İçeriğe geç

Aslı Gönül (Anlaşmalı Evlilik)

Bölüm 2 · 7 dk okuma

Aslı Gönül (Anlaşmalı Evlilik)

Bölüm 2

2. Bir Başlangıç Daha Mı?

2.Bir Başlangıç Daha Mı?

“İnsan her daha kötüsü olamaz dediğinde geçmiş insana el öptürür.”

Rana B.T

Şarkı: Hande YENER – Acele Etme

Adam karşımda siyah bornozuyla bir heykel edasında dikiliyordu. Boyu neredeyse bir doksana yakındı ve insana modellik yaptığını düşündüren geniş omuzlara sahipti. Sinekkaydı suratından sular birer birer intihar ediyordu. Kaşları kalın, gözleri kısık ve saçları siyaha yakın bir tondaydı. Adının Emir değil Emirbey olduğunu söylemişti. Bu da Aysel ablayla konuşmalarımı duymuş demek oluyordu. Adamı süzmeyi bırakıp bir açıklama yapmam gerektiğini düşündüm.

“Ben çok çok özür dilerim, hemen kahvenizi koyup çıkacaktım ama kendimi tanıtmak istediğim için burada kaldım.”

“Sen Aysel’in yerine gelen hasta bakıcı mısın?”

“Yok hemşireyim ben, bugünlük annenizle ben ilgileneceğim.”Adam anne lafını duyunca biraz gerilmişti.

“Ben Aslı Gönül bu arada.”

Adam uzattığım elimi nazikçe sıktı ve nazikçe bıraktı. Ve de ellerim yeni duştan çıkmış biriyle tokalaştığı için ıslandı da. Avuç içlerimi siyah önlükle kuruturken adam dikkatle beni izliyordu. Sahi kaç yaşındaydı bu adam. Yirmilerinde toy bir delikanlı olmadığı belliydi. Adam cevap vermeyecek gibi duruyordu.

“Siz de Emirbey Beysiniz.”

Söylediğim şeyle kahkahası tüm odayı inletmişti. Evet, ismi “bey” ile biten birine üstelik bu kişi patronsa sadece ismini söylemek biraz tuhaf olur diye yanına bir “bey” daha eklemiştim ama böylesi kulağa daha acayip gelmişti. Bu olay şeye dönmüştü: “Football ball”. Lisede İngilizce öğretmenimiz “Futbol topuna ne denir?” dediğinde ağzımı yayarak “Football ball tabii ki.” demiştim fakat öğretmenin beni küçük düşürmesiyle sınıftakilerin alaycı kahkahalarına maruz kalmıştım. Football hem futbol topu hem de bir spor dalı anlamına geliyordu bunu acı bir şekilde öğrenmiştim. Evet, benim gereksiz lise anılarımı okuduysanız hikayeye devam edebilirsiniz.

“Bana sadece Emir Bey diyebilirsin Aslı Gönül, ikinci bir Bey’in lüzumu yok.”

Emir Bey bana iki ismimle de hitap etmişti. Böylesi bir adam ve böylesi bir ses tonundan ismimi duymak hoşuma gitmişti. Çalıştığım hastanede de böyle yapılı genç doktorlar vardı ama hiç biriyle bornozlu bir şekilde bir yalının saray yavrusu odasında yalnız kalmamıştım tabi. Aklımdaki saçma düşünceleri def ettikten sonra mutfağa inmek için Emir Bey’den müsaade istedim.

“Sence o kahve içilebilir durumda mı Aslı Gönül?”

Adamın suratına bir iki saniye baktıktan sonra şaka yapmadığını anladım.

“E-evet… Haklısınız ben yenisini getireyim, soğumuştur.”

“İyi edersin.”

Odadan tepsiyle çıktığımda sinirlenmemiştim çünkü kahveyi getireli neredeyse on dakika olmuştu. Adam patrondu, çalışanlarla dolu bir evde soğumuş bir kahve içemezdi tabi. Elimde tepsiyle merdivenlerden inerken kollarını göğsünde birleştirmiş bir şekilde benim inmemi bekler gibi duran az önce sözümü bölen genç ve güzel çalışan karşımda dikiliyordu.

“Hayırdır Emir Bey beğenmedi mi kahveyi?”

“Hayır.” dedim öyle bir şey olmadı der gibi.

“Dur tahmin edeyim, birinci yudumunda adam zehirleneceğini sandı ve seni bir güzel azarladı değil mi?”

“Hayır, öyle de olmadı.”

“Neden on dakikadır yukarıdasın o zaman?” dedi topuklularını yere vurarak. Oow sinirlendi mi ne?

“Patronumla aramda olan bir şey seni ne ilgilendirir?”

“Patronum mu? Kızım sen bugün varsın yarın yoksun, bu ne sahiplenme böyle?”

Suratına doğru genişçe gülümsedim. “Sen söylüyorsun işte bugün var yarın yokum.”

Kız cevaplarımdan dolayı deliye dönmüştü. Galiba patronuna aşık olan aptal hizmetçilerden biriydi.

Atışmamız yaşlı olan kadının hoşuna gitmemiş olacak ki “Esra gel bana yardım et.” dedi. İsminin Esra olduğunu öğrendiğim kız bana göz devirip yaşlının yanına gitti. Ben de az önce yaptığım kahvenin aynısından tekrar yapmaya başladım. Bu evin çalışanları patronundan daha ukala ve ilginçti.

Kahveyi hazır etmiş içine küçük bir parça da bitter çikolata atmıştım. Böyle daha çok seveceğini düşünüyordum. Beğenmezse de en fazla azarlardı ve nasılsa gidiciydim. İnsan duygu beslemediği biri tarafından yediği azarı kaldırması güç bir olay değildi ayrıca. Soğutmadan geldiğim gibi geri çıktım yukarı. Labirent koridorlardan geçip koridorun sonuna vardım. Kapıyı tıklatıp biraz bekledim umarım giyinmiştir diye geçirdim içimden. “Gir” komutunu duyunca beyaz kapının gümüş kolunu çevirip içeriye adımımı attım, odada görünmüyordu. Tek değişiklik yatağın üzerinde denenmek için atılmış gömleklerdi. Ben tepsiyi az önce koyduğum yere bırakırken giyinme odasıdır diye tahmin ettiğim yerden yarı çıplak bir şekilde Emir Bey çıktı. Altında jilet gibi lacivert bir pantolon vardı sadece.

“Pa-pardon hemen çıkıyorum, kahveniz komodinin üstünde, afiyet olsun.”

“Bir dakika Aslı Gönül, ben sana çık dedim mi?” Kapıdan çıkacakken sert ve uyarı dolu sesi olduğum yerde durmamı sağladı. “Özür dilerim rahatsızlık vermek istemem.” dedim kendimi savunurcasına.

“Sence altımdaki pantolona bu gömleklerden hangisi olur?” dedi. Az önceki sert sesinden zerre kırıntı yoktu. Arkadaşından akıl alır gibi bir hali vardı. Ben yatağın üzerindeki gömlekleri incelerken o az önce komodine koyduğum kahveyi almakla meşguldü. Tadındaki değişikliği fark edecek mi diye gözlerimi gömleklerden ayırıp ifadesiz suratında gezdirdim. Birinci yudumu aldı. Kahve adem elmasından zarifçe süzüldü. Gözlerini suratıma dikti. Vereceği olumsuz bir tepkiden asla korkma Aslı Gönül. Yüzümde biraz oyalandı ve bardağı dudaklarına yaklaştırdı. İkinci yudumu alırken aynı zamanda gözlerimin içine bakmayı ihmal etmedi. Azar yemeyeceğimi anlayınca tekrar bitki örtüsü gömlek olan yatağa çevirdim bakışlarımı. Çoğunluğu slim fit beyaz gömleklerden oluşuyordu. Bir tanesini elime alıp “Kravat da seçmemi ister misiniz?” dedim.

“Çok acele karar vermedin mi Aslı Gönül?”

Bu adam sonsuza kadar ismimi hitap edecek miydi böyle?

“Hepsi birbirinin aynı diye düşündüm.” dedim. Elinde bardakla sırtını dönüp terasın cam kapısına doğru ilerledi ve “Yanılıyorsun, hava durumuna göre hepsinin kumaşını teker teker incelemen gerek. Zaman kaybettirme bana.” dedi.

Söylediğinde haklıydı elime aldığım gömlek ketendi yani bu havaya uygun değildi. Tabi bizim gibi insanların bir tane beyaz gömleği olurdu yaz kış fark etmez. Elime en kalınını alıp ben de cama doğru ilerledim. Elinin biri cebindeydi ve kahveyi afiyetle yudumluyordu. Ayrıca, sırtı… Mükemmeldi. Parlak, deri kemerinin biraz üstünde, sağında duran bir yerde dövme olduğunu fark etmiştim. Dövmede yüzü olmayan iki kişi yan yana sarılmış poz veriyordu. Kadın gibi görünenin ve saçı uzun olanın gözlükleri vardı, sarıldığı kişi ise genç bir çocuktu. Neden belindeki o bölgeye bu dövmeyi yaptırdığını anlamamıştım. Yüzünü birden bana çevirince onu arkadan gizli gizli izleyen röntgenci gibi kalakalmıştım. Allah’tan pek çaktırmamıştı. Ama hafif tebessümünü görmezden gelememiştim.

“Bak o olur işte, kravatlar en üst çekmecede.”

Ahşap komodinin takımı olan çekmecelere doğru ilerledim. Üst çekmeceyi açtığımda karşıma sayısız kravat serildi. Fakat renkleri birbirine çok yakındı.

“Hangi renk olsun istersiniz.”

“İkinci çekmecedeki seçeceğin saate bağlı bu ayrıntı.”

“O zaman şöyle yapalım siz favori saatinizi bana gösterin ben ona uygun kravat seçeyim.”

Burada yaklaşık on dakikadır patrona kombin yapıyorduk. Sıkılmıştım açıkçası, sonra gün boyu patates kızarttığım aklıma geldi ve bugünlük işime daha sevecen bakmaya karar verdim.

Emir Bey dediğimi yapıp ikinci çekmeceden kendine kayış kısımları gümüş, kasası yani iç kısmı siyah bir kol saati çıkarmıştı. Bu kol saatine her türlü kravat giderdi boşuna uğraştırıyordu beni. Özenle dizilmiş lacivert ince bir kravatı yerinden titizlikle alıp beyefendiye uzattım.

“Bence lacivert pantolonunuza çok yakışacak.”

“Haklısın, ver bakalım.”

“Imm… Emir Bey odanıza yalnızca Aysel ablanın girmesine izin veriyormuşsunuz, benim burada olmamın bir sakıncası yoktur umarım.” dedim tereddütle.

“Hayır, temizleyebilirsin.”

Cümlesi hoşuma gitmemişti. Kendimi önemli hissetmemem için bunu söylemişti belli ki ama benim söylediğim şey gayet mantıklıydı. Diğer yardımcılara rağmen yalnızca Aysel ablanın girmesine müsaade eden birisi temkinli birisidir muhtemelen, beni hayatında ilk defa görmüştü ve doğal olarak ben de izin istemiştim. Üst tabakadan olan insanlar neden hep buz kütlesi gibi davranırlardı ki? Böyle yaparak kendilerini saygın bir kişilik gibi göstermekti tek dertleri.

Seçtiğim gömleği ve kravatı seyyar tekerlekli demir askılığa asmıştım. Yatağın üzerindeki onlarca gömleği ipeğe dokunur gibi dikkatle askılarından tutup Emir Bey’in işaret ettiği giyinme odasına gömlekleri yerleştirip gelmiştim. O da gömleğinin düğmelerini ilikliyordu. Beyefendi mevsimi umursuyor ama içinden atlet giymiyordu. Onu izlemeyi kesip dağınık yatağı düzeltmeye başlamıştım. Bu adamın düzenini bilmiyordum. Acaba çarşaflar yıkanacak mıydı? Sorsam çok mu abes kaçardı? Ben yine de bildiğimi yapıp kendisi bir şey diyene kadar yatağı toplamaya devam ettim. O gittikten sonra Aysel ablayı arar bilgi alırdım nasıl olsa. Verdiği not kağıdında da yazmıyordu. Bu zenginlerin işini yapmak gerçekten çok stres vericiydi.

“Kahve güzeldi, Aysel’den daha güzel yapıyorsun, yarın da gel.”

“Aysel ablayı işten mi çıkarıyorsunuz? Hayır, bunu kabul edemem ben, olmaz.”

Beyefendinin kahve keyfi için şehirdeki tek dostumu kaybedemezdim.

“Çok acelecisin Aslı Gönül.”

Gönül’ün son iki harfini uzatarak ama yumuşak bir tınıyla söylemişti. Ve devam etti.

“Sana Aysel işten çıkacak demiyorum ki, evde çalışan eksiğimiz vardı… İşe alındın.”

“Ama ben bir işte çalışıyorum zaten.”

“Hemşireydin değil mi?”

“E-evet ama mesleğimi yapmıyorum, sözleşmem biteli birkaç ay oldu, şimdi bir hamburgercide çalışıyorum.”

“Tamam, istifanı verirsin. Sigorta işlemlerini ve alacağın ücreti sabah serviste birlikte geldiğin Necati’yle konuşursun, ona vekalet veriyorum. ”

Günde en az yüz kişiye patates kızartmaktansa bu evde bu soğuk ve ruhsuz adamın kahvesini yapmayı tercih ederdim. Zaten ben de çıkmak istiyordum ve bir ayım da dolmuştu. Paramı alıp çıkabilirdim yani.

“Peki Emir Bey.”

bölüm sonu ❤️

Bölüm sonu

7 yorum