02 Ağustos
Ahenk'in anlatımından.
Uzun bir yolculuğun ardından araba sonunda durmuştu. Camdan dışarıya kısa bir bakış atıp yerimde kıpırdandım. Tutulan belim ağrıyordu. Bu yüzümü buruşturmama sebep olmuştu. Kulaklığımı kulağımdan çıkardım ve bilmem kaç saattir kulaklarımı dolduran müziği kapattım. Yola çıktıktan yaklaşık bir saat sonra uyuyakalmıştım. Zamanın nasıl geçtiğinden bihaberdim...
Sonra İstanbul'dayım işte.
Arabadan önce annem indi. Kapı açılınca akşamüstünün serin rüzgarı tenimi okşamış, saçlarımdan geçmişti. Arabadan inip temiz havayı ciğerlerime çekmiştim. Rüzgar şiddetini artırıyordu. İnce parmaklarımı kahverengiydi saçlarıma geçirip dudağımdaki simli, pembe parlatıcıya bulaşmadan kurtarmıştım. Babam neşeyle arabadan inmiş peşimizden gelmeden bagajdaki valizleri almaya gitmişti. Annem ise hevesle yeni eve doğru koşar adımlarla ilerliyordu. İkiside bu şehre taşınmaya pek hevesliydi. Babam iyi bir iş buluncada şansı değerlendirip taşınmıştık.
İstanbul'a taşınırken Yaşadığım manevi zorluklardan en çok acıtanı arkadaşlarımı geride bırakmak olmuştu. Özlemek tam bu noktada zor geliyordu...
Adımı çoktan özel bir liseye kaydetmişlerdi. Biz daha İzmir'deyken babam kaydımı yaptırmıştı. Bu sene okullar açılınca, sabahın köründe evimizin kapısını düşman kapısı gibi çalan Semra da, boyumla dalga geçen Emir de, okulun kabadayısı kuzenim Nargile Ahmet de artık olamayactı...
Özel bir lisede karşıma çıkacak tipleri az çok tahmin etmekle birlikte burada liseye gitme fikrine karşı ürkek bir tavır segiliyordum.
Zira başıma geleceklerden haberdar olsaydım hiç gitmezdim. Ama yolun sonunu görseydim şayet herşeye rağmen kadere karşı koymaya çalışmazdım. Çünkü yolun sonuna geldiğimde beni en çok yorduğunu farkettiğim şey kaderime karşı olan savaşımdı...
