Sabahın ilk ışıklarıyla uyanan kızlardan olmak isterdim ama ne yazık ki uykuya fazlasıyla düşkünüm. Beni kendi halime bıraksanız saatlerce uyuyabilirim.
Bugün de her zamanki gibi alarmın sesiyle uyandım. Yine kendimi yataktan zor kaldırdığım günlerden biriydi. Çalan telefonun nerede olduğunu ararken kafamı duvara çarptım.
"Ahhh! Çok acıdı..."
Bir elimle kafamı ovarak acısını hafifletmeye çalışırken, diğer elimle telefonu yerden alıp alarmı kapattım. Saat 10.40'tı! Yine işe geç kalmıştım. Hızla ayağa kalkıp banyoya koştum. İhtiyaçlarımı giderdikten sonra üzerime düz beyaz bir gömlek, altına dize gelen kot eteğimi giydim. Saçlarımı pratik bir topuz yapıp hafif bir makyajla evden çıktım.
Kolumdaki saate bakarak telaşla arabaya bindim ve vlog kamerasını çalıştırdım:
"Herkese selam canlarım! Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Bugün sizleri benimle birlikte havalimanına götürüyorum!"
Kontağı çevirip arabayı sürmeye başladım. Bir yandan da kameraya konuşmaya devam ediyordum:
"Bugün sizlere hostes olarak iş yerinde neler yaptığımı göstereceğim. Beni henüz tanımayanlar için küçük bir özet geçeyim: Ben Ela Yıldız. 24 yaşındayım. Yıldız Holding'in patronu Ali Yıldız'ın kızıyım. Babam kendi ayaklarımın üzerinde durmam gerektiğini söylediği için hosteslik okudum. Bir senedir İstanbul Havalimanı'nda, THY'de çalışıyorum. Şu an eylül ayındayız, nasipse aralıkta bizim tasarım şirketimizin başına geçeceğim."
Yaklaşık 20 dakika sonra havalimanına vardım. Arabayı park edip indim ve doğruca THY alanına doğru yürümeye başladım. Her zamanki gibi havalimanı iğne atsan yere düşmeyecek kadar doluydu. Etraftaki insanlar bilet almakla ve valizlerini teslim etmekle uğraşıyorlardı. Valiz teslim alanına doğru hızlı adımlarla ilerlerken kameramı hâlâ kapatmamıştım.
"Evet canlarım, gördüğünüz gibi havalimanı her zamanki gibi ana baba günü. Bugün yine yetişme telaşı..."
Tam kameraya bakıp gülümsediğim sırada, önümdeki tekerlekli valizi son anda fark edip aniden durmaya çalıştım. Ama geç kalmıştım. Elimdeki vlog kamerası bir anlık dengesizlikle elimden kayıp havada süzüldü ve hemen arkamda duran, takım elbiseli adamın göğsüne çarparak yere düştü.
"Pardon! Çok özür dilerim, gerçekten hiç görmedim!" diyerek hemen eğilip kameramı almaya çalıştım.
Yukarıdan gelen buz gibi bir erkek sesi salonun gürültüsünü bir anda kesti:
"Eğer gözünüz yolda değil de o kamerada olmaya devam ederse, bir sonraki sefer düşen sadece kameranız olmaz." Başımı kaldırıp sesin sahibine baktığımda, oldukça uzun boylu, keskin yüz hatlarına sahip ve koyu renk gözleriyle bana adeta tepeden bakan bir adamla karşılaştım. Soylu ailesinin meşhur biricik oğlu Araz Soylu tam karşımdaydı. 1.86'lık boyu ve üzerindeki o kibirli havayla sanki havalimanının tek sahibiymiş gibi duruyordu.
Ancak özür dilemiş olmama rağmen takındığı bu üstten tavır ve kaba uyarısı damarlarımdaki kanı bir anda sıçratmaya yetti. Yerdeki kameramı alıp hızla ayağa kalktım. Üstümü başımı düzeltirken bakışlarımı doğrudan onun o soğuk gözlerine diktim.
"Özür diledim, farkındaysanız," dedim sesimdeki alaycı ve dik duruşu hiç bozmadan. "Ayrıca burası bir havalimanı, yürüyüş yolu değil. Dikkatli olmak sadece bana ait bir sorumluluk olmasa gerek. Eğer o koca gövdenizle arkamda dip dibe bitmek yerine insani bir mesafe bıraksaydınız, ne kameram düşerdi ne de o çok kıymetli takım elbiseniz 'tehlikeye' girerdi. Bir dahakine insanlara emretmek yerine önünüze bakmayı denerseniz ikimiz için de daha güvenli olur!"
Araz'ın koyu renk gözlerinde bir anlık şaşkınlık şimşeği çaktı. Muhtemelen hayatında kimse ona bu tonda cevap vermemişti. Tek kaşını yavaşça yukarı kaldırdı, bakışları yüzümdeki kararlı ifadeye ve üzerimdeki THY üniformasına kaydı...Araz'ın dudaklarının kenarında gölgeli, alaycı bir tebessüm belirdi. Boy farkımızdan faydalanıp üzerime doğru hafifçe eğildi.
"Cüretkâr bir hostes..." dedi sesi daha da alçalıp tehlikeli bir ton alırken. Bakışları göğsümdeki yaka kartıma kaydı. "Ela Yıldız. Demek arkasında duramadığın dikkatsizliğini, suçu başkasına atarak örtmeye çalışıyorsun."
"Suç atmıyorum, durum tespiti yapıyorum Araz Bey," dedim adını bilerek vurgulayarak. "Şimdi izninizle, sizin aksinize yetişmem gereken bir uçuşum var."
Daha fazla tek bir kelime bile etmesine fırsat vermeden yanından sıyrılıp hızla THY ekip odasına doğru ilerledim. Arkamı dönüp giderken sırtımda hâlâ onun yakıcı, sorgulayan bakışlarını hissedebiliyordum. Derin bir nefes alıp üstümü başımı düzelttim ve uçuş öncesi brifinge katıldım. Kafamı işime vermeli, o ukala adamı düşünmemeliydim.
Yarım saat sonra uçak kapılarını açmış, kabin ekibi olarak yerlerimizi almıştık. Yolcuları güler yüzle karşılamaya başladım.
"Hoş geldiniz, iyi uçuşlar dilerim... Hoş geldiniz."
Rutin temennilerim arasında bir an için bakışlarım Business Class koridoruna kaydı. Ve işte oradaydı... Araz Soylu, 1A koltuğuna kurulmuş, elindeki taba rengi deri ceketini yan koltuğa bırakıyordu. Şansıma bakın ki uçaktaydı! Kafasını kaldırıp göz göze geldiğimiz an, tırnaklarını etime geçirmemek için kendimi zor tuttum. Dudağının kenarıyla belli belirliz, zafer kazanmışçasına gülümsedi.
Geçireceğim en uzun uçuş olacak, diye geçirdim içimden.
Uçuş boyunca ona servis yaparken mesafemi korumaya çalışsam da her fırsatta gözleriyle beni takip etti. İstanbul'a geri döndüğümüzde, tüm yolcular uçaktan inmişti. Ben de ekip eşyalarımı toplayıp çıkışa doğru yöneldiğimde, Araz'ın körük çıkışında, duvar kenarında yaslanmış bir halde beni beklediğini fark ettim.
Beni görünce doğruldu ve cebinden koyu renk, kabartmalı bir kartvizit çıkarıp parmaklarının arasında çevirmeye başladı.
"Uçuş için teşekkürler, Ela Hanım," dedi soğukkanlı bir sesle. "Ama sanırım bir şeyi gözden kaçırıyorsunuz. Benimle bu kadar cesurca atışırken kim olduğumu biliyor muydunuz bilmiyorum ama... Yıldız Holding'in önümüzdeki ay imzalayacağı o devasa tasarım projesinin tek ve ana yatırımcısıyım."
Adımlarımı aniden durdurdum. Şaşkınlıktan bir an nefesim kesilse de çaktırmamaya çalışarak çenemi dikleştirdim.
Araz adım adım yaklaşarak kartviziti parmaklarımın arasına sıkıştırdı.
"Babanız Ali Bey, bugün bu ortaklığı kutlamak için sabırsızlanıyordu. Aralık ayında o şirketin başına geçtiğinizde ilk kadehimi sizinle kaldıracağım... Patronunuz olarak."
Araz'ın dudaklarındaki o mağrur gülümseme ve "Patronunuz olarak..." kelimesi havada asılı kalırken, parmaklarımın arasına sıkıştırdığı kartvizite kısa bir an baktım. Ardından bakışlarımı yavaşça kaldırıp tam gözlerinin içine diktim. Renk vermeyeceğimi, esaret altına girmeyeceğimi anlaması için tek bir an bile gözlerimi kaçırmadım.
"Patronum mu?" dedim, hafif alaycı ama son derece kendinden emin bir tebessümle.
Kartviziti hiç tereddüt etmeden ikiye katladım, sonra bir kez daha katlayıp Araz'ın şaşkınlıkla açılan gözlerinin önünde, şık takım elbisesinin üst cebine yavaşça geri yerleştirdim. Ceketinin yakasını hafifçe patpatlayarak düzelttim.
"Yanılıyorsunuz Araz Bey. Belli ki babam size durumu tam özetleyememiş. Siz Yıldız Holding'in yatırımcısısınız, benim patronum değil. Aralık ayında o koltuğa oturduğumda kararları ben vereceğim, siz ise sadece meyvesini toplayacaksınız-tabii iş ortaklığımızı onaylarsam."
Araz'ın yüzündeki o kendinden emin ifade bir anda buz kesti. Dudağındaki alaycı gülümseme yerini koyulaşan, sert bir şaşkınlığa bıraktı.
Boynumdaki THY fularımı düzeltip çenemi kaldırdım. "Uçuşumuzu tercih ettiğiniz için teşekkür ederiz. İyi günler, müstakbel yatırımcım."
Arkamı dönüp topuklarımın üzerinde kendinden emin adımlarla yürümeye başladım. Sırtımda, Soylu ailesinin biricik oğlunun ilk kez yaşadığı o ağır hezimetin ve ego kırılmasının sıcaklığını hissedebiliyordum.
1.Bölüm sonu
Herkese merhaba yeni hikayemi sizlerle paylaşıyorum. Hikayemi anlatmak benim için kıymetli. Yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorum.😘💕