Bir gün sonra bilim insanları, kanda bulunan DNA'yı Anne karnında alınmış bir embriyoya enjekte etti ve tekrar onu Anne karnına geri koydular. Aradan dokuz ay geçtikten sonra doğan yavru, etkinliğe gittiğimiz gece gördüğümüz yaratığa aşırı derecede benziyordu. Ama aradan çok geçmeden maymun da alnında aynı işaretle ölü bulundu. Nedeni çözülemediği için bu deneyi bir kaç farklı hayvanla tekrar yaptılar ama sonuç aynı olunca bu işi bıraktılar. Kızım okuldaki arkadaşıyla oynamaya devam ediyordu. Ama sanki neşesi, o güler yüzü günden güne sönüyor, yerini korkan, endişeli ve üzgün bir ifadeye bırakıyordu. Bunu normal bir insanın anlaması zordu belki ama, her Anne çocuğunu tanır ve ondaki en ufak değişikliği bile fark eder. Arada odasına çekilip bir kağıda bir şeyler yazdığını görüp, göz ucuyla bakmaya çalışıyordum ama beni fark edince daha zamanının gelmediğini söylüyordu. Ben de üstelemiyordum. Kızımın bana söylemediği şeyler olduğunu farkındaydım ama zamanı gelince söyleyeceğini düşünüyordum. Bir gün benimle şehrin en büyük ormanına gitmek istediğini söylemişti. Ormana gittiğimizde ise bana bir tekerlemeyi ezberlememiz söylemişti. Tekerlemede:
Orman kapısından gir,
Sonra dümdüz ilerle.
Sakın bakama geriye,
İlk meşe ağacını görünce,
Dur ve başla beklemeye.
Akşam saat beşte,
Bak ağacın dibine.
Parlak bir şey görünce,
Bak etrafına kürek nerde?
Bulunca o küreği,
Hiç beklemeden kaz o yeri.
Bu yaştaki bir kızın bunları söylemesi çok tuhaftı, ama ezberlemem için çok ısrar edince ben de haliyle ezberledim.