30 Haziran 2009
Ayda sakince gözlerini araladığında saat 09.00'a geliyordu. Bu gün okula geç kalmıştı. Korku ile yataktan fırladı. Annesi hayatta izin vermezdi okula geç kalmasına. Hemen mutfağa gitti.
"Anneciğim!" Bir sorun vardı, annesi yerde hareketsiz bir şekilde yatıyordu. Korku ile çığlık attı. Evde tekti. Hafif bir koku vardı evde. Babası işe gitmiş olmalıydı. Bu ise annesinin yeni bayıldığını açıklıyordu. Aklına abisi geldi. Hızlıca abisinin odasına koştu. Abisi uyuyor olmalıydı. Abisinin odasına girdiğinde abisinin de yerde yattığını farketti. Hızlıca kapıya çıktı. Komşusu Neşe Hanım, Ayda'nın annesi Melek Hanım'ın yakın arkadaşıydı. Ayda'ya yardım edebilirdi. Korku ile Neşe Hanım'ın kapısını çaldı. İçinden annesine ve abisine dua ediyordu. En sonunda Neşe Hanım kapıyı açtı.
"Ayda, kızım ne oldu sana? Kan ter içinde kalmışsın!"
Ayda hemen söze atıldı
"Neşe Teyze yardım et! Annem ve abim yerde yatıyor" Neşe Hanım hızlıca telefonunu aldı ve ambulamsı aramaya başladı. O sırada Ayda annesinin yanına gitti. Melek Hanım'ın saçlarını okşamaya başladı Ayda. Sonra gözünün karardığını hissetti ve yere yığıldı. Bu hayatlarının dönüm noktası olacaktu.Ertesi gün haberlere şöyle bir manşet düştü;
"Evde korkunç zehirlenme!1 ölü 2 yaralı.. "
Günümüz
Herkesin bir travması vardı değil mi? Hayatını zehir eden bir şey? Benim hayatımı zehir eden şey ise nefes almak, yaşamaktı. Yaşamak herkese umut verirken benim hayatım her nefes aldığında daha da rezilleşiyordu. Annem nefes aldığı için ölmüştü. Nefes almak yaşatmaz mıydı? Benim annemi öldürmüştü. Sinirle çalan deccal alarma yumruk atarcasına vurup kapattıktan sonra yatakta doğruldum. Hastaneye yetişmem gerekiyordu. Hızlıca kalktım,scrub'larımı giyip üstüme de önlüğümü geçirdim ve aynanın önüne geçtim. Yakamdaki yazıya baktım
Dr. Ayda Özdemir
Gülümsedim. Mesleğimi seviyordum. O günkü faciadan sonra annem ölmüş, babam bizi terk etmişti.
Abim ile bana ise koskocaman bir travma kalmıştı.
Babam bizi terk etmeden önce sinir krizleri geçirmiş, beni suçlamıştı.
Doğalgazı sen açtın değil mi? Anneni sen öldürdün. Ne istedin benim karımdan? Ne istedin söyle! Benim artık bir kızım yok. Sen benim kızım değilsin!
Sen benim kızım değilsin.
Neşe Anne beni ve abimi evlatlık edinmiş, babamın bize veremediği sevgiyi vermişti. Abim polis,ben ise doktor olmuştum. Kapıya çıktım ve ayakkabımı giyerken Neşe Anne'ye seslenrim. Doktorlar genellikle Crocs giymeyi tercih ediyorlardı lakin ben spor ayakkabım olmazsa yapamazdım.
"Neşe Annee!" Neşe Anne mutfağın kapısında belirdi
"Kızım, gidiyormusun? Daha erken değil mi?" Sonunda ayakkabılarımı giyip Neşe Anne'nin tontiş yanağına sulu bir öpücük kondurulan
"Posof'dayıs Neşe Hanım! Ben ve Aziz varız. Aziz izinli. Erkenden çıkmam lazım." Gülümsedi ve gamzeleri belli oldu. Hayatımda bir insana bu kadar yakışabilirdi Gamze. Harika duruyordu Neşe Anne'de.
"Tamam kızım Allah'a emanet" Gülümsedim
"Sende Neşe Annee" Hızlıca merdivenden inmeye başladım. Dediğim gibi Posof küçük bir ilçeydi. Hızlıca bir taksiye binip hastaneye geldim. Girişim anda asistanlardan Emir hemen yanıma koşturdu.
"Hocam asker geliyor. Durumu ağırmış." Hızlıca acil kapısına ilerledim. Sınırda bir ilçede yaşamanın yazılı olmayan bir kuralı da çoğu hastanın asker olmasıydı. Ambulans acil kapısındaydı. Paramedikler hastanın durumunu anlatmaya başladı.
"Yiğit Vural. 29 yaşında hasta çoklu kurşun yarası."
Derin bir nefes aldım
"Hastayı alalım." İlerlemeye başladığımda bir elin kolumu tutması ile duraksadım. Bir asker bana bakıyordu
"İyi olacak mı?" Derin bir nefes aldım
"Elimden geleni yapacağım."
Derin bir nefes aldım ve ameliyathaneye doğru koşmaya başladım. Yiğit'in durumu gittikçe ağırlaşıyordu. Hızlıca giyinip ameliyathaneye girdim. Emir beni bekliyordu. 3 kurşun yarası vardı. Kurtarmak zor olacaktı fakat pek umrumda değildi. Bunun gibi bir sürü hasta kurtarmıştım.
"Can?" Dedim. Dediğim anda makinadan yükselen ses kanımın donması için yeterliydi.
"Ben kalp masajına başlıyorum! " Diye bağırdım ve kalp masajına başladım. Hasta dönmüyordu ama olmazdı. Bir baba,bir anne daha ölemezdi. Sonra sesler yavaşladı. Az önce bas bas bağıran makinalar şimdi susmuştu. Derin bir nefes aldım ve Can'a döndüm.
"Hastayı kapatın ve yoğun bakıma aldırın. Yakınlarına gerekli bilgileri ben veririm." Can kafası ile onayladıktan sonra ameliyathaneden çıktım. Yakınları ayağa kalktılar. Büyük ihtimalle bu asker ordusu Yiğit'in tim arkadaşları olmalıydı. Gözüme çarpan şey kenarda oturan küçük bir kız olmuştu. Onun kızı mıydı? Karısı neredeydi? Zihnimdeki sesleri susturdum. Bana kurtulacak m? diye soran askere doğru ilerledim. Merakla bana bakıyorlardı.
"Zorlu bir ameliyattı.. " Diyerek söze başladım. Yüzlerindeki ifade değişimi içimi yakıyordu. Kardeşlerinin şehit olduğunu düşünüyorlardı. "Kurtardık. Durumu ağır ve şu anda yoğun bakımda." Bir nebze olsun rahatlamış gibi duruyorlardı. İlerlemeye başladım kendi odama geçmeden önce kantine indim ve bir kahve aldım. Biraz kafa dinlemem gerekiyordu. Telefonumu elime aldım ve müzik uygulamasına girdim.Uzun süredir aklımdaydı. Bir oynatma listesi oluşturacaktım. Ekranda bir yazı belirdi;
"Oynatma listesine isim girin."
İsim mi? Bir şeyler sallayacaktım artık
"Ayda'nın Hayatının Her Anında Bıkmadan Usanmadan Dinlediği Şarkılar"
Ekranda bir uyarı belirdi
"İsim bu kadar uzun olamaz."
Biraz fazla sallamış olmalıydım. Bunu kısaltmak lazımdı
Asosyaller
Biraz fazla kısa olmuştu fakat içime sinmişti. Vakit şarkı ekleme vaktiydi. Bir iki şarkı ekledim ve kablosuz kulaklığımı bağladım. Odama geçtim,müziği oynattım ve dinlemeye başladım.
Aklımı avla,
Bir gafil kuş gibi mermiye değsin.
Ama bu canımı sakla,
Başka bir can yok elimde avucumda
Merhametine dön, beni benden çal.
Buna lüzum var,
Buna lüzum var..
(Sagopa Kajmer, Merhametine Dön.)