İçeriğe geç

Aşk-ı Alacakaranlık 🫦🩸

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Aşk-ı Alacakaranlık 🫦🩸

Bölüm 2

2.bölüm : Edvırt’ı ilk görüş

Mükremin, kafasına yediği futbol topu darbesinden o kadar etkilenmişti ki uzun süre gözlerini açamadı. Yani en azından etrafındakiler öyle zannediyordu. Aslında Mükremin, "Okulda yakışıklı biri varsa belki gelir de bana suni teneffüs yapar" diye çakallık yapıyor, bildiğin baygın taklidi çeviriyordu. Sanırsın denizde boğulmuş da birinin onu kurtarması gerekiyordu. Bir süre sonra kimseden hayır gelmeyeceğini anlayınca aniden "Aahhh!" diyerek doğruldu. Etrafında toplanan kalabalığı kalçasını havalıca sallayarak sağa sola itti ve elindeki buzu başına koyup kankası Yeliz ile birlikte kafeteryanın yolunu tuttu.

Baygınlık rolünü biraz uzun tuttuğu için kafeteryada herkes çoktan yemeğe başlamıştı. Mükremin kapıdan içeri artistik bir girişle, "Çekilin, ben kadınım!" diye bağırarak girdi. Tam o esnada karşı masada oturan, hayalet gibi bembeyaz tenli bir aile gözüne çarptı. Yeliz ile bir masaya kurulduktan sonra masadakilere dönüp, "Kız, şu beyazlar ne öyle? Aç kalmış gibiler, gidelim de bir şeyler verelim yazık valla," dedi. Yeliz hemen atıldı: "Kız yok, onlar fakir değil amsine baya zenginler. Sadece tenleri öyle ve biraz garipler." "Zengin" lafını duyan Mükremin’in gözleri anında fal taşı gibi açıldı ve pis pis gülmeye başladı. Gözünü ailenin arasındaki en dikkat çeken çocuğa dikmişti, çocukta mükremini çıkarttığı fazla seslerden olsa gerek farketmiş garip garip ona bakıyordu. Yeliz’e dürtükleyerek adını sordu. Yeliz de hayran hayran, "O aralarındaki en popüleri, adı Edvırt," dedi.

Derken zil çaldı ve biyoloji sınıfına geçtiler. Yeliz, Mükremin’e "Hadi gel şuraya oturalım," diye boş bir yer gösterdi ama Mükremin, Edvırt’ın tek başına oturduğunu çoktan radarına almıştı. Masaları devire devire, önündeki sandalyeleri tekmeleye tekmeleye Edvırt’ın yanına gitti ve sıraya çökerken, "Oturabilir miyim Edvırt kardeş?" diye sordu. Edvırt kafasını olumsuzca sallayıp "Hayır" iması yaptı ama Mükremin çoktan çantayı masaya fırlatıp oturmuştu bile.

Ders başladıktan bir süre sonra Edvırt aniden burnunu eliyle kapatmaya başladı. Mükremin’den burnunun direğini sızlatan pis bir koku geliyordu. Edvırt, içindeki vampir içgüdüsüyle bu kokunun Mükremin'in damarlarındaki lezzetli kan arzusundan kaynaklandığını sandı. Mükremin durumu fark edince hemen diklendi: "Ne burnunu kapatıyon be? Koku senden geliyor!" dedi. Edvırt çok şaşırdı çünkü kendisi de aynı leş kokuyu alıyordu. Tam o anda ikisi de jet hızıyla durumun farkına vardı: Koku ne Mükremin’den geliyordu ne de Edvırt’tan... Koku direkt kapının dışından yayılıyordu!

Meğer kapının dışında, elinde kır çiçekleriyle Mükremin’i bekleyen bizim dağ ayısı Ceykıp duruyordu. Edvırt’ı rahatsız eden şey, onun o yıkanmamış vahşi hayvan kokusuydu. Mükremin, kapıdaki Ceykıp’ı görünce Edvırt yanlış anlamasın diye aniden ayaklandı. Kapıyı açıp Ceykıp'a, "Ayol sen ne yapıyon burada?!" diyerek çocuğu tek hamlede koridorun penceresinden aşağı, bahçeye fırlattı. Hiçbir şey olmamış gibi üstünü başını silkeleyip Edvırt’ın yanına geri oturdu ve defterini açıp, "Hadi şekerim, ödevi yapalım," dedi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.