İçeriğe geç

Aşk'ın Ateş'i

Bölüm 5 · 7 dk okuma

Aşk'ın Ateş'i

Bölüm 5

5.Bölüm

Güneşli bir pazar sabahına uyandım. Odada yalnızdım. Yağmur Sarp'laydı. İlda da not bırakmış, Fırat'layım diye. Kalkıp banyoya girdim. İşlerimi halledip kahvaltı yapmaya gidecektim. Telefonum çalıyordu.

"Efendim Ela?"

"Nasılsın abla?"

"İyiyim canım sen?"

"Bende iyiyim abla. Sana bir şey söylemem gerekiyor."

"Söyle canım."

"Zeynep ablam nişanlanıyor."

"Hadi ya, ne zaman?"

"Haziran'ın üçüncü haftasında."

"İyi, hayırlı olsun."

"Gelmeyecek misin abla?"

"Ablacım seni üzmek istemiyorum ama gelmemem daha iyi. Bak onlar arayıp söylemediler bile."

"Abla neden böyle yapıyorlar? Ben seninle olmak istiyorum."

Ağlıyordu. İçim acıyordu o ağlayınca. Neden böyle yaptıklarını ben de bilmiyordum ki.

"Ağlama ablacım. Bir şekilde görüşeceğiz. Ayarlayacağım ben."

"Tamam abla. Şimdi kapatmam lazım babam çağırıyor."

"Tamam, kendine iyi bak."

"Sen de ablacım."

Kahvaltı yapmaktan vazgeçip yatağıma uzandım. Bazen çok yalnız hissediyordum kendimi. Ailem bile sevmezken, birinin beni sevmesini beklemek mantıksız olurdu. Yirmi bir yıllık hayatımda beni sevdiğine inandığım beş kişi vardı. Ela, Sarp, Demir, İlda, Yağmur.. Defne de bu kategoriye girebilirdi. İçim sıkıldı. Kalkıp hazırlanmaya başladım. Beyaz kalın askılı kısa ve ince pembe kemeri olan bir elbise giydim. Saçlarımı hafif dalgalandırıp makyajımı yaptım. Kemerimle aynı renkte olan pembe çantamı alıp ihtiyacım olanları içine koydum. Somon rengindeki topuklu ayakkabılarımı giydim. Çıkmadan bej renginde ince ceketimi giydim. Aynadan son kez kendime bakıp çıktım odadan.

Bir saat kadar sokakları dolaşıp küçük küçük alışveriş yaptım. Ela'ya çok güzel bir elbise almıştım. Defne'ye de gözlerinin renginde hoş bir yeşil bluz almıştım. O kıza karşı içimde bir sevgi vardı. Nedensizce bir yakınlık duyuyordum.

Elimde bu ayı çıkaracak kadar para kalınca alışveriş yapmayı bırakıp bir parka oturdum. Çocukları izledim. Telefonum çalıyordu. Arayan Defne'ydi.

"Efendim?"

"Bade n'apıyorsun canım?"

"Parkta oturuyorum sen?"

"Evdeyim bende sıkılıyorum. İşin yoksa gelsene."

"Şey, yalnız mısın?"

"Evet."

"Adresi mesaj at o zaman."

"Tamam canım."

Niye bu kızı reddedemiyordum? Nerede herkese karşı olan soğukluğum? Nerede duvarlarım? Abi- kardeş beni etkileri altına alıyorlardı.

Mesaj gelince otobüs durağına gittim. Evlerine yakın durak yoktu. Yürüyecektim. On dakika sonra otobüs geldi. Arkalarda bir tane boş yer vardı. Benim yaşlarımda bir çocuğun yanına oturdum. Çocuk bacağıma bakınca çantamı kucağıma koydum. Kulaklıklarımı çıkarıp rasgele bir şarkı açtım. Demi Lovato- Really Don't Care çalıyordu. Kimseyi umursamadan son ses açtım. Yanımdaki çocuk arada dönüp yüzüme bakıyordu. En sonunda sinir olup müziği kapattım.

"Ne var ne bakıyorsun?" dedim sinirle.

"Ne bakacağım sana, sağır gibi son ses dinliyorsun ona bakıyordum."

"Sana soracak değilim. İstediğim gibi dinlerim."

"Çevreyi rahatsız etmeye hakkın yok."

"Ne kadar da duyarlı ama.." diye dalga geçerek kalktım yerimden.

İneceğim durağa yaklaşmıştık. Taktım kulaklığımı, açtım son ses. Durağa gelince indim. Mesajdaki adrese bir daha baktım. Yürümeye başladım. On- on beş dakikalık yürüme yolundan sonra eve ulaştım. Saray gibiydi. Çevrede pek ev yoktu. En yakın ev durağın ordaydı. Kapıdaki güvenliğe adımı verince hemen kapıyı açtı. Defne söylemiştir herhalde. Bahçenin girişinden eve kadar beş dakikada anca geldim. Bol yeşillikli, çiçekli bir bahçeydi. Evin yan tarafından arka tarafına doğru uzanan bir bahçesi daha vardı. Zili çaldım. Kapıyı elli yaşlarında çok tatlı bir kadın açtı.

"Buyurun. Bade Hanım, değil mi?"

"Evet ama Bade demeniz yeterli."

"Tabii buyur kızım salona. Defne birazdan iner aşağı." diyerek içeriye yönlendirdi.

Çok geniş bir salondu. Aşağı inen ve yukarı çıkan merdivenler vardı. Mavi ve krem tonlarında çok şık döşenmişti. Ben salonu incelerken Defne aşağı indi.

"Hoş geldin canım." diyerek sarıldı hemen.

Pek hoşlanmasam da ses çıkarmadım.

"Affedersin, Fırat abi söylemişti."

"Neyi?"

"Sarılmaktan ve samimi ilişkilerden pek hoşlanmadığını." dedi.

Kırılmış gibiydi. Onu kırmak Ela'yı kırmak kadar üzerdi beni.

"Seni kırmak istemem ama Fırat doğru söylemiş."

"Yanlış anlama beni. Tanışalı daha çok az oldu ama ben seni kız kardeşimmiş gibi sevdim. Farkındayım sıcakkanlı değilsin. Ama olsun arkadaş olmamıza izin versen yeter benim için."

"Beni zamanla daha iyi tanırsın. Seni kız kardeşime çok benzetiyorum yoksa yeni tanıştığım insanların evine gitmem genelde." dedim.

Ağır mı oldu acaba? Cevap vermedi bir süre. Yapabileceğim bir şey yoktu. Defne'ye yakın bile davranmıştım.

"Kardeşinden bahsetsene biraz." dedi aniden gülümseyerek.

"Ailemle beraber İstanbul'da yaşıyor. On yedi yaşında. Adı Ela. Şey, alınma ama o da senin gibi biraz balık etli." dedim hafif gülerek.

Son söylediğim şeye kahkaha attı. Bir saat kadar muhabbet ettik. Sevdiği çocuğu anlattı, nasıl tanıştıklarını falan.

"Bade aç mısın?"

"Aslında çok açım. Sabahtan beri sadece kahve içtim."

"Yok artık! Hemen Sultan teyzeye söyleyeyim hazırlasın bir şeyler."

"Zahmet olacak ama.."

"Saçmalama. Ben mutfağa gidip geliyorum hemen." deyip gitti.

Defne gidince bende telefonumla ilgilenmeye başladım. Kızlara mesaj atıp bir arkadaşımda olduğumu bildirdim. Defne'deyim desem bir sürü imalı cümle kuracaklardı bana. Ayağa kalkıp eteğimi düzelttim. Televizyonun yan tarafındaki raflarda fotoğraflar vardı. Onlara bakmaya gittim. Ateş'in ve Fırat'ın beraber çekildikleri bir fotoğraf vardı. En fazla on yaşında olmalıydılar. Ateş'in gözleri o zamanlarda etkileyiciymiş. O fotoğrafın yanında Defne'yle çekildikleri vardı. Defne'nin yanındayken Ateş'in gözleri parlıyordu sanki. Kardeşini çok sevdiği belliydi. Son fotoğrafta Ateş, Fırat, Defne ve iki tane çok karizmatik adam vardı. Fırat'ın ve Ateş'in babaları olmalıydı. Eski bir fotoğraf değildi.

"Bir buçuk yıl önce çekilmiştik onu." dedi Defne.

Defne'nin sesini duyunca irkildim. Fark etmemiştim geldiğini. İzinsiz baktığım için utanmıştım. Dönüp Defne'ye baktım, bu konuyu umursamadığını anlayınca rahatladım.

"Gel canım, bahçeye çıkalım."

Peşinden gittim. Salıncak vardı. Oraya oturdu, ben de yanına oturdum. Bana kapıyı açan ve adının Sultan olduğunu öğrendiğim teyze bize yiyecek bir şeyler getirmişti. Çok acıkmıştım. Hemen yemeye başladım.

"Bunlar çok lezzetli ya."

"Öyledir, Sultan teyze bir numaradır."

Yemeğimiz bitene kadar konuşmadık. Defne'ye aldığım hediye geldi aklıma.

"Şey, bunu sana aldım. Kardeşime bir şeyler alırken bunu gördüm. İnşallah beğenirsin." dedim paketi uzatırken.

Gülümseyerek açtı. Gözleri dolmuştu.

"Çok teşekkür ederim. Çok beğendim." deyip sarıldı.

Kahvelerimizi içerken telefonum çaldı.

"Efendim anne?"

"Bade, Haziran'ın üçüncü haftası Zeynep'in nişanı var. Geleceksen gel, laf olmasın."

"Gelmeyeceğim."

"İyi sevindim." deyip yüzüme kapattı.

Gözümden bir damla yaş aktı. Defne'den izin isteyip lavaboya gittim. Klozetin kapağını kapatıp üstüne oturdum. Ağlamaya başladım. Annemin bu tavırlarına alışmam gerekirdi. Ama alışamıyordum.

Bir süre sonra kalkıp yüzümü toparladım. Gözlerim kızarmıştı. Kendimi çok güçsüz hissediyordum. Ailem söz konusu olunca güçsüzleşiyordum. Lavabodan çıktım. Merdivenlerden inerken Ateş'le göz göze geldik. Hemen başımı yere eğdim. Geçmeme izin vermedi.

"Ağladın mı Bade?"

Ah o ses! İsmim onun ağzından ne de güzel çıkıyordu. Bu halimde bile etkiliyordu beni. Cevap vermeyince çenemden tutup başımı kaldırdı. Gözlerimdeki akmaya başlayan yaşları sildi. 'Yapma' diye yalvarıyordum içimden.

"Neden ağladın Bade, söyle bana?" dedi şefkatle.

Ona sarılıp ağlamak istedim. Ağladıktan sonra irademi kaybediyordum, güçsüz bir kız oluyordum.

"Bırak Ateş, gitmeliyim." dedim titrek bir sesle.

Bu halimi görmemeliydi. Sadece Sarp şahit olmuştu bu halime. Kızlar bile görmemişti. Utanıyordum.

"Bırakmam, bırakamam." dedi.

Gitmek istedim. Gitmek ve bir daha Ateş'i görmemek..

"Gel sahile gidelim." dedi.

"İstemiyorum."

"Lütfen Bade.."

Geri çeviremezdim ki. Başımı salladım. Beraber indik aşağı. Ben direk dışarı çıktım. Beş dakika sonra o geldi. Elinde çantam ve Ela'nın hediyesi vardı. Arabaya bindik.

Yarım saatlik bir araba yolculuğundan sonra beni hiç bilmediğim bir yere getirdi. Çok az insan vardı. İndik arabadan, sahile ilerledik. Ayakkabımı çıkarıp oturdum. Yanıma oturdu. Denizi izledik.

Yaklaşık yarım saattir hiç konuşmadan denizi izliyorduk. Ateş'in beni izlediğini fark ettim.

"Bakma bana öyle." dedim en sonunda.

"Neden?"

"Bakma işte. Hoşuma gitmiyor."

"Eğer neden ağladığını anlatırsan bakmam."

"Neden sana anlatayım ki? Birbirimizi tanımıyoruz bile."

"Ben seni tanımak istiyorum."

"Geç bunları Ateş. Klişelerle gelme bana."

"Neden bu kadar terssin?"

"Seni ilgilendirmez."

"Bade sabrımı taşırma." dedi dişlerini sıkarak.

Kötü bir niyeti olmayabilirdi ama onunla arkadaş olamazdım. Ona anlatamazdım.

"Beni yalnız bırak.." dedim.

Ağlayacaktım. O buradayken yapamazdım. Yeterince rezil olmuştum.

"Bırakmam Bade." dedi.

Hiç yapmamam gereken bir şeyi yaptım. Ateş'e sarıldım ve ağlamaya başladım. Kollarını bana sarıp beni kendine çekti. Neden böyle hissediyordum? İnsan ağlarken bile huzurlu hissedebilir miydi? Bu yanlıştı. Kokusunu çektim içime. Kendime gelmeliydim. Bu hale düştüğüm için daha çok ağladım. Sıkıca sardı beni.

Ağlamam bitene kadar bırakmadı beni. Kollarından sıyrılıp başımı yere eğdim. Utanıyordum. Pişman değildim ona sarıldığım için ama çok utanıyordum.

"Utanma Bade. Her insan ağlayabilir. Senin çok güçlü biri olduğunu biliyorum." dedi şefkatle.

Bana acıyor olamazdı değil mi? Öyle biri değildi. Başımı çevirip gözlerine baktım. Çok güzel bakıyordu. Kollarını açtı.

"Gel." dedi.

İtiraz etmeden dediğini yaptım. Buna ihtiyacım vardı. Başımı göğsüne yasladım. Saçlarımı okşuyordu. Çok farklı hissediyordum. Sarp'a veya Demir'e sarılınca böyle hissetmiyordum.

"Anlat güzelim." dedi yumuşacık bir sesle.

Kaba ve soğuk bulduğum bu adamdan yumuşak bir ses duymak garip olsa da anlatamazdım. Bana acırdı. O güzel gözlerinde acıma duygusunu görmek istemiyordum.

"Anlatamam." dedim kısık sesle.

Biliyordum. Israr edecekti. Kimse bilmiyordu ki bu konuyu. Diğerleri sadece ailemle aramın bozuk olduğunu biliyordu.

"Güvenmediğin için mi?" diye sordu.

Kahretsin ki, ona kimseye güvenmediğim kadar güvenmek istiyordum.

"Güvenle ilgili değil. Şimdi anlatamam belki çok sonra." dedim mecburen.

Bir şey demedi.

Bir saat kadar bu şekilde oturduk.

"Gidelim mi?" diye sordum.

"Gidelim." dedi.

Yol boyunca hiç konuşmadık. Yurda bıraktı beni. İnmeden,

"Teşekkür ederim her şey için. İyi geceler." deyip indim.

Arkama bakmadan yurda girdim. Odaya çıktım. Kızlar oturuyorlardı. Beni gördüklerinde yüzleri soldu.

"Kızlar sonra konuşalım." dedim hemen.

Onlara bakmadan kıyafetlerimi alıp banyoya girdim. Aynada kendime baktım. Perişan görünüyordum. Soyunup duşa girdim.

Odaya girdiğimde,

"Kızlar ben yatıyorum. Yarın erkenden dersim var." dedim.

"İyi geceler." dediler aynı anda.

Kızlara arkamı dönüp yattım. Telefonumdaki mesajlara bakmadan telefonumu şarja taktım. Gözlerimi kapatıp uyumaya çalıştım. Çok geçmeden uykuya daldım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.