İçeriğe geç

ARTEMİS

Bölüm 1 · 8 dk okuma

ARTEMİS

Bölüm 1

• (1) Suç Üstü •

(1) Suç Üstü

Elimde ki çiçeği gözyaşlarımı döke döke annemin mezarına bıraktım. Gözlerim mezar taşında ki ismi buldu, Aylin Köse. Onu korumayı ne çok isterdim, o gün onun ölümüyle sanki bende toprağın altına girdim. Yine gece, bir albino için sabahları gazap dolu olurdu. Çünkü albinolar güneşe karşı hassastır. Ben niye farklıyım? Bazı albinolar sabahları sokaklarda gezerken ben neden güneşten korkuyorum? Bir vampir olarak dönüşüm geçirmekten de korkar oldum.

Annem Aylin, iki ay önce sokakta bir saldırıya uğradı ve lanet olsun ben yine güneşten korkup evimde saklanıyordum. Belki yanında olsam onu koruyabilirdim ama ben bir aptal olduğum için yine karanlık odamda gecenin olmasını bekliyordum. Onu o morgda, o buz gibi yerde, benim gibi bembeyaz görünce nefesim kesildi ve bir kere daha öldüm. Acıyordu gitmesi, benim hayat öğretmenimdi böyle veda edemezdi hayata. Ben ve babam albinoyduk. Ancak babam ben doğmadan önce güneş yüzünden cilt kanserine yakalanmış ve hayata veda etmiş. Annem, o öldükten sonra beni asla güneşe çıkarmamıştı. Bende güneş kötü birşey diye güneşten hep korkmuştum. Hayatımda hiç güneşi görmedim ve görmek istemiyordum. O benden babamı almışken onu nasıl seveceğimi bilmiyordum.

Göz yaşımı silip annemin toprağını sevmeye başladım. Buruk bir gülümseme atıp onunla konuştum. "Annem, ben geldim, kızın geldi." Tekrar gözlerim dolunca bu sefer silmedim, herkesten farklı gözlerim ağlayınca rahatlıyordu. Farklı olmasının sebebi, babam ve benim mor gözlere sahip olmamdı. Albino olarak yine olağan üstü bir özellik, peki siz arada körleşen ve birşey görmenizi engelleyen mor gözlere ister miydiniz? Annem babam ve benden çok farklıydı, o bizim zıttımız gibi siyah kaşlar gözler, siyah saçlar. Biz beyaz isek o siyahtı.

"Anne ben seni çok özledim." Artık dayanamadım ve hıçkırarak ağlamaya başladım. Dayanılmaz bir acıydı içimde ki boşluk hissi. "Sen gidince renkler daha da kayboldu anne, daha karanlık oldu hayat, neden anne? Neden beni bırakıp gittin?" Ölmesi gerekmiyordu, ben kimsesiz olmak istemiyorum. Ruhum annem ile toprağa girmişti, şimdi ben nasıl yaşayacağımı bilmiyorum.

Nefesim kesilir gibi olunca sweatimin yakalarını asılmaya başladım. Ne garip bir his, açık havada boğuluyor gibi olmak, ben artık ölüm hissediyorum. Yavaş adımlar ile mezarlıktan çıktım. Tekrar dönüp mezarlığa baktım ve fısıldadım. "Görüşürüz anne, iyi geceler. Gerçi sensiz hiç iyi değil geceler ama olsun." Tekrar gülümsedim, yine buruk bir gülümseme, yine hüzün... Yanında ailen olmayınca gerçekten boynun bükük oluyormuş, bunu kaybedince anladım.

Boş sokaklarda geçerken çok ruhsuzdum. Sanki sarhoştum, gideceği yeri bilmeyen bir sarhoş. Sarsak adımlarla eve giderken bir inleme sesi kulağıma fısıldar gibi oldu. Etrafıma baktım ama kimse yok, nereden geldi o ses? Tekrar adım atmıştım ki aynı sesi yine duydum ve bu sefer bir yakarış sesiydi. Sesin geldiği yere doğru gitmeye karar verirken içimi bir sıkıntı sardı. Çünkü sesi mahallemizin dibinde ki ormandan geliyordu. Biraz tereddüt ettim ama korkunun ecele faydası yoktu, çünkü birilerinin bana ihtiyacı olabilirdi.

Ormana daldığımda yerde ki kuru yaprakların hışırtısı beni rahatsız ediyordu. Sonbahar ayına girmiştik ve ağaçlar yapraklarını döküp çıplak kalıyorlardı. Kasvetli esen rüzgar ise içime korku ekiyordu. Neden şu an bir korku filminde ki ilk ölen kız gibi hissediyorum? Her neyse şimdi aptal düşüncelerin sırası değil.

Ses beni eski bir depoya çağırmıştı. Bu depo ne zamandır buradaydı? Gerçi hiç gelmedim ki nereden bileyim?

Su deposu olduğunu düşündüğüm yere temkinli adımlarla yaklaştım. İçeri girince inleme sesi yine duyuldu. Bir odadan geliyordu. Odaya doğru yaklaştım ve kapı deliğinden içeriyi gözetledim. Gördüklerim gözlerimin fal taşı gibi açmama neden olmuştu çünkü içeride üç mafya kılıklı herif, bir adama işkence ediyordu.

Buna daha fazla kayıtsız kalamadım ve içeriye daldım. Beyaz gömlekli adam tekrar yumruğunu adama geçireceği sırada "dur!" Diye bağırdım. Üç herifin gözleri de bana dönünce beni görmeyi beklemiyor gibilerdi. Çekik gözlü çocuk bıçağını kapatıp cebine koydu, sanki görmemiştim. Onları suç üstü yakalandım işte!

Onlara daha da yaklaşıp kınarcasına hepsine baktım. "Ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz!?" Hepsi birbirine bakınca mavi gözlü adam burnundan güldü. "Ne yapıyor gibi görünüyoruz?" Şimdi sinir krizi geçirecektim benimle dalga geçiriyor!

"Siz üçünüz bu adama neden işkence ediyorsunuz? Bu resmen delilik, çabuk bırakın onu!" Vay anasını, benden ne çıktı öyle? Bildiğin Rambo Artemis, sjsjsjs gülme efekti de ekleyeyim. Maviş adamın sesi beni düşüncelerimden sıyırdı.

"Bedirhan duydun mu? Hemen bırakacakmışız." Maviş benimle dalga geçerken yanında ki iki adamda güldü. Şimdi daha mantıklı geliyor, benim neyime bu kabadayılara emir vermek. "Yani, şey demek istedim... Bırakır mısınız?" Bir anda kediye dönüşünce hepsi ciddiyete büründü ve maviş adam bana doğru geldi. "Bayan, biz mazluma işkence etmeyiz. Bu yerde gördüğün adam pek iyi birisi sayılmaz, uyuşturucu baronu var ve hepsini gençlere dağıtıyor. Bu yaptığım ona az bile." Maviş adam dişlerinin arasından konuşunca neden işkence ettikleri anladım. Konuyla alakasız bir soruverdim. "Şey, adınızı söyler misiniz? İçimden size maviş adam diyip durmak pek iyi olmuyor." Arkada ki iki adam bıyık altından gülerken o anlamaz bakışlar atıyordu.

"Ne? Adını sordum, evlenme teklifi etmedim." Bende gülünce gözleri dudaklarımı buldu. Utanıp gözlerimi kaçırınca dudakları kıvrıldı. Ne yani utanmam hoşuna gitmiş olamazdı değil mi? Kaşlarımı çatıp, "sinir bozucu bir adamsın." Dedim ve daha çok güldü. "İltifatın için teşekkür ederim." Diyip depodan çıktı. Gözlerim gülen adamlara dönünce çekik gözlüye baktım ve ona da alakasız bir soru sordum. "Sen Koreli misin?" Bedirhan denen, "sana diyor." Dediğinde koreli oflayıp yanıma geldi ve kolumu kavradı.

"Yürü gidiyoruz." Beni adeta sürükleyerek dışarı çıkarınca bir silah sesi ormanda yankılandı. Arkamı dönüp depoya baktım ve şaşkın gözlerle koreliye döndüm. "Onu öldürdü!" Dehşete düşmüştüm. Onu gerçekten öldürmüşlerdi. "Ne yapmasını bekliyordun? Hadi güle güle işkence seansın bitti demesini mi? Başkanın yanında da böyle konuşma, o güzel kafana sıkar sonra." Diye beni uyarınca burnumdan soludum. Bunların acıması yoktu. Bir de mazlumu öldürmüyoruz diyorlar.

Siyah bir Range Rover'ın yanına gelmiştik. Görgüsüz gibi duraksadım ve arabayı inceledim. Tam o anda çekik beni arka koltuğa ittirerek oturttu. "Öküz ! Azıcık yavaş olsana!" Diye inledim çünkü canımı yakmıştı.

Direksiyonun başında ki maviş adam telefonuna bakıyordu. Koreli öne oturmuştu. Vicdansız katil de gelip yanıma oturunca olabildiğince ondan uzaklaştım. Bunu gören Bedirhan burnundan güldü, ben ise kollarımı önümde bağlayıp somurttum. Bu adamları hiç sevmedim. Allah'ım, ne günah işledi bu salak kulun? Yine hangi cehenneme düştüm ben?

Siyah, mükemmel araba çalışınca başımı pencereye yaslayıp akıp giden yolu seyrettim. Araba çok hızlı gidiyordu bu yüzden ağaçlar hayalet gibi siliniyordu. Koreli, "abi Sinan Ankara'ya dönmüş." Dedi. Başımı kaldırmadan sohbetlerine kulak misafiri oldum. Acaba Sinan kim? "Canına mı susamış?" Koreli'nin burnundan güldüğünü işittim. "Herhalde, bütün servetini kaybetmesi yetmemiş, yine gelmiş Ankara'ya." Yanımda ki cani de konuşmaya katıldı. "E abi dersini verelim mi yine?"

"Dur bakalım akıllanmış mı? Görelim. Ona göre dersini veririz." Neyden bahsediyor bu adamlar birşey anlamadım ama neyse. Kesin yine birini öldürecek bu caniler.

Bir sitenin önündeydik, ilk defa böyle büyük bir site görüyordum. Asansöre binip 7. Kata çıktık, neden bu kadar yüksekte oturuyorlar? Anlamıyorum. Daireye girince yine görgüsüzce etrafı inceledim. Çünkü babam öldükten sonra para sıkıntısı çekmişiz ve sadece bizi idare eden bir evde yaşıyorduk. Şimdi çalışmadığım için o evin kirasını nasıl ödeyeceğim bilmiyorum.

Eve girer girmez koca akvaryumu gözüme kestirdim. Rengarenk balıklar sanki yüzmüyor da dans ediyor gibi görünüyorlardı. Miyavlama sesi duyunca kaşlarımı çattım. Balıkların olduğu bir yerde kedi mi? Bu hiç etkin değil.

Gözlerim koltukta beni izleyen beyaz kediye dönünce gülümsedim. Bana ne kadar da benziyor öyle. Ona doğru ilerledim. "Merhaba." Ellerimi uzatıp, kucağıma aldım ve bana zorluk çıkarmadan kucağıma geldi. Yumuşak tüyleri onu okşama isteğimi arttırıyordu. "Beğendin mi?" Aniden gelen ses ile yerimden sıçradım. Arkamı dönünce maviş adamı gördüm. "Şey, evet, bu ufaklık çok tatlı." Bana doğru gelmeye başlayınca onun olmadığı her yere bakmaya çalıştım çünkü o kadar çekici ki üzerine giydiği siyah gömlek çok yakışmıştı. Dağınık saçları nemliydi, sanırım banyo yapmıştı. "Adı Stella."

"Adı çok güzel ama bir kedi ve balık aynı evde yaşamaz diye biliyorum." Maviş burnundan gülünce bende gülümsedim. "Stella dost canlısı bir kedi, hiç bir zaman balıkları yemeye çalışmadı." Başımı sallayıp onu anladığımı belli ettim. Beyaz kediyi yerine bıraktım ve beni izleyen mavi gözlere dönüp, "beni neden buraya getirdiniz?" Diye sordum. Sonunda aklımı meşgul eden soruyu sormuştum. "Çünkü bizi suç üstü yakalayan birinin gidip şikayet etmesini istemeyiz değil mi?"

"Ne yani benden korkuyor musunuz?" Adam başını arkaya atıp kahkaha atınca bir şey anlamamıştım. "Hayır tabiki de pamuk prenses. Biz bu zamana kadar devlete karşı gelmiş kişileriz, bu zamana kadar yakalanmadıysak neden bundan sonra yakalanalım ki?" Anlattıkları pek açıklayıcı olmamıştı. Hâlâ çatık kaşlarla onu izlediğimi fark edince, "anlatmak istediğim, karşında gelmiş geçmiş mafya heyetinin en büyük tefecisi duruyor." Gözlerimi devirdiğimi görünce sırıttı. "Ee bana ne yapacaksınız?"

"Ona daha sonra karar veririz." Sinsice sırıtması beni sinir ediyordu. Ona sinir bozucu derken yüzde yüz haklıydım, Maviş derken de haklıyım, bundan sonra adı maviş, sjsjsj yine gülme efekti.

Koreli ve Bedirhan denen adam merdivenlerden inince Maviş kendini koltuğa bıraktı. Diğerleri de geçip oturunca ayakta kalmayı tercih ettim. "Oturmuyor musun?" Maviş'e başımı olumsuz anlamda salladım. Koreli telefonunu eline alıp, "İlk görev Yunus Emre Akçalı, 1 milyon dolar borç aldı ve geri ödemedi. İkinci görev Halit Akkaya, 2 milyon Türk lirası borç aldı, ödemesi için 1 ayı var. Üçüncü görev Hale Kutlu, aynı şekilde 1 milyon dolar borç aldı ve geri ödemedi. Ortalıklarda yok." Ne? Bu kadar borcu bu huysuz adam mı verdi onlara? Oha! Ben bu kadar parayı hiç bir arada görmedim. "Yunus, aylardır ödemiyor borcunu, yarın onu halledeceğiz. Para alıp geri vermemek neymiş görecek. Karaktersiz adam!" Sinirle konuşan adama kaşlarımı çattım. Bu kadar parası var ama neden daha çok istiyor anlamıyorum, aç gözlüler. Ancak, hepsi gerçekten onlara karşı gelenleri öldürüyoralardı. Öldürmek en sevdikleri ise bana yardımcı olabilirler mi? Katili bulduğum zaman gerekli güce sahip olmak istiyordum, bu adamlar kendilerinden birini eğitebilirler değil mi?

"Beyler, size birşey sorabilir miyim?" Üçü de bana dönünce biraz gerildim ve aklımda ki soruyu sordum. "Bende size katılabilir miyim?" Hepsi kaşlarını varınca bunun iyi bir fikir olmadığını düşündüm ama tek isteğim onlardan birşeyler öğrenip annemin katilini bulmak. Bu adamlar bana yardım edecek gibi durmuyor ama beni eğitebilirler. Sadece bana dövüşmeyi öğretseler yeter. Küçükken annem az çok bana silahın kullanışını öğretmişti zaten, birazda bu adamlar öğretse artık kimseye ihtiyacım olmadan annemin katilini bulabilirdim.

Annem, küçükken bana birçok şeyi öğretmiştir. Ancak öğretemediği birşey vardı. Cesaret. Bana güçlü, özgüvenli ve cesaretli bir kız olmayı öğretememişti. Şimdi onun katilini bulmak için güçlü bir kız olmayı deneyecektim. Fakat içimde ki şüphe, bu adamlara güvenmek. Beni ateşe atabilirler ama ben yinede beni aralarına alsınlar ve güçlü olmayı öğretsinler istiyordum. Çok fazla şey değildi sadece biraz cesaret...

BÖLÜM SONU...

Bölüm sonu

2 yorum