Dile kolay olduğu kadar zordu yaşaması... Anlayamamıştım tabi ilk annen melek oldu ne demek. İltifat ediyor sanmıştım. Bir süre düşündükten sonra anladım hemşirenin ne demek istediğini. Ağlamaya başlamıştım. Ağladıkça ağlıyordum. Annem yoktu artık. Gün içinde babamla kavga ederken beni savunan annem yoktu. Babam durduk yere bana bağırırken, abimin yaptığı şeyleri sırf o erkek diye ben yapmışım gibi gösterince doğruyu söyleyen, beni ay kızım diye seven annem yoktu. Sonra hemşire başımı okşadı ve bana bir bileklik uzattı. Bu üstünde ay sembolü olan gümüş rengi bir bileklikti. Sonra arkadan bir bağırma sesi geldi. Adım kadar bilirdim bu ses tonunu. Babamdı bu.
"Melek!" Diye bağırmıştı. En kötüsü annemin başında beni gördü."Sen mi yaptın Ayda!" Dolu gözlerle bakmıştım babama. Konuşamamıştım. Konuşamamak beni suçlu göstermişti. "Benim artık Ayda diye bir kızkm yok!" Diye bağırmıştı.
"Doktor abla!" Diyen bir kız çocuğu sesiyle sıyrıldım düşüncelerimden. Başımı eğdiğimde küçük Mercan'ı gördüm.
"Efendim?" Dedim olabildiğince tatlı bir yüz ifadesi ile.
"Abim iyileşti mi?" Ne diyyebilirdim ki? Abisi zarar görmüştü ve tek isteği onun iyileşmesiydi. Temiz bir kalpti o, her çocuk temiz kalpli doğardı zaten. Temiz bir kalbi kirletecek tek şey kirli bir kalp değil miydi?
"Evet! Abin biraz daha iyi görünüyor. Hadi koş abine bak!" Mercan koşarak odaya girdi. Arkasından bakmadım çünkü onun arkasından bakmak beni düşüncelere boğacak ve onda daha çok çocukluğumu görecektim, biliyordum. Odama ilerledim. İki kat yukarı çıkıp odama gelince sandalyeöe oturdum ve kulaklığımı taktım. Çıkan şarkıyı dinlemeye başladım. Çıkan şarkı babamı anlatıyor gibiydi.
God, you're just a bloodsucker
And yeah, you're drainin' all the hope of me
I ain't your mother
Don't think you're feed off of me
(Cil-Bloodsucker)
---------------------
Şarkıları dinlemeyi, anlamlarını düşünmeyi ve İngilizce şarkıların Türkçe'lerini araştırmayı seviyordum. Yine böyle yapmış ve bu şarkıyı listeme eklemiştim. Gözlerimi kapattım, derin bir nefes almamla birlikte kalbime bir ağrı saplandı. Kendimi çok zorladığımda olurdu. Son zamanlarda sıkça beni ziyaret ediyordu bu ağrı. Her zaman yaptığım gibi derin derin nefes almamaya ve sakinleşmeye çalıştım. Bir süre sonra yavaş yavaş geçti. Bir doktora görünme ihtiyacı duymamıştım çünkü odaklanmam gereken bir sürü işim vardı. Kafamı dağıtmak için Açelya'nın yanına inmeye karar verdim. Ayağa kalktım ve hızla kapıdan çıkıp 2. kata indim. Doktorlar odası 2. kattaydı ve Açelya genellikle doktorlar odasında olurdu. Koridorda doktorlar odasına doğru yürürken dikkatimi iki kişi çekti. Biri Mercan'dı. Kafamı hafifçe kaldırdığımda ise Yiğit'i gördüm. Yanına koştum. Burada olması doğru değildi, özelliklede beş yerinden vurulup henüz yoğun bakımdan bile çıkmamışken! Karşısına geçtim ve bıkmış gözlerle özellikle gözlerine baktım.
"Doktor?" Dedi sanki beni hayatında ilk defa görüyormuşcasına. Onunla aynı tonlamada;
"Asker?" Dedim.
"Burada ne işin var senin?" Demesi ile gerçekten beklenmedikti.
"Hani ben doktorum ya bu hastanede. Asıl senin ne işin var burada?"
"Kardeşim ile dolaşmaya çıktık." Sahte bir şaşırma ile baktım.
"Allah Allah. Peki... Sana bir sorum var." Dedim.
"Sorabilirsin."
"Bu halde dolaşmaya çıkmak için kimden izin aldın?" Bu sırada Açelya doktorlar odasından çıkmış, bize doğru geliyordu. Bir beklenmedik hamle daha yaparak Açeyla'yı gösterdi.
"O. O bana izin verdi." Açelya;
"Ne!" Diyerek gayet abartı bir tepki verdi. Açelya'ya
"Siz bana komplo mu kurdunuz? Hayır neden karşıma insanın doğrusu, düzgünü çıkmıyor ben anlamıyorum ki!" Sonra tekrar Yiğit'e döndüm.
"Sen çabuk odana geçiyorsun." Açelya'ya döndüm. "Eğer gerçekten benden izin almadan izin verdiysen nöbete kalıyorsun." Açelya korkuyla bana döndü.
"Hocam gerçekten ben izin vermedim alakam dahi yok kendisi çıkmış." Anladım dercesine kafamla onayladım.
"Tamam, sıkıntı yok." Sonra ikisinede tek tek baktım.
"Gözüm üzerinizde." Telefonumu çıkardım cebimden. Abim mesaj atmıştı.
"Ne yapıyorsun Ayda?" normalde sormazdı bana böyle şeyleri. Genellikle kavga eder uzun süre konuşmazdık. Bana ağır sözler söylemekte üstüne yoktu fakat abime rağmen severdim abimi. Çatı katına çıkmak geldi aklıma. Böyle kafama esenş yaptığım günler nadiren gelirdi. Ağır bir hasta bakmış olmam gerekiyordu ve bence Yiğit gayet ağır bir hastaydı fakat eve dönmek daha cazip geldi. Odama çıkıp eşyalarımı toparlayıp hastanenin kapısından dışarı çıktım. Hava kararmış, Güneş yerini Ay'a bırakmıştı. Severdim Ay'ı. Bana kendimi hatırlatıyordu. Güneşin ışığından yararlanan, Dünya'nın etrafında dönen kimsenin olmazsa ne olur diye düşünmediği Ay'dım ben....