I
Enkazın altında, zamanın anlamını yitirdiği o boşlukta, yalnızca iki şey vardı: soğuk ve bekleyiş. Dr. Nazlı'nın elleri, yılların deneyiminin verdiği sarsılmaz kararlılıkla Asena'nın bileğini kavradı. Küçük bir neşter, bir an için havada parıldadı, sonra deriyi yardı. Kırmızı değil, koyu, kadifemsi bir sıvı sızdı yaradan; tıpkı Zerak'ın kanı gibi, ama daha koyu, daha yoğun, daha eski. Damlalar, donmuş Varhan'ın üzerine düştü.
Bir an. Sadece bir an süren bir sessizlik çöktü her yere. Ve sonra, Varhan'ın gözleri açıldı.
On yıllık uykudan uyanan bir adamın gözleri değildi bunlar; bembeyazdı, buzdan bir gölün yüzeyi gibi donuk ve parlaktı. Dudakları aralandı, sesi boğuk ve uzaklardan geliyordu:
"Nerede oğlum?"
Asena, babasının sesini duymanın verdiği tarifsiz duyguyla bir an için donakaldı, sonra kendini toparladı.
"Baba... Tyris Kara Klan'da rehin! Sen on yıldır—"
Sözünü bitirmesine fırsat kalmadı. Varhan'ın yumruğu, tankın kalın camını bir anda parçaladı. Buz kristalleri dört bir yana saçıldı, vücudu sanki binlerce yıllık bir buzulun içinden çıkmış gibi donuk ve parlaktı. Ayağa kalktı, Asena'ya doğru bir adım attı. O bembeyaz gözlerinde, ne tanıdık bir ifade vardı ne de insana ait bir sıcaklık.
"Tyris... güvende," dedi. "Ama sen değilsin."
II
İstanbul sokakları, gecenin bu saatinde bile ıssız değildi. Polis aracının arka koltuğunda, kelepçeli bir halde oturan Cesur, camdan dışarıyı seyrediyordu. Ne düşüneceğini, ne hissedeceğini bilmiyordu; içinde bir boşluk, bir hiçlik vardı. Ta ki telefonu titretene kadar.
Elleri kelepçeliydi ama telefonu dizlerinin üzerinde görebiliyordu. Ekranda bir mesaj belirdi:
📌 "Haliç Tersanesi. 23:00. Yalnız gel."
Ekrana yakın plan: Cesur'un kanlı parmak izi, mesajın altında beliriyor. Bir anlam, bir çağrı, bir tehdit...
Kesit: Haliç Tersanesi'nin terk edilmiş bir hangarında, bir sandalyeye bağlanmış on sekiz yaşında bir genç. Tyris. Yüzü morluklar içinde, dudakları şişmiş, gözlerinde korku ve meydan okuma karışımı bir ifade. Boynunda, Lupus Mührü dövmesi. Kameraya bakıyor, sanki birine seslenir gibi:
"Abla... Babamızın gerçek kimliğini biliyor musun?"
III
Laboratuvarın enkazında, baba ile kız karşı karşıyaydı. Varhan'ın elleri, yavaş yavaş buzdan pençelere dönüşüyor, parmakları sivriliyor, tırnakları uzuyor, keskinleşiyordu. Bir hamlede Asena'yı duvara çiviledi; nefesi yüzünde buz gibiydi.
"Ben gerçek Varhan değilim," dedi, sesi tıpkı bir kış fırtınasının uğultusu gibiydi. "Ben onun ölümsüz yarısıyım. Seni Kara Klan'a teslim etmem gerekiyor."
Asena'nın gözleri, babasının bu sözleriyle doldu. Yaşlar, yanaklarından süzülmeye başladı; ama o yaşlar, yere düştüklerinde kırmızıya dönüşüyor, kan gibi akıyordu zemine.
Dr. Nazlı, bu manzara karşısında çığlık attı. "İmkansız! Dişi Kurt'un gözyaşları sadece Lupus Mirası'nda aktiftir!"
Varhan, tam o anda dondu kaldı. Asena'nın kanlı gözyaşları, onun vücudundaki buzu eritmeye başladı. Gözlerindeki beyazlık kayboluyor, yerini tanıdık, insani bir ifadeye bırakıyordu.
"Kızım..." dedi Varhan, sesi acıyla karışık. "Beni hatırla. O gece seni kaçırdım çünkü..."
Sözleri boğazında düğümlendi, ama gözleri her şeyi anlatıyordu.
IV
Haliç Tersanesi, yıllardır terk edilmiş, paslı gemilerin ve çürümüş halatların mezarıydı. Cesur, karanlıkta yolunu zor buluyor, her an bir tuzakla karşılaşmaktan korkuyordu. Ama buldu. Tyris, bir sandalyede oturuyor, göğsüne bağlanmış bir bombanın dijital ekranı saniyeleri sayıyordu:
⏳ 00:05... 00:04... 00:03...
Cesur koştu, ne yapacağını bilmeden, çaresizce. Ve tam o anda, bir gölge belirdi arkasında. Varhan. Buzdan eliyle bombayı bir anda kopardı, fırlattı Haliç'in karanlık sularına. Patlama, geceyi bir an için gündüze çevirdi; sular köpürdü, alevler yükseldi, sonra her şey yeniden karanlığa gömüldü.
Tyris, ağlayarak babasına sarıldı. "Baba! Sen—"
Varhan'ın yüzünde, yıllardır görülmeyen bir gülümseme belirdi. "Artık gerçekten ölümsüzüm," dedi.
Ve vücudu, bir anda toz buza dönüşüp dağıldı. Buz kristalleri, rüzgârda savruldu, Haliç'in sularına karıştı, kayboldu gitti.
POST-CREDIT SAHNESİ
Gece. Kız Kulesi'nin tepesinde, bir ışık hüzmesi belirdi. Albino. Elinde, Varhan'ın buz kalıntıları vardı; avucunda eriyen son kristallere bakarken, kendi kendine fısıldadı:
"Ölümsüzlük... bir lanetse, neden herkes peşinde?"
Altıncı bölümde: Asena intikam yemini ediyor! Kara Klan'ın lideri Morvian sonunda ortaya çıkıyor! Cesur'un kalemi bu kez gerçekleri değil, kanı yazacak!