Arabanın camından yüzüme vuran Güneş midemi bir miktar bulandırsa da heyecanın karıncalanması daha baskındı.Her ne kadar istekli olsam da Ön yargı ve Paranoyak düşünceler zihnimi ele geçirmiş durumdaydı.Adam nasıl biriydi? dolandırıcı mıydı,Katil mi?Bana dokunur muydu?bunların olma ihtimali yüzde kaçtı?Tırnaklarıma morarmış kollarıma batırmaya başladım Annemin göremeyeceği bir şekilde. kulağımda çalan that Day'in Hayran Olduğum vahşi tanısı beni biraz sakinleştirse de aynı zamanda sözlerinin anlamlarını içime bir nakış gibi işlemek istememe neden oluyordu.Anneme göz ucuyla baktığımda yüzüne tatlı bir gülümsemeyle araba kullandığını gördüm.İçten içe ağladığına, damarlarından akan kanın bir ceset misali vücuduna basınç uyguladığına emindim. Onun için seviniyordum kendim için ise sadece boşluktum.
"Oktav Lütfen bana öyle bakma." Tenimin gerildiğini hissettim.
"Nasıl bakıyorum?"
"Acıyormuş gibi..."
Lafı dolandırmaya lüzum yoktu. Bazen patavatsızlık hayatımızı kurtarabilecek tek nabız olabilirdi.
"Evet öyle bakıyorum Çünkü öyle hissediyorum."
Annemin derin bir nefes aldığını işittim. ağzını açıp bir şey söyleyecekken lafı ağzından aldım.
"Kocanı kaybettin, Hayat arkadaşını ellerinle toprağa gömdün ve işinden atıldın. Başka bir adama aşık oldun, onun evine taşınıyorsun Fakat bu senin için zor Çünkü senin önünde duvar gibi genç bir kız var."
" Saçmalama Oktav, hiçbir zaman hayatıma bir duvar olduğunu söylemedim.,"
"Sadece söylemedin." diyerek onu düzelttim.
" Aynı zamanda da gösterdin ama ne var biliyor musun Anne?Bunlara rağmen hayatına duvar olan bu kız seni seviyor."
Sessiz kaldı. Sözlerimin bir kamyon gibi Onu ezdiğini biliyordum Fakat bunlar kendi kişiliğini yansıtan, içinde gerçekten duygu barındıran sözlerdi.Ona karşı hiçbir zaman yalan söylemezdim. Bazen insanların uyanması için gerçekler yüksek sesli bir alarm olabiliyordu. Annemin arkadaşları ve akrabaları her zaman bir fısıltıdan öte olamamışlardı. Bense annemin kötü tohum olarak adlandırdığı onun tüm gerçeği idim. Bu yüzden beni sevmiyordu Fakat ben onu en büyük Yalanım gibi saklıyordum .Umarım annemin yeni aşkı benim en büyük yalanımı gerçeğe dönüştürebilirdi Çünkü artık bedenimin ve Ruhumun mecali kalmamıştı.Yol boyunca İkimiz de sustuk. Annem heyecanıyla ben yorgunlukla arabanın içindeydim. Telefonumdan açtığım bir mitin hikayesi bir anda tüm tatlılığıyla bedenimi ele geçirmişti.
O yoktu. nergisler, anemonlar soluk;ölüm yakındı.Bereketi Topraklar gübre yığını olmuş, Güneş ağaçlara küsmüştü. Demeter Yıkık,Persephone lanetli bir narın büyüsü altındaydı.
Al gökyüzü benliğini yeraltına saklıyordu.Buruk kalpler ,sönük Otlar ve adını duyaramamış emeller kendilerini bir hiçe Sürgün ederken Hades aşkını onların yerine koyuyordu. Zeus'un yüceliği, Ares'in mertliği,hera'nın kıskançlığı ve Demeter'in Öfkesi bir olmuşken o yapayalnızdı. Hades,gölgelerin soyutluğuyla barışamamış meyus bir tanrıydı.
Kelimeler ve altında yatan mübalağalar İçime işlerken bir firen sesi ile telefondan başımı kaldırıp çevreye baktım.Önümde eski bir bina değil de sanki Feodalite zamanından kalma bir kale gibi duran malikaneyi sarı Işıklar kaplamıştı. Arkasında duran ormanlık alan da malikaneyi sarıp sarmalamış gibi duruyordu .Tek kelimeyle muhteşemdi. Göz ucuyla anneme baktığımda Onun da şaşkınlık da malikaneye baktığını görebiliyordum. Tam da bir şey söyleyecekken yanımdaki kapının hızlıca açılmasıyla olduğum yerden sıçradım. Siyahlar içinde bir adam kapının kenarında durup inmemi beklermiş gibi dimdik dururken ben hayatı sorguluyordum.Kendimi Amerikan filmlerindeki zengin kızlar gibi hissetmiştim.Hızlıca arabadan inip adama teşekkür ettiğimde adam Hiçbir şey söylemeden arabanın bagajını açtı ve bavullarımızı aldı.Yardım etmek için Adama doğru ilerlediğimde birisi kolumla yavaş bir şekilde tuttu.Ani bir refleksle kolumu çektim ve Büyümüş gözlerle arkama döndüm. Karşılaştığım yüzle sanırım bunun kim olduğunu anladım. Yemyeşil gözler, Çarpık bir burun, hafif beyazlamış sakal ve saçlara rağmen büyüsünü kaybetmeyen siyahlık, üzerinde marka olduğu her halinden belli olan bej bir takım ile karşımdaydı. Sanırım bu Ekrem'den başkası değildi.
"Onların işleri bu Oktav, müdahale etme ve sakin ol."
Cümlesinin uyarıcı bir niteliği olsa da sesi naifti. İsmimi biliyordu Ve nedense bu garip hissettirmişti.Hiçbir şey söylemeden 15 saniye boyunca sadece yüzüne baksam da Saniyeler benim için saliseler kadar hızlıydı. Bakışmamızı bölen şey Arkadan gelen Sevinç dolu Çığlık oldu. Adamın belini protezli tırnaklar sardığında Annem olduğunu anlamıştım. Annem mırıltılar çıkararak adama sarıldığında adam başta tepki vermedi fakat hemen sonra arkasını dönüp annemi kendisine çekti.Kendi aralarında sessizce bir şeyler konuşup gülüşüyorlardı ve ben şimdiden bunaldığımı hissettim. Onları arkamda bırakarak eve doğru ilerlediğimde siyah giyinimli Korumalar bana eşlik ederek evin uzun ve Siyah işlemeli kapısını sonuna kadar açtı.Kapının açıldığının habercisi olan gıcırtı eve resmen korku filmi havası vermişti. Gözlerimi evin içinde gezdirmeye başladığımda büyülendiğimi hissetmiştim. Kahverengi ve kırmızı rengin meç olduğu aşınmış duvarlar ,din adamları gibi görünen insanların portreleri ile doluydu.
Her yerde meşale gibi duran sahte aydınlatmalar ve köşede uzun çerçeveli pencerelerden giren güneş ışınları Hole'ü aydınlatıyordu.Mobilyalarda da yine kırmızı ve kahverengi hakimdi.Köşede ise bir Mini bar vardı ve tam onun yanında yukarı katları uzanan uzun Merdivenler yer alıyordu.Bu eve atmışlar havası hakimdi ve ben buna bayılmıştım.Gözlerimi hayran hayran Evin her yerinde gezdirirken yanındaki korumalardan biri beni böldü.
" Size odanıza gösterelim Oktav Hanım."
Adam merdivenlere ilerlediğinde hipnotize olmuş gibi sadece Onun gittiği yere gidiyordum.Merdivende yaklaşık 30 basamak vardı Fakat ben çıkarken bana 5 basamak gibi gelmişti .Adam merdivenin tam karşısındaki beyaz kapıya ilerlediğinde titremeye başladığımı hissediyordum .Adam kapının kulpunu çevirdiğinde kapı anında açıldı.Odaya bir hışımla girdiğimde gördüğüm manzara ağzımı açık bırakmıştı.Duvarlara sönük bir beyaz hakimdi ve duvarın aşınmış yerlerinde dinlediğim Rock gruplarının posterleri vardı.Yatak tek kişilik olmasına rağmen gözüme büyük gözükmüştü.Yatağın tam Yanında siyah bir dolap vardı ve onun yanında da gitarım bana sırıtıyordu.Ne zaman buraya koyduklarını inanın bilmiyordum.Yatağın çaprazında yine siyah bir çalışma masası, üstünde de babamın yaptığı küçük Balmumu heykeli yer alıyordu. Bunu annemin koydurduğuna yemin edebilirdim .Çalışma masasının yanında da yine siyah bir kitaplık vardı. Oda da aynı eski odam gibi duvara sarı Işıklar asılmıştı. Aslında Burası Tam istediğim gibiydi .Arkamdaki kapı yavaşça kapandığında korumanın gittiğini anlamıştım fakat umursamadan kendimi yatağa attım.Çok rahattı ve yorgan Lavanta gibi kokuyordu. Annem bana karşı her kozu oynamıştı.Kapım çalındığında hiçbir şey söylemeden sessizce onaylar bir mırıltı çıkardım .Kapı açıldı ve zeminde bir çift topuklu ayakkabı sesi yatağıma doğru yaklaştı.
"Oktav. aşağı inip evdekilerle tanışmayacak mısın?"
Annemin sorusuyla içimi bir korku kapladığını hissettim nedensizce.Buraya taşınmak beni zaten fazlasıyla zorlarken evdekilerle tanışmak imkansız gibi geliyordu, daha hazır hissetmiyordum. O yüzden geçiştirmekle yetindim şimdilik
"Uykum var ,3 saate gelirim."
Annemin itiraz etmesini bekledim fakat beni şaşırtarak Konuyu değiştirdi.
"Odanı sevdin mi?"
" Evet sevdim. Hiçbir detayı kaçırmamışsın."
Sessizce kıkırdadı. Öyle Birkaç saniye boyunca odada sadece nefes seslerimizi dinledik. Annem sessizliği bölmek istercesine konuştu.
" Tamam o zaman, iyi uykular sana."
Annem tam kapıya yöneldiğinde aklıma gelen şeyle hızlıca yataktan doğrulup anneme seslendim.
"Anne." Annem meraklı gözlerle hızlıca bana döndü.
" Efendim?" Sesli bir şekilde yutkundum.
"Bu odaya Ben uyurken kimse girmesin, tamam mı?"
Annem uzun bir süre ne dediğimi anlamak için beni süzdü fakat bir şey anlamamış olacak ki sessizce kafasını salladı ve kapıyı kapattı.Derin bir nefes verip kendimi geri yatağa attım. Üstümde bol bir eşofman ve tişört vardı ve bunlar bana pijama gibi geliyordu. Cebimden telefonu çıkarıp saate baktığımda saat 7.30'u gösteriyordu ve buna rağmen hava hala aydınlıktı.Telefonumu yanımda komidine bırakarak lavanta kokulu yorganıma sarıldım. Nedense bu evdeki en uzun verici şey bu gibi geliyordu.Gün boyunca o kadar çok kötü senaryo kurgulamıştım ki kafamda,vücudumun salgıladığı adrenalin bedenimi yormuştu. Vücudum yorgunluk ve lavanta kokusuyla uyuşmuştu, göz kapaklarımın kapanmasına engel olamıyordum. Kendimi daha fazla zorlamadan bedenimi kabusların ve ardından gelen huzurun soyut kollarına bırakmıştım.
* * *
Nefes nefese uyandım.Gördüm kabusun etkisinden hala çıkamıyordum. Yataktan hızlıca kalkıp ışığı yaktım ve yatağın altına, dolapların içine, balkona ve tuvaleti kontrol ettim. Boştu .Kendime Bela okuyarak komidinin üstündeki sürahiden Kendime bir bardak su doldurdum. Su kurumuş boğazından geçerken o bölgeyi yaktı. Hava Ben uyumadan öncekine göre epey kararmıştı ki Saatin kaç olduğundan şüphe ettim. Hızlıca komidinden telefonu aldım ve saate baktığımda ufak çaplı bir Şok geçirdim. Saat 00.15'idi.Neredeyse 5 saat uyumuştum.Derin bir nefes vererek tekrar odamdaki küçük tuvalete giderek Elimi yüzümü yıkadım. Soğuk su tenimi karıncalandırıyordu. Tekrar yatağa gideceğim sırada aşağıdan gelen yüksek sesli gümbürtüyle olduğum yerden sıçradım. Sanki eve ilk girdiğimde gördüğüm tablolardan biri yere düşüp parçalanmıştı. Saat 12'ydi ve aklımdan geçen senaryoların mesutluk seviyesini ölçmek lazımdı. Yavaşça koridora açılan kapıya doğru yaklaştığımda bir evcil hayvan veya bir görevli olması için şükretmiştim. Elim titrek bir şekilde kapının kulbuna gitti ve kulbu yavaşça çevirdim .Kapı hafif gıcırdayarak açıldı Fakat bu malikanenin içindeki sessizlikte bir melodi gibi gelmişti. Hiç ışık yoktu ve her yer karanlıktı .Hole'ki pencerelerden kırmızı koltuğa vuran Ay Işığı evi aydınlatan tek Işık kaynağıydı .Sessiz ve yavaş adımlarla merdivenlere doğru ilerledim. Basamakları inerken baykuş misali her sesi kulak vermeye çalışıyordum. Merdivenlerin son basamağına geldiğimde etrafı kolaçan ettim. tablolara veya kırılabilecek herhangi bir eşyaya baktım, hepsi yerli yerindeydi. Son basamağı da inecekken merdivenin arka tarafından gelen adım seslerini işittim ve ani bir refleksle olduğum yere çöktüm. Buraya inmem bile büyük bir hataydı.
"Hay sikeyim."
Kalın bir erkek sesi ve ardından gelen küfürle Ekrem'in olduğunu düşündüm Fakat bu Onun sesinden çok daha kalındı. Birkaç küfür daha işittikten sonra az önce odada duyduğum gümbürtünün sesinin benzerini bir kere daha duydum. Bir şişe kırılmıştı. Bu seslere nasıl ev ahalinin uyanmadığını çözmeye çalışmak zorunda değildim. Çöktüğüm yerde Kendimi o kadar kasmıştım ki ağzımdan çıkan Hıçkırığa engel olamamıştım. Hassiktir. Hızlıca ağzımı kapattım ve içimden büyük bir küfür savurdum. Adım sesleri duraksadığında merdivenlerden yukarı kaçmayı düşündüm Fakat bu beni açık bir şekilde belli ederdi .Olduğum yere daha fazla sindiğimde adım sesleri merdivene doğru yaklaştı. İçimden bir hırsız olmaması için dua ederken adım sesleri bir an yön değiştirdi ve adamın gittiğini düşünerek rahatladım Fakat bu huzur uzun sürmedi. Hole'ün tüm ışıkları bir anda yandı ve ben üzerine Işık vurmuş tavşan gibi merdivenlerde donakaldım. Merdivenlerin tam yanında bir yüz belirdiğinde çöktüğüm yerden yavaşça kalktım Fakat gözlerimi ondan ayıramadım. Aynı Ekrem'in gözleri gibi Yeşil Gözleri, uzun ve siyah saçları, çarpık bir burnu, pembe dudakları ile Ekrem'in genç hali gibiydi. Olduğu yerde sabit durmakta zorlanıyordu ve anlamsız bakışlarını bir an olsun üstümden çekmiyordu .
"Hırsız falan mısın?"
Kalın sesi ile sorduğu soru ve soruyu bu kadar rahat
sorması gözlerimin şaşkınlıkla açılmasına sebep oldu.
"Hayır."
Bir süre yüzüme öylece baktı .Vazgeçtim, bu adam Çakır keyif değildi; zil zurna sarhoştu. Ben de onu incelerken ani bir hareketle Adam yere eğilip kusmaya başladı. Bu görüntü midemi bulandırsa da olduğum yerde çivi gibi çakılmış adamın bir sonraki hamlesini merakla bekliyordum .Gitti güzelim parkeler. Birkaç saniye sonra yere son bir kez öğürerek nefes nefese doğruldu. Bana bakarak ağzını eliyle sildi. İğrenç .
"Odama Çıkıyorum ben, sen temizlersin buraları .İşin bitince de Türk kahvesi yapıp odama çıkar."
"Anlamadım."
Sinirle solumaya başladım. Beni hizmetçi mi zannetmişti gerçekten? O suratına bir tane yumruk atmamak için kendimi zor tutuyordum. Yanımdan basamakları çıkarken duraksadı ve küçümseyici gözlerle beni süzdü.
"Gayet açıklayıcı olduğumu düşünüyordum."
"Bir sarhoşa göre Evet, bayağı açıklayıcıydı fakat aklı başında bir genç olarak züppe gibi konuştuğunu inkar edemeyeceğim." Burnundan güldü.
"Birincisi,"
Sözlerimle ne afalladı ne de sinirlendi, aksine yüzüne sinsi bir gülümseme takınarak üzerime gelmeye başladı.
"Aklı başında bir genç olduğumu nereden çıkardın?"
Adımlarıyla yavaş yavaş dibime girdiğinde ona kafa tutmak maksadıyla ne geri gidiyor ne de gözlerimi kaçırıyordum.
"İkincisi,"
Eli yavaşça boynuma gittiğinde elini Hiç kibar olmayacak bir şekilde geri ittirdim. Ne sıfatı değişti ne de duruşu.
"Bir hizmetçiye göre fazla cesaretli ve Konuşkan davranıyorsun. Karşında kim olduğunu unutma. Seni babama söylersem kapı dışarı olman 2 saniye bile sürmez... güzelim."
Son kelimesini beni sinirlendirmek için söylediğine eminim.Sinirden tek gözüm seyirdiğinde dudaklarını gülmemek için birbirine bastırdı.Bu herif benimle dalga geçiyordu. Aynı zamanda da ciddiydi,onu kendi silahıyla vuracaktım. Boğazımı temizledim ve onu göğsünden yavaşça itip benden uzaklaşmasını sağladım.Gömleğinin bir Yakası yırtılmıştı ve o yırtığı takip ettiğimde boynundaki morluğu gördüğüm. Hemen gözlerimi tekrar yüzüne getirdim. Aynı sırıtışla hamlemi bekliyor gibiydi. Omuzlarımı dikleştirerek aynı onun gibi Yüzüme Alaycı bir ifade takındı.
" Birincisi hizmetçi değilim ve sen o tam oymalık gözlerinle hayal görüyorsun."
Afalladı.Sırıtşı bir anda soldu.Zaferle gülümsedim ve aynı onun gibi üzerine yürümeye başladım.
"İkincisi, babana bir şey söylemen umrumda bile olmaz."
Dibine girdiğimde nefeslerimiz birbirine çok yakındı ve alkol kokusu midemi bulandırıyordu
"Ve üçüncüsü bana karşı mesafeni korumayıp yavşak sözlerinle beni taciz etmeye devam edersen kendini karakolda bulursun."
“Emre Oğlum.”
Hafif şivesi olan bir kadın uykulu gözlerle yanımızda belirdiğinde irkildim.Gözlerimi ondan ayırarak geri çekildim.Gözlerini hala üzerimde hissederken kadın tam ortamızda durarak bize meraklı gözlerle baktı.
“Seslere uyandım.Birisi düştü sandım yüreğim ağzıma geldi.Allah korusun.”
Kadın isminin emre olduğunu farz ettiğim piçin kulağını çekti ve elini merdivenin başlığına vurdu.
“Yine dışarılarda sürtüyordun değil mi?Hadi bu bana göre alışılagelmiş bir durum diyelim.Ya baban?Şu halde seni görseydi kulaklarını çekerdi.”
Bunu derken Emre’nin kırışık gömleğini düzeltiyordu.Kadının bakışları bana döndüğünde Emre’nin de çoktan beni büyük bir sırıtışla izlediğini fark ettim.Az önce söylediklerimden bir anlam çıkarmış olması için dua ettim.O kadar şey söyledim bir zahmet anlasın.
“Oktav Hanım?Siz de mi seslere uyandınız?”
kadının sorusuyla düşüncelerimden sıyrıldım ve yüzüme alaycı bir gülümseme takınarak konuştum.
“Evet, hatta ilk başta ayı sandım malum ormanlık bir alanda yaşıyoruz.”
Emre’nin kıkırdayışını işittim fakat umursamadan devam ettim.
“Aşağı indiğimdeyse zaten gördüğüm şeyin bir ayıdan farkı yoktu.”
Kadının gözleri fal taşı gibi açıldı ve Emre’ye yandan yandan bakarak boğazını temizledi.
“Yekta Hanım’ı temizlikçi sandım da malum zaten kendisinin temizlikçiden pek farkı yoktu.”
Tehtitkar bir şekilde ona baktığımda zafer kazanmış gibi başını kaldırdı.Kadının gözleri ikimizin arasında gidip gelirken olan biteni anlamaya çalıyordu.
“Oktav,Yekta değil.”Onu düzeltmemi umursamamışçasına devam etti.
“İşte ben böyle sanınca kendisi beni sakin bir şekilde temizlikçi olmadığına dair uyardı.Başta böyle nemrut gibi gözüktü gözüme ama sonra ne kadar kibar bir hanfendi ile konuştuğumu anladım.”
Göz kırptı.Nemrut kelimesini alıp götüne sokma isteği çık aklımdan.
“Oğlum sana baban söylemedi mi?Bu Leyla Hanımın kızı.Senin dolaylı olarak kardeşin sayılır.”
Ne?Bir saniye.
“Seni babama söylersem kapı dışarı olman 2 saniye sürmez”.Kelimeler şimdi kafamda anlam kazanıyorlardı.Bu annemin bana bahsettiği Ekrem Bey’in oğluydu.Sözde akıllı olan.Şaşkın bakışlarımı Emre’ye döndürdüğümde onun da benden pek farkı yoktu.Aptal sırıtışı gitmiş,yerine tüm kanı çekilmiş bir sima kalmıştı.Bir süre boş boş birbirimize baktık.Kadın ise ne tepki vereceğimizi merak ediyormuş gibi bizi izliyordu.Emre boğazını temizledi ve kendine gelmek istiyormuş gibi omuzlarını silkti.
“İyi geçineceğimizden eminim Üvey kardeşim.”
Elini uzattığında istemsizce geri gittim.Gözlerine 'ciddi misin' der gibi baktığımda farklı bir şeyler gördüm fakat ne oluğunu çıkaramadım.Alay mıydı yoksa tam tezatı olan büyük bir ciddiyet miydi bakışlarında saklı olan.Şimdilik kafamdaki tüm soruları boş vererek uzattığı elini sıktım.
“Umarım.”
Eli sıcak ve terliydi.Bu soğuk havada vücut sıcaklığının bu denli yüksek olması şaşırtıcıydı.Benim elimse tam tersi nasırlı ve buz gibiydi.Elimi geri çekmek istediğimde elimi yumuşak bir şekilde sıkarak çekmeme izin vermedi bir süre.Anlamsız bakışlarımı ona yolladığımda o da ne yaptığını sorgular nitelikte elimi bıraktı.Anın verdiği şaşkınlık ve mayhoşluğun etkisiyle kadının orda oldğunu bile unutmuştum ki kadın konuştu.
“Zaten yarın saat 9 da ailecek bir kahvaltı organize edilecek.O zaman birbirinizi daha yakından tanırsınız.Şimdi siz gecenin bu saatinde bunu tartışacağınıza doğru yataklarınıza gidiyorsunuz ben de buraları temizliyorum.”
Kadının konuşması şefkat dolu bir anne gibiydi ve bu benim için alışagelmiş bir durum değildi.
“Size yardım etmemi ister misiniz?”
“Yok kızım sen şimdi yol yorgunusundur git sabaha kadar dinlen,yine de sağol.”
Kadın daha bir şey demeden Hole’ün köşesindeki bir odaya doğru ilerlerlediğinde ona cevap vermeden Emre’ye yandan bakış attım.Onun da hala aynı bakışlarla çoktan beni izlediğini fark ettiğimde burada hala ne yaptığımı sorguladım.
“İyi geceler.”
Soğuk ve samimiyetten uzak sesimle konuştum ve cevap vermesini beklemeden merdivenlere yönelerek ikişer ikişer çıkmaya başladım.Bu geceki yaşanan saçma olaylar umarım yarın veya ileri zamanda bir olaya sebebiyet vermezdi.Çünkü sanırım çocuğa biraz fazla sert çıkışmıştım.Odamın kapısının önüne nefes nefese geldiğime astımım olduğunu hatırlamamla bir küfür savurdum.Nefesimin düzene girmesini beklerken ensemde hissettiğim nefesle donakaldım.Arkamda bir silüet dikiliyordu.Korkumdan ne hareket ediyor ne de arkama dönebiliyorum.Elim kapının kulpunda kalmışken nefes alışverişim düzene girmek yerine anın verdiği heyecanla daha fazla hızlanıyordu.Birkaç dakika geçtiğinde hayal gördüğümü sandım çünkü artık ensemdeki o sıcaklığı hissetmiyordum.Tam rahat bir nefes alacakken kulağımın çıkıntısında hissettiğim yumuşak ten ve kalın erkek sesi beni büyük bir bozguna uğratmıştı.
“İyi geceler Üvey kardeşim.”
Selamss gençler ve daima genç kalıcak olanlar.
