkları ama derinlerinde hissettikleri bir dehşetin etkisinde kalıyordu. Karanlığın yuttuğu bu köyler, Ida'ya içindeki derin boşluğu ve kaybolmuşluğu hatırlattı. Belki de bu his, sadece kendi hayatında değil, tüm Asterlin'de hissediliyordu.
Ayaklarının altında yükselen Kovan Yetimhanesi'ne çevirdi yüzünü. Bu yüksek duvarlarla ve geniş kulelerle çevrili yapı dışarıdan terk edilmiş bir kale gibi görünse de aslında kimsesiz çocuklara barınak sağlayan bir şatoydu. Ancak Kovandakiler için bu yer, sıradan görünüşünün ötesinde bambaşka dünyalara açılan bir kapıydı.
Kovan, Ana Karia'nın sert ama adil yönetimi altında Ida'nın evi olmuştu. Burada geçirdiği yıllar boyunca, fiziksel ve zihinsel antrenmanlarla dolu, kadim bilgilerle donatılan eğitimler almıştı. Yetimhane, çocukların umutlarını ve hayallerini korumaya çalışan bir sığınak olmanın yanı sıra onların geleceğini şekillendiren bir eğitim merkeziydi. Ancak Ida, bu güvenli limanda bile bir kayıp hissi taşıyordu. Kovan'ın soğuk duvarları, onu sevgiyle sarıp sarmalayan bir sarmaşık gibiydi.
Gecenin sessizliği, Kovan'ın duvarları arasında yankılanan tek şey değildi. Baş Kule'de Üstad Bronn, ikinci seviyede eğitim gören bir çocuğa ders veriyordu. Ida, çatının yıpranmış taşları arasında fark edilmeden ilerleyerek onları daha iyi duyabileceği bir yere konumlandı. Enerji akımı, ılık bir rüzgar gibi kiremitlerin arasından geçerek ıslık çalıyor ve Ida'nın uzun kahverengi saçlarını okşuyordu.
"Unutma," dedi Üstad Bronn, çocuğun elindeki tılsımı incelerken, "Enerji, kelimelerin titreşimleriyle yönlendirilir. Doğru kelimeleri seçmek, doğru auranın dansını başlatır."
Kovan'ın çatıları yalnızca manzaranın tadını çıkarma yeri değildi. Baş Kule'nin kubbesi, büyülü nesnelerin enerjisini doğadan çekebilmek için özel olarak tasarlanmıştı. Ida, bu parlak taşlardan oluşan zemine hiç ayak basmamış onun enerjisi gökkuşağı kubbesinin altında hiç dans etmemişti. Bu alan yetimhanede sadece seçkin öğrencilerin eğitim aldığı, auratik enerjiyi en saf haliyle kullanmayı öğreten bir yerdi. Ida buradaki eğitimleri uzaktan gözlemler, bilgiyi ve stratejiyi hafızasına kazırdı. Her ayrıntı, gelecekte açılacak bir kapının anahtarı olabilirdi.
Ida'nın düşünceleri, merdivenlerden gelen sert adım sesleriyle bölündü. Hatch, basamakların bittiği yerde duvara yaslanarak kollarını göğsünde birleştirdi ve kıza gülümsedi.
"Yine mi büyü sanatlarına merak sardın?"
Ida, Hatch'in gelişinden rahatsız olsa da bir şey demedi. Gözleri, elindeki kuvars taşına yanlışlıkla bir şimşek çekerek yalpalayan çocuğu işaret etti. "Sence bir gün gerçek bir Lin olabilir mi?"
Hatch omuz silkerek, "Belki, ama önce elindeki taşı düşürmeden tutmayı öğrenmesi lazım."
"Her başlangıç zordur," dedi Ida. "Hepimiz bir yerden başlamadık mı?"
Hatch gülerek, "Sen başlarken yasaklardan bahsetmediler sanırım?" dedi.
Ida, Hatch'in alaycı tonuna karşı gözlerini devirdi.
"Sadece izliyorum, Hatch," dedi, biraz savunmacı bir şekilde. "Burası hepinizin deneyim kazandığı yer."
"Ida.. Enerji çalışmalarını izlemek tehlikeli olabilir. Üstad Bronn'un kuralları sadece göstermelik değil, biliyorsun."
Ida, derin bir nefes aldı.
"Evet, biliyorum. Ama bazen kuralların ötesinde bir şeyler var gibi hissediyorum."
Hatch, kaşlarını kaldırarak sordu.
"Kuralların ötesinde mi? Ne gibi mesela?"
Çatıdaki enerjinin kesilmesiyle dikkatleri Gökkuşağı Kubbesine kaydı. Üstad Bronn ve öğrenci eşyalarını topluyordu. Hatch, biraz endişeli bir ifadeyle Ida'ya döndü.
"Dikkat çekmeden aşağı insek iyi olur. Yoksa Üstad Bronn bizi meşhur bitki çayı tadımlarıyla cezalandırabilir."
Ida kaşlarını çattı. "Çatıya ayak bastığın an bizi ifşa ettin zaten. Benim çayımı da sen içeceksin."
"İyi geceler Ida," dedi Hatch gülümseyerek.
"İyi geceler, Hatch."
Ida, çatıdan inerken Kovan'daki ilk gecelerini hatırladı. Hatch ile birlikte Ana Karia'ya sığındıklarında, karanlık odalarında yalnız kalmaktan korkmuş ve çatıda saklanarak geride bıraktıkları köylerini izlemişlerdi. O zamanlar peşlerindeki karanlık varlıklar, Ida'nın kuleden yayılan enerjisini hissettikçe şatonun kapılarına kadar gelmiş ve Kovan'ı tehlikeye sokmuştu. Hatch, Gökkuşağı Kubbesi'nden bulduğu bir tılsım yardımıyla Ida'nın enerjisini çekerek karanlık varlıkları uzaklaştırmayı başarmıştı. O günden sonra Hatch, artık bu kalede saklanan bir çocuk değil, koruyucu bir figür haline gelmişti. Ancak Ida için pek bir şey değişmemişti.
Ida, düşüncelere dalmış halde kulenin sarmal merdivenlerinden inerek odasına doğru ilerledi. Bu kule, hem Ida’nın yaşadığı hem de diğer öğrencilerin antrenman yaptığı özel bir yapıydı. Kulenin alt katlarında hamam, küçük bir kütüphane, antrenman salonları ve birkaç eski depo bulunuyordu. Öğrenciler burada dövüş sanatları ve savunma teknikleri üzerinde çalışarak güç ve dayanıklılıklarını artırıyordu.
Ida’nın odası, üst kattaki koridorun sonundaki küçük bir okçu mazgalının hemen yanındaydı. Kapıyı sessizce açarak içeri girdi. Odanın sadeliği, Kovan’ın karmaşık dünyasında ona huzur veriyordu. Duvarlar yumuşak kumaşlarla çevrilmiş, zemin sığır derisi postla kaplanmıştı. Küçük bir çalışma masası, üstünde birkaç mum ve yazı malzemeleriyle düzenli bir şekilde duruyordu. Pencerenin yanında gece gökyüzünü izleyebileceği bir sandalye vardı. Yatağı, ince bir yorgan ve birkaç yastıkla örtülüydü. Bu sade yaşam alanı, Ida’ya içsel bir sığınak sunuyordu; burada, dış dünyanın karmaşasından uzaklaşıp düşüncelerine dalabiliyordu.
Odasına girer girmez ortalığı hızlıca gözden geçirip kapıyı arkasından demir sürgü ile kilitledi. Masasına oturarak Üstad Bronn’un derslerinden öğrendiği birkaç önemli noktayı gözden geçirdi. Ardından masasının altındaki gizli bölmeden küçük bir kutu çıkararak içindeki eski haritaları ve şifreli notları dikkatle inceledi. Kendi şifreleme yöntemiyle hızlıca birkaç not aldı ve belgeleri tekrar yerine koydu.
Zihnini sakinleştirmek ve günün stresini atmak için pencerenin önündeki küçük komodine oturarak kısa bir meditasyon yaptı. Yatağına yattığında hemen uykuya dalamasa da kısa bir süre sonra geçmişin hatıralarını barındıran kabuslar olmadan derin bir uykuya daldı.
Sabahın ilk ışıkları Kovan'ın taş duvarlarına vurduğunda Ida'nın kapısı sertçe çalındı. Kapıyı açtığında, altı yedi yaşlarında, kısa kestane rengi saçlı bir kız çocuğu duruyordu. Gözlerini yere dikmiş bir şekilde konuştu: "Ana Karia sizinle görüşmek istiyor."
Ida, dizlerinin üzerine çöküp kızla aynı mesafeye geldi, "Merhaba küçük dostum. Adın neydi?"
Kız, fısıldayarak cevap verdi. "Sahara."
"Sahara, ben Ida. Kovan'a yeni mi geldin?"
"Evet, birkaç hafta oldu," dedi Sahara, yerinde kıpırdanarak.
"Buraya alışabildin mi? Zorlanıyor musun?"
Küçük kız başını salladı. "Biraz zor, ama Ana Karia ve Üstad Bronn çok yardımcı oluyor."
"Benim de sana yardımcı olabileceğimi biliyorsun, değil mi? Bir şeye ihtiyacın olursa bana gelebilirsin."
Küçük kız gülümseyerek Ida'nın yüzüne baktı. "Teşekkür ederim."
Ida, Sahara'nın utangaçlığını gidermek için kibarca sırtını okşadı. "Hadi Ana Karia'ya gidelim."
Sahara'yla birlikte koridorlarda ilerlerken Ida, küçük kızın adımlarının ne kadar dikkatli ve sessiz olduğunu fark etti. Baş Kule'ye vardıklarında küçük kız çamaşır odasında işleri olduğunu söyleyip izin istedi. Sahara'nın kısa süre içinde Kovan'daki disipline ve eğitime uyum sağlamış olması Ida'yı etkilemişti.
Ana Karia'nın odasına geldiğinde, Hatch'in yüzünde alışılmadık bir ciddiyet vardı. Kapıda bekliyordu ve Ida'yı görür görmez kapıyı açarak içeri girmesi için kenara çekildi. Hatch'in gözleri, Ana Karia ile kısa bir süreliğine buluştuğunda aralarındaki gerilim tüm odaya yayıldı.
Ana Karia, odanın ortasında duran geniş ahşap masanın başında oturmuş, elindeki mektubu inceliyordu. Gri dumanlı gözleri mektuba dikkatle bakarken, yüzünde hafif bir endişe ifadesi belirdi. Gözlerinin derinliğinde bilgelik ve tehlike izleri vardı. Kadının yüzü, Ida'nın çocukluğunda Kovan'a sığındıkları zamanki tazeliğini hala koruyordu, sanki zaman ona hiç dokunmamış gibiydi. Kovan'ın çocukları olarak Hatch ve Ida bu odada sayısız kez bulunmuşlardı ama Ida her defasında aynı tedirginliği hissediyordu.
"Gel, Ida," dedi Ana Karia, sesi her zamanki gibi otoriter ve sakindi, "Bu sabah sıra dışı bir mesaj aldık."
Ida, Ana Karia’nın yanına yaklaşırken Hatch de onu takip etti. Ana Karia, elindeki mektubu masanın üzerine bıraktı ve arkasındaki raftan çıkardığı mumu yaktı. Mumun titrek ışığı, masayı aydınlatırken, mektubun eski parşömen üzerindeki zarif yazıları belirginleşti.
"Kimden geldiği belli değil," diye açıkladı Ana Karia, sesi dikkatli ve ölçülüydü. "Kadim bir nesne hakkında bilgi veriyor. Detaylar burada."
Ida, mektubu dikkatle inceledi. "Bu kişi kim olabilir?" diye sordu, merakı sesine yansıyordu. Ancak Ana Karia'nın yüzündeki gerginliği fark ettiğinde, onun da endişelendiğini hissetti.
Ana Karia, gözlerini kısa bir süre Hatch'e kaydırdı ve ardından Ida'ya döndü. "Henüz bilmiyoruz," dedi, ses tonunu sakinleştirerek. "Ancak güvenilir bir kaynak aracılığıyla geldi."
Hatch, odanın ortasında ellerini başının arkasında birleştirerek derin bir nefes aldı. "Bu iş Kovan'ın sırlarını riske atabilir."
Ana Karia, Hatch'in bu sözleri üzerine kısa bir süre düşündü, ardından ona doğru bakarak konuştu. "Kovan'ın devamlılığı ve çocukların geleceği için bazı adımlar atmak zorundayız," dedi, sesi yumuşak ama kararlıydı. Bir daha böyle bir fırsat bulabileceğimizi sanmıyorum."
Hatch, kollarını göğsünde kavuşturdu, yüzünden rahatsızlığı belli oluyordu.
"Bu işin bize uygun olduğundan emin değilim. Bana pek güven verici gelmiyor."
Ida, ortamdaki ciddiyeti fark ederek araya girdi.
"Bu nesne ne kadar güçlü olabilir?" diye sordu, endişeli bir şekilde.
"Kadim zamanlardan kalma," dedi Ana Karia, yüzünde bir anlık bir düşünce bulutu belirdi. "Bu nesnelerden çok az kaldı, çoğunluğu silah olarak kullanılabilir.''
Hatch, odada volta atarken, "Bu bir tuzak olabilir. Işık Nöbetçileri'nin işin içinde olmadığını nereden bilebiliriz?" Sesi daha çok kendi kendine konuşur gibi çıkmıştı.
Ana Karia, sakinleştirici bir hareketle ellerini kaldırdı. "Endişelerinizi anlıyorum. Hızlı bir karar vermeyeceğiz," dedi, ardından Ida'ya dönerek gülümsedi. "Ida, senin için de birkaç özel görevim olacak. Detayları daha sonra konuşuruz. Önce ne istediklerini öğrenmeliyiz. Hazırlıklarınızı yapın, öğle vakti yola çıkıyoruz."
Toplantının sona ermesiyle birlikte, Ida derin bir nefes alarak odasına yöneldi. Toplum içinde dikkat çekmemek için ne giymesi gerektiğini planladı. Raflardan ince kumaşlı, sade ama zarif bir elbise çıkardı. Elbisenin altına gizlice bir hançer saklayabileceği özel cepler dikilmişti. Ayrıca, küçük ama etkili bir çakı ve zehirli iğneler taşıyacağı küçük bir keseyi de elbisesine gizledi. Hazırlıkları sırasında zihni sürekli olarak buluşma yerindeki olası tehlikeleri değerlendiriyordu. Başlıklı pelerinini omuzlarına aldı; bu pelerin onu hem tanınmaz hale getirecek hem de elbiseye gizlenmiş silahlarını kamufle edecekti.
Buluşma, Kovan'ın merkezindeki Eski Pazar Meydanı'nda yapılacaktı. Burası, şehrin kalbinde yer alan ve her zaman kalabalık olan bir ören yeriydi. Ida, pelerininin başlığını başına çekerek meydanın kalabalığına karıştı. Ana Karia ve Hatch de ona eşlik ediyordu, ancak dikkat çekmemek için aralarına mesafe koymuşlardı.
Meydan, taş zeminli geniş bir alandı. Ortasında büyük bir çeşme bulunuyordu; bu çeşme, dört bir yandan yükselen aslan heykelleriyle süslenmişti ve sürekli berrak su fışkırıyordu. Çeşmenin etrafında toplanan insanlar, günlük hayatlarına devam ederken Ida'nın dikkatini kafası sarıklı bir adam çekti. Adam, kalabalığın içinde dikkatsizce duruyor gibi görünse de, gözleri etrafı tarıyordu. Ida, temkinli adımlarla yaklaşırken, adam Ana Karia'yı fark edip köşedeki bir pasajın içine girdi.
Ida, adamın peşinden ilerlerken, Hatch de pasajın çıkış tarafına yöneldi. Ana Karia ise meydanın etrafında sıralanan, egzotik baharatlar ve el yapımı takılarla dolu tezgahlara göz gezdiriyordu. Bu sırada dikkat çekmemeye özen gösterirken bir yandan da Ida'yı gözden kaybetmemeye çalışıyordu.
Adam, pasajdaki dükkanlara uğramadan doğruca sokak sonundaki yorgun gezginlerin ve tüccarların tercih ettiği Kad-r Han'a girdi. Ida, dikkatlice peşinden girdi ve gölgelerde kaybolarak hana gizlice girdi. İçeri girdiğinde, ağır meşe masalar ve sıcak yemek kokuları onu karşıladı. Adam, arka taraftaki bir masaya oturmuştu. Ida, dikkatlice üst katlara göz attı. Odalar boş ve sessizdi, herhangi bir tehlike işareti yoktu. Geri döndüğünde, Ana Karia ve Hatch'in güvenle içeri girebileceklerini belirtmek için pencerenin yanında Hatch'e gizli bir el işareti yaptı.
Hatch, etrafı dikkatle inceliyordu. Ida'nın sinyalini aldığında, köşede sokak sanatçılarının gösterisini izleyen Ana Karia'nın yanına giderek sessizce durumu iletti. Ida ise, çatının arka tarafına tırmanarak sokağa atladı ve kalabalığın arasında kayboldu. Üzerindeki pelerinini çıkarmış, müziğin ritmine ayak uydurarak dikkat çekmemeye çalışıyordu. Ana Karia ve Hatch, Ida'nın sinyalini alır almaz hana yöneldiler. Üçü birlikte içeri girdi ve adamın oturduğu masaya yaklaştılar.
Adam, onları fark edince başındaki kufeyi çıkararak yüzünü gösterdi. Orta yaşlı, sakallı bir adamdı; yüz hatları sert ve gözleri sinsi bir ışıltıyla parlıyordu. Ana Karia, ağır adımlarla masaya oturdu, Hatch ve Ida ise ayakta kalıp dikkatle adamı gözlemlediler.
"Hoş geldiniz," dedi adam, yüzünde belirsiz bir gülümsemeyle.
"Bize ulaşmak için neden böyle bir yol seçtiniz?" diye hızlı bir giriş yaptı Ana Karia, sesi sakin ve merak doluydu. Gözleri, adamın yüzünü tarıyordu.
Adam, soğukkanlı bir tavırla, "Bazı işler gizlilik gerektirir," dedi. Ida, adamın sözlerindeki alaycı tonu gözden kaçırmadı.
"Kadim bir nesneden bahsetmişsiniz," dedi Ana Karia, gözlerini adamdan ayırmadan. "Bu nesne nedir ve neden bu kadar önemli?"
Adam, hafifçe gülümseyerek, "O nesne, büyük bir güç taşıyor. Yanlış ellerde çok tehlikeli olabilir. Ama sizin gibi bilgili ve güçlü kişilerin elinde... değerli bir müttefik."
Ana Karia, adamın gözlerinin içine baktı. "Bu nesnenin gücünü kontrol edebileceğimi nerden biliyorsunuz?"
Adam, cebinden küçük, eski bir parşömen çıkardı ve masaya koydu. "Bu sadece bir başlangıç. Eğer ilgilenirseniz, daha fazla bilgi paylaşabilirim," dedi, yüzündeki gülümseme genişlerken.
Ida, adamın niyetinden emin olamıyordu. Onun yanıltıcı ve tehlikeli olabileceğini seziyordu. Ana Karia'ya döndü, uyarıcı bir bakışla onu dikkatli olmaya çağırıyordu. Hatch ise, tehditkâr ve korumacı bir tavırla adamı izlemeye devam etti, her an harekete geçmeye hazırdı.
Ana Karia, parşömeni alıp dikkatle inceledi, ardından başını kaldırarak, "Biz hazırız. Ama önce sizin kim olduğunuzu bilmek istiyoruz," dedi, sesi bu kez daha kararlıydı.
Adam, gülümsemesini genişleterek, "Ben sadece bir aracıyım. Kim olduğumdan çok, size getirdiğim teklif önemli. Bu işin sizin için çok kazançlı olacağını temin edebilirim" dedi.
Odanın içinde bir an için sessizlik hüküm sürdü. Ana Karia, Hatch ve Ida arasında kısa bir bakışma oldu. Bu işin riskleri büyüktü, ama aynı zamanda Kovan için büyük bir fırsat da olabilirdi. Ana Karia, sonunda kararlı bir şekilde başını salladı. "Kabul ediyoruz," dedi. Gizemli müşteri memnuniyetle gülümserken odanın içinde bir an için sessizlik hüküm sürdü. Ana Karia'nın beklenmedik hamlesi, Ida ve Hatch'i şaşırtsa da fikirlerini kendilerine sakladılar.
Kadr Han'dan ayrılıp Ana Karia'nın çalışma odasına geçene kadar sessiz bir yolculuk geçirdiler. Sokakları yalnızca ay ışığı ve birkaç cılız fener aydınlatıyordu. Gergin hava, birbirlerinin nefes alışlarını bile duymalarına neden olacak kadar yoğundu. Odaya girdiklerinde, Ana Karia masasının başına geçti ve derin bir nefes aldı. Hatch ve Ida, karşısındaki sandalyelere oturdular. Hatch'in yüzü gergin ve kasvetliydi.
Hatch, düşüncelerinden sıyrılarak kaşlarını çattı ve Ana Karia'ya baktı. "Bu adamın kim olduğunu gerçekten öğrenmeye çalışmayacak mıyız?" dedi, sesi bir an için yükselerek. "Bu kadar büyük bir riski kim için aldığımızı bilmek önemli değil mi?" Ellerini yanlara açarak omuzlarını silkti.
Ana Karia, sakin bir sesle ''Otur, sakince konuşalım. Bugün görüştüğümüz kişinin efendisini tanıyorum. Adı Hassim Kadr, antik eser kaçakçısı. Eskiden koruma altında olması gereken kadim silahları bulup ticaretini yapardı. Bir süredir ortalıkta görünmediğini duymuştum. Sanırım sakladığı silahlar başına iş açmış.
Hatch, kaşlarını çatsa da sesi yumuşamıştı. Ana Karia'ya baktı. "Hassim'in sözlerine güvenebilir miyiz. Bu işin büyük riskleri var.''
Ana Karia, başını sallayarak devam etti. “Bu yüzden gözlerimiz açık olacak. Her adımımızı dikkatle planlayacağız. Onun elinden alabileceğimiz kadar silahı koruma altına almalıyız.”
Ida, onlar konuşurken tüm riskleri ve sonuçları zihninde tartıyor, bir yandan da ağır kadife perdenin arasından çevreyi inceliyordu.
“Ajanlarımızla iletişime geç ve Hassim’i araştır. Kimlerle bağlantılı olduğunu, şu an ne tür işlerle ilgilendiğini öğren,” dedi Ana Karia.
Ida, hızla Ana Karia’ya dönüp başını salladı.
Hatch, huzursuzluğunu tam anlamıyla bastıramasa da Ana Karia’nın kararını kabul etmek zorunda kaldı. “Umarım doğru bir karar veriyoruzdur,” dedi, derin bir iç çekerek.
"Her zaman riskler var. Doğru bilgiler ve dikkatli adımlarla bu durumları aşabiliriz. Bu bizim işimiz ve sorumluluğumuz."
Odanın içinde ağır bir sessizlik asılı kaldı; herkes, bu bilinmeyen yolculuğun onları nereye sürükleyeceğini düşünüyordu. Gizemli adamın yüzündeki belirsiz gülümseme, yaklaşan tehlikelerin habercisi gibiydi. Her biri, içlerinde büyüyen karanlığı hissederek odadan ayrıldı.
