Rona, annesinin uyarısını unutmuştu. Ya da belki de içindeki merak onu bu kadar itmişti. O gece, bir hata yapmıştı. İksirin olduğu şişeyi tam olarak nereye koyduğuna dikkat etmemişti. Ne de olsa, Menner ona asla kullanmaması gerektiğini söylemişti. Ama kalbi, Alex'in varlığıyla atarken, iksire olan merakı her geçen gün biraz daha artıyordu.
Bir hafta sonra, okulun sonlarına doğru, o sabah her zamankinden farklı bir şey oldu. Rona, sabah kahvaltısını hazırlarken Menner, endişeyle mutfağa girdi.
“Rona, iksire dokunmuş musun?” diye sordu, sesi sertti.
Rona, annesinin yüzüne bakarak başını salladı.
“Hayır, anne. Gerçekten, dokunmadım.”
Ama annesinin gözlerindeki endişe hala devam ediyordu. Menner, iksiri mutfaktan çıkardı ve Rona’ya doğru getirdi. “Herkesin hayatı bu kadar karmaşıklaşmadan önce, doğruyu yapmalısın. İksir, sadece kalpleri şekillendirir, gerçek aşkı yaratmaz.”
Rona, gözlerinde bir şeyler kaybolmuş gibi hissediyordu. Alex’le aralarındaki yakınlaşma bir gerçekti ve kalbi ona doğru çekiliyordu. Ama gerçek duygular mıydı, yoksa iksirin bir oyunu mu?