3 arkadaş michael, nick ,alex michael oyun bağımlısı nick ise barda çalışıyor ve oranın sahibinin karısına aşık oluyor alex bir şirkette ofis boy bir gün Michael oyun bağımlısı olduğu için kavga edip dışarıya çıkıyor ve mesaj atarak arkadaşlarını kafeye çağırıyor nick barın sahibinin karısı ile öpüşecekken sahibi içeri girer onları görür ve orada kavga ederler nick kaçar alex izin alarak buluşmaya gider hep birlikte buluştuktan sonra onları arayan polisi görürler polis 3 arkadaşı kovalar ve hepsi bir tuvalletin içine girer Birden ses kesilir Nick, tuvaletten çıkarken etrafına dikkatlice bakıyor. Birkaç adım atıp, çevresine göz gezdiriyor. Her şey aniden sessizleşmiş gibi. Sokaklarda, caddelerde, binaların her tarafında kimse yok. Havanın o alışıldık gürültüsü, arabaların motorları ve insanların sesleri bir anda kesilmiş gibi. Nick’in içinde korku kabarmaya başlıyor, fakat bu durumu anlamaya çalışırken bir yandan da diğer arkadaşlarını görmek istiyor.
Hızla tuvaletin kapısını açıp, Michael ve Alex'i çağırıyor. "Hadi, gelin! Bir şeyler yanlış burada…" diyor. Ancak yanıt alamıyor. Arkadaşlarını bulmak için aceleyle çevresini tarıyor, ama sokakta tek bir insan bile görünmüyor.
Sadece tuvaletlerin dışında eski bir dükkanın kapısından içeri sızan hafif bir ışık var. Nick, korkusuna rağmen, o tarafa yöneliyor. O sırada, birden fazla gölge bir kenarda hareket ediyor gibi görünüyor. Korkuyla geri dönüp, Alex ve Michael'ı bulmak için adımlarını hızlandırıyor. Ama her şey o kadar sessiz ki, bir an için nereye gitmesi gerektiğini bile bilemiyor.
O sırada, elindeki telefon çalmaya başlıyor. Nick, telefonu açtığında bir garip sesle karşılaşıyor: "Burası artık bizim dünyamız. Gerisi sadece bir oyun." Telefonu kapatıyor Nick, kalbi hızla çarparken bir süre etrafına göz attıktan sonra, eski bir otelin büyük kapılarından birinin önünde durdu. Otelin dış cephesi oldukça eski ve terkedilmiş görünüyordu, ama içeriye doğru çekici bir ışık sızıyordu. İçeri girmeye karar verir. Yavaşça kapıyı itip içeri adım attığında, büyük lobi ona tanıdık gelmeye başladı.
Ve işte, otelin lobisinde, Michael ve Alex’i görüp, bir anlığına rahatladığını hissetti. Arkadaşları oradaydı, her şeyin sonunda normale döneceğini düşünüyordu. "Michael, Alex!" diye bağırdı, onları bulmuş olmanın sevincini yaşarken. Michael, başını kaldırarak Nick'e gülümsedi, ama bu gülüş, Nick'in içinde bir gariplik hissi uyandırdı. Alex de kafasını kaldırıp, ona doğru yürüdü, ama her ikisinin de gözlerinde, yaşadıkları korkunun izleri vardı.
"Nick, buradan nasıl çıktığımıza dair hiçbir fikrimiz yok," dedi Michael, gergin bir şekilde. "Burada bir şeyler yanlış ve biz de çözmeye çalışıyoruz."
Tam bu sırada, otelin kapısından başka iki kişi girdi. Nick, onları fark ettiğinde, bir tuhaflık daha hissetti. İki genç kız, siyah elbiseler içinde, ellerinde eski telefonlarla odaya girmişti. Gözleri, sanki başka bir dünyaya aitmiş gibi boş bakıyordu. Bir süre sessizce ilerlediler ve Nick, onların varlığını fark etmeden önce telefonları aldılar ve telefonun üst kısmında yazan şey numaradır bu 4 orta zorluklu eğer bütün kağıdı toplarlarsa kendi dünyalarına döneceklerdi
"Bu oyunun bir parçası," dedi kızlardan biri, soğuk bir sesle. "Ve şimdi doğru zamanda asansöre binmek zorundasınız."
Nick, ve diğerleri şaşkın bir şekilde, kızların asansöre doğru ilerlediğini izlediler. Asansör, bir müddet sonra sessizce yukarıya doğru hareket etmeye başladı. Michael ve Alex, birbirlerine bakarak, ne yapacaklarını bilemediler. Nick, "Bir şeyler yapmalıyız, bu asansöre gitmemeliyiz!" dedi, ama Alex, sessizce yanıtladı: "Bence başka bir seçeneğimiz yok."
Nick, o an asansörün içine doğru ilerleyen kızları izlerken, bir yandan da tuhaf bir korku hissi içini kaplıyordu. Kızlar asansöre bindikten sonra, birden içeriye büyük bir sessizlik çökmüştü. Otel neredeyse terkedilmiş gibi hissediliyordu.
"Biz de gitmeliyiz," dedi Michael, "buradan kaçmanın tek yolu bu olabilir."
Asansöre binmeye karar verdiler, ama o an bir şey fark ettiler: Asansör, bir yandan yukarı çıkarken, her katın arasında korkutucu bir boşluk hissi vardı. Nereye gideceklerini, kimlerin onları izlediğini ya da bu oyun bitmeden nasıl bir çıkış yolu bulacaklarını bilmiyorlardı.
Yavaşça asansörün kapıları kapandı ve onları karanlık bir yolculuk bekliyordu Asansör, derin bir gürültüyle durdu ve kapıları yavaşça açıldı. Karşılarında, eski, ağır demirden yapılmış iki kapı vardı. Birinin üzerine büyük harflerle "ÖL" yazılmış, diğerinin ise "YAŞA" yazılıydı. O an, sessizlik tüm grubu sarhoş etmiş gibi hissettirdi.
Nick, Michael, Alex ve iki kız, kapıların önünde durmuş, birbirlerine bakıyorlardı. Her biri, ne yapmaları gerektiğini tam olarak bilmiyordu. Gözlerinde korku ve belirsizlik vardı, ama bir şeyden emindiler: Bu bir seçimdi ve her seçim, hayatı ya da ölümü getirebilirdi.
Bir süre sessizce durdular, ama sonra bir kız – Nazlı – aniden cesur bir şekilde ileri adım attı. “Ben gireceğim,” dedi, yüzü kararlı ama korku dolu. Diğerleri şaşkın bir şekilde ona baktılar, ama kimse ona engel olmadı. Nazlı, bir an için derin bir nefes aldı ve "Yaşamak istiyorum," diyerek "YAŞA" yazan kapıyı iterek içeri girdi.
O sırada, kapı aniden çarptı ve içeride bir patlama sesi duyuldu. Herkes panik içinde birbirine bakarken, kapının ardında, Nazlı'nın çığlığı yankılandı. Kapı tekrar açıldığında, Nazlı yerde hareketsiz bir şekilde yatıyordu, gözleri boş ve donuk bir şekilde bakıyordu. O an herkesin içine derin bir korku düştü. Nazlı, "YAŞA" kapısını seçmişti, ancak bu seçim ona hayat değil, ölüm getirmişti.
Hızla, diğer kızlardan biri, korkudan titreyerek, “Bu… bu bir tuzak!” diye bağırdı.
Bir an için herkes ne yapacağını bilemedi. O zaman, duvarda bir ekran belirdi ve üzerinde kırmızı harflerle bir mesaj yazıyordu: "Zamanınız kalmadı Eğer bir seçim yapmazsanız, hepiniz öleceksiniz."
Hızla, Nick ve Michael birbirlerine bakarak karar vermek zorunda kaldılar. Kapıların arasındaki süreyi ve tehlikeyi göz önünde bulundurarak, her biri bir kapıya yönelmeye karar verdi. "Ben 'YAŞA'yı seçiyorum!" dedi Michael. "Ben de!" dedi Alex.
Ama Nick, bir an tereddüt etti. Diğerlerinin her biri bir kapıya yönelmişti, ancak o, yalnızca birine girmenin onları kurtarmayacağını biliyordu. Her şeyin aniden değişebileceğini fark etti.
Ancak, o anda, ekran tekrar belirdi: "Seçiminiz sona erdi. Eğer yanlış kapıyı seçerseniz, sadece bir kişi hayatta kalacak. Diğerleri ölecek."
Nick, hızla derin bir nefes alarak kararını verdi. “Ben 'ÖL'ü seçiyorum,” dedi. Etrafındaki herkesin bakışları arasında, "ÖL" yazılı kapıya doğru adım attı.
Kapı aniden açıldığında, zamanın neredeyse durmuş gibi hissettirdiği bir sessizlik içinde içerisi görünmeye başladı. Nick, gözlerini kapatarak içeri girmeyi düşündü. Gerisi ise, kaderin onlara su
nacağı bir seçimdi.
Michael, kapıdaki şekli fark eder etmez, bir an için gözleri parladı. O an, oyunlardan aşina olduğu bir bulmacanın çözümünü hatırlamıştı. "Yaşa!" diye bağırarak, herkesin harekete geçmesini sağladı. Odaya atlamak için adım atacaklardı, ama en arkada olan Alex bir anda feryat etti.
Herkes odaya atladığında, Alex'in titreyen bacağına odaklandılar. Yanık izi, derisinin üzerine kötü bir şekilde yayılmıştı ve her hareketi acı doluydu. Alex, vücudunu kontrol edemiyor, yalnızca bir çıkış yolu arıyordu. O sırada, odanın diğer köşesinde, kız Alex’e yardım etmek için hızla ilerliyordu. Bir yandan da panik içinde, onu rahatlatmaya çalışıyordu ama acı, her şeyin önündeydi.
Michael ve Nick, odanın uzak köşesinde, büyük bir hızla bulmacayı çözmeye çalışıyordu. Ellerinden çıkan her hareket, bir çözüm arayışının parçasıydı. Nick, bulmacanın bir parçasını çözüp, son hamleyi yaparken, derin bir nefes aldı ve bağırdı: “Öl!”
Hepsi, Alex'in yanına koşarak onu yardım etmek için ellerinden geleni yapmaya başladılar. Kız, panik içinde Alex'in yanığına soğuk su döküyordu, bir yandan da yüzündeki korku belli oluyordu. Michael ve Nick ise, hızla çözmeye çalıştıkları bulmacanın sonucuyla kapıya doğru yönelmişti. "Öl!" diyen şifre, kapının tam ortasında beliren bir sembol gibi görünüyordu, bir anlam taşıyordu. Fakat bu, ölümle ilgili bir şey değildi, tam tersine, bir geçiş işaretiydi.
Sonunda, kapı açıldığında, herkes derin bir nefes aldı. Hepsi, Alex’i güvenli bir şekilde taşıyarak odaya girmeye başladı. Ancak, içeri adım attıkları an, tüm odanın havası değişti. Kapı kapandı ve bir an için her şey sessizleşti. Ardından, odanın dört bir yanındaki ekranlar birden yanmaya başladı. Ekranlarda, birbirinden farklı, tehlikeli ve karanlık oyunlar göründü. Her bir oyun, onları birer testten geçirecekti, ve bu yeni testlerin her biri, hayatta kalmaları için zorlu bir mücadele gerektiriyordu.
O an, kimse ne yapacaklarını bilmiyordu. Alex'in yarası, hala acı veriyordu ama zaman durmuyor ve her geçen saniye onları daha da tehdit ediyordu. Michael, Nick, kız ve Alex birbirlerine bakarak ne yapacaklarını tartışmaya başladılar. Ama ne kadar tartışsalar da, bir şey açıktı: Buradan çıkmak için yeni bir yol bulmalıydılar.
Ekranlarda beliren mesajda sadece bir şey yazıyordu: "Bu sadece bir başlangıç. Yeni oyunlar sizi bekliyor. Hayatta kalmak için birbirinize güvenin."
Herkes, bilinçli bir şekilde korkuya kapılmadan, hayatta kalmak için güçlerini birleştirmeye karar verdi. Oyun bitmemişti; aslında, şimdi asıl test başlıyordu