Sırtımı yeraltı salonunun soğuk ve pürüzlü taş duvarına yaslamış nefesimi tutuyordum.Kalbimin göğüs kafesini çarpan sesini birinin dumasından korkarak,ciğerlerimi zorladım.Gözlerim zifiri karanlığa çoktan alışmıştı.Burası günlerdir,benim evim,sığnağım ve zindanım olmuştu.Gecenin sessizliğini boğan ,o tanıdık sesi duydum.Ağır,ritmik ve sert ayak sesleri...Babam İmparator Darius Mannheim yaklaşıyordu.Karanlığı yaran meşalesinin ışığı gölgeleri duvarda dans ettirirken,sesi salonda buz gibi yankılandı:"Elethon askerleri sana acımıyıcak Emily.Annanin çığlıklarını duduklarında durmadılar.Şimdi söyle bana karanlık senin düşmanınmı yoksa sığnağınmı?"
Sözleri göğsüme saplanan bir ok gibi canımı yaktı.Annemin adını her duyuşumda içimde yanan kor ateş yeniden alevlendi.Morluklar içindeki vücudum,günlerdir sürdügüm bu acımasız dayanıklılık sınavları yüzünden,sızlıyordu.Ancak babamın ruhuma üflediği intikam eteşi ,fiziksel tüm acılarımı bastırıyordu.Bir gölge gibi adımlarının tersi yönde hareket ettim.Babam meşaleyle önöndeki karanlığı tararken,ben çoktan arkasına sızmıştım.Elimdeki tahta hançeri sıktım,parmak uçlarımda yükseldim ve hançerin ucunu üzeri altın işlemelerle kaplı olan,imparatorluk zırhındaki o küçük boşluğa dayadım.
O an zaman durdu.
Babamın sert yüz hatlarında hafif,neredeyse belirsiz bir gülümseme oluştu.Bu Klystarya imparatorunun bana verebileceği tek ve en değerli hediyeydi.
"Güzel",dedi, sesi her zamanki gibi çelik kadar sertti.
"Ama yetmez.Yarın Miltron sınırındaki gerçek sınavın başlıyor.Babam sözünü bitirir bitirmez,ben daha hançerimi çekemeden,aniden arkasını döndü.Çelik eldivenli elleri bileğimi sarsılmaz bir pençe gibi kavradı.Hafif bir hamleyle beni ittiğinde, elimdeki tahta hançer taş zemine düşerek tok bir ses çıkardı.
"Yede kalan bir hançer,Elethon askerleri için sadece bir davetiyedir Emily."Dedi sesi yeraltı salonunun soğuk duvarlarında yankılandı.Meşalenin titrek ışığı yüzündeki eski savaş yaralarını daha da keskinleştiriyordu."Gerçek bir savunma,sadece düşmmanın hamlesini beklemek değil,onun aklını okumaktır.
Nefes nefese kalmıştım.Morluklar içindeki vücudum acıyla sızlıyordu,yerdeki hançeri tekrar kavradım."Sınırda sadece gözlem yapıcaksınız."diye devam etti İmparator Darius Mannheim.
Vaelor Vraids'in casuslarını bizzat görseniz bile benden kesin bir emir gelene kadar yerinizi koruyucaksınız.
Savunma hattını asla terk etmek yok ,anlaşıldımı?!
Başımı yavaşça salladım."Anlaşıldı İmparatorum."
Ancak babam arkasını döndügünde,içimdeki o kor areş yeniden alevlendi.
Babam bana hep aynı şeyi söylüyordu.Beklemek...
Annan Simantranın çığlıkları hala bu sarayın duvarlarında asılıyken ve bin yıllık kutsal kılıcımız Asil Gece düşmanın kirli ellerindeyken daha nekadar bekleyebilirdimki?
Gerekirse onun emirlerini çiğnicek,Elethon krallığını içten çökertecek olan gizli planımı,kendi ellerimle başlatacaktım.
Bu alacağım en doğru karar olacaktı.
"Yinede kendi kafanın dikine gitmeyi planlıyosun değimi?
Karanlığın içinden gelen bu fırlama ses,yeraltı salonunun o boğucu havasını bir anda dağıttı.
Meşhale ışığının aydınlattığ kadarıyla buraya gelen iki gölge gördüm.
On yaşımdan beri bu taş salonlarda benimle birlikte ter döken,babamın sokaklardan kurtarıp evlarlık aldığı Kader ortaklarım yaklaşıyordu.
Milda ve Grante.
Meşhale ışığı yüzlerine vurduğunda,Grante'nin o her zamanki her şeyi hafife alan sırıtan yüzünü gördüm.
Milda ise tam aksine,heran bir Elethon pususu yiyecekmişiz gibi tetikteydi,parmaklarının arasında gümüş bir fırlatma bıçağını ritmik bir şekilde çeviriyordu.
