İçeriğe geç

AŞK-I NEMNU(KADERİN İNTİKAMI)-2

Bölüm 24 · 2 dk okuma

AŞK-I NEMNU(KADERİN İNTİKAMI)-2

Bölüm 24

BEYAZ IŞIKLARIN ALTINDA

Ambulansın kapıları kapanırken sirenlerin sesi kulaklarımı acıttı. Ahmet sedyede hâlâ titriyordu, nefesi hırıltılıydı, her nefes alışında göğsü zorla inip kalkıyordu. Parmaklarımı bıraktığında tekrar tutuyordum, bırakmaya korkuyordum.

“Cemre…” dedi kısık bir sesle.

“Elimi bırakma, tamam mı?”

“Buradayım Ahmet’im, nefes al… bak burdayım,” diyebildim titreyerek.

Ambulansın ışıkları yüzünü solgun gösteriyordu. Paramedik maskeyi yüzüne yerleştirirken,

“Ciğerleri baya zorlanmış. Su yutmuş. Hipotermi sınırında,” dedi.

Benim içim daha da daraldı. Ahmet’in buz gibi omzuna ellerimi koydum, onu ısıtmaya çalışır gibi.

Hastanenin kapıları açıldığında sedyeyi koşarak içeri aldılar.

“Çekilin, yolu açın!”

“Yanında kalacağım!” diye bağırdım ama sadece birkaç saniye izin verdiler, sonra camlı acil odanın dışına bırakıldım.

Elimi cama koyduğum anda ayak sesleri duydum.

Adem… bilekleri bandajlı, yüzü solgun… yanında ise gözleri şişmiş, hâlâ ağlayan Eftel.

Eftel beni görür görmez koşa koşa yanıma geldi.

“Cemre! Ahmet nasıl?!”

Konuşacak nefes bulamıyordum. Sadece cama işaret ettim.

Ama Eftel’in gözleri bir anda Adem’in bileklerine kaydı. Bandajların arasından hâlâ kırmızı sızıyordu. Gözleri büyüdü, eli ağzına gitti.

“Adem… bileklerine ne yaptılar? Onları niye böyle kestiler?”

Sesi çatladı, dizleri çözüldü, ağlamaya başladı.

Adem gözlerini kapadı, derin bir nefes aldı.

Sanki kelimeler boğazında düğümleniyordu.

“Kimse bir şey yapmadı, Eftel…” dedi sonunda.

“Ahmet’in kafasını zorla suya batırıyorlardı… aynı kabusumda gördüğüm gibi. Ben bağırıyordum… ‘yapmayın, ne olur yapmayın’ diye. Kendimi yırtıyordum. Ama zincirler… çok sıkıydı. Çırpındıkça bileklerim böyle oldu.”

Eftel’in çığlığı koridorda yankılandı.

“Adem! Niye söylemedin?! Kendini neden böyle parçaladın?!”

Ben o açıklamayı duyduğum anda olduğum yere çöktüm.

Kalbim sıkıştı.

Adem’in bileklerine baktım… kan, derin kesikler, morluklar…

“Adem…” dedim nefessiz bir sesle.

“Sen böyle acı çekerken… ben Ahmet’e koştum… anlamadım… fark etmedim…”

Adem başını kaldırdı, gözleri dolu ama güçlü görünmeye çalışıyordu.

“Cemre… önemli değil. Ahmet nefes alsın yeter. Hepiniz iyi olun yeter. Benimkiler geçer.”

Ama o bilekler geçecek gibi değildi.

Gözyaşlarım akmaya başladı. Dayanamadım. Adem duvara yaslandı, derin nefes almaya çalışıyordu. Eftel ise hâlâ hıçkırarak onun eline sarılıyordu.

O sırada acil odasının kapısı açıldı. Doktor yüzünde ciddiyetle bize doğru yürüdü.

“Durumu stabil. Su yutmuş, ciğerleri zorlanmış ama müdahale ediyoruz. Şimdilik hayati tehlike kontrol altında.”

Dizlerimden güç gitti, gözlerimi kapadım.

“Ahmet’im…” diye fısıldadım.

“Görmek istiyor musunuz?” diye sordu doktor.

“Sadece bir kişi.”

Adem başını bana doğru eğdi.

“Git Cemre. Onu en çok sen sakinleştirirsin.”

Odaya girdiğimde Ahmet’in yüzü hâlâ soluktu. Maskenin altından zor nefes alıyordu ama beni görünce gözleri hafif açıldı.“Cemre…” diye fısıldadı.

Yanına eğildim, yüzüne dokundum.

“Buradayım Ahmet. Sen nefes aldıkça ben burdayım.”

Elini tuttum.

O an o beyaz odanın içinde ilk kez korkunun biraz olsun dağıldığını hissettim. Ama kalbimin içinde hâlâ bir sızı vardı…Adem’in bileklerinin görüntüsü. Eftel’in çığlığı. Ahmet’in hırıltısı. O gece hepimizi aynı karanlık vurmuştu… ve biz hâlâ birbirimize tutunarak ayakta duruyorduk.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.