İçeriğe geç

Aşk-ı muhal

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Aşk-ı muhal

Bölüm 1

Acının içinden umut

Bir sabah çığlık sesleriyle uyandım. Gözlerimi açtığımda kalbim göğsümden fırlayacak gibi atıyordu. Kulaklarımda çığlıklar yankılanıyordu Ne olduğunu anlayamadan yataktan fırladım ve pencereye koştum. Dışardaki manzara beni dehşete düşürdü. Köyümüz alevler içindeydi evlerimiz yanıyor, insanlar çığlık çığlığa koşuşturuyorlardı Hava barut ve duman korkuyordu. Ne yapacağımı bilemedim ve aniden bir çığlık duydum. Bu sefer kardeşimin sesi olduğunu anladım kıyafetlerimi giydim annemin bana küçükken verdiği kolyeyi boğazıma geçirdim çünkü ne olduğunu ögrenmem gerekiyordu dışarı fırladım ve gördüklerime inanamadım bir işgalci kardeşimi şu fıçısında boğuyordu o henüz 5 yaşındaydı bu vahşeti nasıl yapabiliyordu aklım almıyordu. Kardeşimin küçük bedeni başta titredi kurtulmaya çalıştı. baloncuklar çikiyordu direndi ama işe yaramadı küçük cılız bedeni kuvvetli bir işgalciye Karşı koyamazdı. Bu işgalci çekik gözlü iri yarı korktucu bir adamdı muhtemelen bir Çerkesdi. başka bir tarafta baktığımda da annemi esir aldıklarını gördüm. ama kardeşimin durumu çok daha kötüydü. adam kardeşimi çok uzun süre fıçıda tuttu ben sadece izliyordum çünkü kitlenmis kalmıştım. annem yanıma bir balta fırlattı ve " Євдокія бере сокиру" (evdokia baltayı al)

diye bağırdı ancak o an hiçbir şey duymuyordum. Bir çeşit türbinansa girmiş gibiydim. dakikalarca gözümü bile kırpamadım sonunda kardeşimin küçük bedeni yere düştü yüzünde acıyla karışık huzur vardı son saniyelerinde o kadar acı çekmesine rağmen gülümsemişti o an anneme doğru baktım yüzünde bana karşı acımayla karışık tiksinti vardı. Annemin o yüz ifadesini görünce bacaklarımın bağı çözüldü vücudum benim için bir yüke dönüştü o an en ufak parçam bile benim için bir ağırlıkdı. İki dizimin üstüne çöktüm ve başım yere doğru düştü yerde çok fazla kan vardı bu kanların sahibi yıllardır tanıdığımız komşularımız akrabalarımız veya bir arkadaşımızdı. O an midemde bir tiksinti hissettim kusmak istedim ama kusamadım vatanım uğruna ölen birinin kanından tiksinmek onursuzca bir davranıştı bu yaptığım yüzünden kendimden tiksindim. Onlarca insan öldü ve benim yapabildiğim tek şey izlemekti. kardesimi boğdular ve ben sadece bakakaldım. O an ölmek istedim varlığım gereksiz geldi ve bu hayatta ne kadar boş olduğumu bir kez daha anladım. annemin bana fırlattığı balta'yı canıma kıymak için aldım çünkü ailem olmadan bir hiçtim. Baltayı boğazıma dayadım tam kanımı akıtacakken dirseğimde bir el hissettim el sıcaktı Ukranya soğuğunu sadece dokunarak engelledi. Ama o saniyelerde ölmekten korktuğumu farkettim bu el beni kurtarmıştı.Arkamı kahramanımın kim olduğunu görmek için döndüğümde bir Osmanlı askeri gördüm

Gözlerimi ona ilk çevirdiğimde, güneş ışığında parıldayan zırhı ve gururlu duruşuyla bana bir savaş tanrısı gibi göründü. Uzun boylu ve atletik yapılıydı, güçlü kasları zırhının altından bile belli oluyordu. Sert bakışları ve keskin hatları, savaşta ne kadar korkusuz ve acımasız olabileceğini gösteriyordu.

Fakat gözlerinin derinliklerine baktığımda, sert dış kabuğunun altında yatan bir insanlık kırıntısını fark ettim. Belki de bir anneye, bir sevgiliye ya da vatanına duyduğu özlemi yansıtıyordu. Belki de içinde taşıdığı korkuları ve endişeleri gizliyordu ve bana beni takip et dedi.

Sesi, tıpkı zırhı gibi sert ve gürüldeyen bir tonla yankılandı. Emrettiği zaman, emirleri sorgusuz sualsiz yerine getirilmeliydi. Fakat sesinin tonunda bir yumuşaklık, bir sıcaklık da vardı. Bu anda sadece bir asker değil, bir insan olduğunu da hatırlatdı.

Savaşın vahşetini yaşamış olmasına rağmen, dünyayı ve insanlığı derinlemesine anlıyordu. Yada ben sadece soğuk bakışında bunları görmek istiyordum. Belki de üzüntüden kafamda birşeyler kuruyordum ama

Onunla birlikteyken, kalbimdeki kasvetli bulutlar dağılmaya başlamıştı. Sert bakışlarının arkasındaki derinliği ve beni korumaya olan kararlılığını hissedebiliyordum. Ona karşı bir güven duygusu filizlenmeye başlamıştı, bu da beni şaşırtıyordu. Kendimi ona karşı çekilirken buldum, bu da kafa karışıklığı ve suçluluk duygularıyla karışmış karmaşık bir duyguydu. Bu adam bir düşmandı,köyümü yok eden bir ordunun parçasıydı. Ama ona karşı hissettiğim şey, sadece korku veya nefret değildi. İçinde, belki de kendi karanlığı ve travmalarıyla boğuşmakta olan bir insanlık kırıntısı hissediyordum.

Ben bunları düşünürken emrini yeniledi "Слідуйте за мною, жінка"

(Beni takip et kadın)

O an ona karşı sonsuz bir güven hissettim ve ona kafamı salladım.

Onun peşinden yürürken başka Osmanlı askerleri de gördüm ancak peşinde yürüdüğüm askerin kıyafetleri gördüğüm diğer askerlerden çok daha kaliteliydi onun daha üst rütbe olduğunun düşündüm ve onu takip etmeye devam ettim. Yürümeye başladıktan biraz sonra bir gemiye geldik asker beni gemide köyümüzden tanıdığım bir kaç kızın da olduğu bir odaya bıraktı ve gitti. gemi hareket etmeye başladı belki de hayatım boyunca yaşadığım bu köye birdaha dönemezdim. Orada kapı komşumuz Anastasia'yı gördüm yaşadıklarımızı birbirimize anlattık ve bir süre konuşmadan sâdece ağladık.

...

Yolda sabahları ve akşamları bize yemek getiren iki tane asker vardı diğer kızlar onları pek hoş buluyordu ama ben beni gemiye getiren askeri daha çekici buluyordum. O yüzden onlara bu konuda katılmıyordum. Bir akşam yine bize yemek getirmek için geldiklerinde onlara beni buraya beni getiren askeri sordum

"Де солдат, який мене сюди привів?" (beni buraya getiren asker nerde)

hiçbirşey söylemediler ve gittiler. Muhtemelen Ukranyacaya bilmiyorlardı yada bizimle konuşmaları yasaktı o yüzden susup öylece gittiler. O olaydan bir hafta kadar sonra Osmanlıya epey yaklaşmıştık kızlarla bulunduğumuz odanın içindeki pencere tarzı birşeyden soğuk hava geliyordu bu hava yüzüme çarpıyor ve kaygılarımı arttırıyordu. Artık o masum köylü kız değildim. Ne kadar olmak istesem de... içimdeki kaygıları dindirmek istesem de Osmanlı da bana ne olacak sorusu bir an bile aklımdan çıkmıyordu. Orada ne ailem ne de arkadaşlarım vardı. Belki de bizi köle olarak satacaklardı ama buna inanmak istemedim beni getiren o asker güvenilir gözüküyordu ona güvenmek istedim. Belki bu güven yersizdi ama en azından beni öldürmemişlerdi. Saatler sonra gemi durdu bunu hem dışardaki askerlerin sesinden hemde geminin sallanmasının durduğundan anlamıştım. Bizi indirdiler tüm askerler yavaş yavaş devasa gemiden iniyorlardı gözüm beni gemiye getiren askeri aradı ama göremedim ve o an annemin bana küçükken verdiği kolyeyi gemide unuttuğumu hatırladım. Anastasia'ya beni idare etmesini söyledim ve hızlıca gemiye koştum. Bizi tuttukları odaya girdim ve biraz bakındıktan sonra onu bir tahta parçasının altına sıkıştığını farkettim bir elimle tahta parçasını kaldırıp bir elimle kolyemi aldım ve cebime koydum ve odadan çıktım. Tam geri dönerken boğulma ve öksürme sesi duydum. O an hiç düşünmeden odaya girdim ve beni gemiye getiren askerin can çekiştiğini gördüm. Onu kurtarmak istedim çünkü o ben kendi canıma kıyacakken beni kendimden kurtarmışdı. O yüzden canımı dişime takıp onu kurtarmaya çalışacaktım. ve tabiki tek sebebi beni kurtarması değildi ondan biraz da etkilenmişdim. Muhtemelen askerin boğazında birşey kalmıştı. Babam bir hekim olduğundan bazı şeyleri biliyordum şimdi muhtemelen o ölü ama hala yaptığı şeyler hayat kurtarıyor. Askerin karnının altından tuttum ve karnını yukarı doğru çektim bunu birkaç kez yaptıkan sonra askerin boğazından birşey düştü. Askerin gözü yaşarmıştı dizlerinin üstüne çöktü. O an benim kurtardığım askerden farklı olarak mavi kıyafet giyen başka bir asker anlamadığım bir dilde bağırdı. Muhtemelen beni arıyordu çünkü şuan at arabasında olmalıydım daha sonra açık kapıdan içeri baktı ve önce bana sonra hayatını kurtardığım askere baktı gözleri kocaman açılmıştı

"Efen... " bunu söyleyip sustu. Ne dediğini anlamamışdım zira hiç Osmanlıca bilmiyordum. Bomboş mavi kıyafetli askere baktım dizlerinin üstüne düşen asker kalktı ve tüm ihtişamıyla önümde dururken saçları dalgalandı daha az önce ölümden döndü ama hala çok hoş gözüküyordu belki de sert yüz hatları onu böyle gösteriyordu ama ne kadar sert olsa da yüzünde bir çocuksuluk, masumluk vardı ve bu onu çok özel kılıyordu

Дякую, жінко (teşekkürler kadın)

Bana teşekkür ediyordu ama ses tonunda bariz bir şüphe vardı bu şüphe geçmişinden kaynaklanıyor gibiydi sanki çok güvendiği insanların ihanetine uğramıs ve herkese olan güvenini kaybetmiş gibiydi. Ona baktıkça onu daha fazla tanımak istiyordum bir şey beni ona çekiyordu ama ne. Gözlerime dikkatlice baktı

"Ваші очі дуже красиві" (gözleriniz çok güzel)

"Дякую" (teşekkürler) dedim ona daha önce güzelliğimi çok övmüşlerdi ama bu farklıydı bu iltifatı haftalardır düşündüğüm adam etmişti. Şimdi düşünmüşken neden onu haftalardır düşünmüştüm beni ona çeken şey neydi ondan hoşlanıyor muydum yada bu bir çeşit minnet miydi. Ben bunları düşünürken yanındaki askere emir verdi "قادینی دیگر قادینلرلە برابر سرایە گوتور" (kadını diğer kadınlarla beraber saraya götür) osmanlıca konuşuyolardı birşey anlamamıştım ama bu askerin diğerlerinden üst rütbe olduğu kesindi. Daha sonra emiri alan mavi kıyafetli asker kolumdan tuttu ve "Схоже, що султан особливо піклуватиметься про вас" (padişah seninle özel olarak ilgilenecek) dedi

𝐃𝐄𝐕𝐄𝐓 𝐄𝐃𝐄𝐂𝐄𝐊

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.