Hümeyra elindeki dosyaları düşürmemeye çalışarak merdivenleri çıktı. Bacakları hafifçe titriyordu. Birkaç salonu geçerek ahşap kapıya ulaştı. Elindeki dosyaları sağ koluna yaslayıp kapıyı çaldı.
"Gir."
Zarzor elini kapı koluna atıp kapıyı açtı. Masaya doğru hızlı adımlarla yürüdü. "Buyurun." Elindeki dosyaları sertçe masaya bıraktı.
General arkasını dönmedi. "Çık dışarı."
Kız bir şey demeden kapıya yöneldi. Aklı erişim kartındaydı. Kapıyı arkasından kapatıp bugün ilk kez sakin adımlarla yürüdü.
Odasına vardığında anahtarı yerine yerleştirdi ve içeri girdi. Küçük oda düzenliydi. Fazla eşya yoktu zaten. Ortada tek kişilik bir yatak, sağ tarafta demir bir gardırop. Yanında aynalı eski bir masa. Masa ve dolapta eski günleri hiç unutturmayan resimler. Soldaki pencerenin önünde basit bir çalışma masası. Üzerinde bir eser var: Açlık.
Gardrobun önünde durdu, gözleri küçük resimlerde gezindi. Utku'yla olan bir resim. O günü iyi hatırlıyordu.
"Utku, lütfen. İnat etme işte." Telefon kamerasını yukarı kaldırmaya çalıştı.
"Ya dur, Allah için." Adam kızın elini ittirdi. Geniş bardağı önündeki sorta sehpaya bıraktı. Kolunu Hümeyra'nın arkasına yerleştirdi.
"Yaaa, lütfeeen! Ne olacak sanki?"
"Sevmiyorum ya, çekme." Yinede daha fazla kızı kırmak istemedi, eğilip kadraja girdi. Kızın belini kavrayıp yüzünü onunkine yaklaştırdı.
Hümeyra gülerek öz çekim yaptı ikisini. Utku eğilip boynundan öptüğünde huylandığı için kıkırdadı.
"Mutlu musun?" Dedi Utku uzaklaşırken, kızın mutlu heyecanını izledi. Kızın uzun sarı saçlarıyla oynadı.
"Evet!" Hümeyra telefonu bırakıp Utku'ya döndü. "Yani niye bu kadar zorsun?"
"Ben mi zorum?" Adamın ağzından neredeyse bir kahkaha kaçtı. "Sen hiç öz eleştiri yapar mısın güzelim?"
"Yaparım tabii," Düşünür gibi yaptı. "Hmmm, bir daha yapayım." Karar vermiş gibi adama döndü. "Mükemmelim, canım."
Utku şakayla kızın yan tarafını çimdikledi. "Orası öylede," devam etmedi.
Kız irkildi ve abartılı bir şekilde uzaklaştı. "Yaaa! Acıttın!"
"Gel buraya," Kızı tutup kendine çekti, yanağına öpücük kondurdu. "Özür dilerim."
Kız dil çıkardı inatla ve uzaklaşmaya çalıştı.
"Hümeyra," Utku uyarıyla kıza bakıyorduki terasa giren birisi boğazını temizleyince kızdan uzaklaşıp dikleşti. Kafasını kaldırıp Baran'a baktı.
"Ne oldu?"
"Utku gelsene, biraz işimiz var." Baran'ın alaycı tavrının üzerinde olmadığı nadir anlardan birisiydi.
Utku kız hiç olmamış gibi ayağa kalktı, veda etmeden yada döneceğine dair bir söz söylemeden terastan Baran'la çıktı.
Hümeyra arkasından baktı, sonra o da ayağa kalkıp terasın taş korkuluklarına yaslandı. Rüzgar saçlarına yön verdi, malikanenin bahçesine dalgın dalgın baktı.
Hümeyra ağlamamak için dudaklarını büzdü. Boğazındaki düğümü yutmaya çalıştı ve gardrobu açtı. Eğilip alt raftan yeşil bir çanta çıkardı. Birkaç parça kıyafeti çantaya yerleştirdi kabaca, gözlerini sildi. Çantayı kapatıp ayağa kalktı.
Tam odadan çıkıp kapıyı kitleyecekken geri döndü. Dolaptan o resmi koparıp son kez baktı. "Özledim seni, yemin ederim." Çantaya yerleştirip kapıya yöneldi.
Odasını kilitleyip İstihbarat Birliği'ne doğru yürüdü. Umut'tan o beşinci seviye erişim kartını alması gerekiyordu. Yarın sabah çıkacaklardı, eğer arşive girmeden giderse çok içinde kalırdı. Rahat edemezdi. Hiç bu kadar yakın olmamıştı.
İstihbarat Birliği'ne vardığında hazırlık yapan askerleri gördü. Çantasını yerleştirmesi için bir askere verdi. Umut'u bulacaktı ama ilk bir gerçekten tuvalete gitmesi gerekiyordu. Binaya girdi, asansörü tuttu ve yukarı çıktı. Üçüncü katta indi ve tuvalete hızlı adımlarla ilerledi.
"Ay, Allah'ım altıma kaçıracağım.." Köşeyi döndü, strese girdiğinde sanki sürekli tuvaleti geliyordu. Saçını toplarken içeri girdi, adımları sessizdi. Hiç beklemeden kabine girdi.
Hıçkırık sesleri duyduğunda kaşlarını çattı, kulak verdi. Birisi yan kabinde ağlamasını bastırmaya çalışıyordu. Arada hafifçe inliyordu. Hümeyra hızlıca işini bitirip kabinden çıktı.
Yan kabinin önünde kapıyı tıklatmak istedi ama kabin zaten açıktı. Kapıyı hafifçe itti. "Merhaba... İyi misiniz?" Karşısında Umut'un odasında gördüğü kızı buldu. Kız klozetin kapağının üzerinde omuzları düşük bir şekilde oturuyordu. Koyu çözülmüş bukleleri önüne düşmüştü.
Hümeyra kapıyı açtığında kafasını kaldırdı. Kızarmış gözleriyle Hümeyra'nın renkli gözleri buluştu. Kızın gözleri inci gibi parlıyordu. Bluzunun koluyla yüzünü silip ayağa kalktı. Hümeyra'yı hafifçe itip hızlıca kapıya yöneldi. Hümeyra arkasından şaşkınlıkla baktı.
"Allah Allah..." Kabine göz attı, sonra lavabonun önünde ellerini yıkamak için durdu. Yavaşça ellerini köpükledi. "Acaba Umut mu bir şey yaptı kıza," Sesli bir şekilde düşündü.
Fazla umursamadan tuvaletten çıktı. Umut'un yanına gidip ödeşmeliydi. Heyecandan elleriyle oynuyor, kalbi sanki içinde kuş varmış gibi titriyordu. Heyecandan mı yoksa karşılaşmadan korktuğu şeylerden dolayı mıydı? Yüzleşmek istemiyor muydu? Öğreneceği şeyler istediği gibi olmasaydı ne yapacaktı?
İnsan her şeyi bilmemelidir bazen. Onun için en doğrusu en güzeli o olabilir. Cahillik mutluluk olabilir. Ama bilmemeyi sevmez insan. İnsanoğlu şımarıktır, her şeyi ister. Ve eğer çok isterse onu elde eder. O kadar şımarıktır ki evren uğraşmak istemez.
İnsanoğlu en çokta bilgiyi ister, bilmek ister. İnsanın doğası budur. Araştırmak, merak etmek, kurcalamak, doğayı rahatsız etmek... Eğer bunu yapmıyorsak, işte o zaman ortada büyük bir problem vardır.
Hümeyra merak ediyordu, bilmek istiyordu. Gerçeği görmek istiyordu. Her insanda olduğu gibi. Bazen bilgi acı verir, bazen huzur.
Mesela Hümeyra tozun içinde nelerin yaşadığını öğrendiği günden beri çarşaflarına eskisi kadar güvenemiyordu. Bilgi kimi zaman insanın kendi yatağında bile huzurlu uyuyamamasıydı.
"Teğmen." Hümeyra üssün geniş avlusunun sonunda okyanusa bakan Umut'la Yaman'a yaklaştı. Eğilip aşağı baktı, birkaç askeri tekne görevden dönüyor olmalıydı. Umut'a döndü. "Gelir misin?"
"İzninizle Yüzbaşı," dedi Umut sigarasını söndürüp Hümeyra'nın arkasından yürüdü.
Yaman dosyadaki o kızın suratını inceledi. Sadece dosyada değil reklam panolarındada görmüştü. Önceki dünyada. Şimdi ne şöhreti kalmıştı ne de eski hayatından sahip olduğu bir ayrıcalığı. Tabii güzelliği değişmemişti, geriye kalan sadece o idi. Kişiliği değişmiştir, insanların düşünceleri ve tavırları sabit kalmaz. Hayata bakış açıları her gün biraz daha değişir.
Umut'la Hümeyra Yüzbaşı'nın bakışları altında avlunun uzak bir köşesine doğru yürüdüler. Hümeyra Umut'un kollarından tutarak hafifçe yönlendirdi ve Yüzbaşı'yla arasında Perde olmasını ve Kızı gizlemesini sağladı.
"Haydi ver şu erişim kartını, tüm gün peşinde köpek ettin beni."
"Ben her gün sana köpeğim cannımmm, Sen bir gün olunca mı zorlandın?" Umut ceplerini karıştırırken alayla söyledi.
"Ya yürü git, boş yapma." Kız ters ters baktı. "Sen benimle uğraşacağına, sözde köpek olacağına git hizmetlin neden ağlıyor ona bak."
Umut anlamayınca kaşIarını çatarak Hümeyra'ya baktı. Yeleğinin üzerindeki parmakları durakladı. "Hizmetli mi?"
"Hm, hm." Dedi kız umursamayanak. Gözleri adeta arzuyla istek ve merakla kartı arıyordu.
"Kim?"
"Odanda gördüğüm. Haydi uzatma, kartımı ver."
Ama adam sanki şuandan itibaren hiçbir şeyi umursamıyordu. İçine anlayamadığı bir his düştü. Göğsüyle karnı arasında bir boşluk oluşmuştu sanki. Ne acıyordu ne de kanıyordu, sadece rahatsız ediyordu.
Binaya yöneldiğinde Kız durdurmak için koluna sarıldı. " Dur, nereye? Kartı vermedin. Benim için önemli."
"Hemen geliyorum, bekle." Dedi Umut ciddi bir ifadeyle.
"Ya sabır, gitme!" Umut'un peşinden yürüdü.
Teğmen arkasını dönüp sertçe baktı. Ve Hümeyra bu bakışı gördüğünde nerede durması gerektiğini iyi biliyordu.
O kız Teğmen için ne ifade ediyordu? Neden tüm tavrı değişmişti? Hümeyra Teğmen'in arkasından baktı. Daha önce ne o Kızı farketti ne de Umut ve kızın etkileşimini. Ama pek umursamadı, aklı arşivdeydi. Yine ulaşamamıştı. Sanki göğsündeki kuşu Sıkıyorlar, boğazlıyorlardı. Dudaklarını birbirine bastırdı. Burnunu çekti.
...
Umut hızlıca basamakları tırmandı. Karşılaştığı askerlere bile selam vermeden ilerledi. Üçüncü kata çıktı ve koridorda ilerledi. Kapıya ulaştı ve kapıyı çalmadan içeri girmek istedi her zaman olduğu gibi.
Kafasında sonsuzca düşünce dönüyordu. Birisi mi kaba davrandı? Kötü bir şey mi yaşadı? İncindi mi? Askerler mi rahatsız etti?
Sertçe kapıya tıklattı, açılmayınca tekrar vurdu. "Beren, kapıyı aç." İçeriden ses gelmedi, dahada parmakları gerildi. "Beren, orada mısın?" Kafasını eğip kapının altından gelen ışığa baktı. "Oradasın, aç kapıyı. Yoksa kırarım."
Beren fark ettiğini anlayınca kapıya yaklaştı. Sesini toparladı. "Ne oldu? Müsait değilim, daha sonra gelir misin?" Neden birdenbire geldiğini anlamamıştı, öfkeliydi sesi ve bu kızı hiç rahatlatmıyordu. Yinede kapının bu tarafında olmasını yeğlerdi.
Kız 'müsait değilim' dediğinde Teğmen alayla güldü. "Kapıyı aç,"
"Umut gider misin? Müsait değilim."
"Aç, yanlış anlayacaklar." Teğmen kafasını kaldırıp ona bakan askere bakışlarını indirmesini sağlayacak bir bakış attı.
Umut bunu söylediğinde Beren en çok korktuğunu, hakkında dedikodu çıkmasını, yaşamamak için kapıyı açtı. Teğmen girdiğinde sertçe kapıyı kapattı.
"Ne oldu sana?" Kaşlarını çatarak kıza baktı.
"Ne olmuş?" Dedi kız bakışlarını sertleştirmeye çalışarak, ağladığını belli etmek istemiyordu. Gözleri şimdi çok kızarık değildi neyse ki.
"Ağladın mı sen?" Hümeyra'nın söylediğini belirtmek istemediği için kızın gözlerini inceledi. Kızarıklığı zaten fark etmişti.
"Ne? Hayır." Kız huzursuzca kıpırdandı.
"Gözlerin kızarmış. Anlat." Dedi Teğmen mesafesini koruyarak.
"Sen niye gelmiştin?"
"Ne oldu? Birisi mi bir şey yaptı? Askerler mi karıştı? Söyle halledeyim."
"Hayır, bir şey olmadı." Birisinin sorması onu dahada duygulandırdı. Gözleri dolmuştu, gözlerini kaçırdı.
"Olmadı mı?" Umut kaşlarını çattı. "Bak bana yalan söyleme Beren. Her şeyinden haberim olacak sen benim sorumluluğumsun."
Beren kararsız kalmış gibi adama baktı. Dudakları burkuldu hafifçe. Daha fazla yüklenmek istemiyordu Umut'a. "Yok bir şey,"
"Öğrenirim biliyorsun." Umut kıza baktı dikkatlice. Ona güven vermek için geri adım attı. "Tamam, istediğin zaman söyle."
Kız tırnaklarıyla oynadı.
"Sen söyleyene kadar buradayız."
"Ya..." Kız pencere kenarına yaslanan adama baktı. "Umut,"
"Beren." Kızın tedirgin bakışlarına baktı.
"Umut ben hamileyim."