Ay ışığı, geceyi aydınlatan bir spot gibi üzerlerine vururken, Elara dünyanın en mutlu kadını olduğunu düşünüyordu. Kalbi, bir kuşun kanat çırpışları gibi hızlı ve coşkuluydu. Can, sıcak elleriyle onun ellerini kavradığında, Elara için zaman o an durmuştu. Bu, rüyalarının bile ötesinde bir andı.
Can, o büyüleyici, sahte gülümsemesini yüzüne yerleştirip Elara’nın gözlerinin içine baktı. Ses tonu, dünyanın en saf, en masum sevgisini barındırıyormuş gibi yumuşaktı:
— "Elara, seni tanıdığım ilk günden beri seviyorum. Ruhumun eşini nihayet bulduğumu biliyorum."
Elara’nın gözleri heyecanla parladı, Can’ın ona hissettirdiği bu his tarifi imkansız bir huzurdu. O, bu sözlere inanmayı seçti. Neden inanmasın ki? Tüm krallık onların bu peri masalına tanıklık ediyordu. Sarayın o muhteşem balo salonunda, kırmızı güllerle süslü dans pistinde el ele dönerken, tutkunun ve zarafetin sembolüydüler. Can, dansları sırasında ona sunduğu bir kucak dolusu güle bakarken, Elara mutluluktan sarhoş olmuştu.
Can, gülleri ona uzatıp, Elara’nın kalbini son bir kez daha kazanmak için fısıldadı:
— "Senin için, çiçeğim... Dünyadaki hiçbir şey senin güzelliğine erişemez."
Elara, güllerin mis kokusunu içine çekerken, bu kokunun aslında yaklaşmakta olan bir ölümün habercisi olduğunu bilmiyordu. Can onu kollarına çektiğinde, başını adamın göğsüne yasladı, kendini güvende hissediyordu. Ama Can’ın gözlerinde neşe yoktu. Bakışları, Elara’nın göremediği, karanlık bir gölgeyle kaplıydı.
Can, onu sıkıca kucaklıyor, ama zihninde sadece yapacağı ihanetin kusursuzluğunu düşünüyordu. Dudakları birleşip dünya onlar için durduğunda bile, arka planda çalan sadece aşkın değil, Elara’nın kanla yazılacak kaderinin uğultusuydu.
Can, Elara’nın duyamayacağı kadar kısık bir sesle kendi kendine fısıldadı:
— "Beni affet... ama girmem gereken yol bu..."
Kırmızı gül yaprakları, o görkemli saray koridoruna dökülmüş halde yatarken, koridorun karanlık bir köşesinde keskin, işlemeli bir hançerin soğuk çeliği parıldıyordu. Hançerin üzerindeki kan, Can’ın az önce feda ettiği "mükemmel" aşkın kanıydı. Can, onun canını almıştı; ama Elara’nın kalbindeki son "güp güp" sesi, bir veda değil, intikamın ilk kıvılcımıydı.
Can, ihanetinin başarılı olduğunu düşünüp arkasını dönüp giderken, Elara’nın cansız gibi görünen bedeni, dökülen güllerin ve hançerin ortasında, intikamın en acı meyvesini vermeye hazırlanıyordu...