Sissilya, gençliğin getirdiği cesaretle dolu, yirmi dört yaşında bir kadındı. Karanlık bir geçmişin gölgeleri peşini bırakmamıştı; ailesinin kaybı ve aşkın acımasızlığı ruhunu yaralamıştı. Ancak, içindeki güç onu ayakta tutuyordu. Hayatı boyunca sürekli kaçış peşindeydi; bu sefer de kaçış planı yaparken, gözleri hızla arka aynada beliren o korkutucu silueti fark etti. Alex, onun karanlık geçmişinin ve karmaşık geleceğinin simgesiydi. Alex, yirmi sekiz yaşında, karizmatik ve çekici bir adamdı. Gözleri, Sissilya'nın tüm sırlarını okuyacak kadar derin, ama bir o kadar da gizemliydi. Onunla geçirdiği her an, tutkulu bir savaşın ortasında kalmış gibi hissediyordu. Zaman zaman sert, zaman zaman da yumuşak olan bu adam, Sissilya'nın kalbinde bir yangın başlatmıştı. Ama bu yangın, hem ona hem de ona aşık olan Ellie'se zarar verebilir miydi? Bir gece, Sissilya arabasıyla kaçmaya çalışırken, çarpıcı bir an yaşandı. Alex, aniden önüne geçti ve arabasını durdurdu. "Nereye gidiyorsun, Sissilya?" diye sordu, sesi derin ve kararlıydı. Sissilya'nın kalbi hızla çarpmaya başladı; kaçış hayalleri, şimdi elinde tuttuğu gerçeklik karşısında dağılıyordu. “Beni bırak! Bu oyun artık yeter!” diye bağırdı ama Alex'ın kararlılığı ona geri adım attırmadı. Kısa ama anlamlı bir tartışmanın ardından, Alex Sissilya'yı ve Ellie'yi arabasına aldı. Yol boyunca, gergin bir sessizlik içinde birbirlerine bakıyorlardı; aralarındaki gerilim, bir yanlışı düzeltmek için savaşan iki ruhun çatışmasını yansıtıyordu. Eve döndüklerinde, Alex Sissilya'ya hazırlanması için biraz zaman tanıdı. Sissilya, içindeki karmaşayı bastırmaya çalışarak, Alex’in kendisine sunduğu bu fırsatı düşünmeye başladı. “Gerçekten evlenmek istiyor musun?” diye sordu, sesi titrekti. Alex, “Bunu seninle hayal ediyorum,” diye yanıtladı, gözleri Sissilya'nın gözlerinde kaybolmuştu. Sonunda, Ellie’yi bakıcıya bıraktıklarında alışveriş merkezine doğru yola çıktılar. Bir kafede oturduklarında, Alex birden ciddi bir ifadeyle Sissilya'ya döndü. “Sissilya, benimle evlenir misin?” Sissilya, şok içinde yüzüne yansıyan duyguları kontrol etmeye çalışırken, kalbi bir avuç dolusu korkuyla çarpıyordu. “Hayır, Alex. Ben bunu yapamam,” diye kekeledi. Ancak Alex, onu durdurmadı ve parmağına bir yüzük takarak, “Ama kabul ettiğini varsayıyorum,” dedi. Sissilya, başını salladı ama içinde bir şeylerin değiştiğini hissedebiliyordu. Eve dönerken, Alex onu belinden çekti ve yüzleri birbirine çok yakındı. Aralarındaki sessizlik, umut dolu bir sohbetin yerine geçmişti. Bir an için tüm dünya durdu ve ikisi de o anın büyüsüne kapıldı. Sonunda, yavaşça öpüştüler; bu öpüş, onların arasındaki tüm belirsizlikleri silip süpürüyordu. O gece, Sissilya ve Alex, birbirlerinin kollarında kayboldu ve ruhları, bir bütün olmanın verdiği huzurla dolup taştı. Geçmişin karanlığına rağmen, geleceğin umut dolu ışığı onları bekliyordu.
Artik ona karşı içimde bir bağ oluşmuştu, bir aşk bu benim hikayemdi aradan yillar gecti bir erkek çocuğum olmuştu isminide michel koymustuk, onunla yani aleximle bir ömür boyu ayrilmamaya söz vermistik.
Son