İçeriğe geç

Aslı Gönül (Anlaşmalı Evlilik)

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Aslı Gönül (Anlaşmalı Evlilik)

Bölüm 4

4. Bu Evdekiler Bir Çılgın Olmalı!

4. Bu Evdekiler Bir Çılgın Olmalı!

Gündüz gibi ışıyıp durmak istiyorsan; Gece gibi kapkaranlık nefsini yak. (Hz. Mevlana)

Şarkı: Sena Şener – Bak Bana

Her yerde farklı desen ve renklerde ama aynı şeyin asılı olmasını daha net anlıyordum şimdi. Sade beyaz duvarlara renk veren tek şey somon rengi lale tablolarıydı. Her insanın eksik, güçsüz ve çaresiz yanı vardı. Emir Bey’inki ise annesiydi. Daha sonra beni annesiyle yalnız bırakıp aşağı indi.

Her bir duvara o tablolar hakimken Lale Hanım’ın odasında tek bir çerçeve dahi yoktu. Hastane odasına benzetmiştim içeri girer girmez. Fakat hastane odalarında olmayan enine geniş kitaplık tüm haşmeti ile duruyordu hanımefendinin yatağının karşısında. Kitaplık Victoria zamanından kalma gibi antika izlenimi veriyordu. En üst katta ise kitaplığa işlenmiş bir kabartma yazı dikkatimi çekmişti. Elimi Arapça harflerin üstünde yavaşça gezdirdim.

“La tahzen! İnnallahe meana…”

“Üzülme çünkü Allah bizimledir…”

Yerimde aniden sıçradım ve gözlerimi yazıdan çekip Türkçesini mırıldanan yeni uyanmış kadına çevirdim.

“Kusura bakma kızım, korkuttum seni.”

“A-asıl siz kusuruma bakmayın efendim, ben ne zaman uyanacağınızı bilmediğim için kütüphanenize bir göz gezdireyim dedim.”

“İyi yapmışsın kızım, Aysel yok mu?”

Kadın mümkün olduğunca minimum düzeyde tutuyordu ses tonunu. Yorgundu, 7/24 yatmasına rağmen yorgun düşmüştü bedeni.

“Aysel ablanın kardeşi hastalandığı için onun yerine ben geldim bugün, adım Aslı Gönül, hemşireyim, daha doğrusu birkaç ay öncesine kadar hemşireydim.”

“Neden birkaç ay öncesine kadar?”

“Sözleşmeliydim ben, yani bir yıl çalıştım ve kadroya geçemediğim için ayrıldım.”

“Anlıyorum kızım, Allah hakkında hayırlısını versin.”

“Amin efendim teşekkür ederim. Bu arada Aysel ablayla biz aynı apartmanda yaşıyoruz. Benim ondan, onun benden başka güveneceği kimse olmayınca rica etti.”

Lale Hanım ağır ağır başını salladı. Evde tedavi gören diğer böbrek hastaları gibi değildi. Konuşurken nefesinin ara ara taşıyor gibi olması gözümden kaçmamıştı. Hem Aysel abla hanımefendi için yatalak demişti, galiba hastalığı ileri düzeydeydi çünkü her böbrek hastası yatalak olmak zorunda değildi.

Yanından ayrılarak beslenme listesine uygun sağlıklı bir kahvaltı hazırlamıştım. Ama bir şeyler eksik gibi görünüyordu tepside. Şöyle herkesin babaanne işi dediği ama benim her gün tükettiğim yarayışlı yemişler de eklemek lazımdı. Kahvaltılıkları yerleştirirken yaptığım her hareketi izleyen Şiraz Hanım ve Esra gözden kaybolunca dolapları karıştırmaya başlamıştım. Şeffaf bir kavanozda aradıklarımı bulunca gülümsemem suratıma yayıldı. Çaktırmadan yirmi bir tane sayıp küçük bir tabağa yerleştirdim. Şimdi geriye üç katı tekrar tırmanmak vardı. Bahçeden son kata çıkan bir asansör vardı fakat soğuk havada dışarı çıkmak istemedim. Bu köşkün Ziyagil köşkünde olduğu gibi bir asansörünün olmasını beklerdim, tek eksiği galiba buydu.

Lale Hanım’la sohbet eşliğinde kahvaltı etmiştik, daha doğrusu onun yemesine yardımcı olmuştum. Kahvaltı sonunda üzümlerin yedi tanesi olması dikkatini çekmişti.

“Aslı Gönül bana neden yedi tane üzüm yedirdiğini söyle bakalım.”

“Aslında günde yirmi bir tane yemelisiniz efendim. Babam sünnet olduğunu söyler hep. Yirmi biri üç öğüne dağıttım, öğle yemeğinizde yedi tane daha var yani.” deyip gülmüştüm o da sıcacık gülümsemesini esirgememişti benden. Diyaliz vakti gelene kadar yanından ayrılmamıştım. Perdeleri sonuna kadar açıp güneşten faydalanmasını istemiştim. Çatı katından yapraklarını dökmüş ağaçları izliyorduk, bu manzara güzel bir seyirlik katmıştı önümüze. Ben de komodinin üzerinden yarım kalan kitabını alıp tekli koltuğa oturdum. Halil Cibran’ın o çok sevdiğim şiirsel hikayesi Ermiş’in efsunlu sözlerini sesli bir şekilde okumaya başladım.

“Çünkü taçlandırdığı gibi çarmıha da gerebilir sizi aşk. Büyüttüğü gibi, bir ağaç gibi budayabilir de sizi.”

İkimiz de başka diyarların iki güzel prensesi iken diyaliz için gelen Şiraz Hanım bize dünya denen çukurda olduğumuzu hatırlatmıştı. Bez ciltli kitabın kapağını kaldığım yere işaret koyarak kapatmıştım. Şiraz Hanım’ın pek tekin olmayan gözleri ikimiz arasında gidip geldi. İçerideki olumlu hava onun gelmesiyle bozulmuştu sanki. Evin hanımı Lale Hanım mı o mu belli değildi. Sabah servise bindiğim anda bu evin çalışanlarında tuhaflık olduğunu sezmiştim. Hislerim kuvvetliydi aslında benim, her ne kadar Ercan ve yaptıklarına gafil avlansam da.

“Aslı Hanım müsaadenizle diyalize başlayacağız. Siz beyefendinin odasının temizliği ile ilgilenin lütfen.”

Beni kibarca kovuyordu aklı sıra. Cümlesi hoşuma gitmemişti. Ben ağzımı açmadan daha Lale Hanım söze girdi.

“Aslı Gönül de burada benimle kalacak. Üç saat sıkılıyorum bu makineye bağlıyken.”

“Fakat Lale Hanım?”

“Aslı burada kalacak dedim Şiraz.”

“Peki efendim.”

Şiraz’ın odadan çıkmamdaki ısrarına anlam verememiştim. Sanki oda dört metrekare bir yerdi de ben fazlalık yapıyordum! Kabarık göz kapaklarının altındaki sinsi gözleri bana nefret edercesine baktı. Bense istifimi bozmadan oturduğum tekli koltukta biraz daha yayıldım ve diyalizi izlemeye başladım. Şiraz Hanım’ın eli ayağına dolanmış gibiydi, halbuki emekli bir doktor ve uzun bir yıldır da aynı işi yapıyordu değil mi?

“Şiraz Hanım bir problem mi var? Eliniz titriyor, şekeriniz düşmüş olmasın?”

“Yoo, elim titremiyor benim.”

Üç saat diyaliz bitene kadar oturduğum koltuktan onu izlemiştim. Sanki tecrübeden yoksun bir asistan doktor gibi davranıyordu. Bu diyaliz için bu işte uzman olan bir hekim olmak gerekti. Emir Bey de Şiraz Hanım’ın emekli doktor olduğunu söylemişti, bir doktorun kahya olduğuna ilk defa bu evde şahit olmuştum. Gerçi ben kaç tane köşk görmüştüm ki de böyle bir yorumda bulunuyordum.

Üç saatin sonunda diyaliz bitmiş Lale Hanım’ı dinlenmesi için odada yalnız bırakıp öğle yemeğinin hazır olup olmadığını sormak için mutfağa inmiştim. Mutfak kapısından içeri girdiğimde Esra tezgaha dayanmış ocaktaki çorbayı karıştırıyordu.

“Kolay gelsin.” dedim her eşey rağmen.

“Bakıyorum da sonunda inebildin yukardan, çatı kuşu.”

“Esra problemimiz olamayacak kadar az diyalog geçti aramızda, anlamıyorum bana daha önce bir hasımlığın mı vardı senin?”

“Hayır canım, görür görmez sevmedim seni.”

“Dikkat et, çok güçlü bir duygu besliyorsun bana karşı.” deyip yanından sıyrılmıştım. Öğle yemeğinin hazır olduğunu görünce tabaklara yemekleri doldurup tepsiye yerleştirdim. Esra’nın yanından geçerken temkinli olmakta fayda vardı çünkü çelme yemekten korkuyordum bana karşı nefretini çözemediğim bu kızdan. Mutfaktan çıkacakken pencereden çimlerde gezen Şiraz Hanım’a gözüm ilişmişti. Elinde telefon karşıdakine hararetle bir şeyler anlatıyordu. Uzakta olduğu için cümleleri anlaşılmıyordu. Arkadan sımsıkı yaptığı topuzunu çekiştirip öfkeyle nefes verdi. Göz göze gelmekten çekinmiştim. Yüzünü bana dönmeden yukarı Lale Hanım’ın odasına adımlarımı hızlandırdım.

bölüm sonu ❤️

Bölüm sonu

5 yorum