Okulda geçen bir hafta boyunca Rona, Alex ile daha fazla vakit geçirmeye başladı. Her gün aynı yolu izlemiyorlar belki ama birbirlerine rastladıkları her an, içlerinde bir şeyler büyüyordu. Her şey doğal bir şekilde gelişti, ancak Rona bu durumu ne kadar istese de hemen kabullenemedi. Çünkü bir sorun vardı: Zorba kızlar.
Rona ve Alex arasındaki dostluk giderek derinleşiyordu, ancak okuldaki bazı kızlar bunu pek hoş karşılamıyordu. Zorbalık, okulu neredeyse her gün kontrol altına almıştı ve Rona, kendisini giderek daha yalnız hissetmeye başladı. Alex’in Rona’ya olan ilgisi, zorba kızların kıskanmasını daha da körüklüyordu.
Bir gün, okuldan sonra Rona, kasabaya uğramak için annesinin evine gitti. Annesi, şifalı bitkilerle ilgileniyor, bir yandan da evin her köşesini titizlikle temizliyordu. Annesinin uzun zamandır ona anlatmadığı bir şey vardı. Bu sırrı öğrenmek Rona’nın kaderini değiştirecekti.
“Rona,” dedi annesi birden, Rona’nın dikkatini çekerek, “Sana bir şey söylemem gerek.”
Rona kafasını kaldırıp annesine bakarak, “Nedir anne?” diye sordu.
Menner, bir süre sessiz kaldıktan sonra, elinde tuttuğu eski bir şişeyi Rona’ya gösterdi. Şişe, bilindik şişelerden farklıydı. Şeffaf camı, içinde bir sıvı barındırıyor, ışıkta hafifçe parlıyordu.
“Bu, bir aşk iksiri,” dedi Menner, hafifçe gülümseyerek. “Ama asla kullanmamalısın. Hiç kimseye anlatma.”
Rona, şaşkın bir şekilde bakarken, annesi ciddi bir şekilde devam etti: “Bu şişe çok eski. Bir zamanlar insanlar, kaybettikleri sevgiyi geri kazanmak için buna başvururlardı. Ama sen, doğru yolu seçmelisin. İksir, kalpleri şekillendirebilir ama aşkı yaratmaz. Gerçek aşk, içinden gelir.”
Rona, kafası karışmış bir şekilde annesinin söylediklerini dinlerken, aklında bir soru belirdi: Gerçek aşk ne demekti?