İçeriğe geç

Aşk Kural Tanımaz

Bölüm 17 · 4 dk okuma

Aşk Kural Tanımaz

Bölüm 17

17. Bölüm

Avuç içlerime doldurduğum çekirdeği ince bir ustalıkla çitlerken, "Öyle işte dede." dedim, dedeme kısa bir bakış atıp. "Gittiler yani."

"O kerataya boşuna hayırsız demiyorum ben," dedi dedem, hiç de memnun olmayan bir tavırla. "Elin kızının ağzının içine bakıp seni bu hâlde bırakıp gitti ya, yazıklar olsun. Bir Yiğit kadar olamadı."

Karın ağrısının geçmesinin ardından yoğun bir boğaz ağrısı vurmuştu beni. Bunu duyan annem hızlıca nane limon kaynatmak için mutfağa gitmiş, Yiğit de bana nane limonu getirmek için annemin başında dikilmişti.

"Ay aman bırak şu domuzu dede," diyerek yüzümü buruşturdum. "Ben onun bakmasına mı kaldım? Gitsin bırak. Benden uzak, Allah'a yakın."

"Şimdi böyle söylüyorsun ama ileride çok ararsınız birbirinizi." dediğinde hafifçe güldüm. "Ay bırak dede, lisedeyken de aynısını diyordunuz. Üniversite'de ararsınız birbirinizi dediniz, koskoca ülkede başka yer yokmuş gibi benimle aynı yeri kazandı. Kurtulamıyorum bir türlü."

"Kaderiniz birlikte yazılmışsa demek ki."

Dedemin imayla söylediği şey, kaşlarımın havalanmasına sebep oldu. "Bana bak, sen fazla imalı konuşuyorsun." dedim gözlerimi kısarak. "İkide bir o öküzün yanında da yapıyorsun, sonra yanlış anlayacak!"

"Anlasın." dedi, öksürerek yattığı yerden omuz silkip. "Anlasın diye yapıyorum zaten. Bıraksın elin kızını da burnunun ucundakini görsün."

Dudaklarım aralanırken kaşlarım çatıldı. "Ben de beni sevdiğini sanıyordum dede, aşk olsun." dedim alıngan bir ifadeyle.

"O ne demek? Seviyorum zaten kızım."

"Bırak, sevmiyorsun sen beni." Avucumun içindeki çekirdeği kucağımdaki tabağa boşalttım. "Sevseydin eğer böyle söylemezdin. Sen bilmiyor musun Özgür'ün ne kadar hayvan olduğunu? Bile bile başımı yakmak mı amacın?"

Dedem, gözlerini devirdi. Bak bak göz devirmeyi de biliyor. "Ben de bir şey diyeceksin sandım." dedi elini havada sallayıp. "Sen onu adam edersin kızım. Hatta, bu ailede onun hakkından gelen tek kişi sensin."

"Babam duymasın bak bu söylediklerini," diye tehdit ettim onu. "Şikayet ederim bak seni!"

"Hadi oradan, dünkü çocuksun sen." dedi ciddileşip. "Kimi kime şikayet ediyorsun? Benim oğluma beni mi şikayet edeceksin?"

"O zaman...babanneme ederim!" dedim, daha iddialı bir seçenek sunup. "Nasıl Özgür'ün hakkından ben geliyorsam, senin hakkından da babannem gelir."

"Etsen de gelse keşke," dedi içli bir şekilde. "Geldiğinden beri yüzüme bakmıyor. Kapı eşiğinden öyle kedinin ciğere baktığı gibi bakıyor, içeri adım atmıyor. Allah biliyor ya, beni affetmeden bu dünyadan göçüp giderim diye çok korkuyorum."

"Allah korusun." Elimle kulağımı çekip dişlerime vurdum. "Şimdi dede kusura bakma ama babannem haklı." Sessiz kaldığında devam ettim. "Zamanında kadını iki çocukla ortada bırakıp başkasına gitmişsin. Hiçbir insan gururuna yediremez bunu. Az çektirmemişsin babaanneme."

"Biliyorum güzel kızım, biliyorum." dedi, hüzünle. "Ama son pişmanlık bir halta yaramıyor işte."

Babanneme ne kadar hak verirsem vereyim, dedeme üzülüyordum. İstemsizce oluyordu bu.

Tam dedeme cevap verecekken telefonum titredi. Derince bir nefes verip önümdeki masaya uzandım. Ekrana baktığımda, Özgür'ün WhatsApp'tan mesaj attığını gördüm.

Yaban Domuzu :



Yaban Domuzu :



Yaban Domuzu : Çok şey kaçırıyorsun, yaban çiçeği :)

Attığı fotoğraflara gözlerimi kısarak dikkatlice baktığımda, haddinden fazla yakın oluşları canımı sıktı. "Boğazınızda kalsın inşallah." diye homurdandım, ağzımın içinden. "Ben burada acıdan öleyim, beyefendinin girdiği hâllere bak! Belinden tutmuş bir de! Elin kopsun Özgür!"

"Ne oldu kızım, hayırdır?" Dedem, meraklı bakışlarla bana bakarken sıkıntılı bir nefes verip ekranı dedeme çevirdim. "Bak dede, torununa bak!" dedim öfkeyle nefesimi dışarı verip.

Dedem fotoğraflara baktı ve ne diyeceğini bilemeyip dudaklarını birbirine bastırdı.

O aklında cümlelerini toparlamaya çalışırken çaktırmadan orta parmağımı çıkarıp Özgür'e yolladım.

Siz :



"Bir de imalı imalı konuşursun," dedim, dedemin sessizliğini koruyacağını anladığımda. "Görüyor musun ne vaziyetteler?"

"Bundan adam olmaz." dedi başını iki yana sallayarak. "Bir de nispet yapar gibi sana yollamış, edepsiz."

"Ay neyse dede ya, onunla kafamı meşgul edemem." dedim omuz silkip. "Bunlar da bir getiremediler şu nane limonumu."

"Az şuradan radyoyu açsana," dedi dedem. "Şarkı dinleyelim birazcık."

"Ben sana açayım dedem telefondan." dediğimde kaşlarını kaldırdı.

"Yok istemem. Sizin müziklerinize aklım ermiyor benim, aç bakayım radyoyu."

Belli belirsiz gülerek ayaklandım ve radyoyu açtım. Şarkı çalmak yerine haberlerden bir kesit söyleniyordu. "Polis 24 saat içinde iki kez bastı! Konya'da daha önce usulsüz çalıştırma nedeniyle mühürlenen ve mührü kırılarak faaliyetlerine devam ettiği tespit edilen eğlence mekanına 24 saat içinde iki kez polis baskın düzenledi. Eğlence mekanındaki 43 kişiye şahsa sosyal mesafe kuralını ve sokağa çıkma yasağını ihlalden cezai işlem uygulanırken, iş yeri tekrar mühürlendi."

Dedem haberi duyar duymaz, "Oh olsun." dedi içtenlikle. "Yok kızım yok, bu bizim millet laftan anlamıyor. Sanki keyfine koyuyorlar yasakları! Yerinde duramıyorlar vallahi!"

Dedem saydırmaya devam ederken aklıma gelen fikirle birlikte duraksadım. "Tabi ya," dedim fısıldayarak. "Ben bunu daha önce niye düşünemedim?"

Adımlarımı kapıya doğru yöneldirdiğimde dedem arkadan, "Nereye gidiyorsun kızım?" diye sordu. Ona cevap vermeyip adımlarımı hızlandırdım. Karşıma elinde kupa bardağıyla gelen Yiğit dikilirken, "Nergis?" dedi sorarcasına. "Nereye gidiyorsun?"

"Hemen geliyorum, bir dakika!" diyerek onu da atlattım ve odaya girdim. Arka cebimdeki telefonumu çıkardım ve hiç tereddüt etmeden 155'i tuşladım. İkinci çalışınca arama yanıtlanırken derin bir nefes aldım.

"Alo, polis mi?" diye sordum, saçma bir şekilde.

"Evet, buyrun." diye yanıt verdi, telefonun öbür ucundaki tok sesin sahibi. "Nasıl yardımcı olabilirim?"

"Şey.." diye mırıldandım, içimdeki sonradan pişman olabilme ihtimalini göz ardı ederek. "Ben bir ihbarda bulunmak istiyorum."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.