YIL 2023 DÜNYA GEZEGENİ
İf ı killed someone for you
Cake Melanie Martinez
&-&
Ayaklarımın üzerinde etrafıma baktım. Bembeyaz gökyüzü ve etrafta tek bir objenin olmayışı bana rüyada olduğumu düşündürdü. Herhangi bir yönde biraz ilerleyince az ilerimde bir uçurum olduğunu gördüm ama uçuruma doğru gitmeyi kesemedim. Yaklaştıkça etraf netleşti ama daha çok sesler. Seslerinse büyük çoğunluğu çığlıklardan ibaretti. O kadar yüksek sesli çığlıklar olmasına rağmen uçurum dışında hiçbir şey netleşmemişti. Birden bire önümde bir ayna belirdi. Bir boy aynası. Kendimi gördüm ama tersten, sanki baş aşağı asılıydım ve çığlık atıyor gibi ağzım sonuna kadar açılmıştı. İrkildim. Aynadaki kendimle göz göze geldiğimde duraksadı. Kaşları çatıldı, elini yardım ister gibi uzatır gibi oldu ama kollarının çivilerle sabitlenmiş olduğunu bir anlığına unutmuş gibi acıyla tekrar çığlık attı. Geriye doğru bir adım attım istemsizce ve arkamda ki uçurumu görememiştim. Sanki biri omuzlarımdan çekmiş gibi hissetmemle aşağı düşmeye başladım. Çığlık atmadım ama ağzımın bir karış açıldığını hissetmiştim ki birden suyla buluştum. Nefesimi tutmaya vaktim bile olmamıştı. Nefes alamadım, dayanamadım. Suyla boğuşmaya başladım. Gözlerim faltaşı gibi açılmış ağzımdan çıkan garip sesler kulaklarımı dolduruyordu. Karnımda hissettiğim ağırlıkla daha da dibe batmaya başladım. Daha sık çırpındım. Hiçbir işe yaramadığını görmek beni güçsüzleştiriyordu, sanki daha da derine düşebilirmişim gibi gittikçe daha da derine düşüyordum.
"Alisa... Alisa" ismim dışında anlaşılmayan birçok şey söylendi. Su ısınmaya başlamıştı. Isındı, ısındı ve su neredeyse bedenimi de kendiyle kaynatacak kıvama geldi. Suyun içinde bir patlama oldu ama arkamda olduğu için görmedim. Ve işte vücudumu kontrol edebildiğimi hissettiğimde suyu sanki bir ip gibi tutmuş ve kendimi yukarı çekmeye başlamıştım. Ardımdan gelen gürültülü sesin nerden geldiğini görmek için başımı çevirdiğimde beni de beraberinde götüren su dalgasıyla elektrik çarpmışa dönmüştüm.
"Hah" aniden derin nefes alarak doğruldum. Gözlerimi açıp açıp kapadım. Başım zonkluyordu. Yanı başımda oturan Çağıl ve eli çenesinde ayakta duran Burak'ı zar zor görebildim.
"Soğuk terliyorsun" Çağıl elinde ki bezi alnıma bastırarak mırıldandı.
"Kötü rüya mı?" Burak'ın endişe ve merak dolu sesini duyduğumda başımda ki bezi ittim.
"İyiyim" dedim sadece ama Çağıl kaşlarını çatarak bezi yüzümün kenarlarına bastırmaya başladı bu seferde. Zaten biraz sonra duracağı için bekledim ve beklediğim gibi az sonra bezi suratımdan çekti. Tekrar "iyiyim" dedim ama inanmışa benzemiyorlardı.
"Baloyu maloyu bosverelim bu gece evde kalsak iyi olur" Burak'ın beklenmedik tepkisiyle başımı iki yana salladım.
"Hayır, gitmek istiyorum" bu dediğime Çağıl sıkıntıyla nefes alarak karşılık verdiğinde ona döndüm.
"Kötü bir rüya yüzünden böylesine bir fırsatı kaçırmayalım, ben cidden iyiyim neden bu kadar üstüne düştünüz"
"Ama bir şartla" dedi Çağıl sanki çocukmuşum gibi şart koşarak.
"Şartın neymiş"
"Saat 10'dan önce evde olacağız ve itiraz yok" istemez bakışlarımı gördüğünde ekledi "tabi gitmeyi bu kadar çok istiyorsan, istiyorsun değil mi Alisa?" başımı aşağı yukarı salladım."tamam o zaman" duvar saatine baktığımda saatin çoktan altıyı geçtiğini fark ettim.
"Ne duruyoruz hazırlanıp çıkalım o zaman yoksa geç kalacağız" Burak bu dediğime güldü.
"Hadi ben kaçtım" deyip hazırlanmaya gittiğinde arkasından Çağılda odayı terk ederek düşüncelerimle beni başbaşa bıraktılar. Gördüğüm rüyanın bir kabus olma ihtimali vardı elbet ama öyle miydi.. Yoksa bir kahin miydim? Kendi kendime gülerek yüksek bir kahkaha atıverdim. Ama anında ağzımı kapatarak tekrar güldüm. Bağdaş kurdum ve gözlerimi kapatarak kollarımı uzattım. İzlediğim filmlerde ki kahinler gibi parmaklarımı hareketlendirdim. Bir kahin olduğumu hayal ettim.
" Hımm" dedim " beyaz bir ejderha görüyorum kızıl kızıl gözleriyle bana bakıyor ,aha" dedim birşey görmüş gibi davranmaya devam ederek "son Ejder Komutanı siyah saçlı birimiymiş, kim bilir kim, evet ben bilirim çünkü ben bir kahinim" gözlerimi açarak kollarımı yatağın üzerine attım. Ama şuan buna daha fazla devam edemezdim çünkü gücümünde bir sınırı vardı değil mi ve en önemlisi balo için hazırlanmam gerekliydi. Bu kahin oyununa daha sonra devam edebilirdim elbet ki.
.
.
Beli sarıp hemen sonra bollaşan siyah benekli beyaz bir kloş elbise giymiştim. Aynı şekilde ayağıma tam oturan ipli siyah bir topuklu ayakkabı giymiştim. Merdivenleri yavaş yavaş çıktık ve balonun yapılacağı salona adımladık. Çağıl önümüze geçerek içeri girmek için elinde ki küçük kağıt parçasını kapıda ki görevliyi uzattı. Balo konusuna dikkat etmeden giyindiğini bakan herkes anlayabilirdi ama yinede giydiği klasik gömlek-pantalon ikilisi kötü durmuyordu. Burak koluna girmem için kolunu uzattığında gülümseyerek koluna girdim. Burak'da üzerinde ki kalın askılı pantalonu ve kolları katlı gömleğiyle kocaman gülümsüyordu. Ve onunda en az benim kadar heyecanlı olduğu yüzünden okunuyordu. Elimle boynumda ki kolyeye dokunuverdim. İçeri girdiğimiz gibi gözlerim yerden tavana çıktığında gözlerimi tavandan alamadım. Balo ortamı da gayet hoştu masalar vesayre ama ışıklandırma daha çok dikkatimi çekmişti. Plafonyer avize ve duvarları süsleyen led ışıkları göz alıcıydı. Oturulacak yerlerse çoktan dolmaya başlamıştı. Farkında olmadan Burak'ın kolundan çıkıp etrafımda dönerek insanlara bakındım. Çok parlak giysiler giyenlerde vardı ama onların aksine bizim gibi daha az gösterişli giysiler giyenler de vardı. Bu beni memnun etti. Bar kısmında 'gerçek' içkiler olduğunu varsaydım ve gitmeden mutlaka içmeyi aklımın bir köşesine yazdım. Reşit değildim ama Çağıl reşit olduğumu söyleyerek içeri girmeme izin verdirmişti ancak beni defalarca kez tembihlemeyi ihmal etmedi, tıpkı gerçek bir aile üyem gibi. Suç işlemezsem hiç bir sıkıntı olmazdı zaten. Oturacak bir yer buldukların da beni de yanlarında götürdüler. Bir süre öylece oturup etrafa bakındık. Ve ben şimdiden çok sıkılmıştım. Elimde ki limonata bardağının kenarlarıyla oynuyordum. Biraz sonra göz hizzama giren iki kadın ayakkabısıyla başımı kaldırarak onlara baktım. Biri sarışın diğeri kumral saçlı iki kadın yanımıza gelmişlerdi. Yanımda ki iki adama baktığımda nedeni gayet belliydi.
"Şey" dedi kumral saçlı kadın ve sarışın kadın onun söyleyemeyeceğini anlamış olmalı ki onu tamamlama gereği duydu.
"Dans etmek ister misiniz" ve bana baktı "tabi sorun olmayacaksa" ve o zaman kulağımı müziğe verdim, güzel bir şarkıya benziyordu
(Safari-Serena)
(PS5-salem ilese)
(İn the name of love)
(Shameless-camilia cabello)
(Bad blood- Taylor)
(Harleys in Hawaii-katty)
(New rules- dua lipa)
gülümseyerek Çağılla Burak'a baktım. Burak direkt ayağa kalkıp sarışın kadının elini tutsa da Çağıl önce bana bakmıştı 'sıkıntı olur mu' der gibi baktığında gülüşüm büyüdü, elimi 'önemi yok' dercesine salladım
"Tabii ki sıkıntı yok, hadi gidip eğlenin" onlar gittikten kısa bir süre sonraysa limonatanın son yudumunu da alarak hızlıca ayaklandım. Etrafıma kısa bir göz atarak bar kısmına doğru hızlı adımlarla ilerledim. Önümde dikilen barmene bakarak ona en güzel gülümsemeni sundum.
"Bana güzel birşeyler" ve ekledim "lütfen". Az sonra önüme bıraktığı büyük boy içeceği yudumlamaya başladım. Karpuz aromasına bayılmıştım. Şekerli şeylere bayıldığım için ne kadar alkollü olduğunu düşünmemiştim bir an ama keşke düşünseydim. Çünkü bardağın sonu kısa süre içinde geldiğinde, dönen başımla kendime gelmek için gözlerimi birkaç kez kırpıştırma gereği duydum. Bu kadar alkol macerası yeterliydi. Ayağa kalktım yavaşça. Düşecekken masaya tutundum. Bir elimle şakaklarımı ovarken diğer elimle de kimseye çarpmadan yerime geçmek için önümde siper ediyordum. Siper ettiğim elimde hissettiğim sert kumaşın masaya ait olmadığını anladığımda gözlerimi açtım. Başımın hizasında siper ettiğim elimin masayla buluşmuş olması da imkansıza yakındı. Karşımda boyu benden daha uzun olan gümüş saçlı bir erkek olduğunu gördüm. Yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu. Gözlerimi kapatıp açtım.
"Ben" sesim çıkmadı, başımı iki yana salladığımda dengem bozularak geriye adımladım, parmaklar dirseğimi kavrayarak beni ayakta tuttu.
"Beni tanıyor musun" yüzünde ki anlam karışıklığı kafamı karıştırdı.
"Gördüm seni" diyebildim ve gözlerimi tekrar sertçe kırptım.
"Nerde" sesi sorgudaymış hissi veriyordu.
"Sınıfta" elimi saçına götürmek için kaldırdığım da kolum güçsüz düşmüştü.
"Başka birşey yok mu" ne istiyordu anlamıyordum.
"Saçını boyadın mı?"
"Ne, ah evet!"
"Yasak değil mi"
"Yasak?"
"Okulda yasak ya ve sende boyamışsın" kısa cevaplar vermesi sinirimi bozmuştu.
"Ben okula gitmiyorum, başka biriyle karıştırmışsındır" dirseğimi bırakarak geriye adımladığında şaşkınca bakmakla yetindim. Ve üstümdeki boşlukla dengemi tekrar kaybettim. Büyük bir gürültüyle zemin sallandığında dizlerimi bükerek dengemi sağlamaya çalıştım. Akşam olmasına rağmen camlardan içeri ışıklar çarpıyordu. Gözlerim kamaşmıştı. Kollarımı yüzüme siper ettim. Cama doğru koşanlar da vardı, sarsılan zeminle dışarı çıkmaya çalışanlarda ve bu gereksiz bağırışlara sebep oluyordu. Başım ağrımıştı, müzikten bile fazla başımı ağrıtıyordu bu gürültü. Sinirle kaşlarımı çattım. Ne Çağıl vardı ne de Burak. İçeride ki ışıklardan bazıları cızırdayıp söndü. Camdan gördüğüm kırmızı ve sarı renklerin birleşimi ışık olduğunu sandığım şeyin aslında balo salonunun neredeyse yarısı büyüklükte bir kuşun(?) olduğunu gördüğümde ayılmıştım. Kuşun ağzını açarak içeri doğru yaydığı ses dalgaları, camların ve ışıklandırmaların patlamasını sağlarken omzumdan tutularak yüksek masalardan birinin yanına çekilmiştim. Ne tek bir şey dedim ne patlayan ışıklandırmalara baktım ne de hareket ettim. Tek bildiğim gözlerimin sonuna kadar açık olduğu ve ne yapacağım hakkında birşey bilmediğimdi. İnsanlar ölmüş.. ler miydi? Kuşun kanat çırpma sesleri uzaklaşmaya başladığında her şeyin bittiğini düşündüm ve ancak o zaman hareket edebildim. Eli hala omzumda duran kişiye baktığımda daha demin karşılaştığım gümüş saçlı çocuk olduğunu gördüm. Bu bana birşey hissettirmedi.
(Let me down slowly-alec Benjamin)
(Criminal- Britney Spears)
Omzumda ki elini iterek ayaklandım. Etrafıma bakındım. Gerçekten de insanlar ölmüşlerdi, aralık ağzımı elimle örttüm. Ölen bu insanları örtmek ister gibi. Daha beş dakika öncesine kadar eğlenen bu insanların bazıları hariç şimdi böyle kan revan içinde yatıyor olmaları.. Aklıma Çağılla Burak geldiğinde yerdeki insanlara doğru koştum. Belki de bencilceydi ama diğerlerini es geçerek sadece tanıdık yüz görmeyi umdum. İstemsizce buruşturduğum ifademle bir süre aralarından geçmeyi sürdürdüm. Aradığmı bulamadıkça gözlerimin dolmaya başladığını hissettim. Kapıdan kaçan yada bir şeylerin ardında saklananlar hayatta kalabilmiş ancak cam kenarında duran herkes yerde kanlar içinde yatıyorlardı. Camlar vücutlarını feci bir şekilde kesmişti. Duyduğum öksürük sesiyle sağıma döndüm, tanıdık gelen yüzle kahkaha atma istediğimi bastırarak gülümsedim. Çağıldı, koşar adım yanına yaklaşırken kanat çırpma sesleriyle duraksadım. Çağıl cam kenarında kalıyordu, kanatlı şeytanı gördüğümde kendimi yere bıraktım. Dirseklerimden yardım alarak Çağıla ilerledim. Dirseğimi kesen cam yaramı kanatırken görmezden geldim. Yanına vardığım da kuş görünür hizzadan kaybolmuştu.
"Çağıl, iyi misin Çağıl" çok sarsmadan salladım, sorduğum sorulara cevap vermedi. Sadece acı dolu inliyordu. Kollarına batan cam parçalarına ilişti gözlerim.
"Ben, ah! Ne yapsam ki" kendi kendime mırıldanırken camın dışında o kanatlı şeytanı tekrar gördüm. Üstünden kuşun üzerine atlayan beyaz büyük bir kurtla kuş dengesini kaybetmişti. Ses dalgaları yayan büyük kuş yeterince anlamsız değilmiş gibi kurdun kuyruğu ahtapot kolları gibiydi ve uzundu. Sonrasında destek için gelmiş gibi başka daha küçük kanatlı bir şey şeytani kuşun ensesini ısırmıştı. Tekrar Çağıla baktığımda ilk yardım kadar basit birşeyi bilmediğim için kendime kızdım. Yüzüne düşen saçları kenarlara ittirmek yapabildiğim tek şeydi. Balo giriş kapısı açıldığında içeriye ellerinde siyah iş çantalarıyla dört yada beş kişi girmişti ki ayaklandım.
"Yardım etmeye mi geldiniz" kadının düzgün görünüşü yardıma gelmiş izlenimi veriyordu. Hayatta kalmış dediğim kişilerin baygınca oldukları yere yığıldıklarını görmemle kaşlarım çatılıverdi. Kadın elini omzuma koydu.
"Tabiki de yardıma geldik, umarım sizde bize yardımcı olursunuz" anlamadığımı belirtmek için ağzımı açmıştım ki boynumdan girip içime işleyen elektrik akımı beni yere yığılttı.
-BÖLÜM SONU-