Bir sonraki istasyon Zincirlikuyu.
Başımı yasladığım camdan hafifçe çekip dışarı baktım. Metrobüsün camına yansıyan hafif dağınık saçlı, kızarmış gözlü halimle göz göze geldiğimde hızla kafamı çevirdim. İşte ben… Uykusuz, gergin, az ödeyen işimin stresi ve toplu taşıma kahrıyla genç yaşında solup gitmiş bir çiçek.
Kulaklıklarımı çıkarıp birbirine dolanmış kısımlarının düğümlerini çözdüm. En azından hayal kurabilir, daha iyi bir yerdeymişim gibi davranabilirdim. Taylor babadan bir Wildest Dreams patlattım. İşte dedim, yaşamak budur.
Tıpkı üstad Taylor’ın anlattığı gibi bir adamla çok güzel bir elbise içinde manzarayı izlemek nasıl olurdu diye düşündüm. Onu hayal ettim. Sonra da kendimi.
Bir sonraki sonraki istasyon Çağlayan.
Kulaklıklarımı çantama tıkıp boğucu istanbul kalabalığının arasından sıyrılarak yürüyen merdiven sırasına girdim. İşte muhteşem bir adamla manzarayı sessizce izleyen o kadın.
Adliyeye varıp hızlıca görüşeceğim hakimin yanına doğru koşturdum.
Kapıyı hafifçe çalıp içeri girdiğimde sırtı dönük şekilde pencereden dışarıyı seyreden bir adam gördüm.
Ne desem ne yapsam bilemiyordum. Sosyal anksiyetem hoop diye seslenmeme müsaade etmiyordu. Bir noktada odaya birinin girdiğini fark eder umuduyla adamın sırtını izlemeye başladım. Geniş omuzları ve açık kahve saçları vardı. Her geçen saniye sessizce durup beklemem daha anlamsız bir hal alıyordu. Kontrollü bir sesle,
“Hakim bey?” dedim.
Aniden arkasını dönüp şok olmuş bir ifadeyle bana baktı.
“Kimsiniz ve izinsiz neden odama girdiniz?”
Odaya girerken kapıyı çalmıştım, duymamış olması benim suçum değildi. Avukat olduğumu, müvekkilimle ilgili bir durumu konuşmaya geldiğimi açıklamam gerekiyordu ama bu abes girişin karşılığını vermek daha makul görünüyordu.
Gözüm raftaki makete takılmıştı.
“Sivaslıları koruma ve yaşatma derneğinden geldim. Kangal maketlerini geri istiyorlar hakim bey.”
Bir anlığına dudağının kenarı kıvrılır gibi olmuştu. Yani… alıcı gözle bakınca boylu poslu, güzel yüzlü bir adamdı. Ayrıca odayı dolduran hafif parfüm kokusu sıradan erkek parfümleri gibi beyin felci geçirtmiyordu.
Anlık gülümsemesi yüzünden hızla silindiğinde hayal mi ettiğim acaba diye düşündüm. İlk anki gerginliğine dönmüştü:
“Ciddi bir tutum takınmayacaksanız çıkabilirsiniz.”
İyice tepemin attığını hissettim. Ona doğru birkaç adım attım. Gözümü gözlerine diktim, bunu yapmak için başımı kaldırmam gerekmişti.
“Tabii, ciddi olayım. Ben … dosyasının müdafiiyim. Tutukluluk kararınız hakkında konuşmak istediğim için geldim. O arama tutanağı hukuka aykırı. Karar yok. Saat yok. İmza yok. Siz de bunu biliyorsunuz.”
Kahvenin açık bir tonu olduğunu fark ettiğim güzel gözleri kısıldı. Sakin fakat otoriter bir sesle konuştu:
“Siz bana dosyayı nasıl değerlendireceğimi mi anlatıyorsunuz?”
“Hayır. Yanlışa yanlış diyorum. Yargı mensuplarının da bu tutumu benimsediği bir dünyada yaşamayı da tüm samimiyetimle isterdim.”
Bana dikkatle bakıyordu. Ne olduğumu anlamaya çalışır gibiydi.
“Hırsızları koruyan bir hukuk düzenini istediğiniz kadar doğru bulun avukat hanım. Yargı mensupları sizin aklınızla hareket etseydi dışarıda bir saniye güvende olamazdınız.”
Çenemi sıktım.
“Herkes yanlış yapar. O adamın bakması gereken bir ailesi var. Siz mi adilsiniz? Sadece katısınız. Hakkında böyle kesin karar verdiğiniz kişinin çocukları bu gece babasız uyuyacak. Belki yüzünüze vurulmasına alışık değilsiniz ama yanlışsınız, bu yanlışınızı da gerekirse ben düzelteceğim.”
Bana bir adım daha yaklaştı. Yüzümüz gereğinden fazla yakın olduğu için afalladım.
Uzun boylu ve yakışıklı bir adamla manzarayı izlemek.
Kısık bir ses tonuyla konuştu:
“Tehdit mi ediyorsunuz avukat hanım.”
“Hayır, haber veriyorum.”
“Kararımı dosyaya göre vereceğim”
Yakınlığından afallasam ve kafamda taylor swift çalmaya başlasa da geri adım atmaya niyetim yoktu:
“Elbette. Ama bu bir karar değil, tercih olacak.” Dedim. Arkamı dönüp dışarı çıkmak için kapıyı açtığımda içeri girmeye çalışan takım elbiseli bir adamla neredeyse çarpışıyordum. Tek kelime etmeden yanından geçip gittim, yalnız kapı kapanmadan önce son bir cümle duymuştum.
“Başınız sağolsun hakim bey.”