Yağmurun cama vuran ritmik sesi, mutfaktaki saatin tıkırtısına karışıyordu. Eylül, masanın kenarında duran iki kişilik kahve fincanlarından birini eline aldı. Fincan soğuktu. Tıpkı odanın havası, tıpkı içindeki o bitmek bilmeyen boşluk hissi gibi.
Deniz’le ayrılalı tam üç hafta olmuştu.
Ne büyük bir kavga etmişlerdi ne de ortada bir ihanet vardı. Sadece zaman, ikisinin arasındaki o görünmez köprüyü yavaş yavaş aşındırmış, en sonunda da koparmıştı. "Birbirimizi yıpratıyoruz" demişti Deniz giderken. Sesi o kadar sakindi ki, Eylül o an bu sakinliğin altında ezildiğini hissetmişti. Keşke bağırsaydı, keşke kapıları vursaydı; o zaman öfkenin arkasına saklanabilirdi. Ama bu sessiz gidiş, aşk acısını daha çıplak, daha savunmasız bırakmıştı.
Eylül, telefonunu eline alıp alışkanlıkla mesajlar kısmına girdi. Parmakları ezbere o isme gitti. Son görülme saatine baktı, yazıp yazıp sildiği o yüzlerce kelimeyi düşündü. En zor olanı da buydu zaten: Hayatındaki her güzel şeyi, her canını sıkan detayı ilk ona anlatmaya alışmışken, şimdi en büyük acısını ondan gizlemek zorundaydı.
Mutfağa geçip kendine bir çay koydu. Tezgâhın üzerinde duran kurabiye kavanozuna gözü ilişti. Deniz’in en sevdiği tarçınlı kurabiyelerden yapmayı ne çok severdi... Şimdi ise mutfakta yemek yapmak bile anlamsız bir yük gibi geliyordu. Bir insanın yokluğu, evdeki nesnelerin işlevini bile değiştirebiliyordu.
Salona dönüp koltuğa yerleşti. İçindeki acı, fiziksel bir ağrı gibi göğsüne oturmuştu. Arkadaşları "Zamanla geçer, unutursun" diyordu. Eylül geçeceğini biliyordu bilmesine ama şimdi, tam şu saniyede canının yanmasına engel olamıyordu. Hafıza, insanı en çok iyileşirken acıtan bir mekanizmaydı; birlikte güldükleri bir an, gittikleri bir konser, sokakta duyulan sıradan bir şarkı bile o sızıyı tetiklemeye yetiyordu.
Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Bu acıyı bastırmaya çalışmayacaktı artık. Madem aşk gerçekti, arkasında bıraktığı bu yas da gerçekti. Kulaklığını taktı, yağmurun sesini bastıracak bir melodi açtı ve içindeki o ağır sessizlikle birlikte, zamanın akıp her şeyi yatıştırmasını beklemeye koyuldu.