🗡
"Dur."
Oldukça yorgun ve cansız çıkan sesimi duymadı. Belki de duydu ama durmamamız gerektiği için durmak istemedi. Bir kere daha yineledim.
"Dur Bangchan. Düşeceğim, dur!"
En son sesimi yükseltince durdu. Nefes nefeseydik. Bayağı uzun bir süredir durmadan koşuyorduk. Benim ağlayışlarım her seferinde azalmak yerine daha da şiddetleniyordu.
Bacaklarım çok fena titriyordu. Korkudandı bu, biliyordum ama kendim için değil. Hyunjin için.
Titreyen bacaklarıma çeki düzen verebilmek için önce oturmam gerekiyordu. Üstelik portbebe içindeki Minmin'i de tek kolumla tutup koşuyordum saatlerdir. Kolum ağrımıştı.
İlerideki yeşillik alana girerek kalın gövdeli bir ağacın dibine oturdum. Sırtımı ağaca yasladım. Dudaklarımı birbirine bastırdım. Sadece hıçkırıyor ve iç çekiyordum şimdi. Arada da akan burnumu çekiyordum.
Portbebeyi hemen yanıma, çimlerin üzerine koydum. Minmin susmuş, uyuyakalmıştı.
Bacaklarımı kendime çektim. Alnımı dirseklerimin üzerine koyarak titreyen dudaklarımı yeniden araladım. Aralar aralamaz sesli ağlayışlarım kendisini serbest bıraktı. Başım bacaklarıma gömülü ağlamaya devam ettim. Kollarımı da dizlerime sardım.
Bangchan yavaş yavaş ilerleyerek yanıma geldi. Oturdu. Derin bir nefes alıp verdi. Elini omzuma koydu.
Ona sinirliydim. Evet, onun görevi buydu biliyordum ama sinirlenmeden edemiyordum işte. Hyunjin'in o anki hâli, o anki bakışları ve sözleri aklıma geldikçe mahvoluyordum.
Bu sebeple, hırsla başımı kaldırıp ona çevirdim.
"Sen onun en yakın arkadaşı ve korumasıydın! Onu orada bir başına bırakmamalıydın!"
O da sonunda suskunluğunu bozarak bana yüksek sesle bağırdı.
"Yeter Mina! Neden yaptığımı gayet iyi biliyorsun! Bir suçlu aramayı kes artık!"
Evet, neden yaptığını gayet iyi biliyordum ama... Ama yine de...
Söyleyecek bir şey bulamayınca başımı yeniden dizlerime gömdüm. Ağlayışımı sürdürdüm.
Bangchan beni kendisine çekti. Kollarını bana sararak göğsüne yatırdı. Beni sakinleştirmeye çalıştı. Sağ eli kolumun üzerinde gelgitler yapıyordu.
"Özür dilerim. Çok özür dilerim güzelim ama lütfen sakin ol, ağlama artık. Ona bir şey olmayacaktır."
"Nasıl? B-Bang-Bangchan, Hyunjin ya-ya-yalnız kaldı. Ka-kaç kişi va-vardı orada? Ü-üstelik yara-lıydı. Onlarla, o hâ-hâliyle nasıl baş edebilir ki? Canım ya-yanıyor. Canım çok yanıyor. O benim bu dünyada sahip olabildiğim tek kardeşim. Ka-kalbimde ko-kocaman bir taş oturuyor şimdi. Acıyor Bangchan. Çok acıyor..."
Bana güç vermek istercesine daha sıkı sarıldı.
"Aklına hemen kötü şeyler getirme. Hyunjin mutlaka sizi arayacak, peşinize düşecektir. O çok inatçı. Bilmiyor musun?"
"Ona bi-bir şey olmayacağının ne garantisi var?! Ya ona bir şey olursa?! Ya o... Ya o...?"
"Hayır! Hayır, ona hiçbir şey olmayacak! Ha Rin abla da Min Seok enişte de sağ sağlim gelecekler!"
"Gelecekler değil mi?"
"Evet, gelecekler. Ve biz onların emanetini, Minhyun'u canımız pahasına koruyacağız. Sen de bana, kendimden önce Hyunjin ve ailesinin emanetisin. Toparla kendini."
Doğru söylüyordu. Hemen kötü şeyler düşünmemeliydim. Minmin... Ona gözüm gibi bakmalıyım.
Bangchan birkaç dakikalık sessizliğin ardından yeniden söze girdi. Bu sefer biraz daha sakinleşmiştim.
"Biraz daha soluklanıp hemen kalkalım. Kalacak bir yer bulmamız lâzım. Kaçarken birçok mobeseye yakalanmışızdır. Jun rütbeli bir asker. Hainliğini ispatlayamadığımız müddetçe işimiz hiç kolay olmayacak. Çoktan peşimize düşmüşlerdir de."
Başımı kaldırdım. Koluna tutunarak destek aldım ve yüzüne baktım.
"Sadece 2 kişiyiz. Bunu nasıl yapacağız? Bir yandan onun hainliğini ispatlamak gerekiyor, bir yandan sürekli kaçacakmışız gibi görünüyor. Yanımızda Minmin de var ve onu emanet edebileceğimiz tek bir kişi dahi yok. Ne yapacağız Bangchan? Nasıl yapacağız?"
"Hemen panik havasına kapılmaz mısın? Nefes aldığımız müddetçe hep bir umut vardır güzelim. Elbet bir yolunu bulacağız. Güçlü olmalısın Mina'm. Güçlü kalmalıyız. Minmin için, bizim için... Tamam mı?"
Başımı salladım.
"Tamam."
"Hadi kalkalım artık."
Önce kendisi hızlı bir şekilde ayağa kalktı ve bana elini uzattı. Uzatmış olduğu eli tutarak ben de ayağa kalktım. Bir kere daha eğilip Minmin'i portbebesi ile beraber kucağıma aldım. Tek elim portbebenin altında, tek elim de üzerindeydi. Onu sıkıca tuttum.
Gecenin karanlığında Bangchan'ı takip etmeye başladım.
Hyunjin...Ha Rin abla... Min Seok enişte... Canım ailem... Lütfen bizi bırakmayın. Lütfen sağ olun. Lütfen bize gelin.
Ben içimden dileğimi dilerken Bangchan bir anda duyduğumuz ayak sesleriyle paniğe kapılarak beni ve Minmin'i sıkıca kendisine çekti. Duvara sırtını verdi.
Benim de sırtım duvardaydı. Sevdiğim adamın kolu önümde bir barikat gibiydi.
Ben korkuyla Minmin'i daha sıkı tutarken Bangchan yavaş ve dikkatli olmaya çalışarak başını uzattı. Eğilip bakındı. Bazı sesleri duyabiliyorduk.
"Fazla uzağa gitmiş olamazlar. Siz ikiniz bu tarafa, siz ikiniz şu tarafa, siz ikiniz de benimle gelin. Hadi! Çabuk!"
Bangchan hızla başını geri çekti ve bana baktı. Fısıldayarak konuştu.
"2 kişi buraya doğru geliyor. Sen olduğun yerde kal ve hiçbir şeye karışma. Korkma, ses yapma. Ben hâlledeceğim. Tamam mı güzelim?"
Ses çıkarmadım. Bana baktığı için başımı olumlu anlamda aşağı yukarı sallayarak onu onayladım. Yine de oldukça gerilmiştim.
Bir kişi görünür görünmez Bangchan, o bizi görmeden harekete geçti.
Onu kolundan yakalayarak önüne çekti. O henüz hiçbir şey anlayamadan Bangchan boynunu kıstırdı.
Sonra... Resmen kemik kırılma sesi işittim. Adamın boynundan gelen sesle şaşkınlıkla onlara baktım.
Boynunu kırmıştı.
İnanamazcasına Bangchan'a bakarken sadece onun duyabileceği bir şekilde:
"Arkanda!" diye seslenip görmüş olduğum yeri panikle gösterdim.
Bangchan ellerini serbest bıraktı.
Az önce öldürdüğü adamın bedeni yerle buluşurken Bangchan, kendisine hamle yapan adamın hamlesinden eğilerek kurtuldu.
Eğildi ve çelme taktı. Dengesini kaybeden adamın ensesine arkadan geçirdi. O da büyük ihtimalle bayıldı.
Bangchan, çok fazla hızlıydı. Sadece 1 dakikada ikisini de etkisiz hâle getirmişti.
Hızla bana döndü. Elini uzattı.
"Gidelim güzelim,"dedi.
Bir an olsun düşünmeden Minmin'in portbebesini sol kolumla sıkıca tutarken sağ elimle bana uzatmış olduğu elini tuttum.
Parmaklarını parmaklarıma kenetledi. Birleşen ellerimize bakıp yutkundu.
Daha sonra gözlerini gözlerime çıkardı. Başıyla hafif bir işaret verdi. Ben de onu onaylayınca koşmaya başladı. Minmin'i kucağımda taşıdığım için çok da hızlı koşmamaya özen gösteriyordu.
Nereye gideceğimizi ve ne yapacağımızı bilmiyordum ancak sevdiğim adama fazlaca güveniyordum.
...