İçeriğe geç

Aşkına Divane

Bölüm 1 · 50 dk okuma

Aşkına Divane

Bölüm 1

1.BÖLÜM : "SAUDADE

Der misin ki bir gün;

"İnşallah çok bekletmedim seni."

Çahit Zarifoğlu

18.07.2018

Gözlerim uzun bir süre uzaklara dalması üzerine annemin "Firuze! " diye bağırması sıçramama sebep oldu.

"Kız alt tarafı bir demlik getirecektin . Nereye kayboldun? Sofrada seni bekliyoruz !" diye devam etti sesini yükselterek.

"Geliyorum!" dediğimde ocağı kapatıp demlikle salona doğru ilerledim. Salona gelip demliği masaya koydum ve her zaman ki oturduğum sandalyeye oturdum. Abimin rahatsız edici bakışları az bir süre içinde bana bir laf söyleyeceğinin habercisiydi . Annem çayı bardaklara doldururken konuştu. "Kızım seni bir gönderdik gelmek bilmedin ." dedi. Babama bir göz attığımda bir parça peynir almıştı çatalıyla .

"Bir an demliğin dibine düştün sandım abicim." daha fazla tutamamış yine laf sokmalara başlamıştı. "Gerçi hava hoş." diye mırıldandı. Benimle uğraşmayı hobi edinen canım abicim beni her zaman darlıyor ve didişmemize sebep oluyordu.

"Anne şu oğlunun kulağını çek . Benimle uğraşmasın. Yoksa ben onun kulağını yerinden sökeceğim!" dediğimde önüme annemin doldurduğu bardaklara yöneldim. Tam kulbundan parmağımı geçirecektim ki abim benim seçtiğim bardağı alınca elim havada kaldı.

Bakışlarımı ona sabitleyip ölümcül bakışlar attım.

"Ya anne oğluna bir şey desene ya!" diyerek sitem ettim. Annem çayından yudum alırken sessiz kalışı beni daha sinir ediyordu. Abim çaktırmadan bana sinsice gülerken masanın altından ayağına sertçe vurdum.

"Ah" diyerek masanın altına götürdüğü eliyle vurduğum yeri ovaladı.

"Serhat!" dedi sessizliğini bozan annem. "Rahat dur . Bir gün de düzgün kahvaltı yapalım ya. Bulaşma kıza . " diyerek devam etti. Zafer gülüşüyle arkama yaslandığımda bu sefer bozulan ve köpüren abim olmuştu.

"Sende öyle sırıtma. Kedi köpek gibisiniz yemin ederim. Elinde kardeşleri var sizin gibiler mi ?" dediğinde anneme hızlıca çevirdiğim bakışlarımı . Yine bizi mahalleliyle kıyaslamaya başlamıştı. Örnek ver desem bir iki örnekten öteye geçemeyecekti halbuki.

"Hanım , kedi köpek gibilerde , nasıl birbirlerini kolluyorlar yeri gelince. Bırak kedi ,köpek olsunlar. " diyen babama hak verdim. Abimle aramda altı yaş vardı.

Belkide aramızdaki bu yaş farkı didişmemize yol açıyordu. Küçüklükten beri abimin dibinden ayrılmaz arkadaşlarıyla top oynarken onlara katılırdım. Takma adım Erkek Fatma'ydı. Diğer kızlar gibi elinde oyuncak bebeklerle evcilik oynamazdım. Yüzümde oluşan gülümsemeye engel olamadım. Küçükken abimin misketlerini çalarlardı. Bende onların arkasından elime taşlar alarak koşardım. Abimle bir olup ona bulaşan çocukları döverdik. Çocuklar abimden ziyade benden daha çok korkaklardı. Abimle ne kadar birbirimizi yesekte asla birbirimizi incitmez ve kırmazdık. Huyumuz kurusun ki bizde birbirimize laf atarak anlaşıyorduk.

Haşlanmış yumurtadan bir parça alarak mideme götürdüm. Önümdeki tabağa kendi zeytinlerini ve yumurtasından koyan abime çevirdim bakışlarımı.

"Ye ,ye. Çubuk gibi kaldın. Azcık midene protein gitsin." dedi geçiştirerek. O anki haline gülerek tabağıma geri döndüm. Abim babam gibiydi. Kendi canından bile daha kıymet verir ama bunu belli etmezdi. Bende sevgimi fazla belli etmezdim . Bu konuda abimle ben babama çekmiştik. Bardağımın dibinde kalan son çayıda içip ayağa kalktım. "Hadi ben okula gideceğim . Öptüm sizi ." diyerek elimi dudaklarıma götürüp annemle babama öpücük attım. Abim bana her zamanki gibi baktığında ona dil uzatıp salondan çıktım. Merdivenlerden hızlıca çıkıp odama doğru ilerledim. O sırada cebime koyduğum telefonum titrediğinde cebimden çıkardım ve gelen bildirime baktım. Whatsapp'tan gelen üç mesajla , uygulamaya girip kimden geldiğine baktım.

Gönderen: Zeliha

Mesaj : Kuzi ben evden çıktım. 9.10

Gönderen : Zeliha

Mesaj: Hadi dışarıda bekliyorum çabuk in . 9.17

Gönderen : Zeliha

Mesaj : Hava buz gibi götüm dondu Allah çarpsın.

HADİ! 9.18

Hızlıca cevap yazarak yatağa fırlattım telefonu.

Gönderilen : Firuze

Mesaj : Bir kaç dakika bekle iniyorum.9.18

Altıma dar paça siyah kotumu giyip üstüme ise beyaz balıkçı yaka turkuaz tişörtümü giyip aynanın karşısına geçtim. Dağılan saçımdaki tokayı çıkartıp tarak yardımıyla düzeltip sıkı bir at kuyruğu yaptım. Saçlarımın gerginliği kaşlarımı da kaldırmıştı. Dolaptan deri ceketimi çıkartıp üstüme geçirdim. Havanın soğuk olduğunu da Zeliha'dan öğrendiğim iyi olmuştu. Kablolu kulaklığımı cebime sıkıştırıp cebime atarken boşta kalan elimle çantamı alıp odamdan ayrıldım. Saate baktığımda Zeliha'nın yazışının üstünden on dakika geçmişti. Onu daha çok bekletmemek adına merdivenlerden ikişer ikişer indim.

Annemin mutfaktan gelen sesi ile adımlarımı yavaşlattım. " Sana daha ne kadar söylemem lazım Firuze , şu merdivenlerden düzgün in diye. Birgün sakatlanıp kalacaksın başıma." söylenirken tekrar adımlarımı hızladırıp " Zeliş beni kıtır kıtır kesecek sen benim sakatlanmama taktın anne. " diyerek kapıya yöneldim. Ayakkabılarımı giyerken mutfağın kapısından bana baktı. " Okul çıkışı Zelişlere gelin. Ben orada olacağım. " dedi daha sonra.

"Tamam ." diyerek kapıyı açıp evden ayrıldım. Bahçedeki masada ellerini bacaklarının arasına koymuş beni bekleyen Zeliha beni görünce ayaklanmıştı. Zeliha'nın beni öldürecekmiş gibi bakmasına takılmadan " Hadi ." diyerek koluna girdim. Demir kapıyı açıp okulun yolunu tuttuk. Hava o kadarda kötü değildi niye öyleyse havanın bu kadar soğuk olduğunu söylemişti. Zeliha'yı yandan süzerken üstünde siyah kısa kollu altına ise dizlerinin bir tık üstünde biten eteği vardı. Sebebi belli olmuştu. Zeliha ile yanyanyken bir çok fark görülebilirdi. Ben öyle çok süslü , çok makyaj yapmazdım. Ben küçükken ne kadar top peşinde koşsamda o benim tersime oyuncak bebekleriyle oynardı. Ama bu fark asla aramızı açmamıştı. Zıt kutuplar gibi hep beraberdik. Ben ona top oynamayı öğretirdim o ise bana kendi bebeklerinden verirdi.

Bir kuzenden daha çok kardeş gibiydik. Serhat abim ne ise o da benim için aynıydı.

"Bir de bana gelmiş hava buz gibi diyorsun. Giyersen kısacık eteği üşürsün tabi." dedim kızarak. Yani anlamıyordum ne bu süs yani. Okula giderken de bir insan bu kadar kendine bakmaz yani. Ya da ben okula böyle normal gittiğim için onları biraz garipsiyordum.

"Ne yapayım kızım beni artık tanıman gerekiyor." dediğinde telefonunu açıp birileriyle mesajlaşmaya başladı.

"Senin bu süsün niye . Desem okulda sevgilin var , eyvallah . Ama yani biride yok. Yoksa benden bir şey mi saklıyorsun?" sordum onu sıkıştırarak .

"Ne sevgilisi kuzi , olsa ilk sana söylerim. Hem şu kuralı unutmuşsun gibi , bir erkek kızlar için , kızlar ise kızlar için süslenir. " derken hâlâ telefondan biriyle mesajlaşıyordu. Bu kural bana oldum olası saçma gelirdi. Tabiki Zeliha kızlara süslenerek elindeki erkekleri onlardan ayırıyordu. Bu sebepten çok sevilen bir kız değildi. Gerçi bende okulda sevilen biri değildim.

"Hızlı yürü hızlı . Celal bizi görse topuklarımıza sıkacak sen telefonla ilgileniyorsun. " derken kolundan daha çok çekerek onu hızlandırdım. Arkamızdan gür bir ses bizi olduğumuz yere çivilemişti. Bu sesin kimden çıktığını ikimizde biliyorduk ama niyeyse arkamıza dönme gereksinminde bulunduk.

"Lan, Zeliha! Üstündeki ne kız öyle!" diye bağıran abim bize koşa koşa geliyordu.

"Ne bekliyorsun Zeliha ! Koşsana ." diyerek kolundan ayrıldım . "Abin nerden çıktı yaa." koşarken söyleniyordu. Arada arkamda kalan Zeliha'yı elinden tutuyor bana yetişmesini sağlıyordum. Son kez arkama döndüğümde abimi göremeyince Zeliha'nın kolunu bırakıp iki elimi dizlerime koyup sık sık nefesler aldım. Zeliha elini göğsünün üstüne koymuş kalbinin atışlarını düzene sokuyordu. Böyle giymeseydi belki bu kadar yolu koşmayacaktık.

"Ya Serhat senin abin . Bana ne karışıyor? " diye sorunca yerde olan bakışlarımı ona sabitledim.

"Allah'a şükür ikimize de yetiyor merak etme. Ya varya bir gün benim yerime geçsen ne kadar tahammül edebilirsin çok merak ediyorum abime. " dedim aldığım nefesler arasında.

"Ayy ne tahammülü kuzi . Bir gün bile çekemem onu. Annem , babam müsade ediyor o neden karışıyor anlamıyorum. " derken yüzünün aldığı hal korktuğunu gösteriyordu. Kendisini toplayıp dağılan saçlarını düzeltip beni bekledi.

"Herkesin doğrusu onun yanlışıda ondan. Yapacak bir şey yok. Ama akşam o bacaklarını kıracak bekle sen. " dediğimde beni kurtar bakışları atmaya başladı.

"Ya kuzi , ne diyorsun? Bak bundan sonra size gelmem." diyerek tehdit etti beni.

"Valla sana bir şey daha söyleyeyim. Annem akşam sizde olduğumuzu söyledi. Kaç kaçabilirsen." diyerek onu daha çok sitrese boğdum. Haline gülerken doğruldum. "Hadi , bir de Celal'den fırça yemeyelim. " diyerek tekrar koluna girdim.

"Yandım Allah çarpsın Firuze. Serhat bizim okul saatimizde nasıl evde olabiliyor . Bana açıklar mısın ?" dediğinde mahalleden çıktık. Okula varmamıza bir kaç dakika kalmıştı.

"Huyu kurusun ki bugün sen açık giyeceğini tahmin etti o yüzden uyuya kaldı." dediğimde ayaklarını yere sertçe vurmaya başladı. Sonra bana dönerek "Sen beni korursun demi kuzi ." dedi yüzündeki gergin gülümsemesini eksik etmeden.

"Valla koltuğa yaslanıp sizin kavganızı izleme taraftarıyım. " dediğimde eliyle belimi cimcikledi. Dudaklarımdan bir initli çıktı. "Ne gircem aranıza be . Giymeseydin bana ne." dediğim esnada kolumdan ayrıldı.

"Öyle olsun kuzi. Benimle kavga ederken bir de mısır al film gibi izle bizi. " dedikten sonra adımlarını büyütüp önüme geçti. "İyi hatırlattın , teyzeme söyleyeyimde eve gelince mısır patlatsın." amacım sadece onu sinir etmekti. Artık abimin ciğerini bildiğim için aralarına girdiğimde ya o arada benimlede kavga edecekti ya da kavgayı söylene söylene sonlandıracaktı. Kıskanç bir maço abim vardı. Klasik türk erkeğiydi işte. Ne giydiğimizle, kimlerle konuştuğumuzla çok haşır neşirdi.

"Tamam tamam . Sinirlenme hemen şaka yaptım. Ben ne zaman sizin kavganızda bir köşeye oturup seyrettim. Ama senden birşey isteyeceğim." dedikten sonra arkasını dönüp bana sıkıca sarıldı .

"En iyi kuzi sensin." dedi o sırada. Bunu beklemediğimden birkaç saniye afalladım ama sonra ellerimi beline sardım. Yolun ortasında sarılmayı sonlandırmak adına "Tamam hadi hızlı ol . Daha ne kadar geç kalacağız merak ediyorum." dedikten sonra koluna tekrar girerek okulun yolunu tuttuk.

"Ne isteyeceksin. Bu sefer. " dedi bakışlarını bana çevirip. Sanki her zaman ondan bir şey istiyormuşum gibi. Düşüncelerimi ona da paylaştım.

"Sanki senden hep bir şey istiyorum. Neyse şu okuldaki Burak varya," dediğimde göz mercekleri büyüdü sanki.

"Ee," diyerek sözümü kesti.

"Sülük gibi . Onunla konuş benden uzak dursun. Onunla mı uğraşacağım. Sinirlerimle dalga geçiyor resmen . Okulda ilk defa bir kız bir erkek kavgası izlemek istemiyorsan konuş o andavalla." dediğimde kafasını olumlu anlamda salladı ve "Sen o işi oldu bil kuzi." dedi .

"Kuzi sen neden böylesin?" Diye soru attı ortaya. Ne alaka diye düşündüm. Nasıl bir kıza benziyordum anlamadım.

"Anlamadım. Nasılmışım? " sorusuna soru ile cevap verdiğimde konuşmaya başladı.

"Ya kızım sen taş gibi kızsın. Konuşmalardan öteye gidemedin. Tam bir buz kraliçesin. Kimseye kalbini açmıyorsun. Neden? Bir çok talep geldi ,Sarp gibi onları reddediyorsun. Yani çirkin olsalar neyse diyeceğim. Hepsi bir doksan yakışıklı tiplerdi. Senin yerinde olsam varya hepsini parmağımda oynatırdım."

"Birincisi kısıtlayıcı bir abiye sahibim seni hatırlatmak isterim. İkincisi istesem abimi dinlemem biliyorsun. Üçüncüsü bu okuldan bir sevgili yapacağımı düşünmüyorsun herhalde. Konuşmalardan öteye gidemedim çünkü konuştuğum bir çok erkek konuşurken nasıl bir gerizekalı olduğunu alnına yazıp bana gösterdiler." dediğimde Zeliha sessiz kalmayı tercih etti. Bir kaç kişi vardı ki onlardan Zeliha'nın haberi yoktu. Şayet tam emin olamadığım için bahsetme gereği bile duymamıştım. Bir kaç sevgilim olmuştu evet ama onlarda kalıcı değildi. Ben bir erkekte bağlı kalamıyordum . Sıkılıp bitiriyordum hemen . Yapım buydu.

"Ben senin gibi değilim bunu sende biliyorsun." diyerek konuşmamı sonlandırdım. Okulun bahçesine geldiğimizde bahçede bir kişi bile yoktu. Derse çoktan başlamışlardı. İlk dersi yine kaçırmıştık. "Kafeteryaya inelim bari ilk ders bitene kadar. " dediğimde beni onayladı. Okula girdiğimizde bir kaç nöbetçi okulunun holündeydi. Alt kata inip kafeterya geldiğizde boş koltuklardan birine oturup çantamı ise yan koltuğa koydum. Ellerim kıpkırmızıydı. Çantasını koltuğa koyan Zeliha'ya "Bize iki filtre kahve alsana . İçimiz açılsın." dediğimde cüzdanını eline alıp bir miktar para çıkardı. Bende para çıkaracağım sırada gözleriyle sakın dediği için elimi geri götürdüm.

Bir kaç dakikaya elindeki tepsi ile geri dönüp masaya bıraktı. "Soldaki ." diyerek koltuğa oturdu. Zeliha kendi kahvesine şeker attığı için kendisi ise sağdakini alıp sıcak olması umursamadan dudaklarına götürdü.

Ellerimi bardağın çevresinde sardığımda kızaran ellerimi ısınmasını bekledim. Kahvelerin yanında bisküviler de almıştı. Sevdiğim bisküviyi açıp içinden bir tane aldım. Kahvemden içerken etrafı koloçan ettim. Her an Celal gelebilir ve yediğimiz şeyi kursağımızdan bırakabilirdi. Celal bizim okul müdürüydü. Geçen sene bizi sınıfta bırakmıştı adi. Normal ortalamamızla sınıfı geçerken devamsızlığımızı silmeyerek sınıfta bırakmıştı Zeliha ve beni. Bize liseden beri takmıştı. Bir senemizi heba etmişti . Biz yine geç kalıyorduk . Bu seferde sınırda kalırsak okuldan atılacaktık. Gerçi Zeliha için hava hoştu. Okulumuz Anadolu Meslekti. O güzel sanatlar seçerek şuan ünlü bir giyim firmasında staj görüyordu. Çizimi güzel olduğu için bu bölüme yönelmesi onun için güzel bir avantajdı. Okulun pazartesi ve salı günleri okula geliyor ve diğer günler staj görüyordu. Ben ise bir bölüm olarak eşit ağırlıktaydım.

Bazen onun yerinde olmak istesemde bu hevesim onun gecelere kadar çizim yapışını hatırlayınca kırılıyordu.

Kahvem bitince kalan bisküvileri yemeye başladım.

Telefonla uğraşan Zeliha'yı ayağımla dürterken irkildi.

"Sabahtan beri kimin ile konuşuyorsun sen?" diye sordum merak dolu tonlamamla.

"Ya staja gidiyorum ya . Aslında ben orda stajyerlik yapıyordum ilk başlarda. Daha sonra patronun asistanı işten çıkmış. Yerine birini bulamamışlardı. Bir ay önce işte ben boşta olduğum için beni geçici asistan yaptılar. Ben okulun iki günü geliyorum diye işler birikiyor. Notlar alıyordum patrona onları atıyorum. Bilgilendirmek adına. " kiminle yazıştığını öğrendiğimde istediğim cevabı aldım.

"Stajyerin diğer ismi kölelik . Ne güzel işte asistansın. Daha ne istiyorsun. " dediğimde son yudumunu içip konuştu Zeliha.

"Öyle değil işte okulun iki günü geldiğim için ne kadar toplantılar oluyor biliyor musun? Bazen yetişemiyorum. Bu da beni yoruyor. Allah'tan patron bana anlayışlı davranıyor. " dedi telefonuyla tekrar ilgilenirken.

Bir bakımdan haklıydı ikisini bir arada götürmek zorluyor olmalıydı. Çantasından bir defter bir mavi kalem çıkartıp önüme koydu. "Dediklerimi geçirsene deftere ." derken defteri açıp hazırda bekledim.

"Salı günü saat 14.00 ' de Ayhan Çınar ile bir toplantısı var." dediğinde yazmam için bir süre bekledi. Yazdığımda başımı kaldırıp söylemesi için bekledim.

" Bugün saat 21.00 'da Elçin Demir ile bir iş toplantısı var" dediği şeyleri bir bir deftere geçirdim.

"Salı günü babası Selçuk Soyhan ile saat 20.00 ' de kendi restorantlarında bir yemek yiyecek. " dedi ve ben tekrar yazdım.

"Babasıyla olan görüşmesini unutacak değil adam bence." diyerek kendi düşüncelerimi ekledim.

"Öyle deme adam çok meşgul kaç giyim firmasıyla uğraşıyor . Unutması çok olağan yani." dedi ve " Son olarak bugün saat 16.30 'da kendi çalışanları ile bilgi aktarımı yapacaklar. " dediklerini deftere yazıp kapattım. Defteri verdikten sonra cebimdeki telefonu alarak ne var ne yok diye baktım.

Gönderen : Kalas

Mesaj : Teyzemlere geçin ben Zeliş'in boyunun ölçüsünü bir alayım! 9.40

Telefonumu Zelihaya uzatıp abimin yazdığı mesajı gösterdim. Mesajı gördüğünde sabır diler gibi duruyordu. Telefonumu elimden bir çırpıda alırken "Ne yapıyorsun!" dedim şaşkınlıkla.

Gönderilen : Firuze

Mesaj: Hodri meydan! 10.01

Telefondan bir şeyler yazıp elime tekrar verdi. Benim adıma yazdığı mesajı görünce gözlerimi belerterek Zeliha'ya baktım.

"Kızım ne yapıyorsun ya ! Elinden bu sefer ben bile alamam seni. Benide döver valla." dediğimde çok umursamıyor gibi duruyordu. Elimle onu dürterek "Kıza bak ya . Umrunda mı? Gelirken götün tutuşuyordu korkudan . Şimdi bu ne umursamaz haller. " dedim sesimi biraz daha yükselterek.

"Kurtuldum çünkü kuzi . Siz gidene kadar ben evde olmayacağım ."

Ne demeye çalışıyordu çünkü anlamıyordum ne dediğinden. Annem teyzemlerden saat on ikiye kadar kalkmazdı. Öyle rahat bir aileye de sahip değildik. Hangi bahaneyle evden çıkacaktı merak ediyordum.

"Pardon da sen eve geç gel bu sefer abim daha delirir haberin olsun. Hangi bahaneyle evden çıkacaksın merak ettim doğrusu. " dediğimde arkasına yaslanmış kollarımı göğsünde birleştirmişti.

" Patronun asistanı olarak bugün Elçin Demir ile olan iş görüşmesine bende gidiyorum. Anneme çoktan haber verdim." yüzündeki gülümseme abim karşında olsa abimi delirtirdi .

"Kurtulduğunu sanıyorsan unut bunu. Bugün olmadı yarın Zeliş. Kaçınılmaz gerçek." abim Zeliha'yı böyle kaç kere daha yakalamıştı. Zeliş uslanmaz bir kızdı.

"Sıcağı sıcağına kızsa uçururdu ama yarına kadar geçer kızgınlığı ." diyerek defterlerini çantaya koydu.

"Sen öyle san." diye mırıldandım ama Zeliş bunu duymadı. Zil çaldığında kafeteryadan çıkıp sınıflarımıza girdik. Onuncu sınıfa kadar hep aynı sınıftaydık ama ben başka bir bölüm o başka bir bölüm seçtiği için sınıflarımız ayrılmıştı. Şuan lise sonda olduğumuz için hocalar çok fazla ders işlemiyor bizi test çözmemiz için boş bırakıyorlardı. Çantamdan test kitabımı çıkarıp masaya koydum ve kulaklığımı cebimden çıkarıp telefona taktım. Sözsüz bir müzik açarak test çözmeye başladım.

Telefonum titrediğinde telefonun açma düğmesine bakıp gelen Whatsapp'a mesajıyla şifremi girip uygulamaya girdim.

Gönderen: Zeliha

Mesaj : Burak işi hallodu kuzi ;) 10.20

Ne ara diye sormak istesemde Zeliş'in huyunu bildiğimden sormadım. Ne yapar eder hemen çözerdi.

Test çözmeye kaldığım yerden devam ettim.

***

Okul kapısından Zeliha ile çıktığımda bana çizdiği elbiseleri gösteriyordu. Hepsi birbirinden güzel ve muhteşemlerdi. Küçükkende hep bir şeyler karalardı . Gösterdiklerini yorumlarken ona eksik noktalarda uyarıyordum ya da öneride bulunuyordum. Son olarak yarım kalmış bir elbiseyi gösterdiğinde " Bunu benim yarın bitirmem gerek çünkü Rüzgar beyin kesin talimatı."

Gösterdiği bütün kağıtları düzeltip çantasına koydu.

"Yarım olmasına rağmen çok güzel . Tamamlandığında düşünemiyorum. Yapıyorsun bu sporu . " dediğimde egosu biraz artmıştı.

"Ee kızım ben Zeliha Soydere'yim. Ne sandın." dediğinde gülerek kolunu sıktım. "Seni övmeye gelmiyor valla. Hemen şımarıyorsun." benimle birlikte o da güldüğünde eve doğru ilerledik. Bugün Celal'in gazabından kurtulmuştuk.

"Kızım ben akşam ne giyeceğim hemen gidip bana bir şeyler bakalım. İlk defa Rüzgar beyle bir iş görüşmesine gidiyorum. Heyecan bastı. "

heyecanı yüzünden anlaşılıyordu.

"Belli oluyor heyecanlandığın .Ne heyecanlanıyorsun ki .Alt tarafı bir iş görüşmesi." dediğimde "Sen öyle san . Hiçbir asistanı ile dışarıda bir iş görüşmesine gitmedi . Yoksa niye heyecanlanayım. " dediğinde içten içe garipsedim.

"Ya elime gözüme bulaştırırsam , ya benim yüzümden iş olmazsa. Ne yapacağım o zaman?" diye devam etti.

" Rüzgar bey sende o ışığı görmeseydi seni o iş görüşmesine götürmezdi. " diyerek heyecanını yok etmeye çalıştım.

"Öyle mi dersin?" Sordu kararsızlığını yok etmek için çabalarken. Kafamı salladım onaylayarak. Yanımızda duran bir arabayla Zeliha ile bakışlarımızı arabaya yönelttik. Arabanın siyah filmleri yüzünden içeride kimin olduğunu anlayamadım. Araba siyah bir Range Rower'dı. İçimdeki hayranlığı dışarı vurmadan arabayı sürdüm. Boyumdan bile daha büyüktü. Arabanın camını açtığında yirmi beş yaşlarında bir genç karşıladı bizi. Zeliha'ya baktım tanıyor mu diye çünkü ben tanımıyorum.

Zeliha "Rüzgar bey." diyince taşlar yerine oturdu. Zeliha arabaya yanaşırken adamı uzaktan süzdüm. Zeliha'nın patronum dediği adamın bu kadar genç ve fit olduğunu düşünmemiştim. Hafif kirli sakallı yüz hatları keskindi. Ben onu süzerken gözlerini bana dokundurup tekrar Zeliha'ya döndü. Çok dikkatli bakıyordum herhalde. Siyah dalgalı saçlarını düzgünce taranmış tam da bir iş adamı gibiydi. Üstündeki lacivert takım elbise kendisine yakışmıştı. Zeliha bana döndüğünde beni zorla yaklaştırdı arabaya. "Bahsettiğim Rüzgar bey ,patronum." diye tanıştırdı. Rüzgar beye dönüp beni gösterdi. "Kuzenim ,Firuze." dediğinde adam yüzüne bir tebessüm yerleştirdi ve "Memnu oldum ." dedi bende nezaketen karşılık verdim.

"Bende memnun oldum. " dedikten sonra arabadan uzaklaştım.

"Atlayın eve bırakayım sizi yolun üstü zaten." dedi gülümseyerek. Bizim evimizin nerede olduğunu nerden biliyordu? Zeliha benden onay almak ister gibi gözlerimin içine bakıyordu.

"Size rahatsızlık vermeyelim zaten çok yakın." dediğimde Zeliha bozuldu. Tanımadığım bir adamın arabasına neden bineyim ki. Ya mahalleli görse herkesin ağzında sakız oluruz büyük bir ihtimalle. Bu ihtimalleri benim dangalak kuzenim göremiyordu .

"Rahatsızlık duymam . Neden rahatsız olayım." derken ön koltuğun kapısını açıp gelmemiz için bekledi. Aslında ben önümüzdeki ayrılan yolda Zeliha ile ayrılcakatım ama onuda tanımadığım bir adamla yalnız bırakmak istemedim. İstemeye istemeye arka koltuğa bindim. Kapıyı kapatıp arabayı sürmesini bekledim. Zeliha emniyet kemerini takarken dikiz aynasından beni kontrol ediyordu. Rüzgar bey rahatsız olmayabilirdi ama ben fazlasıyla rahatsızlık duyuyordum. Aralarında iş hakkında anlamadığım şeyler konuşurken telefonumu çıkartıp kulaklığımı taktım. Müzik dinleyerek içimdeki gerginliği yok etmeye çalıştım. Aklıma Zeliha'ya Mesaj atmak geldi.

Gönderilen : Firuze

Mesaj : Niye tanımadığım adamın arabasına bildirdin beni. Hem adam bizim nerede oturduğumuzu nerden biliyor?

Yazdıktan sonra tekrar yola odaklandım.

Telefonum titrediğinde açıp Zeliha'dan gelen mesajı okudum.

Gönderen: Zeliha

Mesaj: Hani okul bizim bilgilerimizi çalıştığımız iş yerlerine veriyor ya canım kuzenim. Başka nereden bilecek. Bir de şu yüzünün halini değiştirirsen sevinirim. Sanki adam seni kaçıracak.

Mahalleye giriş yaptığımızda Zeliha'nın geldik demesini ve bir an önce inmesini bekledim. Arabayı durdurduğunda kulaklığımı çıkarıp çantama koydum.

"Bıraktığınız için teşekkür ederim Rüzgar bey." dedi şirince. Ah diye iç çektim.

Rüzgar denen adam bana dönünce "Tanıştığımıza tekrardan memnun oldum." dediğinde yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirip arabadan indim. Mahalleyi kontrol eden gözlerim hiç kimsenin bizi görmemesini istiyordu. Bir lafı öyle bir çeviriyorlardı ki insan ağzını açıp şaşırmaktan başka bir şey yapamıyordu. Konuşmasını nihayet sonlandırdığında yanıma geldi.

"Bu ne tavır , Firuze?" telefon ile ilgineniyormuş gibi yaptım. Teyzemlerin evine doğru ilerlediğimde kolumtan tutup beni durdurdu ."Sana soru sordum." dedi kolumu tutmaya devam ederken.

"Hani tanımadığımız kişilerin arabasına binmiyorduk Zeliş." dediğimde isyan ederek kolunu kolumdan çekti.

"Ya bizim canımızı tehlikeye neden atayım Firuze. Kaç aydır adamın yanında çalışıyorum . Güvenmesem niye bindireyim seni. İnsanlara karşı hep önyargılısın. Şu önyargını kır artık."

"Bana bunu nasıl söylersin Zeliha. Ön yargıysa ön yargı . Bir ay önce ne atlattık bunu nasıl unutabildin. Benim erkeklere olan güvenim sarsıldı be. Üç senelik arkadaşımız sandığımız çocuk bana ne yapmaya kalkıştı nasıl unutabilirsin benim aklım almıyor Zeliha. Üç senelik arkadaş bildiğimiz çocuk bunu yaptı da sen daha bir kaç ay yanında çalıştığın adama mı güveniyorsun. Hiç mi ders çıkarmadın yaşadığımız bu olaydan. " dedikten sonra cevap vermesini beklemeden teyzemlerin evine doğdu ilerledim. Benim kadar ince düşünemiyordu. Ben bir ay önce olduğumuz durumu atlatamazken o nasıl atlatmıştı. Arkamdan bir gölge gibi takip ediyordu. Bahçedeki demir kapıyı açıp eve doğru ilerledim. Kapıyı tıklattığımda teyzem karşıladı.

"Hoş geldin Firuze'm gel içeri. Zeliş nerede?" diye sorduğunda "Geliyordu." Diyerek kestirip attım.

İçeri solana girdiğimde annem yerde sarma sarıyordu. Koltuğa oturup çantamı yere bıraktığımda üstümdeki deri ceketi çıkarıp koltuğun başına koydum. Zeliha ile Binnur teyzem içeri geçerken telefonumu çıkarıp Istagram'da dolaştım.

"Anne benim çizimim var odaya geçiyorum." sesindeki üzgün ton ona bakmamı sağlamıştı. Sert mi konuştum diye düşündüm. Ya salonda oturup annem ve teyzemin sarmasına yardım edecektim ya da Zeliha'nın peşinden gidecektim. Aramızdaki mesafeyi annemle teyzem öğrenmeden salondan çantamı alarak çıktım.

Merdivenlerden çıkıp odasına doğru ilerledim. Kapı çalma huyum yoktu. Kapıyı aralayıp içeri girdim. Zeliha benim yaptıklarımı izlerken kendi kıyafetlerini dolaba yerleştiriyordu. Yatağa geçip ayaklarımı uzattım. Odayı sessizlik bürümüştü. Kendimi konuşmam gerekiyormuş gibi hissediyordum.

"Annem ve teyzem aramızdaki problemi anlamasın , irdelemesin diye geldim. İstersen çıkarım." diyerek kendimi açıkladım. Yatağın köşesine oturup bağdaş kurdu. "Kal, ne olursa olsun seni odamdan kovmam. " dediğinde bakışlarımı ona yönelttim.

"Eve girmeden annem sordu zaten." Yüzünden anlaşılan kırgınlık içimi daralttı. Bir anda parlayıp sönen bir huyum vardı. Vicdanım rahat etmeyecekti onun gönlünü almadan. Uzandığım yerde bende bağdaş kurduğumda Zeliş'e sardım kollarımı. Başım saçlarına karıştı. Boğuk çıkan sesimle "Özür dilerim. Sana çok yükselmemeliydim." dedim daha çok sarılırken. Dudaklarından çıkan kıkırtıyla sarılmamızı sonlandırdık. Bir anda ayağa kalktığımda Zeliş ne olduğunu anlamaya çalıştı. Zeliş'e dönüp "Sen Rüzgar bey ile bir iş görüşmesine gidiyorsun. Hem de bir kadınla bir iş görüşmesi. Okula gitmeden ne demiştin kızlar kızlar için süslenir. O yüzden o koca kıçını kaldır ve sana Rüzgar beyin yanına yakışabilecek bir elbise bakalım." dediklerim onu bir saniye dondurdu ama yüzünde bir tebessüm oluştuğunda o da Benim dengesizliğime alışmış olacakki yataktan kalkıp hızlıca dolabı açtı. Epey kalabalık olan dolapta hep dekolteli ve kısa elbiseler vardı. Bunları hiç giymiş miydi ?

"Zeliş , sen bunları hiç giydin mi? Çünkü hiç üstünde görmedim de." yani görseydim illaki abimde görmüş olurdu. Gülerek dolabı kurdaştırıyordu.

"Tabi giydim. Abinin ruhu bile duymadı." derken yüzünde sen beni ne sandın bakışları vardı. Zeliş benden bir beş santim kısaydı . Omuzlarının biraz altında biten siyah kabarık saçları ona farklı bir hava katıyordu. Güzel vücudu ile giyeceği bütün elbiseleri taşıyordu.

Zeliş dolaba bakarken öyle kararsızdı ki daha fazla dayanamayıp "Çekil." dedim. Onun yerine geçerken ona döndüm.

"Şimdi sen bana nerede yemek yiyeceğinizi söyle bende ona göre bir elbise seçeyim. Yoksa sana kalsa kararsızlıktan en kötüsünü seçip gideceksin." derken tekrar dolaba döndüm. Elbiseleri inceledim.

"Beykoz'da denize sıfır bir restorandaymış." dediğinde kafamı aşağı yukarı sallayıp dediği yere uygun elbiseler inceledim. Giyeceği elbise çok iddialı olmasa bile sade ama şık olmalıydı. Siyah dizlerinin üstünde biten derin dekolteli v yaka uzun kollu vücudunu saran elbiseyi askılıktan çıkarttığımda Zeliş'in üstüne tuttum.

"Nasıl? Sade ama şık." dediğimde aynanın önünden çekilip kendisine bakmasını sağladım. "Birde saçlarına düzleştirdik mi iş tamamdır." dediğimde hala gözleri aynadaydı. Gözlerindeki beğeniyi gördüm. Bakışlarını bana yönlendirip göz kırptı.

"Ben bir duş alayım." dedi heyecan dolu. Başımı sallayarak onayladım. Elbisesine uygun iç çamaşırları seçerken bende odadan çıkıp annemle teyzemin yanına uğradım. Mutfaktan gelen seslerle yönümü oraya çevirdiğimde. "Ne yapıyorsunuz bakalım!" bir anda kapıda belirdiğim ve sesimi yükselttiğim için ikisi aynanda irkildi. Annem "Allah senin belanı vermesin." derken hala korkusunu atlatamamıştı. Ardından teyzem "Allah canını almasın. Korkuttun bizi." dedi.

"Zaten korkutmak için yaptım. Maşallah ağzınızdan bal damlıyor. Belalar havada uçtu . Başıma bir şey gelirse sebebi sizsiniz. " dediğimde annem eline terliği alıp bana atmaya kalkıştı. Direk kapıdan uzaklaştığımda terlik bana gelmedi.

"Gülgün hanım o anne terlikleri bana sökmez." dediğimde teyzem gülerek işine döndü. Fırlattığı terliği almak için eğildim. Aldığım terlikle anneme yöneldim ve giymesi için yere koydum. "Gel çay demle, hiçbir şey yapmıyorsun bakıyorum kaç gündür." dediklerini ikiletmeden cam kavanozu elime alıp demliğe üç kaşık koydum. Kapağını kapatıp yerine koydum çayı. Kaynayan suyuda eklediğimde altını biraz kısıp peteğe yaslandım.

"Zeliş nerde?" diye sordu annem salatayı karıştırırken.

"Duşta. Hazırlanıyor ." dediklerim annemin ilgisini çekmiş olacak ki "Neye hazırlanıyor?" diye sordu.

"Gittiği staj için patronu ile iş yemeğine gidecek. Teyzemin haberi var." Abimin olayını açsa mıydım karasızdım. Aslında biraz yardımları dokunabilirdi. Ben tam ağzımı açacaktım annem konuştu.

"İş yemeğine stajyer mi gider ? O nasılsın iş." Annem küçük şeyleri bile kafasında kurarken teyzem öyle değildi. Bazen annemin kafasında kuruşlarından bezin teyzemlerde kalıyordum.

"Ya asistanları işten çıkmış o da boşta kalınca Zeliha'yı geçici asistan yapmışlar. Ne güzel işte kız öğrenirken para kazanıyor." anlattı konuyu benim yerime teyzem. Başını neyse diyerek işine döndü.

"Abim biz okula giderken Zeliş'i gördü. Peşimizden kovaladı vallahi." telefonumdan bana attığı mesajı onlara gösterdim. "Yani anlayacağınız akşamı bekliyor. Akşam evde Zeliş'i de göremeyecek. Sinirini artık yatıştırın. Destek olun bana. Kızın her giydiğine karışıyor. Ben giysem mahalleyi ayağa kaldırır . Gerçi ben giymek istesem abimi dinlemem zaten. " dikine dikine konuştum.

"Dinlemezmiş sonra senide alır ayağının altına ikinizi bir mahallede tur attırır. Biraz abinizin sözünü dinleyin." annem abime toz kondurtmuyordu. En güzel yemekleri yapar abimin bir dediğini iki etmezdi. Sonra temizliği bana kitler çocuk gibi abimi severdi. Takıldığım bir diğer konu abiniz deyişiydi. Benim abimdi bana karışsa neyse , Zeliş'in ne suçu vardı.

"Hemen abimi korumaya geç anne. Bildiğin ikimizi aynı kefede sevmiyorsun. Küçükkende öyleydi. Ben abim için kavgaya giderdim sen ilk onu sorardın. Sen nasıl uygun görüyorsan öyle yap anne!" dedim içimdeki kırgınlığı siteme çevrip dışa vurdum. İçimdeki biriken ve kalbimi sızlatan şeyleri bilsin istedim. Mutfaktan çıkarken annem "Firuze." dedi ama arkama bakmadım. Daha sonra teyzeme dönerek "Ben ne dedim şimdi." dedi şaşkınlıkla.

Koridordan merdivenlere çıkacakken kapı çaldı. Arkamı dönerek kapıya yöneldim. Kapıyı açtığımda babam ve eniştemle karşılaştım. Babam sinirli halimi görünce "Noldu kızım? Neyin var?" diye sordu içeri geçerken . Annemin de duyması için sesimin tonunu yükseltip konuşmaya başladım.

"Ne olacak baba. Annem yine abim sanki çocukmuş gibi davranmaya başladı. Toz kondurtmuyor biricik oğluna maşallah!" sözüm babama değil annemeydi. Kapıdan çekilip eniştemin geçmesini bekledim. Benden uzun olan eniştem kolunu omzuma yerleştirip saçımı sevdi. "Sen en çok sevdiklerini kıskanıyorsun ." dedi yüzünden eksik etmediği tebessümle. Babam terliklerini giyip bana döndü.

"Sen annene bakma. Ben konuşurum ikisiyle. " diyerek içime su serpti. Buna ihtiyacım vardı. Ben merdivenlere yönelirken babamla eniştem salona geçmişlerdi. Merdivenlerden çıkarak Zeliş'in odasına girdim. Banyosundan gelen kurutma makinesinin sesini duyunca yatağa oturup Zeliş'in gelmesini bekledim. Sadece bir saat moralimin düzgün olmasını istiyordum. Zeliş'i beklerken telefondan Instagram 'a bakıyordum. Zeliş banyonun kapısını açıp odaya girince telefonu kapatıp yatağın üstüne bıraktım. Zeliş seçtiğim elbiseyi giymiş ve etrafında dönmeye başlamıştı. Üstüne bir kılıf gibi saran elbise tahmin ettiğimden daha hoş olmuştu.

"Nasıl olmuş nasıl ?" derken hala etrafında gülerek dönüyordu.

"Valla bütün kızları ezip geçtin. Ne diyim mükemmel olmuş. Dönme artık etrafında başın dönecek." dedim anaç bir tonda.

"Hadi saçlarımı yapalım ." diyerek makyaj masasın geçti. Puf koltuğa oturdu ve aynada kendine baktı.

"Erken değil mi ?" diye sordum saate bakarken. Daha dokuza üç saat vardı.

"Ya düzleştirelim de aradan çıksın malum saçlarım çok kabarık. Bozulursa çıkmadan biraz daha düzleştiririz." elindeki düzleştiricinin fişini prize soktu.

Ayaklanıp yanına gittim. Masanın üstündeki tarağı alıp Zeliş'in saçlarını taramaya başladım. Banyodan sonra saçlarını taradığı için açık olan saçının dolaşan yerlerini taradım. Telefonuyla yazışırken gözüm telefonuna gitti.

Gönderen : Rüzgar Bey

Mesaj: Saat 8 civarı mahallenizde olurum. Ben seni aradığımda kapıya inersin.

Sessiz kalıp Zeliş'in ne yazacağını bekledim. Bu konuda bir daha tartışmak istemiyordum. Sessiz kaldım.

Gönderilen : Zeliha

Mesaj: Mahallenin başına gelseniz yeterli Rüzgar bey. Beni oradan alırsanız sevinirim.

Konuşmamız işe yaramıştı. Dudağımdaki tebessümle bileğimdeki siyah tokayı alıp saçının yarısını topuz yaptım. Geri açıkta kalan saçları tarak yardımıyla düzleştirmeye başladım. O sıra Zeliş hareketli bir müzik açarak telefonu masaya bıraktı. Şarkının ritmine gülerek uyduğumuzda düzleştirici herhalde saç dibine geldiği için Zeliş kafasını öne eğdi.

" Kuzi saçlarımı bir iş görüşmesi için ellerime verme." derken telefonuyla aynadan bizim videomuzu çekiyormuş. İkimizde ses tonlarımızı yükseltip şarkı söylemeye başladık. Arada videoya bakıyor sonra ise saçlarını yakmamak için önüme dönüyordum.

Bütün saçını dümdüz ettiğimde saçının boyu biraz daha uzadı. Telefonundan bir müzik seçip "Bu şarkı tam olarak seni anlatıyor , kuzi ." diyerek sessiz kaldı. Şarkı kulaklarıma ulaştığında hüzünlü bir tebessümle aynadan Zeliş'e baktım. Yetmedi Zeliş şarkının nakaratını söylemeye başladı.

"Kıskanır rengini , baharda yeşiller. Sevda büyüsü gibisin sen Firuze. Sen nazlı bir çiçek, bir orman kuytusu . Üzüm buğusu gibisin sen Firuze." haline gülerken saçları kabarmasın diye saç serumunu alarak saçlarına dağıttım.

Makyaj kısmı ile o ilgilendi. Ben yerime geçip onu seyrettim . "Çok ağır makyaj yapma . Abartı kaçar." diyerek tembihledim. Toprak tonlarında bir far seçmiş gözlerine uygulamıştı. İri gözlerine en çok yakışan eyelineri gözlerine eşit şekilde sürmüştü. Şekilden şekle de girse muazzam olmuştu. Uzun kirpiklerine maskara sürmeden gözlerinin içine siyah göz kalemi sürerek gözlerini daha dikkat çekici kılmıştı. Maskarayıda sürüp eline aldığı , sürdüğü fara yakın bir ruj alıp dudaklarına sürmüştü. Makyajı bittikten sonra batmakta olan güneşin önüne geçerek yüzüne vuran hafif kızıllıkla telefonunu açıp kendini çekmişti. Arada beraber de fotoğraflar çekmiştik.

***

Saat sekize gelmişti ve Zeliş odada tur atıyordu. İçindeki huzursuzluğu anlayabiliyordum. Ya bütün her şeyi batırırsam düşüncesi aklını kurdaştırıyordu. Ayağa kalkıp kollarımı omuzuna attım sakinleşmesi için.

"Çok güzel bir yemek olacak buna yüce gönülden inanıyorum. Sadece gel şurada otur." omuzlarından tutup onu yatağa oturttum. Derin derin nefesler aldıkça göğsü kabarıyordu. Elindeki telefonu avucuna ritmik hareketlerle vuruyordu.

"Nerde kaldı bu adam ya , yemeğe gitmeden kalpten gideceğim. Kuzi benim yerime sen gitsene. " dedi içindeki sıkıntıyı yok etmeye çalışırken. Benim gitmemi istediği için şaşırmıştım.

"Saçmalamaya başladın Zeliş. Kendine gel. Bugün oraya gidip güzel bir işe adım atacaksınız. Beni de germeye başladın vallahi. Zaten abim ha geldi ha gelecek diye mekik dokuyorum." ona baktıkça tedirginleşiyordum. Odaya Zeliş'in telefonunun sesi dolduğunda telefonu açıp kulağına götürdü hemen.

Karşı tarafı dinledikten sonra "Tamam ben hazırım zaten geliyorum." diyerek telefonu direk kapattı. Ayağa kalktığında son kez kendine aynadan baktı. Dolabından uzun şarap kırmızısı kabanı çıkartıp üstüne geçirdi. Bu heyecanı , tedirginliği iş için miydi yoksa Rüzgar bey için miydi çıkaramadım.

"Valla seni tanımasam iş için değil yemek randevusuna çıktığına inanacağım." dedim ima dolu sesimle. Arkası bana dönüktü ama onu aynaya yansımasından görebiliyordum . Yüzünün kızardığını gördüm. Vardı bir şeyler ama hadi hayırlısı.

Kabanının önünü ilikleyip kapıyı araladı. Arkasından hızlıca giderek önüne geçtim. Aşağı temkinlice inerken bir elimle Zeliş'e gel gel diyordum. Sesler salondan geldiği için sesli bir oh çektim. Salondan merdiven gözükmüyordu. Kapıya doğru ilerleyip kapıyı açtım sessizce .

"Hadi , senden tek isteğim heyecan yapma tamam mı?" yanaklarımdan öptüm.

"Heyecan yok ,heyecan yok." diyerek kendini dizginliyordu. Arkasına dönüp demir kapıdan çıkıp mahallenin başına doğru ilerlemeye başladı. Kapıyı kapatıp sırtımı kapıya yasladım. İş yemeğine gittiklerini biliyorlardı fakat bu kadar iddialı görmeleri onları gitmemesi için elinden geleni yaparlardı. Kuzenler ne için vardı değil mi?

Salona geçtiğimde herkes yemeğin başındaydı.Boş olan sandalyeye oturup kendi tabağımı hazırladım.

"Zeliş nerede kızım gitmeyecek mi iş yemeğine." derken içtiğim çorba boğazımda kaldı. Öksürmeye başladığımda sürahiden bardağa su koyup bir dikişte içtim. Şimdi ne diyecektim. Hemen bir şeyler düşünmem lazımdı. Neden bize görükmedi diye sorarlarsa ne diyecektim. Sahte olan şaşkınlık ifademi takındım.

'Siz duymadınız mı ben çıkıyorum dedi bende onu yolculadım. Hem biraz geç kalmıştı." diyerek olayı yumuşattım.

"Valla biz bir şey duymadık." diyen teyzem herkesin yüzüne baktı değil mi diye kendini onaylattı. Kimseden ses çıkmayınca konuşmaya devam ettim.

"Garipten sesler duyuyorum sanki . Duymamışsınız." diyerek tekrar yemeğimi yemeye devam ettim. Konunun kapanması şuan istediğim tek şeydi. Öyle de olmuştu. Kapı çaldığında abimin geldiğini anladım .Sandalyeyi geri iterek ayağa kalktım. Salondan çıkıp koridordan kapıya geçtim.

Kapıyı açtığımda abimin havada kalan eliyle karşılaştım. İçeri girip üstündeki ceketi çıkardı. "Nerde Zeliha. O bana bir hesap borçlu ." dedi ceketini askıya asarken. Burada o gitti desem daha köpürürdü o yüzden direk içeri sıvıştım.

Abim salona girerken gözü Zeliş'i arıyordu.

"Afiyet olsun." diyerek masaya yaklaştı.

"Gel koçum beraber olsun." dedi karşılık olarak eniştem. Yanımdaki boş sandalyeye otururken kulağıma yaklaşıp "Direk içeri girdin. Sana bir soru sordum." fısıldadı sesini normal tutmaya çalışarak.

"Ne vereyim oğluma." annem konuya girmeseydi abim bana girecekti. İçimden bir oh çekip rahatladım.

"Farketmez anne ."

Bakışlarım anneme döndüğünde çorba dolduruşunu izledim. Annemle göz göze gelince başka yere çevirdim gözlerimi. Abimle çok fazla göz teması kurmamaya çalıştım. Abim kaşığını çorbaya daldırıp tadına baktı.

"Elinize sağlık . Çok güzel olmuş teyze." dedi.

Herkes yemeği ile ilgilenirken hiç konuşmamasını istediğim abin sessizliği bozdu.

"Zeliş'i göremedim . Nerede kendisi." Yarı imalı yarı normal tonu bu işin peşini bırakmayacak gibiydi. "Çalıştığı işte bir iş yemeği var. Ona gitti." dedi teyzem yemeğini yerken.

Bakışlarını bana çevirirken yerin dibine girmek istedim.

"Ne iş yemeği bu Firuze? Akşam akşam iş yemeğine mi olur Firuze?" sesini tatlılaştırıp soru üstüne soru sordu. Sesini tatlılaştırması hiçbir şeye yaramıyordu. Ben sözlerinin altındaki tehditi anlayabiliyordum. Yani içindeki düşüncelerimi tutamayıp "Eniştem karışmıyor sana ne oluyor." demek istiyordum ama ortamı daha germek istemedim.

"A-abi ne bileyim ben. İş yemeği vardı gitti işte. Kovsunlar mı kız işten?" Ajitasyon yapmak istemezdim ama mecburdum. "Kovsunlar." dedi benim duyabileceğim tonda.

"Kızın üstüne gitme. Sanki yemeği organize eden Firuze. Bakıyorum bu aralar kızımın üstüne anne abi gidiyorsunuz." son noktayı babam koyduğunda ne annem ne abim çıt çıkaramadı.

Abim "Baba..." konuşacakken babam sözünü kesti. "Konuşma yemeğini ye." Babamın sert tepkisi hepimizi şaşırtsada beni koruduğu için gülen gözlerle babama bakakalmıştım.

Telefonum titrediğinde telefonu masanın altına alıp gelen mesajı okudum.

Gönderen : Zeliha

Mesaj : Biz geldik kadını bekliyoruz. Evde durumlar nasıl?

Hızlıca cevap yazdım.

Gönderilen : Firuze.

Mesaj : İşin içinden çıkamıyorum. Allahtan babam susturdu abimi. Şuan iyi yemek yiyoruz . Eniştem var diye konusunu açamayınca tabi bana sarıyor Kalas.

Görüldü atıp çıkmıştı. İçi rahatlasın diye tekrar mesaj yazdım.

Gönderilen : Firuze

Mesaj : Aklın burada kalmasın burayı ben idare ediyorum. İyi yemekler.

Telefonu sessize alıp kapattım.

Babamla eniştem aralarında iş konuşurken annem ile teyzem kulaktan kulağa yayılan dedikoduları konuşuyorlardı. Yine abim ve ben tek kaldığımızda içime yine bir tedirginlik düştü. Tam konuşmaya başlarken sözünü balla değil tuzla böldüm.

"Abi bizden gizlediğin bir şey var mı ?" dediğim esnada gözler beni buldu.

"Ne gizleyeceğim sizden kızım." sesinin tonu biraz yükselmişti. Aslında bir şey gizlediği yoktu. Sadece yalandan bir konu açmak istemiştim.

Herkes bizi pür dikkat dinleyince daha havalara girdim. Gözleri gözlerimdeyken aklında bir ton düşünce vardı kesin.

"Uyurken telefonun açık kalmıştı. Gözüm çarptı. Biriyle konuşmana şahit oldum. Yani varsa biri söyle bilelim. " dediğimde çok eğleniyorum. Eğlencem sesime bulaşmıştı. Abim bir kaç saniye dona kaldığında gözleri her şeyi ele vermişti. Benimle Zeliş hakkında konuşmasın diye yalandan bir konu açmıştım ki gerçeğe dönmüştü. Abimin gerçekten konuştuğu bir kız vardı. Kontrol edemediğim şaşkınlığım yüzüme vurmuştu.

Abim itiraz etmek için ağzını açmıştı ki annem heyecanla konuşmaya başladı.

"Serhat , oğlum. Konuştuğum biri mi var. Ciddiysen söyle isteyelim. Biz de sizin mürvetinizi görmek istiyoruz artık. Yaşın da geldi hem. " abim bundan sonra istesede konuyu değiştiremezdi. Hala şoktayken arkama yaslanıp kollarımı göğsümde birleştirdim. Anneme kalsa yarın evlendirir bir gün sonra ise kucağında torun sevmek isterdi.

"Yok anne öyle bir şey. " derken bile ses tonu herşeyi ifşa ediyordu. Hafif kıkırdadığımda gözleri beni bulmuştu.

"Sen benim telefonumu niye kurdaştırıyorsun." eğlencemi bugün kimse bozamazdı. Abim bile.Annem artık abimi her gün darlayacaktı ve sefa sürecektim bu süreçte.

"Senin telefonunu mu kurdaştırdım ben . Dedim ya açıktı gözüm çarptı. " konuşurken ki tonum onu öyle bir sinir ediyordu ki ama başında bundan daha büyük bir dert vardı.

"Oğlum kardeşin doğru mu söylüyor?" diye soru yöneltti babam abime. Abim asla babama karşı yalan söyleyemezdi. Söylese bile babam anında anlardı. "Varsa biri söyle koçum." diyerek eniştem babamı destekledi. Annemle teyzem hararetli bir konuşmadayken konuyu anlamamak zor değildi.

"Bu kıskançlığın ve kısıtlayıcılığınla kim sana bakar ki. Ya kördür ya da aklı dengesi bozuktur." dedim alayla.

"Neyi varmış oğlumun . Ben onu gül gibi besledim. Nur topu gibi maşallah. Herkes onu istiyor da o yüz vermiyor." annem yine abimi övmeye başladığında abim bana meydan okur gibi baktı. Bir kere de beni övseydi herkese tatlı dağıtacaktım.

Altta kalmamak için "Ben onu isteyenleri göremedim annecim. Neredeler? Biri istese de hemen verirdin zaten bu güne kadar. Sanarsın oğlun Brad Pitt. " abimi gömerken babam öksürdü. Bu yeter demekti.

"Şimdi söyle oğlum . Annene bakma sen. Hemen evlendirecek değiliz. Sadece ailen olarak bilmek isteriz." konuşması insanı manüpüle ediyordu. Bana bu soruyu sorsa direk öterdim. Abimde direk ötümüştü zaten.

"Konuştuğum bir kız var evet." annem ellerini birleştirip alkışladı abimi. Sanarsın birincilik madalyası aldı.

"Hay çok yaşa oğlum. Kimdir? Kimlerdendir? Okur mu ? Çalışır mı? İsmi ne mesela? " abimi soruya boğduğunda abime yaklaşıp fısıldadım. "Şimdi yandın." onun duyabileceği bir şekilde.

"Ben senin varya . Başımı yaktın Firuze . Sen bekle ben , siz iki şeytan kuzeni nasıl dürüm yapıp yiyorum . Bekle ve gör." Yağdırdığı tehditler kuru sıkıydı. Belki abimi sınamak için annem beni doğurmuştu. Ben halimden memnunum.

"Ezgi." diyerek söze başladı. Bu Ezgi hangi Ezgi'ydi. Aklıma takılan soruyla abime döndüm.

"Bu bahsettiğin Ezgi arka mahalledeki Serpil ablanın kızı olan Ezgi mi?" dediğimde kafasını salladı. Anılar gözlerimde canlandı sanki .

19.06.2006

Abimin sürdüğü topu almaya çalışırken çok hızlı koşup abime yetişmeye çalıştım ama ben ne kadar hızlansam abimde benimle aynı oranda hızını arttırıyordu. Abimin arkadaşları bizi gülerek seyrederken sinir olup daha hızlı koşmaya başladım. Herkese inat sürdüğü topu ayaklarıma almıştım. Kazanmıştım. Yerimde deli gibi dönerken "Kazandım . Kazandım!" diyerek mahalleyi ayağa kaldırdım . Abimin düşen moraline aldırmadan yerimde zıplıyordum. Mahalledeki bazı ablalar balkona çıkmış beni gülerek seyrediyorlardı. Abim mahallenin en iyi oynayan futbolcusuydu. Onun sürdüğü topu alabilmek çok zordu. Ben almıştım ama.

Yanıma gelen Çakır ile zıplamayı durdurmuş otuz iki diş gülerek "Gördün mü ? Nasıl aldım topu ama. " diyerek kendimi ifade ettim.

"Gördüm . Her zaman ki gibi mükemmeldin. " diyerek kollarını bana sarmıştı. Sıcak sarılışı içimi ısıtırken abimin topu patlattığını duydum. Ne vardı yani onu yendiysem. Kardeşiydim ben onun.

Balkonlara çıkan ablalardan birinin dediği sözleri işittim.

"Çakır ile Firuze'ye baksanıza. Ne güzeller. Büyüyünce ikisine bir yüzük takmak şart oldu. "

Dediklerini sanki sadece Çakır ile ben duymuştum . Çakır sarılırken gülüyor ben ise işittiğim sözlerin şokunu atlatamıyordum.

Sarılışımızı bozan abimin sert kolu Çakır benden ayırmıştı. Duyduğum şeyleri daha hazmedemezken abimin sarılışımızı bozması beni sarsmıştı. Ben daha yedi yaşındaydım. Ne evlenmesi ne yüzüğüydü bu. Çakır beni mi seviyordu ? Anlamıyordum. Ben düşünceye dalarken abimin yüksek çıkan sesi ile dünyaya geri dönmüştüm.

Abimi arkadaşının yakasından tutarken görmeyi beklemiyordum.

"Oğlum bas git yoluna. Seni bir daha Firuze'nin yakınlarında görmeyeyim! " Bu sefer mahalleyi ayağa kaldıran ben değil abimdi. Hızlıca onlara koşarak aralarına girdim. Bir kolumla abimi bir kolumla Çakır'ı tutuyordum. Abime dönerek "Abi arkadaşın o senin .Neden kavga ediyorsun . Dostça bir sarılıştı. Ne var bunda? " dedim tepkimi fazlaca koyarken. Çakır'a döndüm bu sefer . "Değil mi Çakır abi." dedim abi kelimesini vurgulayarak. Beni onaylanması için yalvaran gözlerimle baktım.

"Firuze abini de al git buradan. Elimde kalacak!" onaylamamış ,abimi buradan uzaklaştırmamı söylemişti. Çakır ,abimden biraz fazla kalıplıydı ve abimden bir yaş büyüktü.

"Kim kimin elinde kalıyor lan!" derken kollarım daha fazla onları tutamamış yere düşmüştüm. Elim yerdeki cama batarken yerde oluşan kan izi korkumu yeniledi. Dudaklarımdan dökülen acı Çakır yere diz çökmesine sebep oldu.

"Çok kanıyor mu?" dedi acıma eşlik ederek. Kanayan elimi avucun içinde küçücük kaldı. "Lütfen kavga etmeyin." diye fısıldadım . Kanayan yeri üfleyerek acının geçmesini sağladı.

"Hâlâ kardeşime dokunuyor ! Lan seni gebertirim! " bağıran abim tam Çakır'ın tişörtünün yakasından tutacakken araya Ezgi girdi. Ezgi Çakır kardeşiydi.

"Abimden uzak dur . Sen kimsin de abime vurabiliyorsun! " diye omuzlarından itmeye başladı. Abimin afallayışını görebilmiştim.

"Ben..." diyebildi sadece.

"Ben ne Serhat abi ? Ben ne ? Uzak dur abimden." derken abim sessiz kalmıştı. Sinirin yerini afallama almışken sadece onları izleyebiliyordum.

"Acısı geçti mi? " Çakır üflemeye hâlâ devam ediyordu. Cebinden bir bez çıkarıp yarama doğru uzattı. "Sık dişini biraz." dediğinde bezi yarama bastırmıştı. Dudaklarımdan çıkan inilti onun yüzünü buruşturmuştu. "Abinide al git buradan . Gülgün teyze yarana baksın. Enfeksiyon kapacak sonra. " dedi beni kaldırarak . Gözlerimdeki yaşları durduramadım . Çakır ağladığımı fark edince çenemden tutarak ona bakmamı sağladı.

"Ağlama lütfen. Bütün yaraların izi bir gün geçecek. Lütfen ağlama Firuze." parmaklarıyla gözlerimden akan yaşları sildi. Ona arkamı döndüğümde abimle hâlâ tartışan Ezgi'yi gördüm. Yanlarına elimdeki bezi yarama bastırarak giderken Çakır'da beni takip ediyordu. Önüme geçerek Ezgi'nin kolunu tuttu ve arkasına çekti. Abimin yanına giderken beze bulaşan kanı gördü ve hızla yanımda bitti.

"Eline ne oldu Firuze." sesinde pişmanlığın kırıntıları vardı. Akan göz yaşlarımı bu sefer abim silmişti. "El-ime cam bat-tı." hıçkırıklarımın arasından konuşmaya çalıştım.

"E-ve gidelim a-bi." diyerek devam ettim ağlayarak. Kolunu omzuma atarak beni eve doğru ilerletti. Çakır önünden geçerken ona öfke dolu bakışlar atmadan durmadı.

Gözlerim cam batan elime kaydı. Bir iz var mıydı bilmiyorum ama ben rastgele gördüğüm bir çizgiyi o iz sandım. Mahallenin dediği hiçbir söz gerçekleşmemişti. Abim o günden sonra Çakır'la giç görüşmemiş ve hiç konuşmamıştı. İçimde yarım kalan bir şeyler vardı. Ben orta okul sondayken o askeriye üniversiteye gitmişti. Ben o günden sonra onu çok görememiştim. Ben küçükken abimin tek bir dostu vardı o da sadece Çakır'dı. O da gidince daha çok içime kapanmıştım. Aramıza şehirler girdiği için ne biz o eski günlerimize dönmüştük ne de yüz göz olabilmiştik.

Bazı izler hiç gitmedi Çakır...

Bazı yaralar kabuk bile bağlamadı...

Daldığım yerden ayılıp bakışlarımı alayla abime çevirdim.

"O sana en son abi demiyor muydu ? Serhat abi Serhat abi." dedim Ezgi'yi taklit ederek. "Aslında ben o zaman görmüştüm yüzünün aldığı şekli de çok irdelememiştim. Meğer Çakır'ın kardeşine aşık oldun. Onlar kızını verir mi sana ?" diyerek devam ettim. Çakır'ın ismini duyunca bana "İsmini ağzına alma !" dedi öfkeyle.

Tabi başımızdan geçen olayları diğerleri bilmediği için bizimkiler aval aval bize bakıyordu.

"Eskiden en çok sevdiği arkadaşı Çakır ile kavga etti. Serpil ablanın oğlu hani .Herhalde o zamanlar ya on bir ya on iki yaşındaydı. Kız kardeşi geldi Çakır'ın . Dedi "Benim abimden uzak dur Serhat abi " diye. Bir afalladı onu görünce. " diye bizimkileri bilgilendirdim . Sonra abime dönerek "Sen Ezgi'yi unut abi . Sana ailesi verse Çakır vermez." dedim.

"Annesi babasının onayını alsam yeter .O kim ki ondan izin alacağım." diye diklendi bana.

"O kim mi ? Abisi ,abi.Abisi! Adam asker olmuş . Seni iki yamultur görürsün." dedim Çakır'ı överek. Aslında asker olup olmadığından emin değildim. Ama olacağını hep söylüyordu bana.

"Askerse asker lan!" bir anda çıkıştı. Sandalyeyi öyle geriye ittiki tutmasa yere düşecekti. "Nasıl alıp gözüne sokuyorum görür. " diyerek salondan çıktı. Son duyduğumuz ses, dış kapının sertçe kapanmasıydı.

Annem bu konuda beni sorguya çekti. Bende olan biteni eksiksiz anlattım. Artık bitmeyen sorulardan bıkınca ayağa kalktım.

"Ay yeter anne ya. Bitmedi bir türlü soruların. Sıkıldım vallahi. " konuştum bir nefeste. "Ben bugün burda kalacağım. O Kalas ile evde tekrar tartışmak istemiyorum."

Teyzem mutfağa yardım etmem için çağırdığında ikiletmeden mutfağa ilerledim. Tepsiye koyduğu boş kaselere çerezleri koyarken bekledim.

"Kız, Zeliş saat kaç oldu gelmedi. Arasana bir." dedi merak dolu sesiyle. Yanında arayıp hoparlöre verdim. İkinci kez çaldığında açtı.

"Zeliş nerdesin ? Teyzem merak etti seni. " dedim. Sonra teyzem konuştu. " Kızım neredesin babam sorup duruyor .Gel artık.Ne bitmez iş yemeğiymiş. " dedi bir çırpıda. Kimse duymasın diyede özen gösterdi.

"Yoldayım anne geliyorum on dakikaya." derken sesinden bir şeylerin farklı gittiğini hissettim. Teyzeme elimle bir dakika diyip merdivenlerden çıkarken konuştum.

"Ne oldu Zeliha ? Sesin farklı geliyor." İlk başta sessiz kaldı. "Çatlatmasana insanı konuş." dedim cevap vermesini sabırsızlıkla beklerken.

"Bir şey yok kuzi .Gelince anlatacağım." dedi.

"Bok bir şey olmadı." dediğimde Zeliha yüzüme çoktan kapatmıştı telefonu .Merdivenlerden aşağı tekrar inip yüzümdeki tedirginliği Zeliha gelene kadar silip attım. Mutfaktan çerezleri alıp içeri geçtim. Herkesin önüne dolu kaseleri koyarken kendime ve gelmekte olan Zeliha için iki tane kase alıp salondan çıktım. Merdivenlerden çıkarken aklım Zeliha'daydı. Söylese olmuyordu sanki. Beni gelene kadar kanser edecekti. Odaya geçip Zeliha'yı bekledim. O sırada kendi kasemin yarısını bitirmiştim. Telefonumun ışığı yanıp sönerken elimdeki çerezleri kaseye bırakıp telefonu açtım.

Gönderen: Zeliha

Mesaj: Kapıyı açsana , geldim.

Mesajı görür görmez hızlıca odadan çıkıp merdivenlerden sessiz ama hızlıca indim. Kapıyı hızla açtığımda Zeliha'yı normal görünce içime su serpildi.

Elindeki topuklu ayakkabıları görüp elinden aldım. "Hadi yukarı çıkıp üstünü değiştir .Sonra aşağı inip bizimkilere görün. " diyerek içeri çektim. Hızlıca merdivenleri tekrar çıktık. Üstündeki kabanı çıkartıp elbisesiyle kaldı. Etek kısmında bariz belli olan lekeyle Zeliha arasında mekik dokudum. Bu ne demeye kalmadan Zeliha elindeki kabanı yere fırlattı.

"Onu bir daha gördüğümde saçını başını yolmayan en adi or..." lafını kestim , yoksa küfür sıraladıkça sıralaycaktı.

"Ne olduğunu anlatacak mısın artık. Meraktan geberdim. " konuşması için direttim.

"O Elif midir Elçin midir ne boksa üstüme bilerek içkisinden döktü. Firuze deliriyorum ya. Birde bilerek yapmamış gibi 'Kusura bakma yanlışlıkla oldu.' diyor." kadının taklidini yaparken bile gözlerinden ateş fışkırıyordu.

"Şu üstünü değiştir bizimkilere görün sonra buraya gel ve olayın başından sonuna kadar eksiksiz şekilde anlat. Şu gözlerinden çıkan ateşlere dikkat et , anlamasınlar. " dedim ve üstündekileri çıkarmaya başladı. Telefonunu gelirken yatağa atmıştı. Telefonu yanıp sönerken gelen mesaja baktım.

Gönderen : Rüzgar Bey

Mesaj : Zeliha, iyi misin?

"Rüzgar yazmış ." dediğimde bana görüldü atma der gibi eliyle işaret etti. Üstüne giydiği eşofman takımı o kadar şirindi ki . Gülmemek için kendimi zor tuttum. Kapıya yöneldiğinde "Gülme!" diyerek uyardı. Elimle dudağımı kapattığımda yüzümdeki gülümsemeyi attım. Zeliş aşağı indiğinde bende yere attığı elbiseyi banyodaki kirli sepetine attım. Odaya tekrar dönüp kabanını dolaba yerleştirdim. Bugün burada kalacağım için üstüme Zeliş'in eşofman takımlarından birini giyip çıkardığım üstleri ise katlayıp bir köşeye koydum. Kafamda bir çok senaryo kurarken içeri Zeliş geldi. Yatağa bağdaş kurarak oturduğunda yediğim çerezlerden alarak ağzına attı. Hırsla çiğnerken burnundan soluyordu.

"Hadi anlat . Kafamda ne kadar senaryo kurdum bilemezsin." diyerek söze girmesini bekledim.

"Sana yazdıktan bir kaç dakika sonra o kadın geldi işte." İsmini anmadan anlatmaya başladı.

Sesimi bile çıkarmadan pür dikkat onu dinledim.

"Geldi ama bir havalar bir havalar . Görmen lazım Firuze. Sanarsın iş görüşmesi değilde bir kulübe gelmiş. Neyse dedim sakin ol Zeliş. İşte konuşuyoruz işle alakalı. Ben not falan alıyorum. Sonra bir fikir attım ortaya bana demesin mi "Burada patronunla konuşuyorum. Girmezsen araya ." Ama nasıl sabır çekiyorum içimden. Sonra Rüzgar... Rüzgar bey beni fark edince sakinleş der gibi bakmaya başladı. Ondan sonra bir oldu iki oldu bana laf çarpıtıyor kadın. Ben sabırlı bir insan değilim biliyorsun. İçimdekileri düşünür düşünmez söylerim. Arada sırada kadın bel altı konuşup duruyor. Bende patladım. Dedim işte "Buraya iş konuşmak için geldik Elçin Hanım. Konuyu başka yerlere saptırıyorsunuz. İş konuşmayacaksanız ben gideyim rahat rahat konuşun." Ben bu lafları edince sen ne diyorsunlar havada uşuştu. Beni Rüzgar beye şikayet ediyor gerizekalı. "Bu stajyeri kov gitsin." Bunları duyunca Rüzgar beye mesaj yazdım. Oda cevap olarak sen sakin ol ben halledeceğim dedi. Ben mesaj yazarken işte içkiyi üstüme döktü. Bak hatırladıkça deliriyorum. " Bir solukta bütün her şeyi anlattığında bu konu hakkında yorum yapabilirdim artık.

"İlk önce sakinleş. İşi aldınız mı ? " diye sordum.

"Ne işi Firuze Allah aşkına. Ben diyorum az kaldı kadını dövücem sen diyorsun ki iş. Rüzgar...Rüzgar beyde daha fazla dayanamadı kadını masada bırakıp restorandan çıktık. " Bu beyleri arada sırada yutuyordu. Şuan bunun hakkında konuşmak istemiyordum ama bununda sırası gelecekti.

"Onun bel altı konuşması seni niye gerdi." imalı tonum onun gözlerini gözlerimden çekmişti.

"Cevap alamadım."

"Niye gelsin Firuze. Ayıp ya! Ben varım burada! Git yalnızken konuş ne konuşuyorsan." dediğinde kaçamak bakışlar atıyordu çerezinden yerken. Ben burada varım derken sinirlerini kontrol edememişti.

"Aklıma takıldı da siz bu Rüzgar beyle ne iş." bey kelimesini bilerek vurguladım. Bir kaç saniye kendisine zaman verdim ama bir cevap alamadım. Gözlerini daha çok kaçırmaya başladı.

"Ne demeye çalışıyorsun an-lamadım." derken sesi titredi.

"Bugünlerde herkes yalan söylemeyi beceremiyor. " dedim. Abimden habersiz olduğu için kendi üstüne alındı. "Sen beni gayet iyi anladın Zeliş. Aptal ayağına yatma yemezler."

Tam ağzını açıyordu geri kapattı. Bunu kaç kere tekrarladı sayamadım. İpin ucundan tutmaya çalıştı ama başaramadı.

" Hadi , çıkar ağzındaki baklayı." cevabını bildiğim soruyu bir de ondan duymak istedim.

"Gözünden de bir şey kaçmıyor valla kuzi. " derken yüzümde zafer gülümsemesi oluştu.

"Bir şey yok gibide ama sanki var gibide. Halimizi sen bile anladın da ikimizi , bir biz anlamadık. O kadının Rüzgar'a olan yakınlığı sinirimi bozdu." artık benden bir şey saklamayarak bey kelimesini bir köşeye attı. Zaten ağzında da emanet gibi duruyordu.

"Sen bu konularda gurur yapmazdın Zeliş. Hoşlandıysan gidip konuşurdun yani böyle böyle diye. Ben senin üzerine dobra insan tanımam. Ben seni istiyor sen de beni istiyor diye sorsaydın. " son kısmını gülsün diye yapmıştım , başarılıda olmuştum. Eliyle koluma vururken "Salak." diye gülüyordu.

"Onun hislerinden emin olamıyorum ki .Olsam konuşacağım. Ben seni seviyor , manit olalım mı diye . Ama tam hissedemiyorum o duyguyu." Dediği cümledeki manit olalım mı kelimesini bana itafen bastıra bastıra söylemişti. Zeliş ile aramız çok fazla komik ,cıvık olsada. İlişkilerimizde çok ciddiydik. Zeliş bir ilişkiye girdiğinde içinden başka bir Zeliş çıkıyordu. Güzeldi de.

"Şaka maka ama sen şimdi birinden hoşlanıyorsun doğru muyum? Çünkü herkes senden hoşlanır ve ilk onlar açılır." konuştum tonumu ciddileştirerek.

"Öyle oldu gibi." diyerek aklına geldikçe aval aval gülüyordu.

"Ah buralarda aşk kokusu alıyorum. Burnumu kapatayım mı . Zehir gibi geliyor da." dediğim esnada aynı anda gülmeye başladık. Başına bir dert almıştı hoşlanarak ve peşinde beninde sürüklüyordu. Gazamız mübarek olsun.

"Aşağıda Gülgün teyzeyle annem bir şeyler konuşuyordu. Hem de çok derin muhabbetti. Nasıl idare ettin bizimkileri? Sen ne kadar burası bende desende yemekteyken aklım hep buradaydı."

"A sen bilmiyorsun. " dediğimde kolumu dürterek "Anlatsana." diye başımın etini yedi.

"Baştan anlatayım. Senle yazıştık ya işte babam abimi susturdu falan. Sonra yine biz başbaşa kalınca tam konuşacakken abime "Bizden sakladığın bir şey var mı?" diye sordum. Maksat konuyu ona çevirmekti. Bende dedim işte "Senin telefonun açıktı mesajlaşmalarınızı gördüm diye . Varsa biri söyle ." dediğimde herkesin odağı abim olmuştu. "

"Ne mesajlaşması?"anlamayarak sordu.

"Ya ben bir şey görmedim sadece dikkatin onun üstüne çekilmesini istedim. Bu kadar. Çekildi de. Neyse ben yalandan bir şey uydurdum sanarken gerçekten konuştuğu bir kız varmış. Nasıl şaşırdım vallahi. Sonra abimi annem ile babamın önüne attım. Onlarda soru yağmuruna boğdular , sağ olsunlar. Attığım yalan abimin gerçekleri söylemesine vesile oldu anlayacağın. " Zeliha benim dediğim her sözle şoka giriyordu.

"Vay sen Sehat'a , büyümüşte sevgili yapıyor." dedi şaşkınlık içerisinde. Abime Serhat diye seslendiğini duysa herhalde abi diyeceksin diye başına kakardı. Takıldığım konu bu değildi.

"Zeliş herhalde aşk senin beynine vurdu. Salak mısın, abim bizden altı yaş büyük."

"Ha doğru." diyerek kıkırdadı. Ne dediğini kendiside bilmiyordu. "Kimmiş peki öğrenebildiniz mi? " devam etti.

"Öğrendik öğrenmesine de..." Bir kaç saniye durakladım sonra kaldığım yerden devam ettim.

"Vermez ki ." diyerek gözlerimi çerezlerden ayırmadım.

"Kim vermez , lafı dolandırmasana kuzi. " dedi merakla. Duyacağında nasıl tepki verirdi bilmiyorum çünkü Çakır'dan haberi vardı. Ona olan çocukluk tutkumdan haberi vardı ama gelip geçtiğini , unuttuğumu sanıyordu.

"Çakır, vermez yani." dedim kendimi toplarken. Ağzı açık kaldı daha sonra eliyle ağzını kapattı. "Serhat , Ezgi ile mi sevgiliymiş? " dediğinde kafamı aşağı yukarı salladım.

"Vallahi hiç beklemiyordum. Çakır seni seviyorken , kavgalar etsinler . Sonra sen git kanlı bıçaklı olduğun arkadaşının kardeşiyle sevgili ol. Katiyen imkanı yok. Çakır asla izin vermez." söylediği sözlerden sadece "Seni seviyorken." kelimesine takılmıştım. Gerçekten beni sevmiş miydi? Çünkü ben kendimi hiçbir zaman bunun için ümitlendirmemiştim. Seven insan çekip gider miydi? Sevgi böyle bir şey olmamalıydı. Seven insan bunca seneden sonra gelmediyse hiç gelmesiydi. Ya da bizim ki çocuk aklıydı. Büyüdükçe o içindeki sevgi zaman gibi akıp gitmişti. Olabilirdi böyle şeyler. Ben iyiki o mahalledeki ablaların sözlerini fazla takmamışım. Yoksa onu asla bırakamazdım. Şuan neredeydi ne yapıyordu bilmiyorum ama içten içe onu bir kere olsa bile görmek istiyordum. Daldığım yatağın desenlerde Zeliha'nın ellerini gördüm daha sonra sesini işittim.

"Huhu. Dünyadan kuziye. " kulaklarım uğuldadı.

"Nereye daldın hemen." Geçmişe.

Bakışlarımı istediği gibi kendisine çektiğimde gözlerimin içine baktı. Sanki içimi okudu. "Kuzi ,yok ya .Yani öyle bir şey olabilir mi? " kendi kafasında senaryo yazıp oynamaya başladı.

"Neyden bahsediyorsun?" sesimdeki netlik onu kuşkulandırsada konuyu sonuna kadar irdeleyeceğinden emindim.

Telefonumu aldığında ne yapmaya çalıştığını anlamadan seyrettim sadece. Sadece Instagram'a girdiğini gördüm. Klavyede bir kaç dakika oyalandı ve telefonu bana uzattı. Telefonda Çakır'ı görmeyi asla beklemiyordum. Telefonu tutan elim titredi. Ne kadar değişmişti. Hesabında sadece bir fotoğraf vardı . O da bir sene önceye aitti. Fotoğrafına baktığımda üstünde üniforması vardı. Askerdi. Yüzümde istemsizce olan gülümsemeyi anında sildim Zeliş anlamasın diye. Gerçi anlamamak için salak olmak gerekirdi. Tekrar fotoğrafına baktığımda eski çocuksu hali gitmiş koskocaman bir adama dönüşmüştü. Bir asker olmuştu. Sert yüz hatları olmasına rağmen gözlerine gelince sanki onu son gördüğüm zaman ki gibi baktı. Ne kadar büyüse de ne kadar olgunlaşsa da bakışları hiç değişmemişti. Onu görmek beni nasıl etkilemişti bilmiyorum ama kalbimin uzun bir uykudan uyandırmıştı. Kalbim onu tekrardan gördüğünde , gittiği günden sonra ilk defa kan pompalamıştı. Kalbime güç , umut ve ümit vermişti. Bu içimdeki duygu yüzünden elim ayağım birbirine girmişti. Ne söküp atabiliyordum ne de bağrıma basabiliyordum. Tek bildiğim bir şey vardı. O da , hayatımın her bir köşesinde yer edinmiş olmasıydı. Pencereden sızan soğuk hava tüylerinin diken diken etti. Saate baktım. Saat biri geçmişti. Yalandan esneyerek Zeliş'in uykusunu getirdim. Eğer uyumasaydı benim kaldıramayacağım şeyler söylemeye devam edecekti.

"Uykum geldi . Uyuyalım hadi . Yarın okula geç kalmak istemiyorum." Dedim ve elimdeki telefonu kilitleyip yatağa uzandım. Zeliş'in de uykusu gelince yorganı üzerimize çekerek yatağa girdi. Zeliş'in yatağı iki kişilik olduğu için burada kaldığım günler kendi yatağımı aratmıyordu. Yatmadan "Peki madem . İyi geceler." diyerek gözlerini yumdu. İma ağırlıkı tavrı, kaç bakalım der gibiydi. Gözlerimi kapatmayı denedim. Gözüm her kapandığında onu görür gibi oldum. Görür gibi olduğum zaman ise gözlerimi açarak onun gitmesini sağladım. Ne diye fotoğrafını göstermişti ki . Biliç altıma işlendi sanki her şeyi.

Sesi ,

kokusu,

gülüşü,

sarılışı...

***

Gece bir taraftan bir tarafa dönmüş uykumu alamamıştım . Şu devamsızlık olayı olmasaydı bir gün bile gitmezdim. Uyumuyordum ama gözlerim kapalıydı. Zeliş beni kalkmış sertçe dürtüyor ve "Kalksana kızım! " diyerek bağırıyordu. Yüzümü buruşturdum ince sesine karşılık. "Ya kulağım patladı kulağım. Bağırma!" bağırma derken ben niye bağırıyordum.

"Ya kalksana annem kahvaltı hazırladı. Kahvaltımızı yapıp okula geçeceğiz. Bak sana benimkilerden verdim. Giy aşağı in. Bir daha uyarmayacağım. Çabuk kalk." sesi yavaş yavaş uzaklaşıyordu. Gittiğini çarptığı kapıdan anladım. Debelenerek yatakta doğruldum. Yataktan çıkıp yatağı düzelttim. Sonra benim için ayarladığı dar kot pantolon ve bordo göbek üstü hafif dekolteli badiyi süzerken ,içim sinmeyerek giyindim. Zeliş'in en kapalı üstü bunlar olmalıydı. Aynadan kendime bakarken gözüm hep dekoltemdeydi. Çekiştirip yukarı çeksemde nafileydi. Zeliş'e göre biraz dolgundu göğüslerim. Pes ederek banyoda yüzümü yıkayıp , dişlerimi fırçaladım. Merdivenlerden inerken salondan gelen seslerle o yöne ilerledim. Masada oturan teyzem ile Zeliş gördüğümde "Hele şükür gelebildin. " diyen Zeliş kendi tabağına sosis koyuyordu.

"Gel Firuze otur. " diyen teyzem çayları bardaklara dolduruyordu. Masaya ilerleyip oturduğumda bende yiyebileceğim kadarını tabağıma alıp teyzemin doldurduğu bardaklardan birini önüme çektim. Çayını bilerek höpürdeten Zeliş , dünkü abimin konusunu açtı.

"Ay bir gece yemeğe oturmadım ,bütün her şeyi kaçırmışım. Firuze üstünkörü anlattı ama burada olmak isterdim." dedi çayını masaya koyarken.

"Valla Gülgün çok ciddiye aldı bu konuyu. Dedim ama dinletemedim. Çarşıya çıkacağız dedi durdu. " annemin tepkilerine alıştığım için teyzemin dediklerine fazla şaşırmamıştım. Küçük bir mevzuyu hemen büyütüyordu. Bu konuda biraz abiminde suçu vardı. Evden çıkmadan önce Ezgi'yle evlenip Çakır'ın gözüne sokacağım dedimişti. Gel de kadın bunu ciddiye almasın.

"Bir de Ezgi ile sevgili olmuş. İmkansızı istemekle eş değer bu. Abisi izin verir mi kavga ettikten sonra. " İsmi ile seslenmemişti. Abisi diyerek geçiştirmişti.

"Kızım aradan kaç sene geçmiş. Çakır o kadar kindar bir insan mı? İkiside ciddi ise evlenmek istiyorlarsa evlenirler. Bunun önüne Çakır nasıl geçsin. Benim mahallede en beğendiğim çocuk Çakır'dı. Efendiliğini hiç bozmaz , büyüklerine ve küçüklerine saygılıydı. Çocuktan bahsederken öyle ki kötülüyorsunuz. Abartmayın." Evet aradan kaç sene geçmişti. Belki de kavgalarını çoktan unutmuştu. Beni de unuttuğu gibi. Elimdeki çatalı tabakta gezdiriyordum. Teyzemin söylediği sözler ile oturuyor olmama rağmen düşeceğim sandım.

"Zaten yakında gelecekmiş buraya. Gelince Serhat'la otururlar adamakıllı konuşurlar."

Yakında. Ne kadar yakın mesela .Tabağımda gezdirdiğim çatalı durdurdum. Doğru mu duymuştum ben? Gelecek miydi? Kafamda binbir düşünce ile öylece kalakalmıştım. Zeliş'in bakışları beni bulduğunu farkettim. Kafamı bile çeviremedim. Öylece tabağa bakıyordum.

"Gelecek derken temelli mi?" diye sordu Zeliş benim aklımdan geçenleri dışarıya döktü bir bir. Biraz durup mu gidecekti ? Yoksa temelli mi kalacaktı? İçimdeki sızı bütün her yere sıçrıyor ve kalbimi sıkıştırıyordu. Kalbim göğüs kafesinden çıkacak gibi çarpıyordu. Teyzeme döndüm zar zor. Diyeceği cevabı duymaya ihtiyacım vardı.

"Valla bilmiyorum ki." hayal kırıklığıyla tekrar başımı öne düşürdüm. İstediğim cevap bu değildi. Temelli kalamazdı ki , o bir askerdi. Bir gün çıkıp gidebilir ve bir gün yara bere içinde dönebilirdi. Gözümü kapatarak onun yaralı olduğunu düşünmeye çalıştım . Düşüncesi bile kalbimi öyle bir sıkıştırıyordu ki nefes almakta güçlük çekiyordum. Hakkı yoktu beni bu hale sokmaya. Gerçi bir şeyde yapmamıştı ki. Ben asla ümitlenmedim demiştim ama. Şimdi bu içimdeki tarifsiz acı da neyin nesiydi o zaman?

"Anne asker olmuş , temelli kalmaz herhalde." konuştu ağzında yemek varken. Teyzemin haberi yoktu galiba çünkü haberi olsaydı şaşırmazdı. Konuşunca anlamıştım.

"Asker mi olmuş? Görmüyoruz ki onu üniversiteye gittiğinden beri. Küçükken de hep söyler dururdu ben asker olacağım diye. Mahallenin gururu bu oğlan . Bizim için hiç bilmediği yerlerde savaşıyor ve bizi korumak için kendini siper ediyordu. Allah sahibine bağışlasın ne diyeyim." küçükken bütün kızlar onun peşindeydi. Şimdi buraya gelse tekrar peşine takılırlardı . Yamyamlar.

Zeliş masadaki telefonunu alıp Binnur teyzeme bir fotoğraf gösterdi.

"Vallahi onu alan yaşar mı bilemem çünkü herkes onun peşinde. Ben mahalleden geçerken bile kızların konusu hep Çakır oluyor." Zeliş beni sinirlendirmek için mi böyle konuşuyordu? Elimdeki çatalı tabakta gezdirirken gıcırdatıyordum içimdeki kıvılcıma yenik düşerek. O gıcırtıdan nefret eden ben şimdi o sesi çıkartırken zevk alıyordum.

Zeliş elimdeki çatalı bir çırpıda alıp masaya koydu. "Bu sesten en fazla gıcık kapan sen değil miydin? Ben bile rahatsız oldum." Sorsana çıkardığım sesi duyuyormuydum düşüncelerimin içinde boğulurken.

Sessiz kalıp yemeğe kaldığım yerden devam ettim. Boğazımdan geçmedi ama bunu günün diğer saatlerinde ayakta durabilmek için yemek zorundaydım. Kahvaltımız bittiğinde Zeliş'le hazırlanıp evden çıkmıştık. Ayakkabılarımın bağcığını bahçede bağlarken eğildiğim için açık olan göğsüm daha çok açılmıştı. Açık bıraktığım saçlarım açılan yeri bir perde gibi örtmüştü. Diz çöktüğüm yerden kalkıp önüme gelen dağılan saçlarımı düzelttim. Beni geçen Zeliş'e yetişebilmek için adımlarımı hızlandırdım ve koluna girdim. Arka cebimdeki telefonumu saate bakmak için aldığımda bir bildirimin düştüğünü gördüm. Bu ayaklarımı yere çivilemişti. Adım atmama bile izin vermemişti . Ben durunca Zeliş'te koluna girdiğim için durmak zorunda kaldı.

"Ay ne oldu yine ya. Niye durduk..." daha sonra bir şeyler daha ekledi ama ben dediklerini duymadım.

Bildirim:

Çakır.Soyhan sizin takip isteğinizi onayladı. 8.50

Bildirim:

Çakır.Soyhan sizi takip etmek istiyor. 9.19

Gözlerimin bozulmuş olmasını diledim. Yanlış görmek veya rüyada olmak istedim. Gözlerim alev topuna dönüştüğünü hissedebiliyordum. Zeliş telefonumdan baktığım yere odaklandığında alev fışkıran gözlerimi ona sabitledim.

"Ne bana öyle bakıyorsun . Ben istek falan atmadım. Saçmalama." diyerek kendini savunmaya aldı.

"Hesabının olup olmadığını bile bilmiyordum göstermeseydin Zeliha. Senden başka kim atacak istek. Bu sefer abimden değil benden kork tamam mı? " diyerek kolundan ayrıldım ve hızlıca mahallenin sonuna doğru ilerledim. İnanamıyordum. Benden geldiğine inanan Çakır, isteğimi kabul etmiş ve beni takip etmek istemişti. Zeliha arkamdan durmam için seslense de arkama bile dönmüyordum. Ona o kadar öfkeliyim ki beni bu duruma soktuğu için. Eğer dursaydım kalbini kırmaktan çekinmeyecektim. Bizim mahalleden çıkmıştık. Okulun yolu Çakır'ların evinden geçiyordu. O geri döndüğünde beni her zaman buradan mı geçecektim? Beni buradan geçerken hep görecek miydi? Yüreğim sıkıştı sanki.

Kolumdan çekerek beni kendine döndüren Zeliha , durmamı sağladı. Kolumu tutan elini çekerek tutmasına engel oldum.

"Bir dur ya. Nefes nefese kaldım. Dün gece beni bilerek yatırmaya çalıştın . Fark etmedim mi sandın Firuze ? Ben senin, onun fotoğrafına bakarken gördüm Firuze. Demek ki onu gittiğinden beri içinden atamamışsın. Ben müdahale etmeseydim bir adım atmayacaktın ve sessizce duygularını içinde yaşayacaktın. Bilmiyorum mu sanıyorsun? Senin ciğerini biliyorum ben. Gururlusun , asla kimseye adım atmazsın. Aşkta gurur olmaz Firuze. Bu eziyeti kendine etme. Kendini hırpalama. " gerçekleri bir bir yüzüme vurmaktan gocunmadı.

"Ne aşkı Zeliha! Hangi aşktan bahsediyorsun sen ? Küçükken beni seviyor yalanına insanmışsın beni de inandırmaya çalışıyorsun. İnanmam. Ne ben ondan ne de o benden hoşlanıyor ya da seviyor. Bunu o kalın aklına sok. Serhat abimle yaşıt. Abi diyorduk hatırlarsan. Sinirlendiğim nokta ona istek atman değil. Benden izinsiz kendi kafanda kurarak birine istek atman." Yalanlar sıraladım belkide kendimi ümitlendirmemek adına.

"Biri öyle mi? Sen kendini kandırmaya böyle devam et ama şunu unutma .Aranızdaki yaş senin için küçüklükten beri bir sorun teşkil etmedi." diyerek sözlerini sonlandırdı. Çakır'ların evinin önünden geçerken ayaklarım titredi , sanki beni izliyordu. Kalbimi dizginlemeye çalıştım ama nafileydi. Buna kendimi hazır hissetmiyordum. Onu görmeye kendimi hazır hissetmiyordum. Beş sene geçmişti onu göreli . Niye geliyordu ki? Orada hayatını sürdürmeye devam etseydi ya . En çok korktuğum şey ise onun farklı bir adama dönüşmüş olma ihtimaliydi. O gittikten sonra kendimi bir düzene oturtmuştum. Gelip o düzeni bozacak diye ödüm kopuyordu. Kendini bana alıştırmıştı ve bir veda bile etmeden çekip gitmişti. Üniversiteye gittiğini bile annemler laf arasında konuşurken duymuştum. Bir vedayı bile bana çok görmüştü. Yaş bahaneydi belki ama bizden asla olmayacağı da besbelliydi.

☆☆☆

Geçmişte bir yolculuk yapmaya ne dersiniz? Büyük bir yıkım bizi bekliyor. Galibiyetin ve mağlubiyetin olmadığı bir yıkım.

Oylamalarınızı ve yorumlarınızı bekliyorum.

Kucak dolusu sevgiler... m>

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.