Kendime biraz daha gelebildiğimde öleceğimi kabul etmiştim. Bu yüzden ailemin telefonuma ulaşabilme ihtimaline karşı bir video çekmeye karar verdim. Telefonu pantolonumun geniş cebinden çıkardım ve kilidini girdim. Kameraya girdiğimde bambaşka bir ben göründü ekranda. Makyajım iyice dağılmış,maskara ve rimel gözyaşlarımın izini bırakmışt.. Oldukça depresif görünüyordum. Kendimi ilk defa böyle görüyordum,sanırım. Sonra videoyu başlattım.
Daphne'nin bakışları altında videoyu bitirdim.
-"Çok yakında öleceğiz,Daphne..." dedim. Daphne'nin yüz ifadesi değişti. Hayal kırıklığına uğramış gibiydi. Bir süre sessizce düşündük.
-" Ben zaten ölmüştüm..." diye mırıldandı.
-" Kimse görmedi,hiç kimse." ses tonunda üzücü ve bıkmış bir ton vardı sanki ama emin değildim.
-"Çünkü insanların bir şeye inanması için illa kendi gözleriyle görmeleri gerekiyor! Eğer görmüyorlarsa seni öldürür onlar,defalarca! Ve eğer onlara " sen beni öldürdün!" dersen deli olduğunu düşünüp tımarhaneye tıkarlar seni! "
-" Adiler,sadece işlerine gelenlere inanıyorlar! Tanrı'ya,cennete, sevgiye... Birisinin öldüğüne inanmıyorlar! Ruhun hissedilmiyorsa yaşıyorsun ama kalp seslerin duyulmayınca ölü oluyorsun!" Sustu. Kızgın görünüyordu. Sonra acı bir kahkaha attı. Tüm üzüntüsü kahkahasında saklıydı sanki. Kendini susturmak için elleriyle ağzını kapattı ama gülmeye devam ediyordu.
-" Ben..." dedim .
-" Herkesin güzel bir hayat yaşamadığını unutmuşum..." Sözlerimi duyunca Daphne sustu.
-" Benim hayatımda,beni her daim mutlu etmek için uğraşan insanlar var. Herkesin vardır değil mi? " cevabını merakla bekledim.
-" Hayır." dedi. Yüzüne baktım. Başını eğmişti ve sırtı hafifçe kambur duruyordu.
Nefes alışverişi belirginleşti.
-" Ama bir keresinde onunla karşılaştım..." dedi.
-" Onu görmezden gelmeye çalışıyordum ancak her geçen gün ona bağlanıyordum... Kirli bir hâyal gibiydi ve bana çok iyi davranıyordu. Hayatımda sevgiyi sadece onda gördüm. Sahte olsa da sevgi gördüm." Sonra sustu. Uzun bir süre konuşmayınca:
-" Daphne,zaten yakında ikimiz de öleceğiz. Bu yüzden birbirimize yaşamızı anlatabiliriz." dedim. Sessizlik.Bir süre sonra:
-" Ne duymak istiyorsun?" diye mırıldandı.
-" Öldüğünü söylüyorsun, nasıl? " diye cevapladım. Bacaklarını uzatarak duvara yaslandı.
-" Babamı hiçbir zaman tanıyamadım. Anneme onu sorduğumda beni azarlardı ve onun merak edilmeye layık biri olmadığını söylerdi. Benim de ona benzediğimi,bu yüzden benden nefret ettiğini söyleyip dururdu. Çocukken çoğunlukla yatılı okulda kalırdım ve bundan öylesine nefret ederdim ki... Diğer çocukların aileleri onları düzenli olarak ziyarete gelirdi,benim annem ise aramazdı bile. Bu yüzden onlara imrenerek bakardım ben.Çocuklar tuhaf olduğumu düşünüp bana zorbalık yaparlardı ancak sırf onları umursayan bir aileleri var diye asla karşılık vermezdim. "
-" Bır gün okuldaki iki arkadaşım kavga etmişti. Okul müdürünün ailelerine haber verdiğini gördüğümde ben de bir sorun çıkarmaya karar verdim. Ve yaptım da. Planım işe yaramıştı. Annem geldiğinde ona sarıldım ancak o bana tokat atarak git gide babama benzediğimi söylemişti. Ona onu çok özlediğim için kavga ettiğimi ve diğer çocukları çok kıskandığımı söyledim. Annem umursamadan çekti gitti. Hayal kırıklığına uğramıştım ancak aynı hatayı tekrarladım. Annem yeniden geldi, bana tüm öğretmenlerimin benden şikayetçi olduğunu ve benden utandığını söyleyip yine gitti. Bu sözlerden sonra değersiz birisi olduğumu anlamıştım. Herkes benden nefret ediyordu. Ortalıkta bir hayalet gibi dolaşıyordum ve hiçbir işe yaramıyordum. Sonra o okuldan atıldım. Annem çok kızmıştı! Ilk defa gördüğüm erkek arkadaşıyla beni tanıştırmadı bile. Belki yüzümdeki ciziklerin sebebini sorar diye ondan yara bandı istediğimde elime biraz para tutuşturup markete yolladı.Hemen başka bir okula yazdırdı. Burası eskisi kadar kötü değildi. En azından kimseden dayak yemiyordum. Sanki hiç yoktum... Anlıyor musun?"
Yüzüm ıslanmıştı. Anlattığı herşey gözümde canlanıyordu ve canımı yakıyordu. Başımı evet anlamında salladım.
-" Senin gibi güzel bir hayat yaşayan insanlara imrene imrene geçiriyordum günlerimi. Okul bitince tek başıma eve döndüm ancak annem evde değildi. Yan komşum anlattı bana herşeyi. Annem evlenmişti ve buradan gitmişti. O an;o kadar sarsılmıştım ki kendime gelebilmem için tüm duygularımi yok etmek zorundaydım. Bana bir not bırakmıştı. 'O uzak bir yere gitmişti ve artık kendi başıma bakmam' gerekiyordu. Sonra hayat daha da kötüleşti. Kimse beni çalışan olarak ise almıyordu ve benim de para bulmam gerekiyordu. " Duraksadı. Bir kaç saniye sonra devam etti.
-" Çalmaya başladım. İlk seferlerde; tabii ki de başarısız oldum. Başım kanunla derde girdi. O zamanlar reşit olmadığım için serbest bırakıldım ancak aynı suçu yeniden işledim. Kış aylarında da marketlere gizlice girip orada kaldığım için de basım derde girdi. Daha sonra cezaevine girdim,sonra aynı sefillik işte...Tüm hislerimi kaybetmistim. Hayat diye birşey yoktu sanki. Hicbirsey yoktu! Sanki ölü gibiydim. Sonra ölü olduğuma inandım." Sustu. Duygusuz gözlerini, gözlerime dikti.
-" Ama bir gün onunla karşılaştım. Benim gibiydi. Beni gerçekten seviyor muydu bilmiyorum ama bana nazik davranan tek kişi o idi. Akıl hastanesinde tanıdım onu. Akıl hastanesinden ondan önce çıkmıştım. Onu kolay kolay göremeyeceğimi bildiğim için akıl hastanesinde çalışan olarak işe başladım." dedi. Sonra sustu. Uzun bir süre sessiz kalınca;
-" O,hastaneden çıkmadı mı ?" dedim. Daphne çok kısık bir sesle:
-" Onu orada bırakamazdım. " dedi.
-" Deli falan değildi."