"fourth of july - sufjan stevens" eşliğinde okunacak bir yazı
Ağlamak duygudur ve bu duygu yu kullanmak gerekir. En basit ve ayıp olmayan duygudur. Ama güçlü kalmaya çalışan herkes bu duygudan kaçınır.
Bu duyguyu kullanmamak asıl meseledir.
Bu duygu, eksik bırakır insanları.
Bu duyguyu kullanan insanları her zaman taktir etmişimdir.
Sanıldığının aksine ağlamak güçlü insanların yapabildiği bir durumdur.
Bence en azından duygularınızı boşaltabiliyorsunuz.
Dimdik ayakta kalabiliyorsunuz.
Bunu yapamayan insanlara sorumluluk yüklenir ve elalem ne der diye insanların aklındaki bir düşünce olarak sabitlenirler...
Elalem ne der?
Ağlamak'da bile cinsiyetçilik vardır.
Mesela bir kadın ağlıyorsa; dertlidir. Uzunca bir süre ağlar.
Mesela bir kadın ağlıyorsa; artık konuşmaya mecali kalmamıştır. Kadınlar da kolay kolay ağlamaz tutar içinde. Hatta öyle bir tutar ki,
Kalbinin kırıldığını o an anlarsınız.
Bazen sesini bile duyabilirsiniz.
Gökyüzü bir anda kararır. Gözlerinden anlarsınız kalbi kırık bir kadını.
Ama kadınlar biraz daha şanslıdır;
Dünya güzeli sesleri ile gecenin bir vakti duygularını haykırıp, şarkılar söylerken ağlayabilirler.
Ama kadınlar biraz da şansızdır;
Gecenin bir vakti dışarıya çıkıp bir elektrik direğinin altında oturup düşünemezler;
Eğer onu bir komşu görürse aklındaki soru işaretleri çok berilgin bir şekilde tahmin edebiliriz.
Bu kız neden ota boka ağlıyor?
Bu kızın bu saatte ne işi var?
Evinde neden oturmuyor?
Yollu olabilir mi?
Gibi iğrenç söylemleri düşünen toplumun berbat kesimi.
Daha yakından bakın Türkiye hala o kadar güzel mi?
Elalem ne der?
Mesela bir erkek ağlıyorsa çaresizdir.
Çünkü; Türkiye'de yaşıyor.
Delikanlı adam ağlar mı?
Delikanlı adam örnek olur?
Delikanlı adam dediğin duvar gibi olur?
Delikanlı adam dediğin omuz verir ama delikanlı adam ağlamaz.
Erkekler ağlamaz!
Bir erkek ağlıyorsa güçsüzdür!
Peki erkekler ağlamazsa üzüldüğünü mutsuzluğunu göstermeyecekse, mutluluğunu nasıl göstersin?
Erkekler şansızdır;
Erkeklere yüklenen bir durum tüm hayatlarındaki değişmeyen kalıpları oturtuyor.
Mesela ben babamı hiç ağlarken görmedim.
Ondan dolayı sarılmadı bana hiç, sarılsa bile samimi gelmezdi zaten.
Bir erkek şanslıdır;
Gecenin bir saati istediği yerde dolaşabilir.
Sahil kenarında sesi ne kadar kötü olsa bile sessiz bir şekilde kimsenin olmadığı bir yerde şarkı söyleyebilir.
Neyse bir erkek sessizce bir köşede ağlayabilir.
Ama elalem ne der?
Karı gibi neden ağlıyor?
Bu serseri burda ne arıyor?
Polisi arayalım,mahallenin huzurunu bozabilir?
Elalem ne der?
Elalem o kadar çok şey diyor ki;
Ne gençliğimizi özgürce yaşayabiliyoruz!
Ne de kendi doğrularımızı bulabiliyoruz.
Hep elalemin bizi yönlendirdiği doğruları benimsemek zorunda kalıyoruz.
Kendi doğrularımızı engellemekle kalmıyorlar, bize kendi doğrularını zorunlu hale getiriyorlar.
Değişimden korkan toplumların sonu hep aynı olur. Hep mutsuz bir nesil çürüyüp gider.
Annelerimiz ve Babalarımız. Siz ağlayamadığınız sürece biz nasıl sevgi duygusunun güzelliğini sizin sarılmalarınızda hissedeceğiz.
Elaleme fırsat vermeye devam ettikçe ne kadar dolu dolu yaşayabiliceğiz?
Biz kendimizi ne kadar hırpalayacağız gözünüze girmek için?
Bize hiç sorumluluk falan yüklemeyin "gelecek sizin elinizde", "bu ülkenin geleceği sizsiniz" bunları diz söylemeyin bize.
Siz bize şuan ki zamanı gelecek diye bu şekilde darmadağın bırakırsanız, biz ne kadar uğraşsak da elalemin gözüne giremeyiz!