Yaşadığım her şey bir şaka gibi benimle dalga geçiyordu. Bir rüya değil, kabusu yaşıyor olmalıydım. Ellerimden çıkan sihri bu zamana kadar hiç görmemiştim ne ara bu kadar güçlü bir büyücüye dönmüştüm? İki katlı evimizde annemle yaşarken güzel odamdan bir anda bu dünyaya düşmüş olmam tamamen nevrimi döndürmüştü içine düştüğüm kaos kalbimi korkudan titretiyordu. Abel'ın kollarını bıraktıktan sonra odaya çıkıp günün yorgunluğunu uyuyarak atmıştık.
Sabah olduğunda flybirdin başka bir çeşiti olan kara toprak perileri bizi odalarımızda uyandırmaya gelmişti. Sesleri o kadar cılızdı ki kendimi uyurken rüyada sanmıştım gözlerimi açtığımda on santim boyunda olan flybird karşıma durup sadece bana sesleniyordu.
"Kate uyan, Kate uyan" diyerek cılız sesiyle sürekli aynı şeyi söylüyordu.
Dünyanın ortasında, ormanın derinliklerinde kurulan bu okul sadece büyülü yollarla gidilen bir yerdeydi. Waron diyarı ise kasabasının insanlarla dolu ama herkesin büyüye inandığı bir yerdi. Waron diyarı zamanın hangi dilimimdeydi bunu sadece kalpten hissedenler bulabilirdi.
Zamanın içinde gizlenen bir ülkeydi Waron.
Bu okulda ilk defa sabahı yaşayacaktım. Giyecek hiçbir şeyim olmadığı için buraya uygun olan giysileri Rosa benim için hazırlamıştı.
Hazırlandıktan sonra Trix, ben ve Rosa odadan çıkıp ortak salona geldik geldiğimizde buluştuğum tek yer Abel'in gözleriydi. Ayaklarımdan saçlarıma kadar beni süzmüştü en son saçımdaki yıldızlı tokama gözü takılmıştı birkaç saniye baktıktan sonra dudağını diliyle ıslatarak dudaklarıma bakmıştı. Bu an kalbimin sesini tekrar duymamak için gözlerimi Abel'dan çekip Rosa'ya tekrar geri döndüm.
Ortak Salondan çıkıp merdivenden aşağı indiğimizde tekrar büyük salona geldik.
Profesör Lowel konuşmaya başlamıştı.
"Aydınlık sabahlar, gönlümüzdeki korkuları atıp yeni bir hayata başlamanız dileği ile öncelikle bayan Hazel size asa dersi verecek yeniler lütfen bayan Hazel'ı takip edin. Üst sınıflar burada kalsın 'Kuvarblitsa' yarışları yakında başlayacak katılmak isteyen büyücüler için şartlar çok açık gerçek inanç ve üçüncü sınıfta olmanız şartı var. Katılmak isteyenler bu büyülü deftere adını yazsınlar unutmayın gerçek inancınız yoksa kitap kapandığında adınız silinecek. Hepinize başarılar."
Profesör Lowell konuşmasını bitirdikten sonra bayan Hazel yenileri peşine takıp bir gölün kenarına getirmişti.
"Evet, sevgili yeni büyücülerimiz bu gördüğünüz göl mütevazi kuşlar gölü ama unutmayın eğer mütevazi olmazsanız size bir faciayı yaşatabilir." Korkunç bir gülümseme ile konuşmaya devam etti. "Görüyorum ki hala eksikleriniz var o yüzden mütevazi kuşlar gölünü Waron diyarının kasabasına gitmek için kullanacaksınız iki erkek ve bir kız şeklinde gideceksiniz orada kötülüklere karşı gözlerinizi dört açın. " elini göle doğru uzatıp bir kapı açmıştı bu kapıyı kullanarak Waron diyarına gidecektik.
Elini şıklattığı anda herkes çoktan grup olmuştu ve benim şansıma Abel çıkmıştı. Ah hadi ama diyerek içimden geçirmiştim Abel yüzümün ekşimesinden hemen anlamıştı.
"Merak etme kurtarıcın yanında." Diyerek yine kıs kıs gülmüştü.
"Aman ne koruyucu ama.." diyerek gözlerimi devirdim. Abel bu durumdan çok mutluydu benimle dalga geçmeye bayılıyordu.
Kapıdan geçtiğimizde kasabanın bir kaç mil ötesindeydik üçümüz yürümeye başladık kasabanın pazarına ulaştıktan sonra birkaç dükkana girip gerekli büyü kitaplarını almıştık. Daha sonra asa seçimi vardı her asanın kaderini elimizde tuttuğumuzda biz belirleriz diye uyarmıştı bayan Hazel.
"Abel asayı seçerken tam olarak ne yapmam gerekiyor?"
"Sen kendini Yaşlı Jonat'a bırak o sana uygun olanı verecektir." İçeriye girdiğimizde tozlu büyük kitaplar bizi karşılamıştı. Yaşlı Jonat karşımızda duruyordu.
"Bayan Kate hoş geldiniz."
"S-siz adımı nereden biliyorsunuz?"
Masumca gülümsedi. "Sizi burada tanımayan yok." Diyerek elimi tutup gözlerini kapattığında elinden çıkan ışık hüzmesine gözüm takılmıştı. Bir anda ses çıkarttığında baya bir ürküyordum.
"Buldum.. Evet evet buldum bu gücü ancak Zümrüdüanka'nın kanından yapılmış asa kaldırabilir."
"N-ne zümrüdüanka asası mı?" Diyerek şaşkınlık içerisinde bana bakıyordu Abel ve yanındaki çocuk..
"Bunun anlamı ne?"
"Bu asa yüzyılda bir üretilebilir. Zümrüdüanka'nın döngüsü yüzüncü yılda sona erer ve çıkan kanı asaya dönüştürülür yüz yılda bir kurtarıcılar gönderilir ve o kurtarıcıya bu asa verilir." Bir çırpıda anlatıp hala şaşkınlık içerisinde bana bakıyordu.
"B-ben neyi kurtaracağım? Çok saçma bu, olamaz böyle bir şey." Dediğimde yaşlı Jonat asayı elime tutuşturdu. Tuttuğum anda bir fırtına kopmuş gibi gök gürledi, yer yerinden oynadı, her yere yağmur yağmaya başladı sanki içimde bir şeyin kilidi açılmıştı. Bunu damarlarımdan akan kanda bile hissettim. Asadan çıkan kırmızı ateş hüzmeleri, gözlerimin dönüşen rengi hepsi bir anda olmuştu. Bu olduğu anda yere yığılıp kaldım ve bir rüya görmeye başladım.
Uçurumun kenarına doğru uçan bir güvercin gördüm, uçmayı bıraktı kanatlarını durdurdu çırpmadı ve intihar etti. İntihara sürüklenen şey gerçek benliğim miydi? Elimi uzatıp kuşu yakalamaya çalıştım ama olmadı gücümün aktifleşmesini istedim ama asa çalışmıyordu.
Kurtarıcı görevini yapamamıştı bir canı kurtaramamıştı. Tam uçurum kenarına geldiğimde uçurumdan gelen rüzgar saçlarımı uçuşturuyordu. Tek bir adım bu adım atılırsa bu kurtarıcının intiharı olurdu.. ama hayır kurtarıcılar yaşamalı ya dünyayı ya da kendilerini bu kötülükten korumalılar.
Tam bir adımı atacakken ensemden bir el yine beni kurtarmıştı nefesi boynumu yokluyordu. Sıcaklığı içimi ısıtıyordu.
Arkamda duran kişi ARTEMİS'ti.
"Sevgili kalbim, dünyamızın kurtarıcısı gördüğün bu sanrı gerçek benliğinin sanrısı sen bensin, ben de senim uçurumdan düşen güvercini gördün değil mi? O güvercinleri kurtarmak senin elinde yüzyıllardır kara büyüyle kaplı mağarasından çıkmak için bekleyen saf kötülüğün sahibi Tristeo var. Onu yenmek senin elinde. Kalbimi söküp yerinden alan kötüyü yenmelisin."
Tam soru soracakken çoktan uyanmıştım.
Gözlerimi açtığımda kendimi tedavi odasında buldum başımda bekleyen kişi kurtarıcım Abel'dı. "A-abel ne oldu bana?" Diyordum mırıldanarak.
"Yine kucağıma bayıldın Kate ben de seni kucaklayıp buraya getirdim. Profesör Lowell'a durumu anlattım her şeyi biliyor. Rüya çukurunda senin rüyanı bana izletti. Kurtarıcının, kurtarıcısı olmak büyük bir şeref." Diyerek rüyadan kalan gözyaşlarımı elinin tersiyle sildi. Elinin sıcaklığını kalbimde hissediyordum fakat klbime dolan bu sıcaklığın anlamını bir türlü bilemiyordum. Rüyamda bana verilen mesaj çok netti Tristeo çoktan kötüler cemiyetini kurmaya başlıyordu.
"Ben kaç saattir bu haldeyim?" Dedim uykulu sesimle mırıldanarak.
"Dışarıya bak hava karardı beş altı saattir bu haldesin."
Sanki çok umrumdaymış gibi, "Dersler?" Diyerek saçma bir soru sormuştum.
"Sen bayılınca durduruldu tabi ki. Bizi dersten bile kurtardın." Diyerek kıs kıs güldü. Yanağının kenarında oluşan çukurda birkaç saniye gözlerim oyalandı. Bakışımdaki derinliği anlayınca gülmeyi bırakıp, "Su ister misin?"diyerek sordu.
"Ç-çok iyi olur." Kalkarken kendimi o kadar bitkin hissediyordum ki bayılacak gibi oluyordum.
Abel Lennigham kollarıyla hemen belimi kavradı. Kalkmama yardımcı oldu. Elinin büyüklüğü belimi çepeçevre sarıyordu. "Sen benim ebediyen kurtarıcım mı olacaksın?" Diyerek sorduğumda yüzüm kıpkırmızı domates gibi olmuştu.
"Her prensesin bir şövalyesi olur. Senin şövalyen benim, kaçtığın şey de senin gerçeğin."
"Bugün bu kadar öğüt yeter gerçekten kotam doldu." Diyerek alayla gülümsedim.
"Bence de artık susmalıyız." Derken sakince gülümsedi.
Sessizlikten kurtulmak için, "Ha bu arada Profesör Lowell'ın bahsettiği yarışma nedir?" Diyerek saçma bir soru yönelttim.
"O yarışma her sene olur Waron diyarında eski bir İskoç geleneği ama tabi bu büyülü hali."
"Nasıl bir yarışma bu? Adı neydi hah buldum Kuvarblitsa.."
"Birkaç elemeden oluşuyor aslında üç eleme her biri farklı yarışmalar birisi Denizde oluyor denizin içerisinde sihirli Kuvar balıklarını yakalayanlar bir sonraki aşamaya geçiyor. Bir sonraki aşama da gül bahçesinde ama tuzaklarla döşenmiş bir bahçe orada da bayrakları alan kişiler final aşamasına çıkıyorlar. Finalde de sana verilen ejderhayı ehlileştirmen lazım eğer ehlileştirilmezse ve sahibine saldırırsa o kişi kaybediyor ehlileştirebilenler kazanıyor."
"Çok değişik ilk defa duyuyorum."
"Öyle bir kere izleme şansım olmuştu. Babam getirmişti , babamı tanıyorsundur zaten babanın üvey kardeşi..."
"Evet Honour Lennigham değil mi? Bana korkutucu olduğunu söylemişlerdi."
"Herkesin içinde tuttuğu bir kötülük vardır Kate eğer bana soruyorsan babam kötü biri değil."
"Bunu bilemem içimdeki korkuyla savaşmayı öğrenmem gerekiyor öncelikle.."
"Seni kurtarmaya devam etmem gerekiyor sanırım. Başımdaki en büyük dert oldunuz bayan Kate."
"Neden sen benim kurtarıcımsın?" Dedim bir anda.
"Çünkü profesör Lowell öyle istiyor malesef."
"Malesef mi? İstemiyorsan yapmak zorunda değilsin başımın çaresine bakabilirim."
"Nasıl olacakmış o? Beterik Joe'ya bile yenik düşüyordun sen." Diyerek yine kıs kıs gülmeye başladı. Yüzünü kocaman bir yumruk patlatmak istiyordum.
"Benimle dalga geçmen bittiyse odama çıkmak istiyorum." Diyerek ayağa kalkmaya çalıştığımda gücün verdiği ağırlığa alışamadığım için yine başım dönmüştü.
Abel'in kucağına düştüğümde beni elleriyle belimden yakalamıştı tekrar ve tekrardan...
Gözlerimde ateşe dönmüş renk duygumu belli eden sihrin bir parçasıydı. Abel birkaç saniye daha gözlerime baktıktan sonra hemen kendini geri çekti. Aramızda anlam veremediğimiz derin bir çekim vardı.
"Bunu artık kasten yaptığını düşünmek üzereyim yoksa sen benden-" diyerek susmuştu. Ve kıs kıs gülmeye devam ediyordu aptalca.
"Abel saçmalama kafayı mı yedin sadece başım döndü.." demiştim tek kaşımı kaldırırken.
"Tamam tamam kızma ben sana yardım edeyim." Diyerek tekrar belimden tutmaya başlamıştı bana eşlik ederek odama çıkmama yardım etmişti.