(Bu bölüm diğerlerine göre biraz daha uzun haberiniz olsun :3)
Ekim
"Niye o ismi kullanmıyorsun?" "Asıl kendin kim söyle!" "O ismi kim bilen kim?" sesler kulağımda dolanıyordu.Tekrarlıyordu sürekli...
Başımı tutup ellerimi kulaklarımla kapattım. Belki susarlar diye. "Susun artık!" diye çığlıklar atıyordum ama sesim çıkmıyordu.
Neredeyim ben? Noluyor bana?
Öne arkaya sallanmaya başlandım "Lütfen beni rahat bırakın!" diye sayıklamaya başladım.
İşe yaramayınca "O ismi bilen tek kişi öldü" diye yanıtladım bir soruyu. Diğerlerine cevap vermek istemiyordum.
Gözlerimi sımsıkı kapatmıştım ve yaşlar boşalıyordu.Bir andan niyeyse canım yanıyordu.Niye? Ellerimi saçlarıma geçirdiğim için olduğunu zannetmiyordum.Bu kadar acıyamazdı.
Sonra gözlerimi eski aşhap duvarlı bir yerde açtım. Etraf çok kötü kokuyordu ve ve çok cılız bir ışık vardı. Önümde bir masa... Maskeyle oturan bir kişi... Paslanmış sandalyeler... Oyulmuş ve çürümüş masa... Bu yerin bakım görmediği kesindi.
Maskeli kişi "Otur -aslında olmayan-Ekim. Yaklaş buraya korkma..." diye seslendi bana.Sessizce ilerledim ve onun karşısına oturdum.
Arkamdan garip garip sesler geliyordu. Tam kafamı çevirecektim ki "Arkana bakmanı tavsiye etmem. Arkadaşlarım biraz sert olabiliyorlar da" dedi maskeli kişi. O öyle diyince hemen önüme döndüm. Işık bir anda yanıp sönmeye başladı.
"Zaman geldi"
"Ne zamanı?"
"Çok sevdiğim bir zaman"
"Hangi zaman o söyler misin?"
"İnsanları acı çektiği zaman"
"Ne!?"
"Maskeli Şahıs bana zarar mı vereceksiniz?"
"Merak etme sadece çok az"
"Nolur yapmayın!"
"Sus artık!"
"Peki" dedim ve kendimi sakinleştirmeye çalışarak. En manyaklar hep beni buluyordu zaten.
"Beni dinle sorduğum soruya cevap veririsen sana zarar vermeyeceğim. Eğer vermezsen o zaman bilemem..."
"T-tam-am" diye cevap verdim.
Karşımda adım sesleri duymaya başladı.Adım sesleri durdu ve ışık düzeldi.
Maskelinin yüzü niyeyse çok tanıdıktı. Bu kafedeki Efe'ydi!
"Efe Bey size sahte numara verdiğim için böyle yapıyorsanız size gerçek numaramı verebilirim." diye kendimi savunmaya geçtim.
"Konumuz o değil dördüncü!" diye bağırdı bana.
Kafamı hafif çevirince patronumu gördüm.
"Onuncu bu arkadaşa gerçek adını söyler misin?"
"Niyeymiş?"
"Sen söylesene ayvayı yiyeceksin bak!"
"Peki, benim adım Ekim."
İkisi de aynı anda
"O değil!" biri onuncu dedi biri dördüncü dedi.
Efe bir anda gürlemeye başladı
"Gerçek ismin ne? Söyle!"
Titremeye başladım. Zaten önce gördüklerimden dolayı iki anlamda da yorulmuştum.
Karşımda adım sesleri gelmeye başladı. Saçları benim ki kadar siyah olmasa da siyah olan yeşil gözlü bir genç kız yanaştı.
"Merhaba kardeşim..."
"Ab-l-a?!"
"Benim canım. Korkmana gerek yok."
"Senle bir antlaşma yapacağız sen onlara gerçek kendini söyleyeceksin ve sonra beraber el ele tutuşup buradan gideceğiz. Olur mu?"
"Ama abla olmaz.Hayır yapamam..."
"Hadi ama küçük ben. Ben bile senin gerçek ismini bilmiyorum. Söyle ben de öğreneyim." diye bana yalvardı.
Ablamın arkasından bir adam yanaştı. Koyu kahverengi saçlı, ela gözlü, hafif sakallı biriydi.
Ablam arkasını döndü ve "Baba sen beni nereden buldun?"
"Ben seni bulurum kızım."
"Aaa bak kimi bulmuş benim büyük kızım. Hadi gelin birlikte evimize gidelim."
"Hayır baba biz gelmiyoruz"
"Niyeymiş o canım?"
"Bir kere bizim gerçek isimlerimiz var ve kardeşim şimdi kendisininkini söyleyecek."
Adamın elinde olan çivili sopa hafiften havalandı.
"Onun ismi yok. Tamam mı?"
"Hayır var baba ve bu onu çok iyi biliyor ama ben bilmiyorum. Nasıl bir insan kendi kardeşinin ismini bilmez?!"
Adam bir anda elindeki sopaya ablamın bacaklarına geçirdi ve ablam aniden yere yığıldı.
"Abla hayır ablaaaaa!!!!" diye avazım çıktığı kadar bağırdım.
"İyi uykular hiç ismini bilemeyeceğim kardeşim. Uyu ve unut bunları ve özellikle beni.." ablamın son sözleriydi.
"Sakın yaklaşma ona!"
O lanet adamı dinlemedim ve ablama doğru koşmaya başladım.
"Ona yaklaşmayacaksın" dedi ve sırtıma ani bir acı saplandı. Çok acı-yo-rd-u...
Cılız bir sesle "Ablamı bırak n'olur"
Onlara doğru sürünmeye başladım. Ama sırtıma bir darbe daha yedim. Galiba sırtıma vurulan şey zincirdi.
Sırtımdan akan sıcak sıvıyı umursamadan onlara ilerlemeye çalıştım ama nafile...
Gözlerim kararıyordu ve en son kadrajıma girenler benim tarafımdan gelen siyah saçlı yüzünü göremediğim bir kadın ve kumral renk saçlı, yüzünü göremediğim bir adam. Adama üçü arasında en genci gibi duruyordu.
Bu üçlü ablamın cesedini taşıdılar ve benden uzaklaştılar ve her şey karardı...
~~~~~
Bir süre sonra hafifçe gözlerimi araladım. "Ekim! Uyandın mı?" diye kesik kesik sesler geliyordu.
"Ekim, bana bakar mısın lütfen?" sesi tanıdıktı. Sanırım kucağındaydım ve koşuyordu.
"Ekim uyanık kal sakın uyuma!" Bu erkek sesi çok uzun zaman önceden bana tanıdık geliyordu. Ama o ölmüştü. O olamazdı.
"Ekim bana bakar mısın güzelim? O güzel gözlerini açık tutar mısın?" diye yalvarıyordu sanki önümde diz çöker ve ellerini açar gibi.
Ağzımdakı metalik tat arttı ve yanaklarımdan akıp giden yaşları hissedebiliyordum.
"Hayır çok kan kaybediyorsun lütfen gözlerini kapatma." sesi bulanıklaşıyordu.
"Ama ablam bana uyumamı söyledi..."
"Bütün bunlar bitsin istediğin kadar uyursun güzelim."
"Peki sen ki-m-msi-n ?"
"Bir önemi yok"
"Ama çok uykum var ve s-sanki bir daha seninle görüşemiyecekmişmişim gibi g-geliyor..."
"Eğer uyumayacaksan senin için her şeyi yaparım"
"Lütfen s-söyle kimin k-kucağındayım b-bilmek istiyorum."
"Benden kaçamayacaksın değil mi?"
"S-söyle a-artık.."
Etraf iyice bulanıklaşıyordu siren sesleri duyuyordum ama çok kesik ve azdı
"Ben senin beni kaybettiğin ama benim seni kaybetmediğim o arkadaşınım..."
"Ama o kişi ö-öldü..."
"Hiç gerçekleri merak etmedin değil mi?"
"N-ne gerçeği?..."
Etraf karardı ama o hala uyumamamı söylüyor ve bana yalvarıyordu ama çok uykum vardı...
