Deniz Soykan
Hayat, insana sormadan onun hakkında kararlar verir. Sen onun sana sunduklarını yaşamak istemesende hayat sana onları yaşatır. Bazen aile sorunları, arkadaş ilişkileri ve aşık olduğun insanın sana ihaneti gibi karar verirken bazen de ölüm olarak gelebilir. Seni kendinden -hayattan- koparır. Hemde hiç tahmin edemediğin bir zaman ve bir kişi tarafından...
Cinayetin işlendiği yere geldiğimde taşlı zeminde cansız, savunmasız bir şekilde yatan iki beden gördüm. Bir kadın ve birde adam. Büyük ihtimalle sevgililerdi, belki de nişanlı bilemem ama birbirlerine aşık oldukları çok belli oluyordu.
Yanımda dikilen Erdal'a bakıp "Olayın savcısı gelmedi mi hâlâ?" diye sordum. Delilleri birlikte incelememizi daha doğru buluyorum çünkü. Erdal yüzünü düşürüp, "Hayır komiserim. Henüz gelmediler. Neyi bekliyorlar anlamadım." dedi sanki beklemekten yorulmuş gibi. Yüzümde bir gülümseme ile, "Adı ne bu savcının? Bilirsin sen." diye savcının adını sordum. Erdal o sırada siyah bir arabanın içinden çıkan esmer, uzun boylu ve siyah takım elbiseli adama bakarak, "Işte geldi. Efkan Karakurt!" dedi.
Takım elbiseyi çıkarsak hiç savcıya benzer bir tipi yoktu. Gece kulüblerinde dolaşan zengin, kendini bir şey sanan züppelere benziyordu. Ama kabul etmek gerekirse yakışıklıydı. Neyse onunla çalışmak eğlenceli olacak diye düşünerek yanına gittim.
Elimi uzatarak, "Ben Deniz Soykan. Olayın komiseriyim. Sizce savcı Efkan Karakurt olmalısınız?" diye sordum. Efkan onu nereden tanıdığımı sorgularcasına yüzüme bakarak, "Evet, olayın savcısıyım. Memnun oldum komiser Deniz." dedi. Konuşma tarzını nedense hiç beğenmemiştim. Kesinlikle zengin züppesi... diye düşündüm içimden. Saçma bir tebessüm sunarak, "Artık delillere baksak mı savcım?" diye sordum. "Sizin ben gelmeden bir şeyler topladığınızı düşünmüştüm ama?" dedi. Yüzümü memnun olmadığımı belli edercesine saldığımda, "Birlikte çalışmayı daha uygun buluyorum. Hem bunu zamandan tasarruf edersiniz savcım." dedim gözlerimi devirerek. Bu durumun hoşuma gitmediğini anlayınca samimi bir tebessümle, "Tamam ya! Hemen suratınızı düşürmeyin. Tanıdığım diğer komiserlere benzemiyorsunuz. Eğlenceli bir takım olucaz desenize?" dedi. Hiçbir şey demek gelmedi içimden. Gülümseyip cesetlerin yanına gittim, o da arkamdan geldi.
Erdal'a dönerek, "Cesetler otopsiye gitsinler hemen." dedim. Başını sallayıp koşarak polis aracına bindi. Yerlere dikkatli bir şekilde bakmaya başladık. Üstünkörü bakınca bir delil bulmak imkansızdı. Bu cinayeti de meşhur seri katil örgütünün yaptığını artık açık bir şekilde anlamıştık. Daha dikkatli bakınca, kiremitten yapılmış ince sütun gibi bir duvarın kenarında üzerinde kan lekeleri olan bir anahtar buldum. Ekipleri çağırıp anahtarı almalarını söyledim. Savcıya baktığımda o da ekiplere bir şeyler söylüyordu.
Yanına gittim. Ne bulduğunu merak ediyordum. "Savcım, bir delil mi buldunuz?" diye sordum. Kafasını aşağı yukarı sallayıp beni onayladı. "Evet. Bir kağıt parçası buldum. Tahminlerime göre üzerinde not yazıyordu. Fakat kan lekesinden dolayı ne yazdığı anlaşılmıyor. Analiz edilmesi için ekiplerle gönderdim." dedi. Işte bu harika bir delildi. Yazıyı hangi elle yazıldığını belli edip şüpheli toplamaya başlayabilirdik. "Harika. Bende bir anahtar buldum. Ordan da eğer suçlunun DNA'sı bulaşmış ise bir şeyler bulunabilir." dedim. Kafasını sallayarak, "Evet, haklısın. Saat altıyı geçti. Ben adliyeye geçiyorum. Eğer sormak istediğin veya söylemek istediğin herhangi bir şey olursa burada numaram var. Adliyenin yerini biliyorsun zaten." derken kendine ait kartını çıkarıp bana verdi. Bende aynı şekilde numaramın ve adımın olduğu kartı ona uzatıp Cemre'nin yanına gitmek için arabama bindim.
Aslında karakola gitmem daha iyi olabilirdi ama Cemre'ye evden çıkmadan önce de haber vermemiştim. Birkaç dakikaya uyanır, beni bulamazsa telaşlanırdı. Cemre benim en yakın arkadaşım. Lisede aynı sınıftaydık. Annesi ve babası ayrı. Babasıyla kalıyordu lise zamanlarında, ama babası eve karı kız atmaya başlayınca kendi evine sığamaz oldu. Birlikte yaşıyoruz artık. Annesi ise kanser hastası. Düzenli olarak hastaneye ziyarete gideriz birlikte. Bunun için de doktor oldu benim meleğim.
Evin dış kapısına geldiğimde telefonum çaldı ve tahmin ettiğim kişi arıyordu: Cemre. Telefonu açmak yerine kapıyı açtım. Şimdi ise Cemre'nin sinirli yüzü ile karşı karşıya kalmıştım. "Nerdesin kızım sen ya! Haber vermeden çıkılır mı? Ödüm patladı seni göremeyince." dedi hızlı hızlı. Gülerek "Karakoldan aradılar. Yine bir cinayet vakası. Acilen çıkmam lazımdı." diyerek sarıldım ona. Hemen yumuşamıştı.
Kahvaltıyı yapmadan karakola gitmek vardı aklımda ama Cemre ısrar edince birkaç lokma ağzıma attım. "Deniz, bugün finallerim bitiyor. Okuldan çıkışta senin yanına gelmeyi düşünüyorum. Sizin oralarda uzun boylu yakışıklılar vardır şimdi. Biraz keserim." dedi gülerek. Bende gülerek karşılık verdim. "Gel, gelde gör yakışıklıları. Başkomiserin kel kafasıyla göbeğini görür gidersin." dedim. Gülerek bana sus işareti yaptı. Sonra Telefonumun çalmasıyla gülmemiz yarıda kesildi. Tanımadığım bir numara arıyordu. Tek kaşımı kaldırarak telefonu açtım. "Alo?" diye konuştuğumda karşı hattaki kişi hafif bir şekilde güldü. "Deniz komiserim. Ben Savcı Efkan. Numaramı kaydetmemişsiniz?" diye sordu. "Evet. Kaydetmeye vakit bulamadım. Neyseki siz benim numaramı kaydetmişsiniz." dedim imalı bir şekilde. "Evet. Kaydetmem gerekti diyelim. Adliyeye gelebilir misiniz diye soracaktım." dedi. Sessizce oflayarak, "Tabii, yarım saate oradayım." dedim.
Telefonu kapatınca Cemre kim olduğunu sorar gibi baktı bana. "Cinayetin savcısı." diye kısa bir açıklama yaptım. Gülmeye başladı. "Neye gülüyorsun?" diye sorduğumda, "Hiiç. Öylesine. Savcı yakışıklı mi bari?" diye sorunca omzuma bir yumruk attım ve evden çıktım. Yakışıklıydı kabul.
Yirmi beş dakika sonra adliyedeydim. Efkan'ın odasının nerede olduğunu bilmediğim için koridordan geçen bir hizmetliye sordum. 4. katta en sağdaki oda olduğunu öğrendiğimde asansörlere yöneldim. Asansör bir türlü gelemediği için merdivenlerden çıkmak zorunda kaldım. Hızlı adımlarla merdivenleri çıkarken karşımda dikilen iri yarı bir beden fark ettim. Kafamı yukarı kaldırıp baktığımda ise Efkan karşımda duruyordu. Anlaşılan o da beni fark etmemişti, bir an şaşırdı kaldı. "Ah! Bende başsavcıya iniyordum. Odasında değildi aşağıda olduğu söylendi. Sen istersen odama geç. Geliyorum hemen. Bu arada 'sen' diye hitap etmemden rahatsız olmuyosundur umarım." dedi. Samimiyetsiz bir tebessümle, "Tamam ben odanda bekliyorum. Sen diye hitap etmenden de rahatsız değilim. Zaten 'siz' demek hep çok saçma gelmiştir." diye saçmaladım. Niye böyle küçük kız çocukları gibi saçmaladığımı bilmiyordum. Neyseki o da bu konu üstünde çok fazla durmayıp aşağı ilerledi. Bende odasına çıktım.
Oda tamamen diğer savcı odalarından farklıydı. Onların odaları gibi klasik bir düzen yoktu. Daha modern ve daha estetik duruyordu. Siyahın üstün olduğu bu odada siyahın asaleti tasdik edilebilirdi. Masasına baktığımda "Cumhuriyet Savcısı Efkan Karakurt" yazıyordu. Bir an neden savcılık okumadım diye düşünmeden edemedim. Aşırı havalı duruyordu. Ve sonra gözüme bir çerçeve çarptı. Masanın etrafını dolaşıp sandalyenin olduğu yere gidince çerçevede bir kadın olduğunu fark ettim. Galiba sevgilisi vardı. Belki de evliydi. Neden bilmiyorum içime hüzün çöktü. Tam fotoğrafı inceleyecekken kapı açıldı ve içeri girdi.
Anlam vermeye çalışan gözlerle bana doğru yaklaşıp fotoğrafa baktığımı fark edince, "Kardeşim. Trafik kazası sonucu kaybettik." dedi suratı düşerken. "Ah Deniz. Adamın kardeşimiş, ölmüş. Sen hala 'sevgilisi mi acaba' diye düşün dur." diye kızdım kendi kendime. Sonra yüzüne bakıp, "Ah. Öyle mi? Başın sağolsun. Çok güzel bir kadınmış." dedim. Sanki az önce çerçeveye öldüresiye bakışlar atmıyormuşum gibi. Gülerek sandalyesine oturdu ve benimde oturmam için elini masasının önünde olan deri kaplamalı tek kişilik küçük koltuklara uzattı.
Oturduktan sonra elindeki birkaç dosyayı çıkarıp masaya bıraktı. "Anahtarın analiz sonuçları." dedi. Merakla açtım ve karşıma çıkan isim çok tanıdıktı: Sevil Yavuzoğlu. "Sevil Yavuzoğlu." diye fısıldadım. Sonra savcı ile aynı ayda, "Elebaşları." dedik. Evet, bu kadın seri katil örgütünün elebaşıydı. "Bu gece Sevil bir clup'ta olacak. Konumu kuzenim Aras atıcak bize. Sende yanında bir arkadaşınla gel istersen. Kalabalık gidersek dikkat çekmeyiz." dedi. "Nasıl yani? Cluba mı gidicez? Yani neden gidiyoruz ki?" diye sordum. Gözlerini dosyadan kaldırıp bana bakınca, "Sevil orada olduğu için? Eğer örgütün başka elemanlarını da görürsek ekiplere haber verip onları takip ettiriz." dedi. Sinsi bir şekilde gülümseyerek, "Eğer gördüğümüz an tutuklasak diğerleri kaçabilir. Takip ettirmek en güvenli yol." dedim. Gülerek sandalyesini ittirip ayağa kalktı, "Aynen öyle. Hadi şimdi evine git. Gerekli tedbirlerini ve silahlarını al, çünkü gece uzun ve yorucu olacak." dedi ve odasından çıktı.
Bana noluyordu peki? Normalde bu savcının ağzını burnunu kırmam gerekirken şimdi hiçbir şey söyleyemiyordum. Kendime kızarak dışarı çıktım. Arabama binip hemen evime gitmek istiyorum. Arabadayken Cemre'yi arayıp karakola gelmemesini direkt eve geçmesini söylemek için aradım.
Sonunda eve gelmiştim. Bir-iki saat sonra Cemre de eve geldi. "Neden karakoldan erken döndün bugün. Işten mi atıldın yoksa?" diye telaşla sordu. "Yok be kızım. Hazırlan, cluba gidiyoruz." dedim. Ağzı beş karış açık bir şekilde bana bakarken savcının planını anlattım ona.
Elbisemin altına, bacağıma, silahlarımı saklamak için bir düzenek kurdum.

Elbiseyi salınca silahlar kapanıyordu. Hem sade hemde havalı bir elbise giymiştim. Işimden dolayı böyle kıyafetler pek gitmezdim ama oraya da şimdi çalışırken giydiğim pantolonlarımdan giyersem çok dikkat çekeceğimi biliyordum. Artık birkaç saat idare ederim diye düşünürken aklıma Efkan'ın gece uzun ve yorucu olacak demesi geldi. Tam o sırada kapım açıldı ve içeri Cemre girdi. "Ne kendi kendine gülüyorsun kız?" diye sordu bana. O an güldüğümü fark ettim. Konuyu dağıtmak için elbisesine baktım. Fiziğini çok güzel bir şekilde belli eden gri simli mini bir elbise giymişti.

"Ohaa! Kızım aşırı güzel olmuşsun!" diye üzerime gelirken ben gözlerimi ondan alamamıştım. "Cemre, başıma cemre düştü. Bu ne güzellik be gülüm!" dedim. Biz birbirimizi överken telefonum çaldı. Efkan arıyordu, açtım. "Efendim?" dedim. "Evinin adresini ver sizi almaya geliyoruz Aras ile." dedi. Ben adresi verirken Cemre Aras'ın adını duyunca gözlerini irileştirdi. Telefonu kapatınca, "Aras?" diye sordu. "Efkan'ın yani savcının kuzeni." diyerek sosyal medya hesabından paylaştığı fotoğraflarını gösterdim. Cemre beğenmiş olacak ki rujunun rengini değiştirmeye gitti. Tatlı pembe tonlarındaki rujunu silip ateş kırmızısı bir ruj sürüp geldi.
Telefonuma mesaj geldiğini görünce ekranı açtım.
Efkan: Kapının önündeyiz, sizi bekliyoruz.
Diye mesaj atınca bir yandan Cemre'ye aşağı inmesini söylerken bir yandan da Efkan'a cevap veriyordum.
Deniz: Tamam. 5 dakikaya asağıdayız.
Gece işte şimdi başlıyordu. Sevil ve örgütünün yavaş yavaş çürümesini sonunda başlatmıştık.
🌸