"İTALYA-MARDİN"
Sıkı bir uçuşun sonunda Mardin'e zorla getirilmiştim. Kolumdan kaçmayayım diye tutan korumalara zorluk çıkarıyor ve kaçmaya çalışıyordum.
Kaçsam Mardin'de nereye kaçacaktım ki zaten?
Pes ederek beni arabaya bindirmelerine izin verdim. Nede olsa kocam gelip beni kurtarırdı? Umarım eve erken gelirdi de yokluğumu fark ederdi. Malum ben arayamıyordum...
Bana bakan korumaya sinirli bir bakış attım. "Adın ne senin?" Cevap koca bir sessizlik oldu. "Dilini mi yuttun?" Cevap yine koca bir sessizlik. Göz devirip kollarımı birleştirdim.
Dışarıyı seyrederken zaman hızlı geçti ve konağın önüne geldik ki gelmez olaydık. Yıllar sonra burada ilk defa bu kadar araba görüyordum. O günden sonra bir daha gelmemiştim bu konağa. Açıkçası herkesi unutmuştum.
İki koluma giren korumalara kısa bir bakış attım. Buradan nereye kaçabilirdim ki? Konağın büyük kapısı açıldı. Avluda oturan onlarca kişinin bakışları bana döndü. İçeriye girdiğimizde ilk dikkatimi çeken, ortada oturmuş olan dedemdi. Sinirli olduğu her halinden belli oluyordu.
Ölüm sessizliği vardı etrafta.
Elimi havaya kaldırarak, "Ciao (Merhaba)" Dedim. Ne dediğimi anlamamışlardı.
Bu konakta herkes birbirinin arkasından iş çevirirdi, kimse kimseye güvenmezdi. Herkes şeytandı burda. Hepsi çocukluğumun katilleriydi.
7 sene önce buradan çekip giderken hiç düşünmemiştim. Pişman olmayacağımdan emindim çünkü.
"Ciao sorella. (Merhaba abla.)" Bakışlarımı sesin geldiği yine çevirdim. 7 sene önce tek başına bırakıp gittiğim kardeşim bana gülümsüyordu. Bana kırgındı, kızgındı. Bunu bakışlarından anlayabiliyordum. Nefret de ediyor muydu acaba?
"Neyce konuşuyonuz kız?" Dedi adını bilmediğim kadın. "Senin bilmediğin dilden yenge." Diye çıkıştı Eftalya. "Aa Terbiyesiz! Ana baba olmayınca-" Lafa atlayacakken dedemin gür sesi duyuldu konakta. "Yeter! Çıkarın şunu çalışma odama." Ayıplar gibi bir bakış attım.
"Aaa ne kadar ayıp dede! Torununa 'şu' denir mi? Ben sana şeref desem hoşuna gider mi he? Gitmez." Bastonunu sertçe yere vurdu. "Götürün diyorum size! Neyi anlamıyorsunuz?" Kollarımdan tutan adamlar zorla beni üst kattaki çalışma odasına bırakmış ve gitmişlerdi.
Sinirli bir nefes alıp kendimi koltuğa bıraktım. Bu koltuk küçükken çok rahattı, annemler ne kadar izin vermeseler bile bu odaya girip uyuya kalıyordum.
Açılan kapıyla gözlerim o tarafa döndü. Bastondan destek alarak içeri giren dedem bana bakmadan koltuğuna oturdu. İkimizde sessizdik. "Ee dede? Yıllar önce bir köşeye savurduğun torununu neden getirdin buraya?"
"Ömer, Elvan aşiretini kızını kaçırmış. İki tarafta kan çıkmasını istemiyor bu yüzden berdele karar verildi. Fakat Ömer'in kardeşi yok bunu sende biliyorsun. Bedel senin üzerine kalacak, Elvan aşiretinden Azad ile evleneceksin."
Koca bi kahkaha patlattım. "Şaka yapıyorsun dimi dede?" Karnımı tutarak gülmeye devam ettim. "Ben ne dersem o olacak! Anan baban yok, sana ne olacağına ben karar veririm Çilek."
Kendimi durdurup yönümü dedeme çevirdim. "Yıllar önce çöp diye dışarı attığın torunundan bahsediyorsun öyle değil mi? Aptal yerine koyduğun, her boku yaptırdığın kişiden. Ulan annemi babamı öldürdünüz, yetim bıraktınız bizi. Ben 17 yaşındaydım, eftalya peki? Kaç yaşındaydı o kız? 10. 10 yaşındaki çocuğu anasız babasız bıraktınız. Yetmedi ailesi olarak gördüğü beni de aldınız elinden. Ne dediniz ona? Ablan seni terk etti, kaçtı gitti? Bunu mu dediniz. Benden nefret etmesini mi sağladınız? Ne yaptınız?" Sesim gereğinden fazla yüksek çıkmıştı.
"Çilek yeter! Kararlarına karşı gelme, ben ne dediysem o olacak bu kadar. Şimdi çık odana güzelce dinlen. Yarın imam nikahı kıyılacak, akşamüstü dini nikah." Başımı iki tarafa salladım. "Çok yanlış yapıyorsun dede. Buna pişman olacaksın." Bir şey demedi. İçeri giren korumalar beni zorla yatak odasına götürdüler.
Sinirle elime ne geldiyse firlatmaya başladım. Elimdeki vazoyu cama fırlattığım gibi kırılan camların yarısı etrafa saçıldı. Elime aldığım başka bir eşyayı aynalı dolaba fırlattım. Bulduğum her şeyi bir yere fırlatırken kendime zarar verdiğimin farkında değildim.
Sinir krizi geçiriyordum ve bu ilk kez olmuyordu. Odaya giren korumalar beni tutmaya çalışırken ben hala bir şeyleri kırma derdindeyim. Kendime gelemiyordum, bedenimi kontrol edemiyordum. Adımı seslenen insanlar sakin kalmam için söyleniyordu fakat başarısız oluyordum. Kolumda hissettiğim ince sızı bir anlık gözlerimi kararttı, ayaklarım boşaldı ve düşecek gibi oldum. Nefes alışverişlerimi duyabiliyordum, kalbim kulaklarımda atıyordu. Gözlerim buğulanmaya başladı, yanağımda aşağı doğru süzülen yaşları hissedebiliyordum.
Bir şeyler söylüyordu fakat anlamayacak kadar halsizdim.
...
Yataktan sıçrayarak kalktığımda elimi kalbime götürdüm. Kabus gördüğüm için terlemiştim. Odadan çıkarak aşağı indim.
" Dov'è il mio marito del pacchetto mafioso italiano? (Nerede benim İtalyan mafya paket kocam?)"
Neden hala gelmemişti? Telefonumu almışlardı. Sinirden gözlerim dolmaya başladı. Gözümden düşen yaşı umursamadan etrafı aramaya başladım. Belki bir şey bulabilirdim. İlk önce yerdeki şedirlerin üstüne baktım. Biri -ben değilse- telefonunu unutmuş olabilirdi. Her şey mümkündü.
"Ne yapıyorsun burada." Arkamda duyduğum sesle irkilerek dikleştim. Arkamı döndüğüm gibi Eftalya ile karşılaştım. "Hiç, öyle. Bir etrafa bakayım dedim. Ne değişmiş ne değişmemiş diye." Gözlerini kısıp başını salladı. "Kaçmaya çalışmıyorsun yani?"
Bir süre gozlerimi gözlerinde tuttum. "Yoo." Dedim. Elini cebine sokup telefonu bana fırlattı. "Kurtar kendini bu çöplükten, izin verme sana zarar vermelerine."
Sessizlik çoktan hakimiyetini kurmuştu. "Neden gittin abla? Neden beni burada tek başıma bıraktın?" Konuşmak istemedim, cevap vermek istemedim. O sadece kendini inandırmaya çalışıyordu.
"Eftalya," yutkunmaya çalıştım. "Sana ne anlattılar bilmiyorum ama ben kötü biri değilim, yemin ederim." Önüme geldi, elini yanağıma koydu. "Sana çok kırgınım abla, kızgın değilim. Kızgınlık kolay unutulur ama kırgınlık o kadar kolay unutulmaz." Cevap vermedim.
Elini yanağımdan çekti. "Hadi ara kimi arayacaksan." Başımı salladım. Loris'in numarasını tuşladım, umarım aramam ulaşmıştır. 4 çalışma açılan telefondan Loris'in sesini duydum.
"Loris," dudaklarımdan dökülen isim ile Eftalya'nın bakışları bana döndü. "Çilek? Dove sei? (Neredesin?)" Endişeli çıkan sesine kurban olduğumun adamı ya.
"Ti porto la sabbia, Loris. (Sana kuma getiriyorum, loris.)" Bunun söylememin üzerine Eftalya güldü. Onunla birlikte bende güldüm.
"Aspetta, cosa hai detto? Alla sabbia? Chi è che ride alle tue spalle? Dove sei? (Bekle, ne dedin sen? Kuma mı? Arkadan gülen kişi kim? Sen neredesin?)" Ağlanacak halime güldüm.
"Sì, nella sabbia. Se non sei a Mardin alle 9 del mattino, ti porto la sabbia addosso. (Evet, kuma. Eğer sabah 9'da Mardin'de olmazsan üstüne kuma getiriyorum.)"
Derin bir nefes aldı. Arkadan korna sesleri geliyordu. "Sto arrivando, tesoro. (Geliyorum güzelim.)"
"Ora devo riattaccare, così qualcuno non si accorge che ti sto chiamando, arrivederci. (Şimdi kapatmam lazım, biri fark etmesin seni aradığımı, görüşürüz.)"
Telefonu kapatıp son aramalardan Loris'in numarasını sildim. Benim evli olduğumu bilmiyorlardı ve bunu öğrenince büyük bir şok yaşayacaklardı. Berdel olması umrumda değildi. Bana acımayana bende acımazdım.
Telefonu geri Eftalya'ya uzattım. "Seviyor musun?" Anlamazca baktım ona. "Ne?" Gülümsedi. "Konuştuğun kişi Kocan ya hani, seviyor musun onu?" Başımı salladım. "Seviyorum."
Aklıma takılan onlarca soru vardı. Konuşacak başka bir şey olmayınca Eftalya telefonunu cebine koydu. "İyi geceler." Dedi kapıya ilerledi. "Eftalya," Dedim bir umut. Bana doğru döndü. "Efendim abla." Ona doğru yaklaştım. "Yarın buradan giderken benimle gelir misin? Geçmişte yaptığım hatayı telafi etmeme izin verir misin?" Boğazını temizledi, yüzündeki kocaman gülümsemeyi bana sundu.
"Benim çok fazla derin yaram var abla. Senin acıların zamanla bana geçti. Sen gitmiştin bu yüzden suçlanacak biri yoktu ortalıkta. Her suçu üstlenecek, bedelini ödeyecek biri yoktu. Bu yaralar kolay kolay geçmez, hem fiziksel hem ruhsal. Eğer beni gerçekten iyilestirebilirsen, ki bundan emin değilim, gelirim."
Gelirdi, gelecekti. Onu buradan kurtarabilirdim. Sabahtan beri yapmak istediğim fakat kalbimin izin vermediği şeyi yaparak sıkıca sarıldım Eftalya'ya. Çok küçük yaşta çok büyük şeyler yaşamıştı. "Seni kurtarıcam buradan." Ellerini belime sararak bana sarıldı.
"Kimse bir şey görmeden gidelim." Başını salladı. Odama geçerek yatağa uzandım. Sabah 5'e doğru uykuya daldım.
...
İmam gelmişti, konakta 100'den fazla insan vardı. Hepsi sığmadığı için yarısı da dışarıdayı. Azad'ın da benim kadar isteksiz olduğu bakışlarından belliydi. Allah vardı yakışıklı adamdı, ama Loris'im, Azad'a bin başardı.
Loris hala ortalıkta yoktu. Beni burada bırakmazdı, biliyordum. Saat 9.30'du, birazdan imam nikahı kıyılacaktı.
"Il mio Loris, l'uomo nei cui occhi ho trovato la vita. Dove sei? (Loris'im, gözlerinde hayat bulduğum adam. Neredesin?)"
Bazı bakışlar bana döndü. Ne dediğimi anlamadıkları belliydi. "Non preoccuparti, non capirai. (Boşuna bakmayın anlamazsınız.)"
Anlamadıkları için yaptıkları yüz ifadeleri beni güldürmeye başlayınca daha çok kişinin bakışları bana döndü. "Hatice ne diye gülüyor bu kız?" Dedi ortada oturan kadın. "İtalyanca bilmiyorum anne." Eh, en azından hangi dil olduğunu bilen biri vardı.
En köşede kuzenleri ile oturan Eftalya'ya baktım. Neden baktığımı anlamış olacak ki kalkarak odadan çıktı. "Kız çilek, parmağındaki yüzük ne öyle? Yoksa evli misin sen?"
Gözlerimi devirerek konuşan kadına baktım. "Bütün sırrı bozdun ya," Etrafımdaki kadınlar ellerini ağızlarına kapatıp kendi aralarında fısıldaşmaya başladı.
"Şaka yapıyorum hanımlar, yüzük sadece evlenilince takılmaz." Şaka yapmıyorum, ciddiye alın.
Bu sefer de ayıplar gibi baktılar. Çokta umrumdaydı yani.
Dedem içeri imam ile birlikte girince, ben hariç herkes ayağa kalkmış selam vermişti. Birazdan hepsi hayatlarının şokunu yaşayacaklarından habersizdi.
Yanımda oturan Azad bana yandan 'side eye' bakışı atarak yerinde hareketlendi. İmam önümüzde oturdu. Her şeyi şimdi bozmam gerekliydi. Eftalya yakalanmadan bu işi bitirmem lazımdı.
"Dur imam bey amca!" Dedim bağırarak. Dedem dahil herkesin bakışları bana döndü. Tam o sırada dışarıdan gelen silah sesleri ile büyük bir çığlık koptu ağzımdan. Hay ben böyle şansı...
...