İçeriğe geç

Artemis'in Kalbi

Bölüm 5 · 9 dk okuma

Artemis'in Kalbi

Bölüm 5

Gri Kristal

Odama gitmek üzereyken koridorda tuhaf giyinimli adamlar koşar adımlarla profesör Lowell'ın ofisine gidiyordu. "Bu da ne şimdi?" Diyerek Abel'a şaşkınca baktım.

"Bilmiyorum." Dedi sıkı dişlerinin arasından. "Bu kişiler saray muhafızları Waron sarayından gelmişler."

"Ne olmuş olabilir ki bu kadar mühim?" Yavaş adımlarla profesör Lowell'ın odasına giderken Abel kolumdan tuttu.

"Ne yapıyorsun bu doğru değil." Diyerek beni çekiştirmeye başlayınca kolunu öfkeyle itekledim.

"Benden gizledikleri her şeyi öğrenmek istiyorum." Dedim o kadar öfke doluydum ki. "Bugüne kadar herkes bana yalan söyledi. Kendi benliğimi benden sakladılar lütfen bunu bana çok görme." Derken Abel Lennigham ciddiyetime daha fazla karşı gelmeden peki der gibi kafasını bana acırcasına salladı ve geri de dönmüyordu. Peşimden usulca beni takip ediyordu. Kapının önüne geldiğimizde sesleri duymaya başladık.

"Bakın Profesör Kralımız sizin yardımınızı istiyor Elf diyarındaki elfleri Tristeo etkisi altına almış hepsine yalan hikayeler anlatmış ve şimdi elfler bize savaş açacak büyücülerin özellikle Kate'in desteğine ihtiyacımız var bunu anlamanız lazım."

"Kate şuan daha eğitimini tamamlamadı onu bu ateşe atamam kralına bunu söyle."

"Tamam söylediklerini bizzat ileteceğim profesör." Diyerek sinirli bir ses tonuyla profesöre kızıyordu.

Adamların ayak sesini duyunca Abel beni bir köşeye çekip ağzımı eliyle kapattı gövdesi göğüs kafesimi baskılıyordu. Nefeslerimiz birbirine değecek derecedeydi. Adamlar gittikten sonra Abel Lennigham elini ağzımdan çekti fakat gövdesi hala üzerimdeydi.

"Bak gördün mü yine benim adım geçiyor. Ben kendimi daha keşfetmemişken herkes beni keşfetmiş benim bu eğitimleri hemen almam lazım yoksa ne kendimi ne de burayı kurtarabilirim."

Abel Lennigham tek elini duvara yasladı. Gözleri kısık ve derin bir bakışla, "Gözündeki korkuyu görebiliyorum. Böyle bir savaş olacaksa hep beraber savaşacağız seni asla yalnız bırakmayacağım." Dedi sevgili koruyucum..

Abel'in gözlerine bakarak gülümsedim. Bakışlarım Abel Lennighamın vücudumun üzerinde olan gövdesine kayınca Lennigham hemen kendini geri çekti. "Yanımda olman büyük güç." Derken Lennigham ciddiyetini halen koruyordu. Abel önden yürürken onun adımlarını takip ettim odaya gidene kadar tek kelime konuşmadık odamızın bulunduğu salona geldiğimizde Rosa ve Trix bizi karşıladı. "Kate iyi misin? Ne oldu kasabada?" Diyerek üst üste soru soruyorlardı.

"İyiyim, Bay Lennigham sayesinde." Dediğimde kıkırdayarak gülmeye başladılar. Gülüşlerindeki ima bariz bir şekilde belliydi.

"Evet duyduk hatta sizi görenler olmuş." Derken Trix, Rosa'nın koluma bir fiske şakayla vurdu.

"Yok artık! Kim çıkartıyor bunları ya?"

"Biz bilemeyiz gördüğümüze inanırız sadece." Derken o kadar sinir bozuculardı ki.. Ahh tanrımm..

"Ne gördünüz anlamadım?" Derken kaşlarım sorgularca şekil aldı. Pervasızca beni süzen gözlere meydan okuyordum.

"Abel'ın sana nasıl üzüldüğünü, seni nasıl kucaklayıp buraya getirdiğini.."

"Bakışlarınızı değiştirin lütfen kızlar. Öyle bir şey yok bana yardımcı olmaya çalışıyor sadece.."

"Tabi tabi öyledir." Diyorlardı fakat ne kadar öfke dolu olduğumu görmekte bir hayli zorlanır gibilerdi.

"Sizinle uğraşamayacağım yatıyorum ben."

"Dur dur sana bir ilaç vereceğim yorgunluğunu alması için bunu içince sabah kalktığında hiçbir şeyin kalmayacak."

"Teşekkür ederim." Diyerek gözlerimi öfkeyle devirdim. İçeceği içtikten beş dakika sonra kendimi yatakta uyurken buldum. Zaman algım o kadar farklı işliyordu ki sabahın sabah olduğunu anlamam bile büyük bir güçtü. Burası bir okul değil sanki kale gibiydi. Duvarların karası, okulun kasvetini taşır vaziyetteydi.

Yatağımda doğrulduktan sonra birkaç dakika odayı izledim. En güçlü silah bensem eğer bu güçleri keşfetmem gerekiyordu. Derin bir nefes alıp ciğerlerimin sihirle dolmasını bekledim. Pencerenin önünde kapalı olan perdeyi açtığımda güneş ışığı tenimi ısıttı. Oda aydınlandı ve zaman algım tekrar çalışmaya başladı.

Ayağa kalkıp giysileri giydim. Hazırlanmam tamamlandıktan sonra hep birlikte büyük salonda kahvaltı yaptıktan sonra Lennigham'ın gözleriyle gözlerim buluştu. Büyük salonda herkesin gözü benim üstümdeymiş gibi hissetmeyi geçtim, herkes bana bakıyordu. Yerime oturduktan sonra herkes hastalıklıymışım gibi oturduğum masadan kalkıp yerini değiştirmişti.

Üçüncü sınıfların en popüleri olan Robert salona giriş yaptığında bütün kızlar hayranlıkla ona bakarken ben kahvaltıma devam ediyordum. Yanımdan geçerken sağ taraftan ona ufaktan baktığımda gözlerinin ben de olduğunu görünce çok şaşırdım fakat masada önüme dönüp oturmaya devam ettim. Birkaç adım daha attıktan sonra kürsüde bulunan büyülü kitaba adını yazmıştı. Bunu yaptıktan sonra tüm kızlar onu alkışlamaya başladı tabi ki ben hariç..

Adını kitaba yazdıktan sonra karşıma geçip oturup dik dik yüzüme bakmaya başladı.

"Bir sorun mu var?" Diyerek kaşlarımı çatarak bakmaya başladım.

"Ben de bir sorun yok ama sanırım sen de var. Diğer kızlar gibi değilsin sen."

"Bu konuşma nereye gidecek? Kalkar mısın karşımdan!" Dediğim anda elini masaya vurup şiddetli bir patlama sesine neden oldu.

"Sen benim gözlerime nasıl bakmazsın?"

"Aptal mısın sen? Senin gözlerine bakmak zorunda mıyım?" Herkesin gözleri bize kilitlenmişti Abel uzaktan yumruğunu sıkarak atağa geçmek için bekliyordu.

"Herkes benim gözlerime bakar." Diyerek tam dibime girmişti içimden bir anda gelen siniri durduramadığım gibi içimden çıkan sihrin ateşli etkisini de kontrol edemiyordum. Robert'ı yere serdiğimde etraf sihrimin ateşiyle parlıyordu. Kalbimden çıkan büyülü ateş topu bu gerzek büyücüyü kenetlemişti. Robert'ın gözlerine ateş çıkan gözlerimle bakıp, "Bir daha bir kıza sataşacaksan onun Artemis'in kalbini taşımadığından emin ol. Emin olamadığın zamanda bile seni devireceğim koca bebek."

Bunu, bu adama yaptığıma inanamıyordum. İçimdeki gücün büyüklüğü beni yüceltiyordu. Kalbimdeki korkuları Artemis'in kalbi bir bir yakmıştı. İçimdeki gurur yükselerek artarken kendime olan inancım da artmaya devam ediyordu. Profesör Aiden biz gördüğünde hemen beni uyardı. "Kate sakin ol. Lütfen durdur artık.."

"Sakinim profesör." Derken Robert'ı serbest bıraktım.

"Profesör Lowell sizi odasında bekliyor."

Yaşanılan durumu gören profesör Aiden hemen bizi Lowell'ın yanına götürmek istedi giderken Robert'ın sinirli bakışını izliyordum ve asla içimde bir korku yoktu. Bu nasıl oldu bilmiyorum ama iyi ki oldu.

Odaya gittiğimizde profesör Lowell kütüphane gibi olan odasının üst katından aşağı indi.

"Sen çıkabilirsin Aiden."Aiden odadan çıktıktan sonra Lowell konuşmaya başladı.

"Robert sen bu okulun en güçlü ve en başarılı büyücüsüsün ama gel gör ki okulumuzun kadınlarına tamamen saygısızlık yapıyorsun üç gün boyunca güçlerini kullanamayacaksın senin cezan bu. Kate sana bir ceza yok çünkü sen haklıydın her şeyi izledim. İçinden çıkan sihri çok etkili kullandığın ilk andı tebrik ederim."

"A-ama profesör.." diyerek konuşmak istese de Lowell, Robert'ın konuşmasına izin vermemişti.

"Robert gözlerimin yanıldığını sanmıyorum ne yaptığını gördüm." Robert konuşmaya devam etmeden odadan çıktı Lowell ile odada baş başa kaldık.

"Profesör öğrenmek istediğim şeyler var."

"Tabi sor Kate."

"Tristeo neden beni bulmaya çalışıyor?"

Lowell sırtını bana doğru dönerek, "Tristeo seni bulmaya çalışmıyor güçleri etkisiz ve savunmasız şuan."

"Rüyamda Artemis'i gördüm. Bana kendisi söyledi siz neden yalanlıyorsunuz şimdi."

"Kimse seni yalanlamıyor Kate. Gördüğün rüyayı yanlış yorumlamışsın." Diyerek cama doğru adım atmıştı. Yalan söylediğini anlamak çok zor değildi gözlerini kaçırmasından anlamıştım.

"Ufukta bir savaş var Kate. Sadece bunu bilmen gerekiyor." Odadan çıkarken son cümleyi kurduktan sonra gözlerime güven vererek bakmaya başladı fakat Lowell'a hiçbir şekilde güvenemiyordum. Profesörün odasından çıktıktan sonra kapının önünde Robert beni bekliyordu. O kadar öfkeliydi ki yüzündeki mimikler bile öfkesini derinden gösteriyordu.

"Bu yaptığını unutmayacağım seni ucube cadı." Dediğinde yüzüne bakmadan yanından geçip taş çemberin olduğu yöne doğru yürümeye başladım.

Bayan Hazel'ın dersi taş çemberde olacaktı. Hızlı adımlarla derse yetişmek için bahçede yürümeye başladım. Okulu çevreleyen sihirli barikatın tam ortasında bulunuyordu. Taş çemberin tam ortasında gri bir kristal dikkatimi çekiyordu. Taşa dokunmak istediğimde bunu çok rahat bir şekilde yaptığımı gören herkes elini ağzına götürerek şaşkınlık içerisinde ağızlarını kapatıyorlardı.

"Kate s-sen bunu nasıl yaptın? Bunu nasıl yapabilirsin? Büyüyü mü bozdu?" Bu gibi fısıltıları duymaya başlamıştım. Bayan Hazel beni kolumdan tutarak sinirli bir şekilde tekrar Lowell'ın odasına götürdü.

"Profesör buna inanmayacaksınız ama Kate gri kristalin büyüsünü bozdu ve bunu yüzyıllardır kimse yapamıyor biliyorsunuz."

"Sakin olun bayan Hazel. Kate'in bunu yapabildiğini biliyorum özel gücünün bu olduğuna da eminim.."

"Nasıl? Benim sahip olduğum özel güç nedir?" Gözlerim şaşkınlıktan kocaman açılmıştı.

"Kate sen çok özel birisin. Artemis'in kalbi için özellikle seçildin ve senin özel gücün, sana kara büyülerin etki etmemesi. Hem de ne kadar büyük olursa olsun kimse sana zarar veremez."

"Her ne olursa olsun hiçbir şekilde mi?"

"Tabi bunun özel kehanetleri var. Seni de etkileyecek birkaç şey olabilir daha önceki koruyucularda böyle şeyler oldu ama bunu zaman gösterecek umarım böyle bir şey yoktur."

"Tek temennim bu profesör."

Bayan Hazel yol boyunca dönüp dönüp bana korku içerisinde bakıyordu. Artık hiçbir şeye şaşırmıyordum ayrıca kara büyülerin bana etki etmemesi bir nebze içimi rahatlatmıştı.

Taş çembere geldiğimizde herkes bana korkuyla bakıyordu. Trix ve Rosa'nın yanına gittiğimde hemen beni soru yağmuruna tuttular.

"Kate bu ne demek oluyor?"

"Size odada anlatacağım merak etmeyin."

"Shh sessizlik derse başlayacağız." Diyerek bayan Hazel herkesi susturmuştu. "İlk dersimizde size bazı genel bilgileri vermemde fayda var. Öncelikle erkekler size hem bilek gücü hem de büyü ile savaşma gücünü öğreteceğiz siz bizim koruyucularımızsınız. Kızların kanında gezen yüzyıllardır dolaşan peri kanı ise onları tamamen büyüye itiyor. Savaş anlarında büyü ile çok fazla desteğinize ihtiyacımız olacak tabi ki özellikle Kate. Bilmeyen yoktur Artemis'in kalbine sahip olmak ve bizim Kate'e sahip olmamız büyük bir şans. Etrafta gördüğünüz bu büyülü barikata gücünü veren bu gri kristaldir. Şimdi herkes asalarını çıkartsın ilk dersimiz asanın nasıl tutulacağı ile ilgili.."

Öğrencilerden su bükme gücü olan Linda hemen soru sormuştu. "Kanımızda peri kanı mı var? Bu muhteşem."

"Bu sorunun hikayesi çok ayrıdır Linda. Karanlığın en kuytu köşesinde bile bulamayacağınız bir kötülüğün eseri aslında, ama konu bu değil lütfen asaları çıkartın." Bayan Hazel konuyu bir an önce kapatmak için sesini yükselterek bizi manipüle etmişti. Sakladıkları bir kütüphane dolusu sır vardı. Bize savaş eğitimleri vermek istiyorlar fakat neye karşı savaşacağımızı söylemiyorlardı. Savunmamızı isteyip neye karşı savunacağımızı söylememeleri bizi tamamen güçsüz yapıyordu. Rüyamda gördüğüm Artemis eminim ki bana yol gösterecektir. Sadece ona tekrar nasıl ulaşacağımı bulmam gerekiyordu.

"Sıra sende Kate bakalım senin maharetin nasıl.." diyerek samimiyetsizcd yüzüme gülümsüyordu. Bakışındaki iğrenme hissini o kadar iyi tanıyordum ki. "Şimdi sıra büyülü sözcüklerde.." diyerek alaycı bir şekilde gülümsüyordu.

Önümüzde bulunan kehanet taşına yapmamız istenen bir büyü vardı o da eşyaları kaybetme büyüsüydü. Asamı sallayarak büyülü sözcüklerin ağzımdan birer birer düşmesini bekledim.

"Slayibittias..." büyü sözcüğünü söylediğimde hiçbir şey olmamıştı. Sınıftaki herkesin bana böyle gülünç bir şekilde alayla bakması içimdeki siniri aktif hale getiriyordu. Büyülü sözcüğü tekrar şiddetli bir şekilde söylediğimde vücudumda bir sihir patlaması yaşanmıştı ve herkes dört bir yana savrulmuştu.

"B-ben.." O kadar şaşkındım ki, resmen yanlarında patlamaya hazır bir bomba gibiydim. "Ç-çok özür dilerim..." derken kndimi soyutlamayı düşünmeye çoktan başlamıştım hızlıca koşarak arka bahçeye oradan da odama çıkarken Abel Lennigham ardımdan gelip beni durdurdu.

"Güçlü Artemis'imizin ağlaması bize çok şey kaybettirebilir." Demişti ateş turuncusu gözleriyle bakarken.

"İnsanlara zarar veren kişinin koruyucu olmasını beklemiyorsunuz değil mi?"

"Sen bizim koruyucumuzsun ve bu gücü kontrol altına alacaksın kendine inan. Ben sana inanıyorum."

Abel Lennigham elleriyle saçlarımı okşamaya başladı ateş turuncusu gözleriyle saçlarımı süzerken gözleri dudaklarıma dopru kaydı. Birkaç dakika sessizliğin içerisinde gözlerimiz konuşmaya başladı. Lennigham öyle derin bir iç çekiyordu ki aramızdaki çekimi inkar etme şansım bile olmuyordu.

"Kendine inan, içindeki güç seni kutsayacak ve kalbin mutluluktan titreyecek." Derken kendisini geri çekti. Kalbimdeki acı yüzümdeki gülüşü de perdeleyen kara bir zindan gibiydi. Dudaklarıma doğru esen rüzgarın etkisiyle dudaklarımı birbirine bastırdım. Ayağa kalktım ve Lennigham'ın karşısında durdum. "İnanç deyip duruyorsunuz fakat söylediklerimi hiçbiriniz anlamıyorsunuz." Derken meydan okurcasına Lennigham'ın gözlerine baktım.

"Korkarak kaçıyorsun her şeyden, sen nasıl Artemis'sin!" Derken dudağının kenarı alayla kıvrıldı. Anladıklarımı yüzüne püskürterek söylemek istesem de anlamayacağını biliyordum. Kaşlarım kızgınlıkla çatılırken, "Sen ve diğerleri Lowell'ın kölesi olmuşsunuz." Dediğimde Abel Lennigham öfkeyle kahkaha attı. Cevap dahi vermeden odadan ayrıldı.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

6. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

5 yorum