İçeriğe geç

Aşk'ın Ateş'i

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Aşk'ın Ateş'i

Bölüm 2

2.Bölüm

"Bade"

"Bade, hadi uyan canım."

Yağmur'un bana seslenmesiyle yavaşça açtım gözlerimi. Uyandığımı görünce İlda'yı uyandırmaya gitti. Ateş'in gözleri hiç aklımdan çıkmıyordu. Kendime gelmem için banyoya gittim. Soğuk suyla yüzümü yıkadım. Aynada yüzümü inceledim bir süre. Uyandığımda açık kahve gözlerim yeşile dönerdi her zaman. İlk defa bundan nefret ettim. Onu düşünmek istemiyordum. Dişlerimi fırçalayıp banyodan çıktım.

"Günaydın kızlar." dedim sesimin neşeli çıktığını umarak.

"Günaydın." dediler aynı anda.

İlda tek kaşını kaldırarak bana bakıyordu. Samimi olduğunu düşündüğüm bir gülümsemeyle baktım. İmalı bir şekilde bakıp yatağını toplamaya başladı.

Odadaki günlük işlerimiz bitince hepimiz benim yatağıma oturduk.

"Ee kızlar n'apıyoruz bugün?" diye sordum.

Yağmur hemen atladı ;

"Kitabevine gidelim ya yeni kitaplar çıktı onlara bakmam lazım." dedi heyecanla.

"Sarp'ın kitabevine mi?" diye sordu İlda.

Sesindeki ima çok açıktı. Yağmur kızarmaya başladı. İlda'yla birbirimize bakıp sırıttık. Yağmur'un Sarp'tan hoşlandığının farkındaydık. Yağmur daha fazla kızarmadan,

"Başka kitabevine gitmek olmaz tabii ki. Arkadaşımız sonuçta. Hem benim çalıştığım yer, niye başka yere para kazandıralım? Değil mi ama?" dedim.

Yağmur gülümseyerek baktı bana. Kızlar onaylayınca kalkıp hazırlanmaya başladık. Bugün hava biraz sıcaktı. Siyah dar pantolonumun üstüne açık mavi ince tişörtümü giydim. Ayağıma da lacivert vanslarımı geçirip biraz makyaj yapmaya karar verdim. Tenim beyaz olduğu için pudra sürerdim genelde. Saçlarımı biraz tarayıp bıraktım. Parfümümü sıkıp siyah sırt çantamı aldım. Kızlara baktığımda onlarda hazırlanmıştı. İlda, dar kotunun üstüne pembe askılı tişörtünü, ayakkabı olarak da beyaz converselerini giymişti. Sarı saçlarını örmüştü. Çok şeker olmuştu. Yağmur ise, esmer tenine yakışacak bir beyaz elbise giymişti. Boyu dizinin biraz üstünde bitiyordu. Altına kırmızı vanslarını giymişti. O da benim gibi saçlarını toplamamıştı. Zıtlıkların birleşmesi gibiydik her zaman. Kızıl, sarışın ve esmer..

Kahvaltı yapmak için Kahve Diyarı'na gittik. Kahvaltımızı yaparken Ateş'i gördüm. Kızların arkasında bir masada kızın biriyle kahve içiyordu. İçim bir tuhaf oldu. Onu ilk defa gülerken görmüştüm. Neyse ne ya, beni ilgilendirmez. Kendime sinir oldum, neden bu kadar etkilendiysem.. Kızlara lavaboya gideceğime dair bir şeyler geveleyip masadan kalktım. Ateş beni görmemişti galiba. Gerçi görmemesi daha iyiydi. Ellerimi yıkayıp boynumu serinlettim. İçeri Ateş'in yanındaki kız girdi. Benim boylarımda, esmer, yeşil gözlü - Ateş'in gözlerinden daha açık -, balık etli bir kızdı. Kız da beni inceliyordu. Kızı görmezden gelip saçlarımı örmeye başladım. Kızın hala bana baktığını fark ettim. Kıza dönüp baktım cevap beklercesine.

"Merhaba." dedi çekinerek. Büyük ihtimal sert göründüğümden çekindi.

"Merhaba?" dedim sorarcasına.

Konuştuğumda biraz rahatlamış gibiydi. Sert görüntüme rağmen ses tonum sert değildi maalesef.

"Şey, abim sürekli sana bakıyordu. Senin de abime baktığını gördüm. Merak ettim." dedi.

Ne yani Ateş beni görmüş müydü? Birde sürekli bakıyormuş.

"Ateş senin abin mi?" diye sordum emin olabilmek için. Gülümseyip kafasını salladı.

"Ateş'le tanışmıyoruz aslında. Sadece çarpıştık, telefonum kırıldı. O da tamir ettirmek istedi. O kadar yani." dedim. Bazı şeyleri atlasam da genel olarak olay buydu.

"Anladım. Ben Defne." dedi gülümseyerek. Fazla sıcakkanlıydı.

"Ben de Bade." dedim. Saçımı örmeyi bitirip Defne'ye döndüm.

"Ben gidiyorum arkadaşlarım bekliyor." dedim.

"Tamam canım. Sonra görüşürüz." dedi içtenlikle.

Bir şey demeden masamıza yürüdüm. Oturduğumda Ateş'le göz göze geldik. Gözleri büyülüyordu beni. İlda beni dürtünce kendime geldim.

"N'oldu?"

"Asıl sana n'oldu? Dalıp gittin." dedi İlda.

Ne diyebilirim ki? Ateş'ten bahsetmemiştim onlara.

"Hiç öylesine." dedim inanmasını umarak.

Konuyu değiştirmeye karar verip ;

"Ee İlda, Fırat'la nasıl gidiyor?" diye sordum. Fırat'ın adını duyunca yüzünde güller açtı.

"Çok iyi, her şey yolunda. Bozulacak diye çok korkuyorum." dedi İlda.

Uzanıp elini tuttum.

"Böyle şeyler düşünüp boşa endişeleniyorsun İlda. Fırat'ın seni çok sevdiğini hepimiz biliyoruz. Bir sorun bile çıksa birlikte üstesinden gelirsiniz." dedim güven vererek.

"Aynen. Ortada bir şey yokken moralini bozma. Fırat o pisliğe benzemiyor, bunu sen de biliyorsun." dedi Yağmur.

Haklıydı. Özgür, İlda'nın lisedeki sevgilisi. İlda bunu biriyle basmış. Üç yıldır birliktelermiş o zamanlar. Ve Özgür'ün o kızla bir yıldır birlikte olduğunu öğrenmiş. Yıkılmış tabii.

"Haklısınız. Kuruntu yapıyorum bazen." dedi İlda.

Bu konuyu kapatıp başka şeylerden konuşmaya başladık.

"Kalkalım mı artık?" diye sordu Yağmur.

Kafamı sallayıp onay verdim.

"Tamam canlarım ben hesabı halledip geliyorum." dedi İlda.

İtirazlarımızı umursamadan kalkıp içeriye girdi. Kızların maddi durumları benimkinden daha iyiydi. Ama bunu pek belli etmezlerdi. Yok artık! İlda'yla Ateş konuşuyorlardı. Nereden tanıyorlar birbirlerini ya? İlda döndü bize baktı. Yanına çağırdı. İstemesem de Yağmur'un peşine takıldım.

"Kızlar bu Ateş. Fırat'ın kuzeni." dedi İlda.

Şaşırmıştım. Ateş'e baktım, o da bana bakıyordu. Çok derin bakıyordu. Gözlerimi kaçırdım. Birinin gözlerine uzun süre bakamıyordum.

"Ben Yağmur." dedi Yağmur.

"Biliyorum, İlda söyledi biraz önce." dedi Ateş ukalası. Biliyormuş. Ukala şey!

"Ben de Defne. Ateş'in kardeşi." dedi Defne sevecenlikle.

Eminim ki abisinin kabalığını örtmek için ortaya atladı. Ateş biran bile gözlerini benden ayırmadı. Bu beni aşırı rahatsız etmişti. Bakışlarımı ellerime çevirdim. İlda rahatsızlığımı anlayıp, "Biz gidelim artık, işlerimiz vardı." dedi.

Herkes aramızda bir şeyler olduğunu anlamıştı. Defne sırıtarak bir bana bir Ateş'e bakıyordu.

"Tamam görüşürüz." dedi Defne.

Hiç kimseye bakmadan arkamı dönüp dışarı yürüdüm. Çok geçmeden kızlar da geldi. Onlar konuşmadan ben konuştum.

"Hiçbir şey sormayın şimdi. Daha sonra anlatacağım." dedim.

Bir şey demediler. Beni iyi tanıyorlardı. Bir şeyi anlatmak istemiyorsam ısrar etseler de anlatmazdım. Genelde anlatmak istemezdim zaten. Kızlar kendi aralarında konuşurken ben düşüncelere dalmıştım. Niye sürekli aklımda olduğunu bir türlü anlayamıyordum. İnsanı içine çeken, ne düşündüğünü belli etmeyen o gözler.. Bu yaşıma kadar hiçbir erkekten etkilenmeyen, onlardan hep uzak duran biriyken, şimdi o gözlerin hastası olmuştum. Bu durum ciddi derecede canımı sıkıyordu. O kaba adamın gözleri bu kadar güzel olmamalıydı.

Düşüne düşüne kitabevine gelmiştim. Kızlar içeriye girdi hemen. Bendeki değişikliğin farkında olmalarına rağmen sormuyorlardı, anlatmamı bekliyorlardı. Ben de arkalarından içeri girdim. Arzu'yu gördüm ilerde. Yanına gittim, kızlar da peşimden geldi.

"Arzu, Sarp yok mu?" diye sordum.

"Dışarı çıkmıştı, birazdan gelir." dedi.

O işine dönünce, kızlar kitaplara bakmaya gitti. Ben buradaki bütün kitapları biliyordum. Koltuklardan birine oturdum. Çevremdeki insanları izlemeye başladım. Burada oturmayı severdim.

Kitabevinin içi çok genişti. Ve kitaplar türüne göre ayrılmıştı. Bu sınırları belirleyen koltuklar vardı. İki koltuk arası bir tür olacak şekilde düzenlenmişti. Ben genelde fantastik kitapların yanında olurdum. Huzuru bu kitabevinde buluyordum. Omzuma biri dokununca irkildim. Sarp gelmişti.

"Hayırdır ufaklık, bir sorun mu var?" diye sordu.

Ona yalan söyleyemezdim. Ama gerçeği de söyleyemezdim.

"Bilmiyorum Sarp. Düşünceliyim bu aralar." dedim.

"Anlatmak istersen dinlerim, biliyorsun. Kız kardeşimsin sen benim." dedi.

Kalkıp sarıldım. Daha önce bir ya da iki kez sarılmışımdır. Şaşırdı en başta. Sonra o da sarıldı.

"Teşekkür ederim Sarp. Abimden daha çok abilik yapıyorsun bana." dedim ağlamaklı bir sesle.

Ne oluyor ya bana?

"Her zaman yanındayım ufaklık." dedi.

Bu kadar duygusallık fazlaydı. Ayrıldım ve gülümsedim hafifçe.

"Sarp."

"Efendim ufaklık?"

"Yağmur da burada." dedim sırıtarak.

Sarp da Yağmur'dan hoşlanıyordu. Ama ikisi de birbirine itiraf etmiyordu. Yağmur'la İlda yanımıza geldi.

"Hoş geldiniz kızlar." dedi Sarp.

"Hoş bulduk." dediler. Ayakta dikiliyorduk.

"Hadi bir yerlere gidip oturalım." dedi Sarp.

Hepimiz onayladık. Arabayla gitmeye karar verdik. Yağmur'u öne oturttuk. İlda'yla bizde arkaya bindik. La Sera'ya gittik.

Yaklaşık iki saat oturduk. Muhabbet ettik. Daha doğrusu ettiler. Ben pek katılmadım.

"Ya ben gitsem olur mu? Fırat çağırıyor." dedi İlda.

"Sorman hata canım ya, tabii git." dedi Yağmur.

İlda hepimize sarılıp gitti.

"Gençler ben de gideyim. Biraz deniz kenarında otururum sonra yurda geçerim." dedim.

"Ben de geleyim istersen?" dedi Yağmur.

"Yok ya, takılın siz. Hem yalnız kalsam daha iyi." dedim.

İkisine de sarılmadan kalktım masadan. Sarılmayı sevmiyordum, onlar da biliyordu bunu.

Deniz kenarına yürüyüp kalabalık olmayan bir yere oturdum. Ailem iki haftadır hiç aramadı. Ela -kız kardeşim- dışında hiçbiri önemli bir şey olmadıkça aramazdı zaten. Yıllarca ailemin beni neden sevmediğini düşündüm. Ben yokken daha mutlulardı. Bir tek Ela özlüyordu beni. Benden küçük olmasına rağmen her zaman benim yanımda oldu. Ailemin beni sevmediğini fark ettiğim andan itibaren sert bir görüntü oluşturdum kendime. Yıkılmaz, aşılmaz bir duvar..

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.