I
Haliç'in suları, gece yarısını çoktan geçmiş olmasına rağmen, bir an için aydınlandı. Sonra yeniden karanlığa gömüldü. Ama o bir anlık parıltı, suyun altında olan bitenin habercisiydi.
Asena, bilincinin son kıvılcımlarıyla çırpınıyordu. Ciğerleri yanıyor, gözleri bulanıklaşıyor, her saniye biraz daha ağırlaşıyordu vücudu. Son bir baloncuk, dudaklarından ayrılıp yüzeye doğru yükseldi; onunla birlikte, son umut da tükeniyordu.
Ve sonra, her şey değişti.
Suyun rengi, bir anda koyu maviden altın sarısına dönüştü. Binlerce yıllık Hitit kabartmaları, suyun içinde belirmeye başladı; tanrılar, savaşçılar, kurban törenleri... Hepsi canlanıyor, hareket ediyor, dans ediyordu. Ve karşısında, tamamen altından yapılmış bir kadın figürü belirdi. Arinna — Hitit Güneş Tanrıçası.
"Uyan, kurt soyu," dedi Arinna. Sesi, suyun içinde kristal bir çınlamayla yayılıyor, Asena'nın tüm hücrelerine işliyordu. "Ben seni doğuran ateşim."
II
Arinna, elindeki altın kadehi Asena'ya uzattı. Kadehin içinde, kırmızımsı bir sıvı parlıyor, tıpkı erimiş altın gibi akıyordu.
"İç," dedi Tanrıça. "Gerçek mirasın bu. Lupus kanı değil, Arinna'nın özü."
Asena, kadehi dudaklarına götürdü. Sıvı, boğazından akarken, bedeninde garip bir sıcaklık yayılmaya başladı. Göz bebekleri, bir anda altın rengine dönüştü. Ve anılar, bir sel gibi hücum etti zihnine:
Bir tapınak... Gecenin karanlığında altın ışıklarla aydınlanmış bir tapınak. Ortasında, altın bir havuz. Havuzun içinde, bir bebek yıkanıyor; bebek kendisi. Etrafında, beyazlar giymiş rahibeler, ilahiler söylüyor. Ve sonra, kapılar kırılıyor, içeri silahlı adamlar dalıyor. Morvian, en önde, gözlerinde açlıkla. Ve annesinin çığlığı, o korkunç çığlık...
Asena, gözlerini açtı. "Annem... bir rahibeydi?" dedi, sesi inanmazlıkla karışık.
Arinna, başını eğdi. "Evet. Kara Klan, seni bizden çaldı. Şimdi intikam vakti. Ama dikkat et... Bu güç seni de yakabilir."
III
Haliç'in yüzeyi, aniden yarıldı. Dev bir altın ışık, suyun derinliklerinden fırlayıp gökyüzüne yükseldi. Ve o ışığın içinden, Asena çıktı.
Ama bu, eski Asena değildi. Saçları, altın renginde parlıyor; gözleri, hem kırmızı hem altın bir ışıltı saçıyordu. Vücudunda, Hitit sembolleri yanıp sönüyor, tıpkı canlı birer dövme gibi hareket ediyordu.
Kıyıda, Cesur ve Tyris donakalmış, bu manzarayı seyrediyorlardı. Tyris'in dudakları aralandı, sesi çıktı ama fısıltıdan öteye gidemedi:
"Abla... sen artık insan değilsin!"
Asena, başını kaldırdı. Gözleri, onlara çevrildiğinde, içlerinde hem tanıdık bir sıcaklık hem de ürpertici bir yabancılık vardı.
"Hayır," dedi. Sesi, iki farklı tondan oluşuyordu; biri Asena'nınki, diğeri daha derin, daha eski, daha kutsal bir ses. "Artık ben... Arinna'nın kızıyım."
POST-CREDIT SAHNESİ
Gece. Kara Klan'ın yıkıntıları arasında, bir ekip çalışıyordu. Toprağı kazdılar, enkazı kaldırdılar ve sonunda, altın kaplı bir iskelet buldular. Morvian'ın iskeleti. Üzerindeki altın tabaka, ay ışığında parlıyor, tıpkı yeni dökülmüş gibi pırıl pırıldı.
Ve tam o anda, iskeletin parmakları kıpırdadı.
Sekizinci bölümde: Morvian altın bir canavara dönüşüyor! Asena'nın yeni gücü kontrolden çıkıyor! Cesur son bir yazı yazacak: 'Tanrıça ve Canavar'